<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; veda hutbesi</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/veda-hutbesi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz. İlyas (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ilyas-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ilyas-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 09:02:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bab]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[harun]]></category>
		<category><![CDATA[hepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibn abbas]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nuh]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rabbi]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[yahya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İLYAS (a.s)
Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)&#8217;dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)&#8217;a dayandığı rivayet edilen bir İsrailoğulları Peygamberi.
Hz. Musa&#8217;dan sonra İsrailoğullarının çeşitli boyları. Şam civarına yerleşmiştir. Şam bölgesindeki &#8220;Bek&#8221; şehrine yerleşen ve zamanla Allah&#8217;a isyan ederek haddi aşan bir Benu İsrail kabilesine Hz. İlyas (a.s)&#8217;ın gönderildiği rivayet edilmektedir. İlyas (a.s) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. İLYAS (a.s)</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)&#8217;dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)&#8217;a dayandığı rivayet edilen bir İsrailoğulları Peygamberi.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;dan sonra İsrailoğullarının çeşitli boyları. Şam civarına yerleşmiştir. Şam bölgesindeki &#8220;Bek&#8221; şehrine yerleşen ve zamanla Allah&#8217;a isyan ederek haddi aşan bir Benu İsrail kabilesine Hz. İlyas (a.s)&#8217;ın gönderildiği rivayet edilmektedir. İlyas (a.s) Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de iki değişik sûrede anılmıştır. Bir yerde diğer Peygamberler ile birlikte ismi geçmiştir: &#8220;(İbrahim&#8217;e) Zekeriya Yahya İsa ve İlyas&#8217;ı da bağışladık. Hepsi salihlerdendi&#8221; (el-Enbiya 21/85). Diğer sûrede ise İlyas (a.s)&#8217;ın kıssası özetle anlatılmıştır. Musa ve Harun (a.s)&#8217;dan bahsedilmiş onların Allah&#8217;ın salih kulları olduğu anlatıldıktan sonra İlyas (a.s)&#8217;ın kıssasına geçilmiştir: &#8220;Muhakkak İlyas da peygamberlerdendi&#8221; (es-Sâffat 37/123). Bu ayet-i kerime İlyas (a.s)&#8217;ın etrafında Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından oluşturulmuş olan efsanevî kimliği aralamakta onun Allah&#8217;ın diğer Peygamberleri gibi bir peygamber olduğunu anlatmaktadır. Buhârî Kitâbu&#8217;l-Enbiyâ bölümünde İlyas (a.s) için bir bab açmış ve onun kıssasını anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmiştir. ibn Mes&#8217;ûd ve ibn Abbas&#8217;ın rivayetine göre Hz. ilyas ile idris (a.s) aynı şahıstır (Buhârî Enbiyâ 4). idris (a.s) da Nuh (a.s)&#8217;ın babasının dedesidir (Buhâri Enbiyâ 5).</p>
<p>İlyas (a.s) Peygamber olarak gönderildiği insanları dine davet etmiştir: &#8220;(Hz. İlyas) milletine: &#8220;Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan sizin de Rabbınız önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah&#8217;ı bırakıp da Ba&#8217;l putuna mı taparsınız?&#8221; demişti (es-Sâffât 37/124-126).</p>
<p>Ayet-i Kerime&#8217;de geçen &#8220;Ba&#8217;l&#8221; o kavmin tapındığı putun ismidir. Oturduğu şehirlerinin ismi &#8220;Bek&#8221; olan bu halkın tapındıkları puttan dolayı şehirlerinin isminin &#8220;Ba&#8217;lebek&#8221; olduğu rivayet edilmektedir.</p>
<p>Rivayete göre Hz. İlyas İsrailoğullarına Hızkil (a.s)&#8217;dan sonra gönderilmiştir. İnsanları Allah&#8217;a imana çağıran Hz. İlyas kavminin Ba&#8217;l putuna tapmamasını emretmiştir. O bölgenin kralı önce iman etmesine rağmen daha sonra irtidat ederek Hz. İlyas (a.s)&#8217;ı öldürmeye kalkmıştır. Hz. İlyas yedi sene kadar dağlarda bayırlarda dolaşmış insanları Tevrat&#8217;ın emirlerine davet etmiş iman etmemeleri üzerine o beldeye üç yıl hiç yağmur düşmemiştir. Daha sonra Hz. İlyas&#8217;ın duasıyla yağmur yağmasına rağmen yine İlyas (a.s)&#8217;a iman etmemişlerdir. Kendisinden sonraki Benûisrail Peygamberlerinden Kur&#8217;an&#8217;da ismi zikredilen Elyas&#8217;a (a.s)&#8217;ı Hz. İlyas yetiştirmiştir. Rivayete göre kavminin imansızlığına kızan İlyas (a.s) Allahu Teâlâ&#8217;dan kendisini gökyüzüne kaldırması için dua etmiş bunun üzerine belirlenen bir yerde yanında Elyas&#8217;a (a.s) da varken gökten gelen ateş gibi bir ata binip havalanmış nübüvvet simgesi olarak da aşağıda kalan Elyas&#8217;a hırkasını atmış ve semâya refedilmiştir.</p>
<p>Ancak şurası unutulmamalıdır ki bu rivayetler İsrailoğullarının Tevrat kökenli rivayetleridir. İşin doğrusunu en iyi Allah bilir (İbn Kesîr Tefsiru&#8217;l Kur&#8217;ani&#8217;l Azîm VII 31). Hz. İlyas (a.s)&#8217;ın Hızır (a.s) ile yılda bir kez buluştuğuna inanılır halk arasında bu buluşma Hızır İlyas (Hıdrellez*) şeklinde simgelenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ilyas-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. SÜLEYMAN (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-suleyman-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-suleyman-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 09:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[davud]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[eseri]]></category>
		<category><![CDATA[hemen]]></category>
		<category><![CDATA[hiram]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nazik]]></category>
		<category><![CDATA[nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[salomon]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[Hz. SÜLEYMAN (a.s)
İbrânice Şlomo (Salomon). Hz. Davud&#8217;un oğlu O&#8217;ndan hemen sonra İsrail oğullarının peygamberi &#8220;akl-ı selim&#8221; ve &#8220;nazik&#8221; manalarına gelen &#8220;selim&#8221;in eş anlamlısı.
Kitab-ı Mukaddes&#8217;e göre Hz. Süleyman israiloğullarının icraatlar yapmış büyük peygamber ve hükümdardır. Kur&#8217;ân-ı Kerim Hz. Süleyman&#8217;ın bir İsrailoğulları peygamberi olduğunu açıklarken; Hıristiyanların mukaddes kitabı İncile göre O bir İsrail kralıdır. Devrinin en önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. SÜLEYMAN (a.s)</p>
<p>İbrânice Şlomo (Salomon). Hz. Davud&#8217;un oğlu O&#8217;ndan hemen sonra İsrail oğullarının peygamberi &#8220;akl-ı selim&#8221; ve &#8220;nazik&#8221; manalarına gelen &#8220;selim&#8221;in eş anlamlısı.</p>
<p>Kitab-ı Mukaddes&#8217;e göre Hz. Süleyman israiloğullarının icraatlar yapmış büyük peygamber ve hükümdardır. Kur&#8217;ân-ı Kerim Hz. Süleyman&#8217;ın bir İsrailoğulları peygamberi olduğunu açıklarken; Hıristiyanların mukaddes kitabı İncile göre O bir İsrail kralıdır. Devrinin en önemli hadisesi Ken&#8217;anlıların kesin olarak itaat altına alınmasıdır. Bundan ayrı olarak Hz. Süleyman memleketini 12 eyalete ayırarak her birine birer vali tayin etmiş; böylece ülkenin daha iyi idaresini sağlamıştır. 12 eyalet olmasının sebebi her bölgeye yılda bir ay devlete karşı mükellefiyetler koymasındandır.</p>
<p>Hz. Süleyman saltanatlı ve azametli bir peygamberdir. O&#8217;nun krallığı bu günkü Filistin Ürdün&#8217;ün tamamı ve Suriye&#8217;nin bir kısmını içine almakta idi. Hz. Süleyman&#8217;ın eserleri arasında memleketin savunması için inşa ettirdiklerini ilk sırada saymak lâzımdır. Asker sevki için seçilen kilit noktalarda yaptırılan istihkâmlar bu bakımdan çok önemlidir.</p>
<p>Hz. Süleyman&#8217;ın en mühim eseri Siyon dağı&#8217;na inşa ettirdiği Mâbed&#8217;tir. Babası Hz. Davud zamanında aynı yerde yalnız bir çadır vardı ve bu çadıra Tâbutül-ahd (Ahid sandığı) konulmuştu. Süleyman Mâbedi veya sadece Mâbed denilen yapının bugün temel duvarlarından bir bölümü kalmıştır. Ağlama duvarı olarak isimlendirilen kısım da bu temeldir. Süleyman Mâbed&#8217;i Yahudi Hıristiyan ve Müslümanlarca mukaddes sayılmaktadır. Hz. Süleyman Sur kralı Hiram ve Mısır Firavunuyla dostluk kurduğu için her iki ülke ile ticari ve kültürel münasebetlere girişmiştir. Böylece yabancı kültür ve müesseseler israiloğulları arasına da girmeğe başlamıştır. Nitekim o tarihten sonra Kudüs&#8217;te hem yabancı mallar satılmaya başlanmış; hem de yabancı hükümdarlar Hz. Süleyman&#8217;ı ziyarete gelmişlerdir. Bu konuyu vurgulayan Kitab-ı Mukaddes (Tevrat I. Krallar X 22). Hz. Süleyman&#8217;ın büyük bir deniz ticaret filosu kurduğunu zikreder.</p>
<p>İsrailoğulları Hz. Süleyman zamanında sosyal ve medenî açıdan en üst düzeyde bir gelişme sergilemişlerdir. Tarihçiler Hz. Süleymanı âlim imarcı ve saltanat seven bir kişi olarak tasvir eder (A. Refik Tarih-i Umumi İstanbul 1328 I 266). Hz. Süleyman babasından devraldığı büyük devleti daha da güçlendirerek idaresi altındaki bütün toprakları askerî açıdan kontrol altına almayı başarmıştır.</p>
<p>Hz. Süleyman&#8217;ın hayatı ve faaliyetleriyle ilgili bilgileri daha çok Tevrat ve Kur&#8217;ân&#8217;da bulmaktayız. Kur&#8217;ân-ı Kerim dışındaki kaynaklarda O&#8217;nun hayatı hakkında efsanevî nakillere rastlanmaktadır. Gerçek bilgilerle bu esâtirî nakilleri birbirinden ayırmak oldukça zordur.</p>
<p>Hz. Süleyman tahta çıkar çıkmaz öncelikle kendisine karşı olanları etkisiz hale getirmiş; yakın dostları ve güvendiği kişilere askerî idarî ve dinî görevler vermiştir. Hz. Süleyman&#8217;ın kurduğu devletin temeli daha ziyade ticarete dayanmaktadır. Bundan dolayıdır ki çevresindeki devletlerden bazıları O&#8217;nunla ticaret ortaklıkları kurmuşlardır. Hz. Süleyman özellikle başkent Kudüs için büyük çapta harcamalara girişmiş; burada bir sur Millo adı verilen bir bina ve meşhur Kudüs Mâbedi&#8217;ni yaptırmıştır. Bu Mâbet zamanla Yahudiliğin ve ilk dönem Hıristiyanlığının tek dinî merkezi durumuna gelerek fiziki yapısının ötesinde bir önem kazanmıştır. Diğer taraftan Hz. Süleyman zamanında gelişen milletler arası ticaret ağı İsrailoğulları arasında fikrî ve dini açıdan evrensellik anlayışının doğmasını sağlamıştır (Bertholet Wörterbuch der Religionen Stuttgart 1962 s. 482).</p>
<p>Hz. Süleyman&#8217;ın hakîm ve şair yönü de meşhurdur. Kitab-ı Mukaddes (Tevrat)&#8217;de 31 babtan meydana gelen Süleyman&#8217;ın Meselleri&#8217;nin O&#8217;na ait olduğu Yahudi kaynaklarında zikredilir. Bu bölümde Hz. Süleyman&#8217;ın hikmetli sözlerinden örnekler bulunmaktadır: &#8220;Rab korkusu bilginin başlangıcıdır&#8221;; &#8220;Sefihler ise hikmet ve terbiyeyi hor görürler&#8221; (I. bab 7. cümle). Bunun yanı sıra yine Kitab-ı Mukaddes (Tevrat)&#8217;de 8 babtan meydana gelen ve O&#8217;nun yazdığı iddia edilen Neşidelerin Neşidesi bölümünde bir peygambere hiç de yakışmayacak aşk ve harem hayatından bahseden cümleler vardır. Bunlar da Tevrat&#8217;ın tahrife uğradığını açık seçik göstermektedir. Neşidelerin Neşidesi baştan sona okununca bu cümlelerin bir peygamber ağzından çıkmayacağını dindar yahudiler dahi kolayca kabul edebilir. Saydıklarımızdan ayrı olarak Yahudi mezheplerinden Ferisiliği desteklemek için Süleyman&#8217;ın Mezmurları adıyla uydurulmuş 18 Mezmur daha vardır. Bunlar Tevrat&#8217;a alınmamıştır. Tevrat&#8217;taki Mezmurlar O&#8217;nun babası Hz. Davud&#8217;undur.</p>
<p>Hıristiyan literatüründe Hz. İsa&#8217;nın &#8220;Davud oğlu&#8221; diye anılması O&#8217;nun yalnızca Hz. Davud neslinden geldiğini belirtmek için değildir. Hz. İsa&#8217;nın aynı zamanda Hz. Süleyman gibi insanlar ve cinlere hükmeden gerçek bir &#8220;Davud oğlu Süleyman&#8221; olduğunu vurgulamak içindir (Ana Brit. XX169). Arap tarihçileri Hz. Süleyman&#8217;ın ihtişamlı şahsiyetini O&#8217;nun sihir ve kehanetteki fevkalâde üstünlüklerini en karmaşık problemleri keskin zekâsıyla çözüşünü vb. fetanetini anlatmak için müstakil eserler yazmışlardır. Kur&#8217;ân-ı Kerim ve İslâm kaynaklarının Hz. Süleyman hakkında verdiği bilgiler Divan edebiyatına da ilham kaynağı olmuştur. Süleymannâme ve Kitab-ı Süleyman O&#8217;nun dini destanî hayatını konu edinen değerli eserlerden sadece ikisidir.</p>
<p>Arap ve Süryani yazılarının icadını Hz. Süleyman&#8217;a isnat edenler bulunduğu gibi; Arapça bir çok sihir kitabını O&#8217;nun yazdığını iddia edenler de vardır. Hz. Süleyman&#8217;la ilgili efsanelerdeki İran tesiri O&#8217;nun Çemşid&#8217;le mukayese edilmesine zemin hazırlamıştır (J. Walker XI174). Hz. Süleyman&#8217;ın mezarı belli değildir. Ancak Kubbetü&#8217;s-sahrâ (Kudüs) veya Taberiye gölü yakınında bulunduğunu bazı eserler zikretmektedir.</p>
<p>Hz. Süleyman&#8217;la ilgili en sağlam bilgiler şüphesiz Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de mevcuttur. Kur&#8217;ân&#8217;da Hz. Süleyman&#8217;ın ismi çok geçer. Kur&#8217;ân O&#8217;ndan Allah&#8217;ın gerçek bir rasulû bir nebi ve peygamberlerin bir numunesi olarak söz ederken kendisine has meziyetlerini de açıklar. Cenab-ı Hakk&#8217;ın zaman ve şartlar gereği her peygamberine ihsan ettiği mucizelerden farklı olarak Hz. Süleyman&#8217;a da verdiği bir takım mucizeleri vardır. Kur&#8217;ân öncelikle Hz. Süleyman&#8217;ın asla kâfir olmadığını (el-Bakara 2/102) vurgulamakta ve Allah&#8217;ın O&#8217;na vahyettiğini açıklamaktadır (en-Nisa 4/163). Kur&#8217;ân&#8217;ın bir diğer ayetinde (el-En&#8217;am 6/84). Hz. Süleyman&#8217;ın hidayet ve nübüvvete kavuşturulduğu; adaleti tatbik konusunda babasını dahi geçtiği (el-Enbiya 21/78 79); kendisine ilim verildiği (en-Neml 27/15); kuşların dilini anladığı (en-Neml 27/16); cinlerden insanlardan ve kuşlardan ordular topladığı (en-Neml 27/17) bildirilmektedir. Hz. Süleyman&#8217;ın en önemli hizmetlerinden biri Sebâ Melikesinin O&#8217;nun maiyyetinde müslüman oluşudur (en-Neml 27/44). Rüzgârın Hz. Süleyman&#8217;ın emrine verildiği; erimiş bakır madenlerinin O&#8217;nun için sel gibi akıtıldığı; cinlerden bir kısmının O&#8217;nun emrinde çalıştığı (es-Sebe&#8217; 34/12) yine Kur&#8217;ân&#8217;dan öğrendiğimiz hususlardır. Hz. Süleyman&#8217;ın daima Allah&#8217;a yöneldiğini (Sa&#8217;d 38/30); imtihan edilmesi üzerine Rabbından bağışlanma dileğinde bulunduğunu ve kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlığı Rabbından istediğini (Sa&#8217;d 38/34-35) Kur&#8217;ân bize haber vermektedir.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;den hayat hikâyesini oldukça ayrıntılı bir şekilde öğrendiğimiz Hz. Süleymanın özellikle Tevrat ve Yahudi kaynaklarında farklı anlatılışı dikkat çekmektedir. Kur&#8217;ân-ı Kerim Hz. Süleyman&#8217;ın bu yük saltanat ve güçlerini büyülerle elde ettiği yolundaki Tevrat (I Krallar ve II. Krallar)&#8217;dan kaynaklanan isnadı şiddetle reddeder. Bir diğer husus da şudur: Hz. Davud ve oğlu Hz. Süleyman bir kavmin çobansız kalan sürüsünün geceleyin başkasına ait bir arazide yayılması üzerine ortaya çıkan zararla ilgili olarak hüküm vermek durumunda kalmışlardır. Bu meselede Hz. Süleyman&#8217;ın hükmü babasının verdiği hükümden daha isabetli olmuştur. Bu önemli hadiseye Kitab-ı Mukaddes ve Yahudi kaynakları yer vermediği halde; bu konuda da doyurucu bilgileri ancak Kur&#8217;ân tefsirlerinden almaktayız.</p>
<p>Yine Kur&#8217;ân-ı Kerim Hz. Süleyman&#8217;ın cinlerden insanlardan ve kuşlardan ordular topladığını (en-Neml 27/17) açıkladığı halde gerek Tevrat gerekse İncil bu konuya hiç temas etmemiştir. Kur&#8217;ân dışında hadiseyi ayrıntılı bir şekilde ancak Talmud ve hahamlara ait rivayetler ele almıştır. Ayni şekilde Hz. Süleyman&#8217;a kuş ve hayvan dillerinin öğretilmiş olduğuna dair Kitab-ı Mukaddes&#8217;te bilgi bulunmamasına karşılık Kur&#8217;ân-ı Kerim önemine binaen bu meselede bizleri bil gilendirmiştir. Biraz farklı olmakla beraber bu konuda İsrail kaynaklı eserlerde (Yahudi Ansk. XI 439 vd. ) bilgi bulunmaktadır.</p>
<p>Hz. Süleyman adının geçtiği her yerde Sebâ Melikesinin adı da hemen hatırlanmaktadır. Bilindiği gibi Yemen&#8217;deki Sebâ devleti melike Belkıs tarafından idare edilmektedir. Belkıs&#8217;ın müslüman oluşu Hz. Süleyman&#8217;ın Rahman ve Rahîm olan Allah&#8217;ın adıyla başlayan mektubuyla gerçekleşmiştir. Hz. Süleyman&#8217;la Sebâ Melikesi arasında geçen kıssa Kur&#8217;ân-ı Kerim (en-Neml 27/20-44) Tevrat (II. Tarihler IX1-12) ve İncil (Matta XII 42; Luka XI 31)&#8217;de çeşitli şekillerde zikredilmiştir. Ancak bu kıssanın Yahudi şifâhî rivayetlerinde geçen şekliyle Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatılışı arasında büyük bir benzerlik tesbit edilmektedir (Mevdudi Tefhim (Türk. çev.) İstanbul 1987 IV103). Ancak Hz. Süleyman ile çağdaş olan Sebe kraliçesinin Belkıs olup olmadığı değildir. Zira Milattan sonra 250&#8242;li yıllarda yaşayan ve adı Belkıs olan bir Himyeri Kraliçesi bilinmektedir. Müfessirlerin yakın tarihte ismi bilinen Belkıs ile Hz. Süleyman&#8217;ın çağdaşı olup ismi bilinmeyen kraliçeyi barıştırmış oldukları görülmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-suleyman-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Hz. Ali´ye Vasiyyeti</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-hz-ali%c2%b4ye-vasiyyeti.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-hz-ali%c2%b4ye-vasiyyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:32:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[feda]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mahrum]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[zevk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ali (kv) bildiriyor:
Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:
&#8220;Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir&#8221; buyurdu ve devam etti:
Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:
1. Namaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ali (kv) bildiriyor:</p>
<p>Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:</p>
<p>&#8220;Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir&#8221; buyurdu ve devam etti:</p>
<p>Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:</p>
<p>1. Namaz kılmak<br />
2. Oruç tutmak<br />
3. Sadaka vermektir.</p>
<p>Münafıkta da üç alamet vardır:</p>
<p>1. Herkesin yanında namaz kılarken rüku, secde ve diğer rükunları tam olarak yapar; yalnız namaz kılarken bunların hiç birine dikkat etmez.<br />
2. Kendisini medhettikleri zaman işlerini seve seve, zevkle yapar.<br />
3. Allahu Teala Hazretlerini başkalarının yanında zikredip, yalnız kalınca unutur.</p>
<p>Münafıkta üç alamet daha bulunur:</p>
<p>1. Söylediği söz yalandır.<br />
2. Verdiği sözde durmaz.<br />
3. Emanete hıyanet eder.</p>
<p>Ya Ali! Zalimde de üç alamet vardır:</p>
<p>1. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar.<br />
2. Gücü yeterse başkalarının malını zorla alır.<br />
3. Nereden yiyip, nerden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez.</p>
<p>Kıskançlarda da üç hususiyet vardır:</p>
<p>1. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır.<br />
2. Herkesin arkasından gıybet eder.<br />
3. Musibete düşen kimselere sevinir.</p>
<p>Ya Ali! Tembellerde de üç alamet vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;ya yaptığı taatinde tembellik eder.<br />
2. Kusurlu amel eder. Yaptığı da boşa gider.<br />
3. Namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir.</p>
<p>Tevbe eden kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Haramlardan sakınır.<br />
2. İlim öğrenmeye hırslı olur.<br />
3. Göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi, tevbe ettiği günaha bir daha dönmez.</p>
<p>Ya Ali! Akıllı kimsede de üç alamet bulunur:</p>
<p>1. Dünyayı aşağı görür.<br />
2. Cefa, sıkıntı çeker.<br />
3. Sıkıntı, musibet geldiği zamanlarda sabreder.</p>
<p>Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Kendisini ziyaret etmeyenleri ziyaret eder, sıla-i rahim eder.<br />
2. Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur.<br />
3. Kendisine zulmedene karşı durmaz.</p>
<p>Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın emirlerinde, farzlarda tembellik eder.<br />
2. Abes sözleri çok söyler.<br />
3. Allahu Teala&#8217;nın mahluklarına çok eziyet eder.</p>
<p>Ya Ali! İyi bahtlı olan kimselerinde üç vasfı vardır:</p>
<p>1. Yediği helaldir.<br />
2. Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur.<br />
3. Beş vakit namazı cemaatle kılar.</p>
<p>Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır:</p>
<p>1. Yediği haramdır.<br />
2. İlimden uzak olur.<br />
3. Namazı özürsüz yalnız kılar.</p>
<p>İyi işli kimselerin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın taatinde acele eder.<br />
2. Haramlardan sakınır.<br />
3. Kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder.</p>
<p>Ya Ali! Kötü işli olanın da üç alameti vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın emirlerini yapmakta gevşek davranır.<br />
2. Herkese zararı dokunur.<br />
3. Kendisine iyilik edene kötülükte bulunur.</p>
<p>Ya Ali! Salih kimsede üç husus bulunur:</p>
<p>1. Allahu Teala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder.<br />
2. İlmiyle dini kuvvetlendirir.<br />
3. Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir.</p>
<p>Ya Ali! Sakınan, müttaki kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır.<br />
2. Yalan söylemekten sakınır.<br />
3. Harama düşmek korkusu sebebiyle helalden sakınır.</p>
<p>Günahkarın da üç alameti vardır:</p>
<p>1. İşlerinde yanılır, hata eder.<br />
2. Oyun ve çalgı ile meşgul olur.<br />
3. Unutkan olur.</p>
<p>Ya Ali! Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Zaiflere acımaz.<br />
2. Az şeye kanaat etmez.<br />
3. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez.</p>
<p>Sadık olan kimsenin de üç hasleti vardır:</p>
<p>1. Yaptığı ibadetini gizler.<br />
2. Başına gelen sıkıntı ve musibetleri gizler.<br />
3. Üçüncü vasıf kaynak da belirtilmemiştir.</p>
<p>Fasıkta da üç alamet bulunur:</p>
<p>1. Fitne ve fesadı sever.<br />
2. Halkın hastalık ve musibetini ister.<br />
3. İyi amelden kaçar.</p>
<p>Suflilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır:</p>
<p>1. Akrabasını azarlar.<br />
2. Komşusunu incitir.<br />
3. Günah işlemeyi sever.</p>
<p>Ya Ali! Allahu Teala&#8217;nın merdûdu, reddettiği kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder.<br />
2. Halka sıkıntı verir.<br />
3. İşlerini başkalarına yükler.</p>
<p>Abid olanın da üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar.<br />
2. Şehvetini, arzularını terk eder.<br />
3. Allahu Teala&#8217;nın rızası için huzurunda çok durmayı adet eder.</p>
<p>Ya Ali! Muhlis olanın da üç hasleti vardır:</p>
<p>1. Gücü yeterse affeder.<br />
2. Malının zekatını verir.<br />
3. Sadaka vermeyi sever.</p>
<p>Ya Ali! Bahîl, cimri olanın da üç alameti vardır:</p>
<p>1. Açlıktan korkar.<br />
2. Bir şey isteyenden, dilenciden korkar.<br />
3. Kendisine iyilik eden kimseye, içindekinin hilafına dili ile hayır söyler.</p>
<p>Ya Ali! Sabırlı olanın üç alameti vardır:</p>
<p>1. Taat etmeye sabreder.<br />
2. Günahları terk etmeye sabreder.<br />
3. Allahu Teala&#8217;nın hükümlerine sabreder.</p>
<p>Ya Ali! Facir olanın üç alameti vardır:</p>
<p>1. Yemin etmekle övünür.<br />
2. Kadınları aldatır.<br />
3. Çok bühtan, iftira eder.</p>
<p>Ya Ali! Seni sevenlerin üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Malını sana feda eder.<br />
2. Canını senin için feda eder.<br />
3. Senin sırrını gizli tutar.</p>
<p>Ya Ali! Kafirin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Hak Teala&#8217;nın dininden şüphe eder.<br />
2. Hak Teala&#8217;nın sevdiklerine düşmanlık eder.<br />
3. Taat ve ibadetten gafil olur.</p>
<p>Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın mekrinden emin olur.<br />
2. Rahmetinden ümitsiz olur.<br />
3. Hak Teala&#8217;ya ve Resulüne muhalefet etmeyi kendisine adet eder.</p>
<p>Ya Ali! Affedilmiş kulun üç alameti vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın azabından korkar.<br />
2. Mekrinden çekinir.<br />
3. Sırf Allah için vaaz ve nasihatlerde titrer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-hz-ali%c2%b4ye-vasiyyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Vedâ Hutbesi</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-veda-hutbesi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-veda-hutbesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 07:52:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Hamd, Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder, Ondan bağışlanmak diler ve Ona tevbe ederiz. Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allahü teâlâya sığınırız. Allahü teâlânın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed [aleyhisselam] [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hamd, Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder, Ondan bağışlanmak diler ve Ona tevbe ederiz. Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allahü teâlâya sığınırız. Allahü teâlânın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed [aleyhisselam] Onun kulu ve resulüdür.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Size, Allahü teâlâdan korkmanızı ve Ona itaat etmenizi vasiyet ederim.</p>
<p>Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamıyacağım.</p>
<p>Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz [Mekke] nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da böyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur.</p>
<p>Eshabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bu günkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp de birbirinizin boynunu vurmayın! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.</p>
<p>Eshabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın. Allahü teâlânın emriyle, faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü, ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib’in oğlu Abbas’ın faizidir.</p>
<p>Eshabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib’in torunu İyas bin Rebîa’nın kan davasıdır.</p>
<p>Ey insanlar! Harp edebilmek için haram ayların yerlerini değiştirmek, küfürde çok ileri gitmektir. Bu, kâfirlerin kendisiyle dalâlete düşürüldükleri bir şeydir. Bir sene, helal olarak kabul ettikleri bir ayı, öbür sene haram olarak ilan ederler. Cenab-ı Hakk’ın helal ve haram kıldıklarının sayısına uydurmak için bunu yaparlar. Onlar, Allahü teâlânın haram kıldığını helal, helal kıldığını da haram ederler. Elbette zaman, Allahü teâlânın yarattığı gündeki şekil ve nizamına dönmüştür.</p>
<p>Ey insanlar! Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurma gücünü ebediyen kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, bu onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakının!</p>
<p>Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahü teâlâdan korkmanızı vasiyet ederim. Siz, kadınları, Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allahü teâlâ adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız; onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları bundan sakındırmanıza izin vermiştir.</p>
<p>Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları vardır. Meşru bir şekilde, meşru örf ve âdete göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir.</p>
<p>Size öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldıkça yanlış yola sapmazsınız. 0 da, Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulünün Sünneti&#8217;dir.</p>
<p>Ey müminler! Sözümü iyi dinleyin ve iyi muhafaza edin! Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.</p>
<p>Eshabım! Nefsinize (kendinize) de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.</p>
<p>Ey insanlar! Allahü teâlâ her hak sahibine hakkını vermiştir.</p>
<p>Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası çok olan Müslümandır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.</p>
<p>Sakat siyah bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, sizi Allah&#8217;ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyin ve itaat edin.</p>
<p>Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.</p>
<p>Ey insanlar! Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmamalısınız:<br />
1- Allah&#8217;a hiçbir şeyi ortak koşmayın.<br />
2- Allah&#8217;ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmeyin.<br />
3- Zina etmeyin.<br />
4- Hırsızlık yapmayın.</p>
<p>Lâ ilahe illallah Muhammedün resulullah deyinceye, [yani Müslüman oluncaya] kadar insanlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allahü teâlâya aittir.</p>
<p>Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?</p>
<p>Eshab-ı kiram; “Allahü teâlânın dinini tebliğ ettin. Vazifeni yerine getirdin. Bize vasiyet ve nasihatte bulundun, diye şehadet ederiz” dediler.</p>
<p>Bunun üzerine Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, mübarek şehadet parmağını kaldırarak cemaat üzerine çevirip indirdiler ve; “Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab!” dediler.</p>
<p>Veda hutbesi ve vehhabiler<br />
Sual: Veda hutbesinde, (Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir) deniyor. Burada, mübarek beldelerde, kâfirler, hakimiyet kurmaz mı denmek isteniyor?<br />
CEVAP<br />
Bu hadis-i şerifin şerhlerinde, Mekke ve civarında, artık puta tapma şeklinde küfre dönülmeyeceği, yani orada, eskiden tapılan putlara, geri dönüş olmayacağı, şeklinde açıklanmıştır. O hadis-i şerifin tamamı şöyledir:<br />
(Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir. Fakat, sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde, kendisine itaat devam edecek, bu da onu memnun edecektir.) [Müslim, Tirmizi]</p>
<p>Burada, (Şeytana itaat edenler olacak, bu da, onu memnun edecek) deniyor. Bir de, “önemsiz şeylerde” denmiyor, “sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde” deniyor. Bu da, şeytana itaat edilecek hususların önemli olduğunu gösterir. Yani, şeytana itaat edenler, onun hilesine düşüp, kendilerini Müslüman zannedecekler, ibadet yapacaklar, ama itikatlarının bozukluğu yüzünden helak olacaklardır. Vehhabiler, Vehhabi olmayan Müslümanlara, müşrik yani kâfir diyerek, şeytanı memnun etmeye devam edecekledir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-veda-hutbesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gönüllerin Efendisi’ni sevmenin alametleri nelerdir?</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/gonullerin-efendisi%e2%80%99ni-sevmenin-alametleri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/gonullerin-efendisi%e2%80%99ni-sevmenin-alametleri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2008 22:27:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://edep.org/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Gönüllerin Efendisi’ni sevmenin alametleri nelerdir?“Ümmetimden beni çok seven kimseler bulunacaktır ki, onlar benden sonra gelecekler. Onlardan biri beni görebilmek için bütün aile ve malını feda etmek isteyecektir.”
(Müslim)
Her soyut şeyin vücudu, var olduğu somut bazı alametlerinden anlaşılabilir; sevgi, şefkat, nefret, korku, iman, aşk vs… Bebeğinin en ufak bir gürültüsünde annesini yatağında fırlatan hâl şefkatin somutlaşması değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gönüllerin Efendisi’ni sevmenin alametleri nelerdir?“Ümmetimden beni çok seven kimseler bulunacaktır ki, onlar benden sonra gelecekler. Onlardan biri beni görebilmek için bütün aile ve malını feda etmek isteyecektir.”<br />
(Müslim)</p>
<p>Her soyut şeyin vücudu, var olduğu somut bazı alametlerinden anlaşılabilir; sevgi, şefkat, nefret, korku, iman, aşk vs… Bebeğinin en ufak bir gürültüsünde annesini yatağında fırlatan hâl şefkatin somutlaşması değil de nedir? Zaten ana demek de şefkatin somutlaşıp, ete kemiğe bürünmesi demek değil midir? Bunun gibi, her soyut şey somut alamet ve işaretlerle arz-ı endam eder, kendini gösterir…<br />
Peygamber’e duyulan iştiyak da bazı emare ve işaretlerle kendini belli eder. Bir insanda bu vasıf ve haller varsa o, Peygamber’ini seviyor kanaati bizde hasıl olur. Nedir onlar?</p>
<p>İsterseniz maddeler halinde sıralayalım.</p>
<p>1- RESULULLAH’I HERKESE VE HER ŞEYE TERCİH ETMEK:<br />
2- RESULULLAH’I ÇOK ANMAK:<br />
3- İMAM CELALEDDİN SUYUTİ’NİN BİLDİRDİĞİ BİR ALAMET:<br />
4- O’NU HÛŞÛ-HÛDÛ İÇİNDE, İÇİ SIZLAYARAK ANMAK:<br />
5- RESULULLAH’IN DOSTLARINI DOST BELLEMEK:</p>
<p>6- HER GÜN SALAVAT GETİRMEK<br />
7- SÜNNETİNİ SEVMEK<br />
8- KUR’AN’I SEVMEK<br />
9- EHL-İ BEYT’İ SEVMEK<br />
10- DAVASINI BENİMSEMEK, OMUZLAMAK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/gonullerin-efendisi%e2%80%99ni-sevmenin-alametleri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Veda Hutbesi</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-veda-hutbesi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-veda-hutbesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2008 22:25:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://edep.org/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[Veda Hutbesi Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;ın 114 bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe&#8217;dir. Hz. Peygamber (S.A.V.) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyeceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de O&#8217;nun (S.A.V) bu sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad ettiği hutbeye de Veda Hutbe&#8217;si adı verildi.
Veda Hutbesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Veda Hutbesi Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;ın 114 bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe&#8217;dir. Hz. Peygamber (S.A.V.) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyeceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de O&#8217;nun (S.A.V) bu sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad ettiği hutbeye de Veda Hutbe&#8217;si adı verildi.</p>
<p>Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat&#8217;ta, Mina&#8217;da ve bir gün sonra yine Mina&#8217;da olmak üzere arefe günü ile bayramın 1. ve 2. günlerinde parça parça irad edilmiştir. Değişik yer ve zamanda irad buyurulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivayet edilmiş; kişinin ya da gurubun duyduğunu başkaları işitmediğinden, hutbenin tamamının bir araya toplanmasında bu farklı rivayetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç aynı yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak bir araya getirilmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;ın bu son haccından bir yıl önce nazil olan Tevbe suresinde 9/28;<br />
&#8220;Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram&#8217;a yaklaşmasınlar&#8230;&#8221; yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.&#8221; müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i Haram&#8217;a yaklaşmamaları emredildiği için, Veda Haccı&#8217;nda Mekke&#8217;de sadece müslümanlar vardı, hutbeyi de yalnızca müslümanlar dinlemişti. (Müşriklerin bu hutbeye yalan katmaları da önlenmiş oldu.). Zaten Mekke&#8217;nin fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Mekke&#8217;den kendisiyle birlikte yola çıkan 100 bin civarındaki ashabıyla Mekke&#8217;ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl önceki ikaz sebebiyle Mekke&#8217;de müşrik kalmamıştı, çoğunluk müslüman olurken Mekke&#8217;yi terkedenler de vardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) haccın bütün erkanını bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslam&#8217;ın Hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı. İslam&#8217;ın tamamlandığını bildiren bazı ayetler de bu Veda Haccı&#8217;nda nazil oldu.</p>
<p>Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat&#8217;ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife&#8217;de vakfeye dururlardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı adetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat&#8217;ta vakfeye durdu. Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;a orada bu dinin tamamlandığı şu ayet-i Kerimeyle müjdelendi :</p>
<p>&#8220;Ey Mü&#8217;minler, şu küfreden müşrikler bugün dininizi söndürmekten ümitlerini kesmişlerdir. Artık bundan böyle onlardan korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı beğenip seçtim ve ondan razı oldum&#8221; (Maide 3)</p>
<p>Dinin kemale erdirilmesine bütün müslümanlar sevinirken yalnızca Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, bunun Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;ın vefatının yaklaştığına delalet ettiğini anlamışlar ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Gerçekten de bundan sonra Hz. Peygamber (S.A.V.) 82 gün yaşamış ve vefat etmiştir.</p>
<p>Arafat&#8217;ta yüzbinin üzerindeki hacıya hitaben Hz. Peygamber (S.A.V.) sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazılarını görevlendirdi. Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;in sözlerini tekrar eden bu sahabiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva&#8217;nın sırtında olduğu halde Hz. Peygamber (S.A.V.) şu hutbeyi irad etti:</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey insanlar; bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir.</p>
<p>Ashabım!</p>
<p>Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalaletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenlerden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.</p>
<p>Ey ashabım!</p>
<p>Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine vesin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ve ne de zulme uğrayınız. Allah&#8217;ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adet&#8217;in her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalip oğlu (amcam)Abbas&#8217;ın faizidir.</p>
<p>Ashabım!</p>
<p>Cahiliyet döneminde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib&#8217;in torunu (yeğenim) Rebia&#8217;nın kan davasıdır.</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Bugün şeytan şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah&#8217;tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah&#8217;ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; aile şerefinizi korumalar ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnetmemeleridir. Eğer onlar razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alrlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir.</p>
<p>Ey mü&#8217;minler!<br />
Size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah&#8217;ın kitabı Kur&#8217;andır.</p>
<p>Ey mü&#8217;minler!</p>
<p>Sözümü iyi dinleyiniz ve muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakar için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah&#8217;ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.</p>
<p>Resulullah (S.A.V.) sözlerinin burasında dinleyenlere sordu:</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>-Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?<br />
Ashab-ı Kiram cevap verdi:<br />
-Allah&#8217;ın risaletini tebliğ ettin; görevini yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz.<br />
Resulullah (S.A.V.) şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez:<br />
-Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! (buyurarak Arafat&#8217;taki hutbesini bitirdi.)</p>
<p>Resulullah (S.A.V.) güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Maide suresinin 3.Ayeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Resulullah (S.A.V.) yavaş adımlarla Arafat&#8217;tan inerek Müzdelife&#8217;ye geldi. Burada bir ezan ve iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahate çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kıldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife&#8217;den Cemretü&#8217;l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina&#8217;ya geçen Resulullah (S.A.V.) burada da Veda Hutbesinin diğer bölümünü irad etti. Allah&#8217;a ham ü senadan sonra devamla :</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Sizi Allah&#8217;ın kitabına bağlayan peygamberinizin (s.a.v) sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem.</p>
<p>Resulullah (S.A.V.) bundan sonra halka sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini :</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkarda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah&#8217;ın haram haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah&#8217;ın haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman Allah&#8217;ın gökleri ve yeri yarattığı gibi aynı duruma döndü. Allah&#8217;ın katında aylar on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban&#8217;ın arasındaki Recep&#8217;tir. Ey mü&#8217;minler! Bu ay hangi aydır?<br />
-Allah ve Resulü daha iyi bilir.<br />
-Zilhicce ayı değil midir?<br />
-Evet, Zilhicce&#8217;dir.<br />
Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir?<br />
-Allah ve Resulü daha iyi bilir.<br />
-Mekke şehri değilmidir?<br />
-Evet Mekke&#8217;dir.<br />
-Bugün hangi gündür?<br />
-Allah ve Resulü daha iyi bilir.<br />
-Yevmünahr&#8217;dır. (kurban kesme günü) değilmidir.?<br />
-Evet yevmünahr&#8217;dır.</p>
<p>Bu diyalogdan sonra Resulullah (S.A.V.) sahabelere dönerek</p>
<p>Şu halde iyi bilinizki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes(haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere almak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki siz Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız.</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Aklınızı başınıza alında benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalalete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin.</p>
<p>Ey insanlar!</p>
<p>Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliğ edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur.Ardından Resulullah (S.A.V.) iki kez:<br />
-Tebliğ ettim mi? buyurdu.<br />
Sahabiler:<br />
-Evet ettin, deyince Resulullah (S.A.V.) ;<br />
Şahit ol Ya Rab! dedi ve tekrar hatırlattı:<br />
Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Resulullah (S.A.V.) Mina&#8217;daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazırlanan develeri kurban etti. Bir kısmını da Hz. Ali (K.V) kestikten sonra her deveden birer parça et alınarak pişirilip yenildi. Daha sonra traş olan Resulullah (S.A.V.) ihramdan çıktı ve Kabe&#8217;yi tavaf etti. Öğle namazını da orada kıldıktan sonra Zemzem suyunun yanına gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina&#8217;ya döndü. Resulullah (S.A.V.) Mina&#8217;da geçirdiği teşrik günlerinde şeytan taşlama görevini yerine getirmiş, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmuştu.<br />
&#8220;Allah&#8217;ın yardımı ve fetih geldiği ve insanların dalga dalga Allah&#8217;ın dinine girdiklerini gördüğün zaman Rabbini överek tesbih et. O&#8217;ndan mağfiret dile, çünkü O tevbeleri çok kabul edendir.&#8221; (en-Nasr, 110/1-3) mealindeki Nasr suresinin nazil olduğunu duyan müslümanlara, hem yeni nazil olan bu sureyi okumuş hem de kendilerine nasihat ettiği hutbelerinden birini irad buyurmuştur. Bu hutbesinde de yine müslümanların mal, can, namus emniyetinden bahseden Resulullah (S.A.V.) insan haklarının temelini oluşturan bu üç hakkı tekrar tekrar ümmetine hatırlatmıştı. Değişik yer ve zamanlarda irad edilen bu hutbeler, tek bir şekilde bütünleştirilmiştir. (2)</p>
<p>Hutbedeki önemli ve anlaşılması zor cümlelerden biri:</p>
<p>&#8220;Vah size! Benden sonra dönüp birbirinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın.&#8221; Dedi. (3)</p>
<p>Bu rivayet, Resulullah (S.A.V.)&#8217;ın Veda Haccı sırasında yaptığı konuşmalardan birini aksettirmektedir. Ahir zamanda çıkıp dini tahrib edecek ve insanlığa büyük zarar verecek olan şahıslardan biri hakkında, Resulullah (S.A.V.), Veda Haccı gibi büyük bir kalabalığın bir araya geldiği fırsatta bilgi vermektedir.</p>
<p>Hadisin sonunda ifade edilen &#8220;Benden sonra dönüp birbirinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın&#8221; cümlesinden, Nevevi&#8217;nin kaydına göre, yedi farklı hüküm çıkartılmıştır.</p>
<p>Müslümanın kanını haksız yere helal addeden müslüman, kafir olur.<br />
Bundan maksad nimet ve İslam&#8217;ın hakkına karşı nankörlüktür. Kadr u kiymet bilmemektir.<br />
Bu hal (mü&#8217;minin mü&#8217;mini öldürmesi) küfre yakın bir ameldir ve küfre götürür.<br />
Bu kafirlerinkine benzer bir fiildir. Çünkü normalde mü&#8217;mini kafirden başkası öldüremez.<br />
Bundan murad küfrün hakikatidir, yani manası şöyledir: Sakın küfre dönmeyin, müslüman olmaya devam edin!<br />
Bu manayı Hattabi ve başkaları hikaye etmişlerdir: Buradaki &#8216;kafirler&#8217;den maksat, silah kuşananlardır. Araplar,&#8221;tekefferer reculü bi silahihi&#8221; derler. Yani silahını kuşandı. &#8220;Kuşandı&#8221; kelimesini tekeffür etti diyerek, küfr kökünden bir kelime kullanarak ifade ederler. El-Ezheri, Tehzibü&#8217;l-Lüga adlı kitabında silah kuşanan, silah taşıyan manasına kafir kelimesini kullanmıştır.<br />
Hattabi de şu manayı anlamıştır: &#8220;Birbirinizi tekfir etmeyin (kafirlikle suçlamayın), sonra birbirinizi öldürmeyi helal addedersiniz.&#8221;<br />
Nevevi bu açıklamalardan sonra sözünü şöyle noktalar: &#8220;Bunlardan en muvafık olanı dördüncü maddede söylenendir. Kadı Iyaz (rahimehumullah) da bunu tercih etmiştir.&#8221;<br />
Veda Hutbesi birçok yönden ehemmiyet taşır:</p>
<p>Herşeyden önce Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;ın hayatının sonlarında irad edilmiştir. Malum olduğu üzere Veda Haccı Hicret&#8217;in 10.yılında cereyan etmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V.) ömrünün son aylarını yaşamaktadır ve birkaç ay sonra vefat edecektir. &#8220;Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı beğenip seçtim ve ondan razı oldum&#8221; (Maide,3) mealindeki ayet de bu hac sırasında nazil olmuştur. (4)</p>
<p>Hutbe muhteva olarak çok ehemmiyetlidir. Zira ciddi meselelere temas etmekte, o güne kadar ele alınmamış olan bir çok cahili tatbikata son verilmektedir. Kan davasının, faizin kesinlikle kaldırılması, karı-koca arasındaki hukukun tavzihi (açığa kavuşturulması), nesi takvimi&#8217;nil ilgası, hac kaidelerinin tesbiti v.s. hepsine bu hutbede yer verilir. Günümüz müelliflerinden bazıları Veda Hutbesi&#8217;ni İslam&#8217;ın &#8220;insan hakları&#8221; veya &#8220;kadın hakları&#8221; beyannamesi olarak değerlendirir. Gerçekten de insanların &#8220;mal, can, ırz&#8221; dokunulmazlığının te&#8217;yidi (kayıt altına almak, garanti etmek) tarihte ilk defa cereyan eden bir hadisedir. 20.Asırda Birleşmiş Milletlerce benimsenen insan hakları beyannamesi şüphesiz çok daha fazla teferruata yer veriyor. Ancak, onlar hep kağıt üzerinde kalmıştır ve öyle kalmaya devam edecektir. Burada ise alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygabmer (S.A.V.) &#8216;ın tebliği olarak vicdanlara, ruhlara, akıl ve fikirlere nakşolma söz konusudur. Burada bir parantez açalım:</p>
<p>Bu gün ülkemizde yaşıyan müslümanlarda bu bağlılığın olmadığını düşünelim. İnsanlar, Allah&#8217;tan korkmuyor, ahiret duygusu yok, ülke kanunları da bazen yetersiz kalıyor, bu insanlar haksızlıklara, kötülüklere karşı mücadelere kendi içlerindeki şeytana uyarak çare bulmaya kalkmaları halinde ülke kan gölüne döner. İşte insanları Allah, Peygamber sevgi ve bağlılığı ile ahiretteki hesaba çekilme şuuru tüm kötülüklerden alıkoyuyor. Ülkemizde son 15 yıldan beri içlerinde Allah korkusu, Peygamber sevgisi ve ahiret duygusu olmayan PKK mensublarına karşı verilen mücadele bunun en açık misalidir.</p>
<p>İnsanlık, müslümanların en güçlü ve gösterişli olduğu devirlerde bile, dili, dini, rengi ne olursa olsun İslam topraklarında kanından, malından, ırzından emin olmuş hürriyet içinde yaşamıştır. Avrupalıların hakimiyet kurdukları yerlerde öldürüle öldürüle nesli tüketilen, terör ve yasaklarla dili, dini unutturulan kavimlerin, yeryüzünden tamamen silinen medeniyetlerin sayısı çoktur. (5)</p>
<p>İnsan hakları anlayışı tarih boyunca tedrici (yavaş yavaş) gelişmiş olmakla birlikte en mütekamil şekliyle İslam&#8217;la gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;ın Veda Hutbesi ilk insan hakları beyannamesi olarak önemlidir. İslami devletler tarafından gittikçe olgunlaştırılıp geliştirilen insan haklarının batı için, gelişmesi 18. Ve 19. Yüzyıllarda(13 asır sonra) olmuştur. (6)</p>
<p>Hutbenin Toplum Hayatına Getirdiği Prensipler:</p>
<p>İncelendiği zaman Veda Hutbesinde Resulullah (S.A.V.)&#8217;ın başlıca şu noktalara temas ettiği görülür;</p>
<p>Her işte daima Allah&#8217;a hamd-ü sena etmek gerekir.<br />
Nefis, insanı her zaman şerre yöneltmek ister. Bu sebepler nefislerin şerrinden Allah&#8217;a sığınmak gerekir.<br />
Can, mal ve ırz kutsaldır. Yaşama hakkı tabii bir haktır. Irz, şeref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldırıdan korunmuş haklardır.<br />
Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır. İnsanlar alışageldikleri şeyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidir.<br />
Faiz haramdır.<br />
Kan davası gütmek haramdır.<br />
Emanetler yerlerine verilmelidir. Emanete hıyanet edilmemelidir.<br />
Küçük büyük, önemli-önemsiz her işte şeytana uymaktan sakınmalıdır.<br />
Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak, vazife ve sorumlulukları vardır.<br />
Hem kadın hem de erkekler zinadan şiddetle kaçacaklardır.<br />
Köle ve hizmetçilere iyi davranılacaktır.<br />
Bütün müslümanlar kardeştir. Her türlü sınıf farkları ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük fazilet iledir.<br />
Zulümden sakınmak gerekir, halkın malı haksız yere yenemez, birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası için helal olmaz.<br />
Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktan sakınacaklardır.<br />
Allah&#8217;ın kitabına ve Resulullah (S.A.V.)&#8217;ın sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler.<br />
İslam sadeliğinden ayrılmamak, aşırılıklara sapmamak gerekir.<br />
Hak Teala&#8217;ya ibadet olunacak; beş vakit namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Resulullah (S.A.V.)&#8217;ın tavsiyelerine uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükafatı cennettir.(7)<br />
Resulullah (S.A.V.) &#8216;ın kadınlarla ilgili sözlerindeki bazı noktaları açıklamamız gerekecektir:</p>
<p>Hadiste belirtildiği üzere karıya, kocanın &#8220;iyi muamele&#8221; de bulunması esastır. Kocanın onun üzerinde bazı hakları vardır. Ancak onun da kocası üzerinde bazı hakları vardır. Her ikisi de diğerinden bu haklardan fazlasını zorla isteyemez. Erkeğin kadınına karşı borçları nafakadır: Yiyecek, giyecek ve mesken temini. Dinimiz bunların asgari miktarını tayin ederken devrin şartlarını, örfü, kadının geldiği ailenin iktisadi seviyesini gözönüne almıştır. Fıkıh kitaplarındaki teferruata girmeden İslam alimlerinin icma ettikleri anaprensipleri kaydedelim: Nikah akdi, istihdam(kadını hizmetlenme) akdi sahih değildir. Bu sebeple yemek yapmak, evi süpürmek, çamaşır yıkamak gibi dahili; dükkanda, tarlada çalışmak, hayvanları tımar etmek gibi harici işleri yapmakla mükellef değildir. Kadın, bu çeşit hizmetlerin görülmesi için, masrafı kocası tarafından karşılanmak üzere en az bir hizmetçi tutmak hakk&#8217;ına sahiptir. Koca hanımının yemeğini pişmiş ve hazırlanmış olarak getirmek zorundadır. Kadın bir kısım ev işlerini yapıyorsa bunu hukuki bir mecburiyet olarak değil, bir iyilik, hoş bir adet, örf olarak yapar. Bu çeşit işleri yapmak istemese kocası zorlayamaz. Bu davranışı sebebiyle kadın günahkar da olmaz. Ona terettüb eden vecibe &#8220;Kocasından izin almadan evden ayrılmaması, kocasının istemediklerini eve almaması, çağırdığı takdirde yatağa gelmesidir.&#8221;<br />
Kadının dövülmesi meselesine gelince, dinimiz bazı sıkı kayıtlarla buna yer vermiştir. Yukarıda belirttiğimiz hadisten ayrı olarak Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de yer verilen bir husustur. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de yer verilmiş olması mevzuya ayrı bir ehemmiyet kazandırmaktadır. Bizce, ayet-i Kerime&#8217;nin bu meseleye temas etmiş olması kadınları himayeye matuf bir durumdur. Zira, başta günümüzün en ileri memleketlerinde bile hala cari olmak üzere, her devirde, her millette kadınlar dövülmüştür. Kıyamete kadar da bu realite devam edeceğe benziyor. Sanki insani münasebetlerin kadın-erkek bölümünün tabii bir neticesidir. İnsanlar zaruri olan münasebetlerinde her zaman orta yolu koruyamazlar, ifrat-tefrit, rıza-gazap, sevgi-öfke iç içedir. Bunların sonucu olarak münakaşalar, ağız kavgaları, yumruklaşmalar hatta cinayetler vukua gelir. Bunlar &#8220;olmamalıdır&#8221; diye bir şart koşulma olamaz. İslam bu meselede realiteyi kabul ederek alışkanlık edinenleri makul hudutta tutmaya, frenlemeye çalışır. Esasen her meselede orta yolu göstermek İslam&#8217;ın ana ruhunu teşkil eder.</p>
<p>Bu kısa açıklamalardan sonra asıl mevzumuza gelelim: Kur&#8217;an-ı Kerimde, mealen şu ayet mevcuttur:</p>
<p>&#8220;Serkeşlik etmelerinden etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara gelince, evvela kendilerine nasihat edin, sonra yataklarında onları yalnız bırakın, yine dinlemezse dövün&#8221; (Nisa 34)</p>
<p>Dikkat edilirse ayet kadının dövülmesini bir çok şarta bağlamaktadır;</p>
<p>1- Meşru sebep: Kur&#8217;an da bu sebep &#8220;nüşuz&#8221; kelimesiyle ifade edilir. Türkçe meallerde umumiyetle hep &#8220;serkeşlik&#8221; olarak tercüme edilmiştir. Kelime Arapça&#8217;da yükseklik, tümseklik, sivrilik gibi manalara gelir. Selef alimleri kadınla ilgili olarak Kur&#8217;an da gelen bu tavırdan &#8220;kocasına isyanı, koku sürünmemesi, kocasını nefsinden men etmesi, kocasına daha önceki davranışını değiştirmesi, kocasına sevgisizlik izhar etmesi, kocasının tayin ettiği evde oturmayıp başka bir yerde oturması&#8221; gibi durumları anlatılmıştır. Yani kocasına karşı olan vecibelerini yerine getirmemesi diye hülasa edebiliriz. Vecibe olmayan işlerdeki itaatsizliklerinden dolayı dövmeye hakkı yoktur. Ev işlerini yapmaması gibi.</p>
<p>Veda Hutbesi&#8217;nde, kadını dövmeyi meşru kılan suç, &#8220;nüşuz&#8221; kelimesiyle değil, &#8220;fahiş&#8221; kelimesiyle ifade edilmiştir. Biz, &#8220;çirkinlik&#8221; olarak tercüme ettik. Bunu, dilimizde aynı kökten fuhuş kelimesiyle tercümeyi uygun bulmadık. Çünkü fuhuş, zina manasına gelir. Halbuki burada zinanın kastedilmiş olması mümkün değildir. Çünkü zinanın cezası recm denilen hadd-i zina&#8217;dır. Bunun dayakla geçiştirilmesi mümkün değildir. Öyle ise bu hutbede adı geçen fahiş kelimesini fuhuşla açıklamak ve böylece Kur&#8217;an da geçen &#8220;nüşuz&#8221; kelimesinin vuzuha kavuşturulduğunu söylemek uygun olmaz.</p>
<p>2-Cezanın usul ve miktarı : Kadın meşru bir sebeple dövülebilirse de bu, en son başvurulacak yoldur. İlk önce serkeşliği sebebiyle nasihat edip, tatlılıkla ondan vazgeçirme yolu aranacak. Bu tesirli olmazsa yatağı ayrılacak. Bu iş, arkasını dönmek ve konuşmamak suretiyle gerçekleştirilir. Ayrı bir yatakta yatırılırda denilmiştir. Bu ceza da müessir olmazsa dayak meşru hale gelmektedir. İslam burada da yenilik getirerek dayağın derecesini belirtmiş &#8220;çok acı verici olmaması&#8221;&#8216;nı emretmiştir.</p>
<p>Şu halde, İslam, her devirde mevcudiyetini fiilen dünyanın her köşesinde muhafaza etmiş beşeri bir realiteyi ciddi kayıtlara bağlayarak kadınlar lehine ıslah etmiş, asgari seviyeye , en az zararlı hale getirmiştir.</p>
<p>Elmalılı Hamdi Efendi, dayakla ilgili yukarıda izah edilen ayet-i kerimenin açıklamasını yaparken bir dip not düşüyor. Buraya aynen kaydını uygun buluyoruz:</p>
<p>&#8220;Burada kadın dövülür mü diye bir soru varid olabilir. Evet dövülmez, fakat bu ifadede kadın demek naşize (serkeş), asiye (isyankar) karı demek olmadığı da unutulmamak lazım gelir. Sırasına göre insanca olmak üzere birkaç tokat, hissi isyan ile sukuta (alçaklığa, adileşmeye) doğru giden hırçın bir kadına kadınlık şeref ü terbiyesini bahşetmek için güzel bir ders olabilir.. şair Ziya Paşa merhum:<br />
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,<br />
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötekdir.<br />
demiştir. Zamanımızda Kur&#8217;an&#8217;ın iş bu &#8216;onları dövün&#8217; emrini sui tefsir ederek dillerine dolamak isteyen Avrupalılar görüyoruz. Fakat ne garip bir tesadüftür ki, biz bu ayetin tefsiriyle meşgul olduğumuz bir sırada bir Fransız mahkemesinin, kocası tarafından dövülmüş olan bir Fransız karısına ikame ettiği davaya karşı &#8216;hırçınlık edip kocasını tehevvüne (aşağılanma, hakir görme) getiren bir kadının yediği dayaktan dolayı talak (boşanma) davası ikamesine hakkı olmadığına&#8217; hükmettiğini gazeteler ilan ediyordu&#8221; (C.2. s. 1351) (8)</p>
<p>Hadisin son kısmı ehemmiyet verilmeyen bir kısım günahlarla ilgili:</p>
<p>&#8220;Bugün şeytan şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.&#8221; buyuruluyor.</p>
<p>Şarihler, Mekke ve civarında, artık puta tapma şeklinde kimsenin küfre dönmeyeceğini anlamışlardır. Bedevilerde görülen irtidat (dinden dönme) hadiselerinin de bu hükmü ortadan kaldırmayacağı, zira Hz. Peygamber (S.A.V.)&#8217;in vefatından sonra görülen bu hadiseler, mahiyetçe eski putlara dönüş olmamıştır. Ancak hadis &#8220;katl, yağma gibi bazı büyük günahlarla, bir kısım küçük günahları (puta tapmak değil) diye mühimsemeyip, işlemeye devam edeceksiniz, şeytana uymada bu da yeterli olacaktır.&#8221; Şeklinde uyarıda bulunmakta, günah küçük bile olsa kaçınmak gerektiğini irşad etmektedir. Nitekim İslam uleması küçük günahlarda ısrar etmeyi büyük günah saymış, hatta bazıları-büyük küçük ayırımı yapmadan- her bir günahta küfre giden bir yol olduğunu belirtmiştir. Ehemmiyet verilmeyen günahların nasıl küfre götüren bir günah gibi büyüyebileceğini açıklama sadedinde Bediüzzaman Said Nursi hazretleri (rahimehullah)&#8217;nın şu açıklaması ikna edicidir:</p>
<p>&#8220;Evet günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor. Mesela : Utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının ıttılaından (haberi olmasından) çok hicap ettiği (utandığı) zaman, melaike ve ruhaniyatın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emare ile onları inkar etmek arzu ediyor. Hem mesela: cehennem azabını intaç eden (netice veren) büyük bir günahı işleyen bir adam, bütün ruhuyla cehennemin ademini (yokluğunu) arzu ettiğinden, küçük bir emare ve şüphe, cehennemin inkarına cesaret veriyor. Hem mesela: Farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyetini (kulluk vazifelerini) yerine getirmeyen bir adamın küçük bir amirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan adam, Sultan-ı Ezel ve Ebed&#8217;in mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor ve o sıkıntıdan kurtulmayı arzu ediyor ve manen diyor ki: &#8220;keşki o vazife-i ubudiyeti bulunmasa idi. Ve bu arzudan bir manevi adavet-i ilahiyeyi (Allah&#8217;a karşı düşmanlık) işmam eden (hissettiren) bir inkar arzusu uyanır. Bir şüphe vücud-u İlahiyeye (Allah&#8217;ın varlığını) dair kalbe gelse, kat&#8217;i bir delil gibi ona yapışmaya meyleder. Büyük bir helaket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki: İnkar vasıtasıyla gayet cüz&#8217;i bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkarda milyonlar ile o sıkıntıdan daha müthiş manevi sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın ısırmasını kabul eder.&#8221;</p>
<p>Veda Hutbesinde geçen &#8220;Zaman döne döne Allah&#8217;ın arz ve semavatı yarattığı gündeki düzenini buldu.&#8221; İfadesi açıklamaya muhtaçtır.. Resulullah (S.A.V.) ömrünün son senesinde mühim bir ıslahda (düzeltme) bulunmuştur: Takvim reformu. O güne kadar, Resulullah (S.A.V.) cahiliye devrinden intikal eden müşriklerin takvim sistemine uymuştu. Bu sistem, kameri ayları esas almakta ise de, haram ayları ticaret mevsimlerine düşürmek için nesi denen bir tehir sebebiyle ayların yeri, sırası karmakarışık olmuştu. Şarihlerin yaptığı açıklamaya göre ayların karışmasına sebep olan başka bil amil de bazı yıllarda haram ayın birini helal addederek, onun yerine bir başka ayı haram etme durumuydu.</p>
<p>Araplar Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (aleyhisselam)&#8217;den beri, senenin bazı bazı aylarıyla ilgili hürmete (haramlık&#8217;a) riayet ederlerdi. Buna göre, senenin 4 ayı haram idi. Bu ayların üç tanesi peşpeşe gelen : Zilkade, Zilhicce, Muharrem ayları, dördüncüsü de Recep idi.</p>
<p>Haram aylarda bir kısım yasaklara sıkı sıkıya riayet ediyorlardı; birbirlerine çapulculuk, baskın, har, yol kesme, adam öldürme ve hatta intikam alma gibi yasak fiilleri işlemiyorlardı. Bu yasağa riayet etmeyen çıkacak olursa, bu herkesçe büyük bir suç ve kınanmayı icab ettiren bir ayıp telakki (kabul) edilirdi. Bu aylara o kadar hürmet edilirdi ki, intikam bile alınmazdı. Sözgelimi babasının katiline rastlayan bir kimse ona dokunmaz, rahatsız etmezdi. Bu aylarda daha ziyade ibadetle meşgul olunurdu.</p>
<p>Ne varki; üç ayın peşpeşe gelmesi bazı sıkıntılar getiriyordu. İktisadi düzenleri büyük ölçüde çapul ve yağmaya dayanan kabilelere üç ay gelirsiz kalmak zor gelmeye başlamıştı. Bu mahzuru (çekinilecek şey) gidermek üzere &#8220;nesi&#8221; denen tehir&#8217;e başvurdular. Yani haram aylardan birinde harbe (veya yasak olan herhangi bir fiile) mecbur kalacak olurlarsa, o ayın hürmetini bir başka aya tehir (nesi) ederlerdi. Mesela Muharrem ayında harp yapınca, o yıl sefer&#8217;i haram sayarlardı. Müteakip sene bu hürmet başka bir aya te&#8217;hir edilirdi.</p>
<p>Bu tatbikat zamanla 12 ayda 4 nisbetini de daha aşağı indirmek ce haccı dört mevsimden işlerine gelen bir mevsimde tutmak için altı ayda birer haftadan yirmidört ayda bir ay tezyid (artırma) ve tevsi (genişletmek) etmişler.<br />
Kameri takvimden vazgeçmekle birlikte şemsi takvime göre amel etmekten doğan bir kısım tezatların giderilmesi için başka müdahaleler yapılmış, yıllar yılı takip edilen bu tatbikat sonunda aylar karışmıştır. Bu durum, görüldüğü üzere, zamanla ilgili olarak Cenab-ı Hakk (Celle celalühu)&#8217;nın takdir buyurduğu haram ve helallerin karışmasına sebep olmuştur. Sözgelimi hac farizası, onun yapılması gereken ayda değil, yapılmaması gereken bir ayda oluyor. Bu sebeple Ayet-i Kerime, nesi yani ayların yerini telkin (zihinde yerleştirmek) işlemini, &#8220;Küfürde artış&#8221; olarak tavsif (sıfatlandırmak) etmiştir:</p>
<p>&#8220;Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah&#8217;ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah&#8217;ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir. (Haram ayları) ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah&#8217;ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O&#8217;nun haram kıldığını helâl kılmak için (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, biryıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.&#8221; (Tevbe, 36-37)</p>
<p>Yukarıda zikredilen hadis, Veda Haccı&#8217;nın, yılların devri sonunda, Arapların Zilhicce&#8217;yi haram kıldıkları seneye tesadüf ettiğini ifade etmektedir. Bu tevafuk (muvafık bulma, rastlantı) yaradılış sırasında Allah&#8217;ın aylarla ilgili olarak koyduğu hükme uygun düşmüş, bundan böyle nsi&#8217;ye yer verilmeden asl&#8217;a uygun olarak devam edilmesi Resulullah (S.A.V.) tarafından teşri (açıkça bildirmek) edilmiştir.</p>
<p>Veda Hutbesin&#8217;de pek çok faideler ifade edilmektedir. Bu faidelerden birkaçını da zikredelim:</p>
<p>İlmin tebliğ edilmesine (bildirilmesine, anlatılmasına,yayılmasına) teşvik var.<br />
İnsan ilme tam ehil olmazdan önce öğrenmeye başlaması caizdir.<br />
İlmi tebliğ için öğrendiğini anlaması şart değildir.<br />
İlmi ikinci elden alanlar, yani arkadan gelenler, birinci elden alanlardan daha anlayışlı olabilir, müteahhir olanlar (sonradan gelenler) arasında az da olsa mütekaddim (evvelki, önceki) olanları geçecek çıkabilir.<br />
Aslında duran hayvana binmek caiz değilse de, ihtiyaç halinde caiz olabilir. Öyle ise bu hususta hadislerde gelen yasaklama, zaruret olmaksızın hayvan durdurup inmeden sohbet etmekle ilgilidir.<br />
Halka hitap ederken yüksek bir yerde durmak hem duyurmayı kolaylaştırır, hem de halkın hatibi görmelerine imkan sağlar.<br />
Söylenen sözün mühim noktalarını tekrar etmek, dinleyicinin daha iyi anlamasını ve zihinde yerleşmesini sağlar. Ashab (radıyallahu anhüm ecmain) Resulullah (S.A.V.)&#8217;a karşı edeb ve nezaketleri sebebiyle, sorulara: &#8220;Allah ve Resulü daha iyi bilir.&#8221; Diye cevap verirlerdi.<br />
Tebliğde mühim bir metot olan muhatabı hazırlama: Resulullah (S.A.V.)&#8217;ın içinde bulunulan gün, ay ve hutbenin verildiği yele ilgili olarak soru sorması, Kurtubi&#8217;nin açıklamasına göre yapılacak tebliğin müessiriyetini (tesirini) artırmak için baş vurulan metoddur. Şöyle der: Resulullah (S.A.V.)&#8217;ın bu üç şeyden sorması, sonra her sualin arkasından sükut buyurması (onlara bir bilgi sunmak için değil) onların fehim ve anlayışlarını (yapacağı asıl tebliği) hazırlamak, muhatablarını bütün varlıklarıyla kendisine yöneltmek ve vereceği haberin azamet ve ehemmiyetini duyurmak içindi. Nitekim zihinleri başka meşguliyetlerden arındırılmış, dikkatleri kendisine çekilmiş olan cemaate bu psikolojik hazırlama safhasından) sonra haykırdı: &#8220;Bilesiniz ki; mallarınız, ırzlarınız birbirinize haramdır, şu günün, şu ayın, şu beldenin haram olduğu gibi.bu söylediklerimi burada olanlar olmayanlara duyursun&#8230;&#8221; (9) <!-- google_ad_section_end --> <!-- message --> <!-- / message --> <!-- sig --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-veda-hutbesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

