<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; tevrat</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/tevrat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz. ÜZEYR (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:56:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[amil]]></category>
		<category><![CDATA[Anas]]></category>
		<category><![CDATA[arais]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[asa]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[diller]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[haktan]]></category>
		<category><![CDATA[harun]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hud]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kamil]]></category>
		<category><![CDATA[kara]]></category>
		<category><![CDATA[kitab]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[meryem]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed ali]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[raf]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[Hz. ÜZEYR (a.s)
İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de geçmektedir. Fakat İslâm&#8217;a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.
Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise Üzeyr kelimesi Arapça değil İbranicedir (el-Ukberî İmlau ma menne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. ÜZEYR (a.s)</p>
<p>İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de geçmektedir. Fakat İslâm&#8217;a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.</p>
<p>Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise Üzeyr kelimesi Arapça değil İbranicedir (el-Ukberî İmlau ma menne bihi&#8217;r Rahman Mısır 1961 II 7).</p>
<p>İbranice&#8217;de Üzeyr kelimesinin karşılığı &#8220;Azra&#8221;dır. Tevrat&#8217;ın bu dildeki nüshasında böyle geçmektedir (Biblio Hobraica nşr. Rud. Kittel Stuttgart1952; Esra VII1; Nehemio VIII13).</p>
<p>Üzeyr (a.s) Harun Peygamber&#8217;in neslinden gelmektedir (es-Sa&#8217;lebî el-Arais Mısır 1951 344).</p>
<p>Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de bir yerde geçmektedir: &#8220;Yahudiler. &#8216;Üzeyr Allah&#8217;ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah&#8217;ın oğludur&#8217; dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) önceden inkâr etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah&#8217;tan ayrı rehber edindiler Meryem oğlu Mesîh&#8217;i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah&#8217;a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir&#8221; (et-Tevbe 9/30 31).</p>
<p>Burada söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn Abbas&#8217;ın rivâyetidir. Buna göre Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan Tevrat&#8217;ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah&#8217;a çok ibâdet etti; O&#8217;na yalvarıp yakardı. Allah&#8217;tan inen bir nur onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat&#8217;ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat&#8217;ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat&#8217;ın içinde bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)&#8217;ın öğrettiğinin aslına uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)&#8217;ı çok sevdiler. Fakat bu hususta aşırı gittiler. &#8220;O olsa olsa Allah&#8217;ın oğludur&#8221; dediler (İbn Cerir et-Taberî Camiu&#8217;l-Beyân Mısır1951 X111). Bu âyetler onların bu hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da İsâ (a.s) Allah&#8217;ın oğludur diye söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl olduğu anlatılmış ve Yüce Allah&#8217;ın onların bu iddialarından münezzeh olduğu ifâde edilmiştir (el-Beydâvî Envaru&#8217;t-Tenzîl ve Esraru&#8217;t Te&#8217;vîl Mısır 1955 I 196).</p>
<p>Yahudilerin bu hususta aşırı gitmeleri Kur&#8217;an&#8217;ın başka yerlerinde de tenkid edilmiştir. &#8220;Vay haline o kimselerin ki Kitabı elleriyle yazıp az bir paraya satmak için &#8220;Bu Allah&#8217;ın katındandır. &#8221; derler. Ellerinin yazarlığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!&#8221; (el-Bakara 2/79) mealindeki âyette Yahudiler kasdedilmektedir. Onların Tevrat&#8217;ı tahrif ettikleri ondan sonra kendileri tarafından yazılan bir kitabı Allah&#8217;ın kitabı diye tanıtmaları söz konusudur. Onlar bu şekilde kitab yazmışlar Allah&#8217;ın kelâmı olarak ileri sürmüşler ve bununla menfaat ile nüfûz sağlamaya çalışmışlardır. Bu âyette onların bu yaptıkları tenkid edilmektedir (Muhammed Ali es-Sâbûnî Safvetu&#8217;t-Tefâsir İstanbul 1987 I 71 vd).</p>
<p>Aşağıdaki âyette de Yahudilerin bu durumu tenkid edilmiştir:</p>
<p>&#8220;Onlardan bir grup okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde &#8220;Bu Allah katındandır. &#8221; derler. Onlar bile bile Allah&#8217;a iftira ediyorlar&#8221; (Âlu İmran 3/78).</p>
<p>İbn Abbas (r.a)&#8217;dan nakledildiğine göre bu ayette de Yahudiler kasdedilmektedir. Buna göre onlar Allah&#8217;ın kelâmını kaybetmişler. Kendi uydurduklarını Allah&#8217;ın kelamı olarak tanıtmaya çalışmışlar. Onların bu yaptıkları yalan ve uydurmadır (ez-Zemahşerî el-Keşşâf Kahire1977 I 182 vd.).</p>
<p>Üzeyr (a.s) ile ilgili bulunduğu söylenen diğer bir ayet de şöyledir;</p>
<p>&#8220;Yahut görmedin mi o kimseyi ki evlerinin çatıları duvarları üzerine çökmüş (yıkık dökük olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı. &#8220;Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!&#8221; dedi. Hemen Allah onu öldürdü yüz sene sonra tekrar diriltti. &#8220;Ne kadar kaldın burada?&#8221; dedi. &#8220;Bir gün yahut bir kaç saat&#8221; dedi. Allah ona: &#8220;Bilakis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir âyet (ibret işâreti) kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak onları nasıl birbiri üstüne koyuyor sonra ona nasıl et giydiriyoruz. &#8221; dedi. Durum kendisince anlaşılınca &#8220;Şüphesiz Allah&#8217;ın her şeye kadir olduğunu bilmeliyim&#8221; dedi (el-Bakara 2/259).</p>
<p>Bu ayette söz konusu olan zatın kim olduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır. Fakat alimlerin ekseriyetine göre bu zat Üzeyr (a.s)&#8217;dır (el-Beydâvî Envaru&#8217;t-Tenzîl I 57).</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.s) Üzeyr (a.s)&#8217;ın peygamber olup olmadığı hususunda şöyle buyurmuştur: &#8220;Bilmiyorum Üzeyr peygamber midir değil midir?&#8221; (Ali Nasıf et-Tâc III 302). Bundan dolayı İslâm inancında Üzeyr (a.s)&#8217;ın peygamberliği ihtilaflı kabul edilmiştir.</p>
<p>Peygamber olsun veya olmasın Üzeyr (a.s) Allah&#8217;a tam manasıyla inanmış kamil imân sahibi olan bir zattı. Hayatı boyunca Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için şerden kaçmış hayra koşmuştur. Çevresindeki insanları da bu şekilde inanmaya ve Allah&#8217;ın emir ile yasaklarına riâyet etmeye davet etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. YAHYA (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yahya-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yahya-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:55:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[arais]]></category>
		<category><![CDATA[bab]]></category>
		<category><![CDATA[ehli]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[kitab]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[meryem]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed ali]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[nevi]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[yahya]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=323</guid>
		<description><![CDATA[Hz. YAHYA (a.s)
Kur&#8217;an&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri. Yüce Allah tarafından Kur&#8217;an&#8217;da: &#8220;Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik&#8221; (Meryem 19/7) ayeti ile haber verildiğine göre; Yahya (a.s.) Zekeriya (a.s)&#8217;ın oğlu idi. Kendisine Yahya adı da Allah tarafından verilmişti.
Yahya (a.s)&#8217;nın yüzü güzel kaşları çatık saçları seyrek burnu uzun sesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. YAHYA (a.s)</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri. Yüce Allah tarafından Kur&#8217;an&#8217;da: &#8220;Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik&#8221; (Meryem 19/7) ayeti ile haber verildiğine göre; Yahya (a.s.) Zekeriya (a.s)&#8217;ın oğlu idi. Kendisine Yahya adı da Allah tarafından verilmişti.</p>
<p>Yahya (a.s)&#8217;nın yüzü güzel kaşları çatık saçları seyrek burnu uzun sesi ince ve parmakları kısa idi. O İsâ (a.s)&#8217;dan altı ay önce dünyaya gelmişti. Yani Isâ (a.s)&#8217;dan altı ay büyüktü. Dolayısıyla Musa (a.s)&#8217;nın şeraitiyle amel eden peygamberlerin sonuncusuydu.</p>
<p>Daha küçük yaşta iken kendisine hikmet verilmişti. Yaşıtı olan çocuklar kendisine: &#8220;Ey Yahya! Bizimle gel oynayalım&#8221; dedikleri zaman:</p>
<p>&#8220;Ben oyun için yaratılmadım&#8221; derdi (es-Sa&#8217;lebî el-Arais Mısır 1951 375 vd.).</p>
<p>Onun küçüklüğünden itibaren böyle temiz saygılı ve ibâdet ehli olduğu Kur&#8217;an&#8217;da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;(Ona çocukluğunda): Ey Yahyâ! Kitabı kuvvetle tut! (dedik). Henüz çocuk iken ona hikmet&#8217;i verdik (Tevrat&#8217;ı öğrettik). Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik). O çok muttaki idi. Anasına ve babasına itaatlı idi bir serkeş ve asi değildi. Dünyaya getirildiği günde öleceği gün de diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de ona selâm olsun!&#8221; (Meryem 19/12 13 14 15).</p>
<p>Bu ayetlerde görüldüğü gibi Yüce Allah Yahya (a.s)&#8217;nın çeşitli güzel vasıflarını haber vermiş ve onu selamla anmıştır. Bu onun doğduğunda vefat ettiğinde ve ahiret gününde Allah&#8217;ın himâyesinde bulunduğunu ifâde etmektedir. Her insanın başına geleceği kesin olan bu üç yalnızlık ve korku günlerinde Allah&#8217;ın selâm ve esenliği içinde olmak ne büyük bir bahtiyarlıktır. Bu üç durumda Allah&#8217;ın himayesinde bulunmak bir nevi devamlı bir şekilde Allah&#8217;ın himayesinde bulunmak demektir (Muhammed Ali es-Sabûnî Safvetu&#8217;t-Tefâsîr İstanbul 1987 II 213).</p>
<p>Yahya (a.s) Allah&#8217;ın emrettiği gibi kitabı kuvvetle tuttu. Önce Tevrat&#8217;a ve daha sonra İncil&#8217;e uygun hareket etti. Bu mukaddes kitapların hükümlerinin milleti tarafından yaşanması için çalıştı. Hz. Muhammed (s.a.v) onun bu mücâdelesi hakkında şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;Yüce Allah Zekeriyya (a.s)&#8217;nın oğlu Yahya (a.s) ya hem kendisi amel etmek hem de amel etmeleri için İsrail oğullarına emretmek üzere beş kelime emretmişti. Kendisi bu hususta biraz ağır ve yavaş davranınca İsâ (a.s) ona:</p>
<p>-Sen hem kendin amel etmek hem de amel etmelerini İsrâil oğullarına emretmek üzere beş kelime ile emrolunmuştun. Bunu İsrail oğullarına ya sen tebliğ edersin ya da ben tebliğ ederim deyince Yahya (a.s):</p>
<p>-Ey kardeşim! Sen bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen ben azaba uğramamdan veyâ yere batırılmamdan korkarım dedi ve hemen İsrâil oğullarını Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;te topladı. Beytü&#8217;l-Makdis İsrail oğulları ile doldu. Yahya (a.s) yüksek bir yere oturarak Allah&#8217;a hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle dedi:</p>
<p>-Yüce Allah bana hem kendim amel edeyim hem de amel etmenizi size emredeyim diye beş kelime emretti. Onların ilki Allah&#8217;a hiç bir şeyi Şerik koşmaksızın O&#8217;na ibâdet etmenizdir. Bunun misâli öz malı olan altın veya gümüşle bir köle satın alıp çalıştıran bir adama benzer ki köle çalışmasının kazancını efendisinden başkasına ödüyordur. Hanginiz kölesinin böyle davranmasına sevinir razı olur? Hiç kuşkusuz sizi yüce Allah yarattı ve rızkınızı vermektedir. Öyle ise Allah&#8217;â hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ibâdet ediniz.</p>
<p>Allah namaz kılmanızı size emretti. Namaza durduğunuzda yüzünüzü sağa sola çevirmeyiniz. Şüphe yok ki Yüce Allah kulu yüzünü başka tarafa çevirmedikçe hep ona yöneliktir.</p>
<p>Allah size oruc&#8217;u emretti. Bunun misâli yanında misk kesesi olduğu halde bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer. Hiç şüphesiz oruçlunun ağzının kokusu Allah&#8217;ın katında misk kokusundan daha güzeldir.</p>
<p>Allah size sadakayı emretti. Bunun misâli düşmanın esir edip elini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdıkları bir kimseye benzer ki o &#8220;canımı elinizden kurtarmak için size bir fidye kurtulmalık versem olmaz mı?&#8221; diyerek kendisini onlardan kurtarıncaya kadar az çok kurtulmalık akçesi öder durur.</p>
<p>Allah size Allah&#8217;ı çok zikretmenizi anmanızı da emretti. Bunun misâli düşmanın süratle kendisini takib ettiği bir kimseye benzer ki sağlam bir kaleye gelip onun içine sığınmıştır. İîte kul da Allah&#8217;ı zikir ile meşgul oldukça şeytandan böyle korunur&#8221; (et-Tirmizî es-Sünen el-Emsâl 3; Ahmed b. Hanbel el-Müsned IV 202).</p>
<p>Bu hadiste görüldüğü gibi tevhid inancı namaz oruç zekât ve zikir gibi ibâdetler yalnız Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in ümmetine mahsus ibâdetler değildir. Daha önceki peygamberlerin de ümmetlerine emrettiği ibâdetlerdir.</p>
<p>Yahya (a.s)&#8217;da babası Zekeriyya (a.s) gibi milleti tarafından şehid edildi (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Hak Dini Kur&#8217;an Dili İstanbul 1971 I 421).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yahya-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. MÛSA (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-musa-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-musa-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:17:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[adem]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[edip]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[islah]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kerim]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rasul]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=299</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ&#8217;nın dört büyük kitaptan biri olan Tevrat&#8217;ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip hakim kılması için gönderdiği Ulu&#8217;l-Azm* peygamberlerden biri. Hz. İbrahim (a.s)&#8217;in soyundan olup İsrailoğullarının akidelerini islah etmek ve onları Allah Teâlâ&#8217;nın dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmişti. Küfürle mücadelesi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de uzun uzun anlatılmaktadır.
Hz. Adem (a.s)&#8217;den Rasulullah (s.a.s)&#8217;e kadar pek çok peygamber gelmiştir. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ&#8217;nın dört büyük kitaptan biri olan Tevrat&#8217;ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip hakim kılması için gönderdiği Ulu&#8217;l-Azm* peygamberlerden biri. Hz. İbrahim (a.s)&#8217;in soyundan olup İsrailoğullarının akidelerini islah etmek ve onları Allah Teâlâ&#8217;nın dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmişti. Küfürle mücadelesi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de uzun uzun anlatılmaktadır.</p>
<p>Hz. Adem (a.s)&#8217;den Rasulullah (s.a.s)&#8217;e kadar pek çok peygamber gelmiştir. Bu peygamberler gönderildikleri kavimleri Allah Teâlâ&#8217;ya iman etmeye çağırmışlar; bu yolda kâfirlerle savaşmışlar yaşadıkları diyarlardan çıkarılmışlar; ezilmişler hor görülmüşler ve hatta öldürülmüşlerdir.</p>
<p>Mûsa (a.s) da Allah Teâlâ tarafından İsrailoğulları&#8217;na gönderilmiş bir rasul idi. O da tıpkı kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberler gibi kavmini Allah&#8217;a iman etmeye çağırdı. Kavmine zulmeden ve ilâhlık iddiasında bulunan Firavun&#8217;a karşı tevhid yolunda mücahede etti. Bu uğurda bütün peygamberlerin karşısına çıkan güçlükler onun da karşısına çıktı. Doğup büyüdüğü diyardan çıkarıldı kâfirler tarafından öldürülmek gayesiyle kovalandı. Allah Teâla Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bir ayette Hz. Mûsa (a.s)&#8217;dan şöyle bahsediyor: &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;da Musa&#8217;yı da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve İsrailoğulları&#8217;na gönderilmiş bir peygamber idi&#8221;(Meryem 19/51).</p>
<p>Hz. Musa (a.s)&#8217;nın Firavun ile olan kıssası Kur&#8217;an&#8217;ın bazı sûrelerinde çeşitli üslûplarda ve teferruatlı olarak anlatılmıştır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz&#8217;de boğulmaları olayından sonra İsrailoğulları ile ilgili kıssasına da genişçe yer verilmiştir.</p>
<p>Musa (a.s)&#8217;nın Firavun ile olan mücadelesi bir şahsın bir kralla bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret değildir. Bilâkis bu hak ile bâtıl&#8217;ın çatışması Rahman&#8217;ın ordusu ile şeytanın ordusunun kaçınılmaz savaşıdır. Aslında hak ile bâtıl arasındaki bu savaş insanoğlunun yaratılışından insanları ıslah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çıkmasından beri devam edegelmektedir.</p>
<p>Sapıklık ve bâtıl daima İblis ve onun ordusu tarafından temsil edilmiş imana tevhide peygamberliğe kısaca Hakka sürekli meydan okumuştur. Fakat kazanan daima Hak olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: &#8220;Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında hem de meleklerin Şahid olacağı günde muzaffer kılacağız&#8221; (el-Mü&#8217;min 40/51).</p>
<p>Hz. Musa (a.s)&#8217;da gönderildiği kavmi cehalet ve sapıklık içerisinde buldu. Onları Hakka davet etti yurdundan çıkarıldı savaştı ve sonunda Allah Teâlâ&#8217;nın izniyle kazandı.</p>
<p>Hz. Musa (a.s)&#8217;nın Nesebi Doğumu ve Hayatı</p>
<p>Musa (a.s)&#8217;nın babası İmran&#8217;dır Onun babası Yahser onun da babası Kahes&#8217;dir. Nesebi Yakub (a.s)&#8217;a ulaşır; ki onun babası Hz. İshak (a.s) onun da babası Hz. İbrahim (a.s)&#8217;dir. Musa (a.s)&#8217;nın yanında gördüğümüz Harun (a.s) onun kardeşidir. Allah Teâla Musa (a.s)&#8217;yı Firavun&#8217;a imana davet için gönderdiğinde Hz. Harun (a.s)&#8217;u da ona yardımcı olarak seçmiş ve görevlendirmişti. Hz. Musa (a.s) Allah Teâla&#8217;ya şöyle dua ederek kardeşi Harun (a.s)&#8217;u kendisine yardımcı yapmasını istemişti: &#8220;Bir de bana ehlimden bir vezir (yardımcı) ver. Kardeşim Harun&#8217;u (ver)&#8221; (Tâhâ 20/29-30).</p>
<p>Hz. Musa (a.s) Mısır&#8217;ın çok zor günler yaşadığı bir dönemde doğdu. Bu sırada ilâhlık iddialarında bulunarak haddi aşan Firavun İsrailoğulları halkına dayanılamayacak eziyetlerde bulunuyor bu insanları zulümle kasıp kavuruyordu. İsrailoğulları Kıpt kavminin muamelelerinden ve krallarının ağır baskılarından bıkmışlardı. Mısır&#8217;da yaşamanın bir tadı kalmadığını biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardı. Ama onlardan her işinde istifade eden Firavun yakalarını bir türlü bırakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanını yaptı. Nitekim Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de; &#8220;Biz sana Musa ve Firavun&#8217;un mühim haberlerinden iman edecek bir kavim için gerçek olarak okuyacağız. Çünkü Firavun o yerde (Mısır&#8217;da) başkaldırmış ve ahalisini parçalara bölüp kendisine bağlamıştı&#8221; (el-Kasas 28/3-4) buyuruluyor.</p>
<p>Firavun saltanatı sırasında İsrailoğullarına çok kötü eziyetlerde bulundu; onları köle yaptı en çirkin ve adî işlerde çalıştırdı. Allah Teâlâ İsrailoğullarını bu sıkıntıdan azgın Firavun&#8217;un şerrinden zulüm ve taşkınlıklarından kurtarmak için Hz. Musa (a.s)&#8217;yı gönderdi.</p>
<p>Sa&#8217;lebî Kısas-ı Enbiya&#8217;sında İmam Suddî&#8217;den; Firavun&#8217;un bir rüya gördüğünü korkup kederlendiğini naklediyor. Rüyasında Kudüs tarafından gelen bir ateş gördü. Bu ateş Mısır&#8217;a kadar uzanıp Firavun&#8217;un evlerini yaktı. Fakat sadece Kıpti&#8217;lere zarar verdi İsrailoğulları ise kurtuldular. Uyanınca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayı tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; &#8220;İsrailoğulları içinden bir çocuk dünyaya gelecek Mısırlıların helâkına ve senin krallığının yok olmasına sebep olacak. Doğacağı zaman da iyice yaklaştı.&#8221;</p>
<p>Bu haber üzerine telaşlanan Firavun İsrailoğulların&#8217;dan doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu olay şöyle anlatılıyor: &#8220;Firavun memleketin başına geçti ve halkı fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor kadınları sağ bırakıyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi&#8221; (el-Kasas 28/4).</p>
<p>İsrailoğulları arasında iş yapabilecek insanların azalması üzerine Kıptîlerin ileri gelenleri Firavun&#8217;a giderek &#8220;Eğer böyle öldürmeye devam ederseniz ileride bizim işlerimizi yapacak kimse bulamayacağız&#8221; dediler. Firavun da erkek çocukların bir sene öldürülmesini bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocukların öldürülmediği sene Harun (a.s) doğdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s)&#8230;</p>
<p>Musa (a.s) doğunca annesi çok üzüldü. Allah Teâlâ ona korkmamasını üzülmemesini vahyetti. Kalbine bir rahatlık verdi. Bu Kur&#8217;an&#8217;da şöyle anlatılıyor: &#8220;Musa&#8217;nın annesine: &#8220;Çocuğu emzir başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nil&#8217;e) bırak. Korkma üzülme. Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız&#8221; diye bildirmiştik&#8221; (el-Kasas 28/7).</p>
<p>Musa (a.s)&#8217;nın annesi de ilham edileni yaptı ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya bıraktı. Ablasına da &#8220;Onu izle&#8221; dedi. Musa (a.s)&#8217;yı taşıyan sandık Allah&#8217;ın izniyle dalgalarla sürüklenerek Firavun&#8217;un sarayına ulaştı. Yıkanmakta olan cariyeler sandığı bulup Firavun&#8217;un karısına götürdüler. Allah Teâlâ Firavun&#8217;un karısı Asiye&#8217;nin kalbine bu çocuğun sevgisini koydu. Firavun çocuğu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye çocuğu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocukları olmuyordu. Kur&#8217;an-ı Kerim bunu şöyle anlatıyor: &#8220;Firavun&#8217;un karısı: Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz belki bize faydalı olur yahut onu oğul ediniriz&#8221; dedi. Aslında işin farkında değillerdi&#8221; (el-Kasas 28/9).</p>
<p>Hz. Musa (a.s) acıkınca onu emzirmek icab etti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Allah Teâlâ bunu şöyle zikrediyor: &#8220;Önceden süt annelerinin memesini kabul etmemesini sağladık. Musa&#8217;nın ablası; &#8220;size sizin adınıza ona bakacak iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi?&#8221; dedi. Böylece onu annesinin gözü aydın olsun diye ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler&#8221; (el-Kasas 28/12-13).</p>
<p>Musa (a.s) böylece annesine dönmüş oldu. Üstelik Firavun&#8217;un sarayında büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandı. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: &#8220;Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. İyi davrananları böyle mükâfatlandırırız&#8221; (el-Kasas 28/14).</p>
<p>Yetişip delikanlılık çağına gelen Musa (a.s) bir gün şehre indi. Öğle üzeriydi. Dükkanlar kapalıydı ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şehirde geçen hadise şöyle anlatılıyor; &#8220;Musa halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre idi. Biri kendi adamlarından diğeri de düşmanı olan iki adamı dövüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa onun düşmanına bir yumruk vurdu ölümüne sebep oldu. &#8220;Bu şeytanın işidir; çünkü o apaçık saptıran bir düşmandır&#8221; dedi. Musa &#8220;Rabbim! doğrusu kendime yazık ettim beni bağışla&#8221; dedi. Allah da onu bağışladı. O şüphesiz bağışlayandır merhamet edendir. Musa; &#8220;Rabbim! Bana verdiğin nimete and olsun ki suçlulara asla yardımcı olmayacağım &#8221; dedi. Şehirde korku içinde etrafı gözeterek sabahladı. Dün kendisinden yardım isteyen kimse bağırarak ondan yine yardım istiyordu. Musa ona: &#8220;Doğrusu sen besbelli bir azgınsın &#8221; dedi. Musa ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: &#8220;Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden değil ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun&#8221;dedi&#8221; (el-Kasas 28/15-19).</p>
<p>İsraillinin olayı ağzından kaçırması üzerine bütün halk Musa (a.s)&#8217;nın Mısırlıyı öldürmüş olduğunu öğrendi. Daha sonra bir adam koşarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.</p>
<p>&#8220;Musa korku ipinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar&#8221; dedi. Medyen e doğru yöneldiğinde: &#8220;Rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım &#8221; dedi&#8221; (el-Kasas; 28/21-22).</p>
<p>Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklaştı. Yanına yiyecek hiç bir şey de almamıştı. Tam sekiz günlük yolu ağaç yaprakları yiyerek aştı. Mısır ile Medyen arası sekiz günlük bir mesafedir. Allah Teâlâ&#8217;nın bu seçkin kulu aç ve bitap düşmüş olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet Medyen&#8217;e ulaştı. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de kıssa şöyle devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Medyen suyuna geldiğinde davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara: &#8220;Derdiniz nedir?&#8221;dedi. &#8220;Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır (onun için bu işi biz yapıyoruz) &#8221; dediler. Musa onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi: &#8220;Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım&#8221; dedi&#8221; (el-Kasas 28/23-24).</p>
<p>İbn-i Kesir El-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye&#8217;de bu olayı şöyle anlatıyor: &#8220;Medyen suyunda çobanlar koyunları suladıktan sonra kuyunun ağzına büyük bir kaya koyarlardı. Bu iki kadın da artan sularla koyunlarını sulamaya çalışırlardı. Musa (a.s) kayayı kuyunun ağzından tek başına kaldırdı su çekti ve kadınların koyunlarını suladı. Sonra tekrar kayayı yerine koydu. Bu kayayı ancak on kişi kaldırabilirdi. Musa (a.s) ise on kişinin halledebileceği bu işleri tek başına halletmişti. Kızlar babalarına gidip Hz. Musa&#8217;yı ve yaptığı iyiliği anlattılar. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de kıssa şöyle devam ediyor:</p>
<p>&#8220;O sırada kadınlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: &#8220;Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor dedi. Musa ona gelince başından geçeni anlattı. O: &#8220;Korkma! Artık zâlim milletten kurtuldun&#8221;dedi. İki kadından biri: &#8220;Babacığım onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdır dedi. Kadınların babası bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek islemem. İnşallah beni iyi kimselerden bulacaksın&#8221; dedi. Musa: &#8220;Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir&#8221; dedi&#8221; (el-Kasas 28/25-28).</p>
<p>İbn-i Kesir şöyle diyor: &#8220;Kızların babasının kim olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Bunun Şuayb (a.s) olduğu hususunda kanaatler vardır. Ulemanın çoğunluğu da bu görüştedir. Hasan Basri Malik b. Enes&#8217;den naklolunan bir rivayeti delil getirerek diyor ki: Hz. Şuayb kavmi helâk olduktan sonra uzun bir ömür yaşamış tâ ki Musa (a.s)&#8217;a ulaşmış ve kızını ona nikâhlamıştır.</p>
<p>Hz. Şuayb (a.s)&#8217;ın kızıyla nikâhlandıktan sonra Musa (a.s) Medyen&#8217;de kalıp hanımının mehri olmak üzere on yıl koyun güttü. Bir rivayete göre Peygamberimize tam olarak ne kadar çalıştığı sorulmuş; o da on sene olduğunu buyurmuştur. Buradan anlaşıldığı üzere tam on yıl çobanlık yapmıştır.</p>
<p>Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliğinin Bildirilmesi</p>
<p>Musa (a.s) Medyen&#8217;de on sene kalıp mehrini tamamladıktan sonra Mısır&#8217;a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Çakmak taşıyla bir şeyler tutuşturmaya çalıştı başaramadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Kansı da hamileydi ve doğum zamanı da yaklaşmıştı. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardıma ihtiyacı vardı. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bu olay şöyle anlatılıyor: &#8220;Musa süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. Tür tarafından bir ateş gördü. Ailesine: &#8220;Durunuz ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber veya tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz&#8221; dedi. Oraya gelince kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: &#8220;Ey Musa! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;ım &#8221; diye seslenildi. &#8220;Değneğini at!.&#8221; Musa değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. &#8220;Ey Musa! Dön gel. Korkma. Şüphesiz güvende olanlardansın&#8221; denildi. &#8220;Elini koynuna koy lekesiz bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânına karşı Rabbinin iki delîlidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir&#8221; denildi. Musa: &#8220;Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun&#8217;un dili benimkinden daha düzgündür. Onu beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder çünkü beni yalanlamalarından korkarım&#8221; dedi Allah: &#8220;Seni kardeşinle destekleyeceğiz ikinize bir kudret vereceğiz ki onlar size el uzatamayacaklardır. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir&#8221; dedi&#8221; (el-Kasas 28/29-35).</p>
<p>Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasında geçen konuşma daha ayrıntılı bir şekilde verilir. Şu ayetler Allah Teâlâ&#8217;nın Musa (a.s)&#8217;yı rasul olarak görevlendirdiği zamanın anlaşılmasında yardımcı oluyor: &#8220;Ben seni seçtim artık vahyolunanı dinle. Şüphesiz ben Allah&#8217;ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et Beni anmak için namaz kıl!&#8221; (Tâhâ 20/13-14).</p>
<p>Ve daha sonra Allah Teâlâ Musa (a.s)&#8217;ya şöyle buyuruyor: &#8220;Firavun&#8217;a gidin; doğrusu o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin belki öğüt dinler veya korkar&#8221; (Tâhâ 20/43-44).</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın Musa (a.s)&#8217;ya bunu emretmesinden sonra Musa (a.s) ile Firavun arasında amansız bir mücadele de başlamış oluyordu. Hak ile bâtıl&#8217;ın amansız savaşı. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras bıraktıkları tevhid mücadelesi&#8230;</p>
<p>Hz. Musa (a.s) Allah Teâlâ&#8217;nın bu emriyle Firavun&#8217;a gitti. Onu güzellikle Allah&#8217;a iman etmeye davet etti: &#8220;Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah&#8217;a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim İsrailoğulları&#8217;nı benimle beraber salıver&#8221; (el-A&#8217;raf 7/104-105).</p>
<p>&#8220;Firavun: &#8220;Musa! Rabbiniz kimdir?&#8221; dedi. Musa: &#8220;Rabbimiz her şeye ayrı bir özellik veren sonra doğru yola eriştirendir&#8221; dedi&#8221; (Tâhâ 20/49-50).</p>
<p>Firavun bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)&#8217;yı zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)&#8217;da Firavun&#8217;a belki iman eder diyerek ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasını yere attı kocaman bir yılan oldu. Elini koynuna sokup çıkardı gözleri kamaştıran bir güneş parçası oluverdi. Musa (a.s)&#8217;nın gösterdiği bu mucizeler karşısında Firavun gerçekten korkmuştu. Bunun üzerine o da sihirbazlarını toplayıp Musa&#8217;yı mağlup etmeyi kararlaştırdı. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazları çağırttı ve onlardan Musa (a.s)&#8217;nın yaptıklarından daha büyük bir sihir yapmalarını istedi. Onlarda hazırlandılar ve bir gün kararlaştırdılar. O gün gelince de halkın gözleri önünde Musa (a.s) ile yarışmaya başladılar.</p>
<p>&#8220;Sihirbazlar: &#8220;Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım&#8221; dediler. Musa: &#8220;Siz koyun&#8221;dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler büyük bir sihir yaptılar. Biz de Musa&#8217;ya: &#8220;Asanı koyuver&#8221; dedik o da koyuverdi. Hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı. Hak tahakkuk etti. Onların yaptıkları boşa gitti. İşte orada yenildiler küçük düştüler. Sihirbazlar secdeye kapanıp: &#8220;Âlemlerin Rabbine Musa ve Harun&#8217;un Rabbine inandık&#8221; dediler&#8221; (el-A&#8217;râf 7/115-122).</p>
<p>Sihirbazların iman etmeleri Firavun&#8217;u çok kızdırdı. Onları öldürmekle tehdit etti. İşte küfür acizliğini bu olayla bir kere daha ortaya koymuş oldu.</p>
<p>Gelişen bu olaylar Firavun&#8217;u yola getireceği yerde onu daha çok azdırdı. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldırmadıkça rahata kavuşamayacağına inanıp bu arzusunu yerine getirmeye çalıştı. Musa (a.s) Firavun ve kavmini imana çağırmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe Allah Teâlâ onun kavmine tufan çekirge haşarat kurbağa kan gibi çeşitli azablar gönderdi. Ancak bunların hiç biri Firavun ve kavmini yola getirmedi.</p>
<p>Firavun küfür ve inadında ısrar ve Musa (a.s)&#8217;nın davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ Musa (a.s)&#8217;ya İsrailoğullarını bir gece Mısır&#8217;dan çıkarıp Filistin diyarına götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi şehirden çıkıp Süveyş halici boyunca Kızıldeniz&#8217;e yöneldiler. Firavun şehirde İsrailoğullarından hiç bir iz göremeyince kaçtıklarını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek peşlerine düştü. Firavun ordusunun çok kalabalık olduğu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra İsrailoğullarına yetişti. İsrailoğullarının önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarında kocaman bir ordu vardı. İsrailoğulları &#8220;Yakalandık yâ Musa&#8221; diye yakınmaya başladılar. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de olay şöyle anlatılıyor: &#8220;Musa: &#8220;Hayır Rabbim benimle beraberdir bana elbette yol gösterecektir&#8221;dedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: &#8220;Değneğinle denize vur&#8221; diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı her parçası yüce bir dağ gibiydi. İşte oraya geridekileri de yaklaştırdık. Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık&#8221; (eş-Şuara 26/62-65).</p>
<p>&#8220;Firavun ordusuyla onları takib etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış!&#8221; (Tâhâ 20/78).</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Allah Teâlâ bir zâlimin kâfirin sonunu böyle anlatıyor; ve bir kavmi nasıl kurtardığını da. İşte Hak Bâtıl&#8217;ın tepesine böyle inip onu ortadan kaldırabiliyor.</p>
<p>Firavun ordusu bir tek kişi kalmamacasına yok oldu. Firavun ise ölümün geldiğini anlayınca iman ettiğini açıkladı: &#8220;Firavun boğulacağı anda: &#8220;İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım artık ben de ona teslim olanlardanım&#8221; dedi. Ona: &#8220;Şimdi mi (inandın)? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin&#8221;dendi&#8221; (Yunus 10/90 91).</p>
<p>Bu olaydan sonra Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)&#8217;ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis&#8217;e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayıp şiddetli bir susuzluğa kapıldılar. Gelip Musa (a.s.)&#8217;a sitem ve şikayette bulundular. Allah Musa (a.s)&#8217;a âsâsını taşa vurmasını emretti. Vurunca taşın oniki yerinden su fışkırdı. Her Yahudi kabilesine bir göze düşüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler susuzluklarını giderdiler. Allah Teâlâ İsrailoğullarına gökten kudret helvası ve bıldırcın eti de gönderdi. Fakat İsrailoğullarının o ikiyüzlülükleri bütün bu nimetlere rağmen kendini burada da ortaya çıkardı. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: &#8220;Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Bizim için Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiği sebze kabak sarmısak mercimek ve soğan yetiştirsin&#8221; demiştiniz de &#8220;hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin orada şüphesiz istediğiniz vardır&#8221; demişti&#8221; (el-Bakara 2/61).</p>
<p>Sonra Allah Teâlâ Hz. Musa&#8217;ya Filistin&#8217;e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalıntıları ve Kenanlılardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karşılaştılar. Musa (a.s) kavmine buraya girip bu zalimlerle savaşmalarını ve onları bu mukaddes beldeden çıkarmalarını emretti. Fakat İsrailoğulları buna cesaret edemedi: &#8220;Ey Musa! &#8220;Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın doğrusu biz burada oturacağız&#8221; demişlerdi&#8221; (el-Maide 5/24).</p>
<p>Çünkü İsrailoğulları Firavun ülkesinde zillet ve adiliğe aşağılanmaya alışmışlardı. Onlar için bazı değerleri ele geçirmek için savaşmak bir manâ taşımıyordu. Allah&#8217;da onları Tih çölüne attı ve yollarını şaşırttı. Kavmine söz geçiremediğinden yakınan Musa&#8217;ya Allah Teâlâ: &#8220;Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen yoldan çıkmış bir millet için tasalanma&#8221; dedi&#8221; (el-Maide 5/26).</p>
<p>Zamanla bu zillet içinde yaşayan nesil yerini hürriyetle yetişen ve izzetle yaşayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-ı Mukaddes&#8217;e girmeye muvaffak oldular.</p>
<p>İsrailoğulları bu kırk yıl içinde çok çeşitli sapıklıklarda bulundular. Hz. Musa&#8217;nın Tur dağında kırk gün geçirdiği bir zamanda Sâmirî isimli bir şahsın imal ettiği ve &#8220;işte sizin de Musa&#8217;nın da tanrısı&#8221; dediği altından bir buzağıya tapmaya başladılar. Musa (a.s) döndüğünde onları buzağıya tapınır görünce çok üzüldü. Harun (a.s)&#8217;a çıkıştı. İsrailoğulları&#8217;nı buzağıya tapınmaktan vazgeçirmeye çalıştı. İsrailoğulları ise her fırsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayı bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s) hayatı boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu uğurda pek çok eziyetle karşılaştı. Yurdundan çıkarıldı ölümle tehdit edildi ve etrafında kendisiyle beraber inanan pek az insan bulabildi.</p>
<p>Musa (a.s) Tih çölünde Harun (a.s)&#8217;dan sonra öldü. İsrailoğullarını Arz-ı Mukaddes&#8217;e sokamadı. Öldüğünde yüz yirmi yaşında idi. Buhârî onun ölümü ile ilgili olarak şunları rivayet ediyor: &#8220;Ölüm meleği geldiğinde Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle baktı. Canını almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardı. Sonra: &#8220;Yarabbi beni bir kuluna gönderdin ki ölmek istemiyor&#8221; diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ o hali üzerinden kaldırarak tekrar Musa&#8217;ya gönderdi: &#8220;Söyle sayılı olmak şartıyla istediği kadar yaşasın&#8221;. Hz. Musa: &#8220;Yarabbi sonra ne olacak?&#8221; dedi. &#8220;Öleceksin&#8221; buyuruldu. &#8220;Öyle ise ölüm şimdi gelsin&#8221; niyazında bulundu. Sonra Allah Teâlâ&#8217;dan kendisini bir taş atımı Beyti Makdis&#8217;e yaklaştırmasını orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) şöyle diyor: &#8220;Rasulullah (s.a.s): &#8220;Eğer ben sizinle beraber orada bulunsaydım onun yol kenarında ve kızıl bir kum tepesinin yanında bulunan kabrini size gösterirdim&#8221; buyurdu&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-musa-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Kitaplarda Peygamberimiz(Hz.Muhammed)</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[dini]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti]]></category>
		<category><![CDATA[hindu]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[kanunlar]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[Medineye]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammede]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmete]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?
Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?</p>
<p>Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen “zuhurul-evvelin”, yani “eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüştler veya Brahmanların bazı kitaplarına (kesin olmasa bile) işaret eder denilebilir.</p>
<p>Eski İran mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, desatir ve zend-avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir No. 14 de, İslam dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin ((asm.) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu: “İranlıların ahlak seviyesi düştüğünde, Arabistanda bir nur doğacaktır. Takipçileri onun tahtını, dinini ve her şeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kabeye işaret ediyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. hâlk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri, İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İranın pek çok akıllı adamı, onun takipçilerine katılacaktır.”</p>
<p>Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıldığı gibi, asırlar sonra doğacak İslam güneşi ve onun yüce peygamberi, son derece net bir şekilde tarif edilmiştir. Ve bu peygamberin ( a.s.m), “ziyadesiyle övülmüş”, “Ahmet” ve “alemlere rahmet” unvanlarıyla, putları kaldıracak birinin olduğu yazılıdır.</p>
<p>Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13 ün 129. Bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan zattan, “herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, rahmeten-lil-alemin (alemlere rahmet olan) şeklindedir.</p>
<p>Hind mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (asm.) şöyle bahsedilmektedir: “Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (yabancı dil konuşan veya yabancı bir ülkenin mensubu) olan ruhi bir terbiyeci gelecek ve ismi Muhammed olacaktır. Onun gelişinden sonra raja, pencap ve ganj nehirlerinde yıkanır&#8230; Ona der ey sen! Beşeriyetin iftiharı, arap ülkesinin sakini, şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın.” (Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Kuran-ı Kerim Tefsiri)</p>
<p>Yukarıdaki ifadede Efendimizin (asm.) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “beşeriyetin iftiharı” kelimeleri ise, peygamberimizin (fahr-i âlem) şeklindeki ismiyle aynı manadadır.</p>
<p>Buda (gautama buddha) kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “matteya”, sanskritçede “maitreya”, burmacada ise “armidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Budanın çok önceden vermiş olduğu bu haberde geçen isimlerin manası da, ”rahmet” demektir. Bilindiği gibi peygamberimiz için, Kurandaki 21. Surenin 107. Ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır.</p>
<p>Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer: “Buda şöyle dedi. Ben dünyaya gelen ilk buda (yol gösterici) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir&#8230; Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: o, maitreya (rahmet) olarak bilinecek.”</p>
<p>Pali ve sanskrit yazılı metinlerinde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “yüce aydınlatıcı” sonuncusu ise “inayetli” manasına gelir ki, bunlardan her ikisi de peygamberimizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edilecek olursa, başka kutsi metinlerde geçen efendimizin has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, maha ve metta kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir.</p>
<p>Araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme Hüseyin-i Cisriye aittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve anne ile babası ehl-i beytten olan bu Suriyeli alim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizle (s.a.v.) Alakalı 114 işaret çıkartmış ve bunları Türkçeye de çevrilen Risale-i Hamidiyyesinde neşretmiştir.</p>
<p>Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevratta bile, peygamberimize (asm.) ait şu işaretler vardır: “O, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.” (İşaya xxı, 7)</p>
<p>Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa dır (a.s.). Çünkü İsa peygamber, Kudüse bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, peygamber efendimize (s.a.v.) İşaret edildiği açıktır. Efendimiz Medineye girişte devesinin üstündeydi.</p>
<p>Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde faraklit veya paraklit (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.</p>
<p>Hazreti Şuaybın suhufunda, efendimizin ismi müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed” dir. Tevrat ta geçen münhemenna isminin karşılığı da, yine Muhammeddir. (bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, efendimizin (s.a.v.) İsmi, Tevratta çoklukla “ahyed”, İncilde ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir.</p>
<p>Konumuzu, bir hadis-i şerifle noktalıyoruz. “Benim ismim Kuranda Muhammed, İncilde Ahmet, Tevratta ise Ahyeddir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Faziletleri</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-faziletleri.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-faziletleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:33:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cennette]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[habib]]></category>
		<category><![CDATA[hamile]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[safiye]]></category>
		<category><![CDATA[seni]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[sihir]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[yara]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=199</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber efendimizin faziletleriSual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?
CEVAP
Mevahib-i ledünniyye ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:
Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.
Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Peygamber efendimizin faziletleriSual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?</strong></p>
<p><em>CEVAP</em></p>
<p>Mevahib-i ledünniyye ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:</p>
<p>Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.</p>
<p>Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra’nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu.</p>
<p>Safiye Hatun anlatır:<br />
Doğduğu gece 6 alamet gördüm:<br />
1- Doğar doğmaz secde etti.<br />
2- Başını kaldırıp “La ilahe illallah inni Resulullah” dedi.<br />
3- Her taraf aydınlandı.<br />
4- Yıkayacaktım, biz Onu yıkadık diye bir ses işittim.<br />
5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm.<br />
6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazılı idi.</p>
<p>Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.</p>
<p>Ona salevat okumak âyet-i kerime ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.<br />
Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi.</p>
<p>Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi. Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi.</p>
<p>Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, ya Musa, ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Ona (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor.</p>
<p>Namazda otururken, (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) oku¤¤¤¤¤¤ Ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.</p>
<p>Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir.</p>
<p>Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.</p>
<p>İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi.</p>
<p>Hz. Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi.</p>
<p>Mübarek hanımları müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.</p>
<p>Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.</p>
<p>Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı.</p>
<p>Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.</p>
<p>Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.</p>
<p>Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.</p>
<p>Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.</p>
<p>Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.</p>
<p>Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.</p>
<p>Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanlardan üstündür.</p>
<p>Onun ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür.</p>
<p>Onun mübarek ismini taşıyan mümin Cennete girer.</p>
<p>Onu ve ehl-i beytini sevmek farzdır.</p>
<p>Hz. Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.</p>
<p>Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâbe’den daha kıymetlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-faziletleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin (Hz. Muhammedin) Hayatı</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-hz-muhammedin-hayati.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-hz-muhammedin-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:20:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[allaha]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbenin]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sema]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=171</guid>
		<description><![CDATA[PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU
Peygamberimiz Fil vakasından 50 gün sonra ,Rebiullevvel ayinin on ikinci Pazartesi günü,tan yeri ağarırken, Mekke`de doğdu.
PEYGAMBERIMIZ DOĞDUĞUNDA BAZI HADISELER VUKU A GELDI
Peygamberimiz doğduğunda bazı hadiseler vuku a geldi,bunlardan bazılarını söyle sıralayabiliriz:Peygamberimiz ,Anadan Sünnetli ve göbeği kesik olarak doğdu. Peygamberimiz doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini ,yere dayamış başını semaya kaldırmış olarak doğdu.Peygamberimiz doğduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU</strong><br />
Peygamberimiz Fil vakasından 50 gün sonra ,Rebiullevvel ayinin on ikinci Pazartesi günü,tan yeri ağarırken, Mekke`de doğdu.</p>
<p><strong>PEYGAMBERIMIZ DOĞDUĞUNDA BAZI HADISELER VUKU A GELDI</strong><br />
Peygamberimiz doğduğunda bazı hadiseler vuku a geldi,bunlardan bazılarını söyle sıralayabiliriz:Peygamberimiz ,Anadan Sünnetli ve göbeği kesik olarak doğdu. Peygamberimiz doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini ,yere dayamış başını semaya kaldırmış olarak doğdu.Peygamberimiz doğduğu zaman ,bir yıldız doğmuş ve bilginler, bu yıldızın doğduğu gece,Ahmed doğmuştur Dediler.Bir çok Yahudi Alimi Tevrat tan inceleme ile peygamberimizin bu gecede doğduğunu yakınlarına bildirmişlerdir.<br />
Peygamberimiz doğduğu gece Kisranin sarayından on dört şerefe yıkıldı İranlıların,bin yıldan beri hiç sönmeden yanan Atesgedeleri sönüverdi.Save Gölünün suyu çekildi.Sema ve Vadisini su bastı.Iran Sahi, Arapların, ülkesini istila edeceğini rüyasında gördü,ve telaşa düştü.</p>
<p><strong>PEYGAMBERIMIZIN BABASI HZ.ABDULLAH</strong><br />
Peygamberimizin babası Hz. Abdullah Kureyş’in ileri gelen delikanlılarından idi. Güzel yüzlü,iki gözü arasında peygamberlik nurunu taşıyordu.Mekkenin bütün genç kızları onunla evlenmek için can atarlardı.Babasına o kadar itaatliydi ki babasının izinden hiç çıkmazdı.Hatta birinde babası Abdulmuttalip Allaha dua etmiş ve &#8220;Allahım eğer bana on erkek evladı verirsen onlardan birini senin için kurban edeceğim&#8220;demiş ,on evladı olunca da Allaha verdiği sözü tutmak için oğlu Abdullahı kurban etmek istemiştir.Oğlu Abdullah babasına itiraz etmemiş ve boyun eğmiştir Etraftan yapılan eleştirilerle oğlunu kurban etmekten vaz geçmiş onun yerine 100 Adet Deve kurban etmiştir. Hz. Abdullah hz. Amine ile evlendikten Kısa bir müddet sonra gittiği ticaret kervanından dönerken yolda hastalandı. Medine’de dayısı Beni Adiy bin. Neccarin yanında bir ay hasta aldıktan sonra vefat etti.Hz. Abdullah vefat ettiği zaman Peygamberimiz henüz Anne karnında altı aylıktı.</p>
<p><strong>PEYGAMBERIMIZIN SÜT ANNEYE VERILISI</strong><br />
Yeni doğan çocukları süt anneye vermek; Kureyş ve sair Arap eşrafının adeti idi.<br />
Bu da; kadınların kocaları ile daha iyi meşgul olmalarını ve çocuklarında ,özellikle ,havasının güzelliği, rutubetinin azlığı ve suyunun tatlılığı ile tanınan yerlerde yasayan şerefli kabileler arasında, sağlam vücutlu,siki etli, cesaretli yetişmelerini ve düzgün, pürüzsüz konuşmayı öğrenmelerini sağlamak içindi.<br />
Mekke çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden Süt annesi olanlar, her yıl iki defa, yaz ve güz olmak üzere Mekke`ye gelirler,çocukları alıp götürürlerdi.<br />
Peygamber efendimizi(A.S) Ben`i Sa`d b.Bekr kabilesinden Süt annesi Halime hatun götürdü.<br />
Peygamberimizin Süt kardeşleri şunlardır::<br />
Abdullah b. Haris,Üneyse binti.Haris,Şeyma bint-i Haris.<br />
Peygamberimizi Yetim olduğu için Arap kadınları kabul etmemiş; sadece kabilesine götürecek çocuk bulamayan Halime, eli bos gitmemesi için peygamberimizi kabul etmişti.Peygamberimizi aldıktan sonra Halime ve Ailesinin yaşam tarzı bir anda değişti.<br />
Bunlardan bazılarını Halimenin dilinden dinleyecek olursak; Halime Hatun der ki;&#8220; İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Ben, kır merkebimin üzerinde idim.Yanımızda, yaşlı bir devemiz vardı,bize bir damla süt vermiyordu.<br />
Üzerinde bulunduğum merkebin ağır yürümesi yol arkadaşlarımı çileden cıkartıyordu.Nihayet Mekke’ye varıp emdirilecek oğlan çocukları aramaya başladık. İçimizden hiç bir kadın Muhammedi almak istemiyor,ondan uzak duruyorduk. Çünkü, bizler emdireceğimiz çoçuğun babasından bahisse kavuşmayı ve ondan armağanlar almayı bekliyorduk.<br />
Bir ara Muhammed in dedesi Abdulmuttaliple karşılaştım,bana; İsmin nedir ?diye sordu.<br />
Halime dedim. Bana;Ey Halime! Benim yanımda bir yetim çocuğum var onu emzirmek için Beni Sa`d kabilesi kadınlarına teklif ettim öksüz olduğu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin? Ben ,&#8220;bana biraz müsaade ette kocama bir danışayım&#8220;dedim.<br />
Hemen kocamın yanına döndüm,ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammedi aldım.<br />
Muhammed bize gelince,evimiz öyle bereketlendi ki kocam la hayretler içinde kaldik.Sütü çekilmiş olan devemizde sütler fazlaca akmaya, zayıf olan merkebimizi,yolda başka hiç bir binek hayvan geçememeğe,davarlarımıza inen süt hiç bir davara inmemeye başladı.<br />
Peygamberin Çocukluğu daha değişikti. Daha iki Aylık iken,her tarafa yuvarlanmaya çalışıyordu.Üç Aylık olunca Day durmaya çalışıyordu.Dört Aylık olunca, duvara tutunup yürüyordu.Beş Aylık olunca bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu.Altı Ayı tamamlayınca, yürümeyi hızlandırmıştı.Yedi Aylık iken her tarafa gidebiliyor,koşabiliyordu. Sekiz Aylık iken,konuşuyor,konuşulanı anlayabiliyordu.On Aylık iken Ok atabiliyordu. İki Yılı doldurduğu zaman,oldukça, iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu.Onu Annesine götürdük, Amma,biz,Onun yüzünden gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, Yanımızda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk.</p>
<p><strong>HZ.AMINENIN MEDINE ZIYARETI VE VEFATI</strong><br />
Hz. Amine Peygamberi de yanına alarak Medine’deki Neccar oğullarından olan Dayılarını ziyarete gitti. Orada peygamberle, bir ay kadar misafir oldular.<br />
Yahudi kavmi peygamberimizi orada görünce onu devamlı kontrol edip hal ve hareketlerine dikkat ediyorlardı. Hz. Amine Yahudilerin Peygamberimiz hakkında takındıkları tavırlardan korkmaya başladı Ve acilen Mekke ye dönmek için yola koyuldular.<br />
Hz. Amine, Mekke’ye gelirken, yolda hastalanıp Evba köyünde durakladi.Başucunda duran Peygamberimizin yüzene baktı.Sonra da söyle hitap etti:<br />
&#8220;Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, Allah in lutfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zatin oğlu!Allah, Seni,mübarek ve devamlı kilsin! Eğer rüyada gördüklerim doğru çıkarsa,Sen Celal ve bol ikram Sahibi tarafından,Adem oğullarına helal ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin! Allah, Seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de, esirgeyecek,alıkoyacaktır.<br />
Her canlı varlık ölecektir. Bende öleceğim.Fakat temelli anılacağım Çünkü, temiz bir oğul doğurmuş,arkamda hayırlı bir anı bırakmış bulunuyorum demiştir.<br />
Ve hz. Amine Ebva da vefat etti.Hazret-i Amine vefat ettiğinde 30 yaşlarında idi.<br />
Dünyada,böylece Babasız ve Annesiz kalan Peygamberimizi,yüce Allah,hamisiz bırakmadı: Önce dedesi Abdulmuttalibin yanında, sonra da amcası Ebu Talib-in yanında kaldı. Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar,Dedesi Abdulmuttalibin yanında,sekiz yaşından sonra da Amcası Ebu Talib-in yanında kaldı.</p>
<p><strong>PEYGAMBERIMIZIN TICARET HAYATINA ATILISI</strong><br />
Kureyşliler, öteden beri ticaretle uğraşırlardı. Ticaretle uğraşmayanların ise,ellerinde hiç bir şeyleri bulunmazdı. Peygamberimizin de, hazreti Hatice hesabına ticarete başlamadan önce, ticaretle uğraştığı olmuştur. Nitekim, Said b.Ebu Saib, Islamiyetten önce Peygamberimizin ticaret ortağı idi.Peygamberimizin,ticaret yapmak için, sermayesi olmadığından,hazreti Hatice peygamberimizi ücretle tuttu ve Kureyşilerden tuttuğu, başka bir zatıda, Peygamberimizin yanına kattı. Hazreti Hatice yapacağı her sefer için, Peygamberimize, ücret olarak genç ve yiğit birer erkek deve veriyordu. Peygamberimiz, Hazreti Hatice`nin ticaret Malını Şam`a götürmek için ,ilk defa dört tane erkek ve genç deveye anlaştılar. Peygamberimizle Kervan halkı Şam`a gitmek için yola koyuldular: Şam topraklarından Busraya vardıklarında peygamberimiz orada getirdiği bütün malları çok karlı bir şekilde satıp alacaklarını aldıktan sonra,Mekke’ye yardımcısı olan Meysele ile birlikte geri döndü.</p>
<p><strong>PEYGAMBERIMIZIN EVLENMESI</strong><br />
Peygamberimiz hazreti Hatice adına ticaret yaparken, Peygamberimizdeki harikulade halleri görmüş ve yardımcısı Meysele ile Peygamberimize evlilik teklif etmişti. Peygamberimiz bu teklifi kabul ederek Kureyşlilerin en soylu kadınlarından olan hazreti Hatice ile evlendi.</p>
<p><strong>PEYGAMBERIMIZIN COCUKLARI</strong><br />
Peygamberimizin, hazreti Haticeden,iki erkek çocuğu,dört kız çocuğu doğmuştur Isimleri şöyleydi: Kasim, Abdullah, Zeynep,Rukayye ,Ümmü Külsüm,Fatima ve Cariyesi Mısırlı Maria`dan doğan Ibrahim`dir.</p>
<p><strong>KABENIN KUREYŞILERCE YENIDEN YAPILISI VE PEYGAMBERIMIZIN HAKEMLIGI</strong><br />
Bir Kadın, Kabe Hareminde buhurdanlıkta Öd ağacı yaktığı sırada , buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kâbenin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamı ile yanmış, bu yüzden duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu. Zaman, zaman sahilden gelen sel baskınları ilede Kâbenin tabanı ve duvarları da iyice yıkılacak duruma gelmişti.<br />
Bunun icin,Kureysliler Kabenin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerinede,tavan çatmak istiyorlar,fakat, yıkmağa kalkarlarsa azaba ugrayabileceklerinden korkuyorlar,aralarinda meşvere ediyorlardı.<br />
Am bu sırada Rum tüccarlarından birisine Ait olan inşaat malzemesi yüklü bir gemi Cüdde sahillerinde parcalandi,bunu fırsat bilen Kureyşliler aralarında yardımlaşarak bu batan gemiden Kabe inşaası için gerekli malzemeleri almış oldular.Ve Kâbenin inşaatına başladılar.<br />
Hacerül Esved taşı yerine konulacağı zaman kabileler ,birbirleriyle anlaşamadılar. Hatta işi okadar ilerlettiler ki aralarında kavga yapmaya çok az bir zaman kaldı. Kureyşiler, Bu iş üzerinde, dört veya beş gece durdular. Sonra Kureyşin yaşlılarından Ebu Ümeyye b. Mugire bir teklifte bulundu;<br />
Teklifine göre ,mescidin kapısından giren ilk kişi bu taşı koymak için hakem olacaktı. Bütün kavmin uluları bu teklifi kabul ettiler.<br />
Tam bu sırada peygamberimiz içeri girdi, bütün kureyşliler el çırparak El-Emin`in hakemligine razıyız dediler.<br />
Peygamberimiz de hakemlik yaparken bütün kabilelerden birer kişi alarak Hacerul Esved-i bir beze koydurdu,ve onu konulacak yere getirttikten sonra besmele çekerek kendi elleriyle Hacerul-Esvedi yerine koymuş oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-hz-muhammedin-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nebi ve Resul Nedir?</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/nebi-ve-resul-nedir.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/nebi-ve-resul-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 07:51:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[ankebut]]></category>
		<category><![CDATA[fars]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ishak]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yakub]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bazıları hocalarını Resul yani Peygamber olarak gösterebilmek için, “Kitap gönderilen peygambere Nebi, Kitap gönderilmeyen peygambere Resul denir” diyorlar. Peygamberlik son bulmadı mı? Bizim Peygamberimiz son Peygamber değil mi?
CEVAP
Müslümanlıkla ilgisi olmayan böyle iddialar, dinimizi içten yıkmak isteyen din düşmanlarının taktik ve hilelerindendir. Bunlar, Yalnız Kur’an diyerek, âyetleri kendi kafalarına göre yorumlayıp, Resulullahın açıklamalarına hiç itibar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: Bazıları hocalarını Resul yani Peygamber olarak gösterebilmek için, “Kitap gönderilen peygambere Nebi, Kitap gönderilmeyen peygambere Resul denir” diyorlar. Peygamberlik son bulmadı mı? Bizim Peygamberimiz son Peygamber değil mi?<br />
CEVAP</strong></p>
<p>Müslümanlıkla ilgisi olmayan böyle iddialar, dinimizi içten yıkmak isteyen din düşmanlarının taktik ve hilelerindendir. Bunlar, Yalnız Kur’an diyerek, âyetleri kendi kafalarına göre yorumlayıp, Resulullahın açıklamalarına hiç itibar etmezler. Hadis-i şeriflerin hepsine de uydurma derler.</p>
<p>Kitap gönderilen peygambere Resul denir. Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Her resul, nebidir; fakat her nebi resul değildir. Peygamber Fars’çadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Kur’an-ı kerimin bir çok yerinde Peygamber efendimize Resul deniyor, bazen Nebi diye de geçiyor. Nebi denmesi Resul olmasına mani değildir. Yani bir resule nebi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Genel kurmay başkanına bazen general, subay veya asker denmesine benzer.</p>
<p>Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, Allahü teâlânın dinine çağırmakta, Resul ile Nebi arasında bir ayrılık yoktur. Ankebut suresinin, (Ona [İbrahim’e İsmail’den sonra] İshak ve Yakub’u da bağışladık. Nebiliği ve kitapları [Tevrat’ı, İncil’i, Zebur’u, Kur'anı], onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilen resuller de vardır. (Beydavi, Medarik, Celaleyn)</p>
<p>Kitap sahibi resullerden örnek verelim. Hazret-i Musa resul idi. İşte âyet-i kerime mealleri:<br />
(Musa, «Ey Firavun, elbette ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm» dedi.) [Araf 104] (Sırf bu âyet bile, onların yalanını çıkarmaya yeter. Hazret-i Musa’ya Tevrat indi, yani kitap gönderildi. Bunun için kendisine resul deniyor. Peygamber efendimize de kitap gönderildiği için bir çok âyette resul deniyor. Resul denilince nebi de içine girdiği için daha çok resul tabiri geçiyor. Kelime-i şehadette de Resul deniyor. Nebilik daha yüksek olsa idi o geçer idi.</p>
<p>(Musa&#8217;yı mucizelerimizle Firavun ve topluluğuna gönderdik. Musa, &#8220;Ben âlemlerin Rabbinin resulüyüm&#8221; dedi.) [Zuhruf 46] (Bu âyette de, Hazret-i Musa’nın resul olduğunu açıkça bildiriyor.)</p>
<p>Hazret-i Musa da, Peygamber efendimiz gibi, hem resul, hem de nebi idi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Kitapta Musa&#8217;yı da an; elbette o, muhlis bir kul ve resul olan nebi idi.) [Meryem 51]</p>
<p>Hazret-i İsa da, kendisine kitap gönderilen resul idi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Meryem&#8217;in oğlu Mesih [İsa] ancak bir Resuldür.) [Maide 75]</p>
<p>(“Biz, Allah&#8217;ın Resulü olan Meryem oğlu İsa&#8217;yı öldürdük&#8221; demeleri sebebiyle onları [Yahudileri] lanetledik, rahmetimizden kovduk.) [Nisa 157]</p>
<p>Kitap sahibi resul olan Musa aleyhisselam, kardeşi Harun’un da kendisine vezir yani yardımcı olmasını istedi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Ya Rabbi, ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl!) [Taha 29-32]</p>
<p>Allahü teâlâ, onun bu duasını kabul ederek buyuruyor ki:<br />
(Allah, “Ey Musa! İstediğin sana verildi” dedi.) [Taha 36]</p>
<p>(Biz, Musa‘ya Kitab verdik, kardeşi Harun’u da ona vezir [yardımcı] yaptık.) [Furkan 35]</p>
<p>Kitap verilen resul olan Hazret-i Musa’dır. Hazret-i Harun ise onun veziri, yani yardımcısıdır. Yardımcısı daha üstün olur mu hiç? Hazret-i Musa Resul iken, Hazret-i Harun da nebi oldu. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Rahmetimizden, kardeşi Harun’u bir nebi olarak ona bağışladık.) [Meryem 53]</p>
<p>Hazret-i Harun, Musa aleyhisselamın getirdiği dini, yani Museviliği tebliğ eden bir nebi idi.<br />
(Zekeriyya mihrabda namaz kılarken melekler ona, &#8220;Allah sana, Kelimullahı [İsa’yı] doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir nebi olarak Yahya&#8217;yı müjdeler&#8221; diye seslendiler.) [Al-i İmran 39] (Hazret-i İsa’nın kitap gönderilen bir resul olduğu yukarıdaki âyetlerde bildirildi. Hazret-i Yahya ise, Hazret-i İsa’nın getirdiği dini, yani İseviliği tebliğ eden bir nebi idi.)</p>
<p>Bu örnekler de açıkça kendisine kitap verilen peygamberlere Resul denir. Resullerin getirdiği dini tebliğ edenlere de Nebi denir. Her resul aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimizden sonra, nebi gelmeyecektir. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]<br />
Nebi gelmeyince, Resul hiç gelmez. Çünkü resullük makamı, nebilikten daha özel ve yüksektir.</p>
<p>Bu âyetlerden sonra, bu konudaki hadis-i şerifleri bildirelim:<br />
(Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim]</p>
<p>(Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed’dir.) [Hakim, Taberani]</p>
<p>(Övünmek için söylemiyorum [hakikati bildiriyorum], ben mürsellerin [Nebi ve resul olarak gönderilen peygamberlerin] efendisiyim. Hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi]</p>
<p>(Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız &#8220;Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı&#8221; derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim]</p>
<p>(Ya Ali, Musa’nın yanında Harun nasıl idiyse, sen de, benim yanımda öylesin. Ancak, benden sonra nebi gelmeyecektir.) [Buhari, Müslim,Tirmizi, İbni Mace, İmam-ı Ahmed, Taberani]</p>
<p>Peygamber efendimiz, sadece zamanının ve Arabistan’ın değil, kıyamete kadar bütün insanların, bütün dünyanın resulüdür. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 8] Bir hadis-i şerif meali: (Ben bütün insanlara gönderildim.) [Müslim]</p>
<p>(Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151] (Bu âyet de kitabın nebiye değil, resule geldiğini göstermektedir.)</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde, Resulullahın son nebi olduğu bildirildikten sonra, İslam binasının tamamlandığı şöyle açıklanıyor:<br />
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]</p>
<p>Allahü teâlâ, son nebi ve son resulünü gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur.</p>
<p>Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 64. âyeti, resul sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Nebiler 124 bin, resuller ise 313 tür.) [Hakim]<br />
Bu hadis-i şerif de, kitap getiren resullerin nebilere göre daha az olduğunu göstermektedir. Nebilerin çok olması, resullerin dinlerini yaymalarından dolayıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/nebi-ve-resul-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

