<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; susuz</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/susuz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliğinin Bildirilmesi</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-musa-as-ya-peygamberliginin-bildirilmesi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-musa-as-ya-peygamberliginin-bildirilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:18:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Habe]]></category>
		<category><![CDATA[hamile]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kenan]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[muvaffak]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbin]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[susuz]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yunus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=303</guid>
		<description><![CDATA[Musa (a.s) Medyen&#8217;de on sene kalıp mehrini tamamladıktan sonra Mısır&#8217;a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Çakmak taşıyla bir şeyler tutuşturmaya çalıştı başaramadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Kansı da hamileydi ve doğum zamanı da yaklaşmıştı. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardıma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Musa (a.s) Medyen&#8217;de on sene kalıp mehrini tamamladıktan sonra Mısır&#8217;a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Çakmak taşıyla bir şeyler tutuşturmaya çalıştı başaramadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Kansı da hamileydi ve doğum zamanı da yaklaşmıştı. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardıma ihtiyacı vardı. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bu olay şöyle anlatılıyor: &#8220;Musa süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. Tür tarafından bir ateş gördü. Ailesine: &#8220;Durunuz ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber veya tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz&#8221; dedi. Oraya gelince kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: &#8220;Ey Musa! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;ım &#8221; diye seslenildi. &#8220;Değneğini at!.&#8221; Musa değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. &#8220;Ey Musa! Dön gel. Korkma. Şüphesiz güvende olanlardansın&#8221; denildi. &#8220;Elini koynuna koy lekesiz bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânına karşı Rabbinin iki delîlidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir&#8221; denildi. Musa: &#8220;Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun&#8217;un dili benimkinden daha düzgündür. Onu beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder çünkü beni yalanlamalarından korkarım&#8221; dedi Allah: &#8220;Seni kardeşinle destekleyeceğiz ikinize bir kudret vereceğiz ki onlar size el uzatamayacaklardır. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir&#8221; dedi&#8221; (el-Kasas 28/29-35).</p>
<p>Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasında geçen konuşma daha ayrıntılı bir şekilde verilir. Şu ayetler Allah Teâlâ&#8217;nın Musa (a.s)&#8217;yı rasul olarak görevlendirdiği zamanın anlaşılmasında yardımcı oluyor: &#8220;Ben seni seçtim artık vahyolunanı dinle. Şüphesiz ben Allah&#8217;ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et Beni anmak için namaz kıl!&#8221; (Tâhâ 20/13-14).</p>
<p>Ve daha sonra Allah Teâlâ Musa (a.s)&#8217;ya şöyle buyuruyor: &#8220;Firavun&#8217;a gidin; doğrusu o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin belki öğüt dinler veya korkar&#8221; (Tâhâ 20/43-44).</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın Musa (a.s)&#8217;ya bunu emretmesinden sonra Musa (a.s) ile Firavun arasında amansız bir mücadele de başlamış oluyordu. Hak ile bâtıl&#8217;ın amansız savaşı. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras bıraktıkları tevhid mücadelesi&#8230;</p>
<p>Hz. Musa (a.s) Allah Teâlâ&#8217;nın bu emriyle Firavun&#8217;a gitti. Onu güzellikle Allah&#8217;a iman etmeye davet etti: &#8220;Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah&#8217;a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim İsrailoğulları&#8217;nı benimle beraber salıver&#8221; (el-A&#8217;raf 7/104-105).</p>
<p>&#8220;Firavun: &#8220;Musa! Rabbiniz kimdir?&#8221; dedi. Musa: &#8220;Rabbimiz her şeye ayrı bir özellik veren sonra doğru yola eriştirendir&#8221; dedi&#8221; (Tâhâ 20/49-50).</p>
<p>Firavun bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)&#8217;yı zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)&#8217;da Firavun&#8217;a belki iman eder diyerek ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasını yere attı kocaman bir yılan oldu. Elini koynuna sokup çıkardı gözleri kamaştıran bir güneş parçası oluverdi. Musa (a.s)&#8217;nın gösterdiği bu mucizeler karşısında Firavun gerçekten korkmuştu. Bunun üzerine o da sihirbazlarını toplayıp Musa&#8217;yı mağlup etmeyi kararlaştırdı. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazları çağırttı ve onlardan Musa (a.s)&#8217;nın yaptıklarından daha büyük bir sihir yapmalarını istedi. Onlarda hazırlandılar ve bir gün kararlaştırdılar. O gün gelince de halkın gözleri önünde Musa (a.s) ile yarışmaya başladılar.</p>
<p>&#8220;Sihirbazlar: &#8220;Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım&#8221; dediler. Musa: &#8220;Siz koyun&#8221;dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler büyük bir sihir yaptılar. Biz de Musa&#8217;ya: &#8220;Asanı koyuver&#8221; dedik o da koyuverdi. Hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı. Hak tahakkuk etti. Onların yaptıkları boşa gitti. İşte orada yenildiler küçük düştüler. Sihirbazlar secdeye kapanıp: &#8220;Âlemlerin Rabbine Musa ve Harun&#8217;un Rabbine inandık&#8221; dediler&#8221; (el-A&#8217;râf 7/115-122).</p>
<p>Sihirbazların iman etmeleri Firavun&#8217;u çok kızdırdı. Onları öldürmekle tehdit etti. İşte küfür acizliğini bu olayla bir kere daha ortaya koymuş oldu.</p>
<p>Gelişen bu olaylar Firavun&#8217;u yola getireceği yerde onu daha çok azdırdı. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldırmadıkça rahata kavuşamayacağına inanıp bu arzusunu yerine getirmeye çalıştı. Musa (a.s) Firavun ve kavmini imana çağırmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe Allah Teâlâ onun kavmine tufan çekirge haşarat kurbağa kan gibi çeşitli azablar gönderdi. Ancak bunların hiç biri Firavun ve kavmini yola getirmedi.</p>
<p>Firavun küfür ve inadında ısrar ve Musa (a.s)&#8217;nın davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ Musa (a.s)&#8217;ya İsrailoğullarını bir gece Mısır&#8217;dan çıkarıp Filistin diyarına götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi şehirden çıkıp Süveyş halici boyunca Kızıldeniz&#8217;e yöneldiler. Firavun şehirde İsrailoğullarından hiç bir iz göremeyince kaçtıklarını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek peşlerine düştü. Firavun ordusunun çok kalabalık olduğu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra İsrailoğullarına yetişti. İsrailoğullarının önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarında kocaman bir ordu vardı. İsrailoğulları &#8220;Yakalandık yâ Musa&#8221; diye yakınmaya başladılar. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de olay şöyle anlatılıyor: &#8220;Musa: &#8220;Hayır Rabbim benimle beraberdir bana elbette yol gösterecektir&#8221;dedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: &#8220;Değneğinle denize vur&#8221; diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı her parçası yüce bir dağ gibiydi. İşte oraya geridekileri de yaklaştırdık. Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık&#8221; (eş-Şuara 26/62-65).</p>
<p>&#8220;Firavun ordusuyla onları takib etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış!&#8221; (Tâhâ 20/78).</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Allah Teâlâ bir zâlimin kâfirin sonunu böyle anlatıyor; ve bir kavmi nasıl kurtardığını da. İşte Hak Bâtıl&#8217;ın tepesine böyle inip onu ortadan kaldırabiliyor.</p>
<p>Firavun ordusu bir tek kişi kalmamacasına yok oldu. Firavun ise ölümün geldiğini anlayınca iman ettiğini açıkladı: &#8220;Firavun boğulacağı anda: &#8220;İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım artık ben de ona teslim olanlardanım&#8221; dedi. Ona: &#8220;Şimdi mi (inandın)? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin&#8221;dendi&#8221; (Yunus 10/90 91).</p>
<p>Bu olaydan sonra Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)&#8217;ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis&#8217;e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayıp şiddetli bir susuzluğa kapıldılar. Gelip Musa (a.s.)&#8217;a sitem ve şikayette bulundular. Allah Musa (a.s)&#8217;a âsâsını taşa vurmasını emretti. Vurunca taşın oniki yerinden su fışkırdı. Her Yahudi kabilesine bir göze düşüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler susuzluklarını giderdiler. Allah Teâlâ İsrailoğullarına gökten kudret helvası ve bıldırcın eti de gönderdi. Fakat İsrailoğullarının o ikiyüzlülükleri bütün bu nimetlere rağmen kendini burada da ortaya çıkardı. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: &#8220;Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Bizim için Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiği sebze kabak sarmısak mercimek ve soğan yetiştirsin&#8221; demiştiniz de &#8220;hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin orada şüphesiz istediğiniz vardır&#8221; demişti&#8221; (el-Bakara 2/61).</p>
<p>Sonra Allah Teâlâ Hz. Musa&#8217;ya Filistin&#8217;e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalıntıları ve Kenanlılardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karşılaştılar. Musa (a.s) kavmine buraya girip bu zalimlerle savaşmalarını ve onları bu mukaddes beldeden çıkarmalarını emretti. Fakat İsrailoğulları buna cesaret edemedi: &#8220;Ey Musa! &#8220;Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın doğrusu biz burada oturacağız&#8221; demişlerdi&#8221; (el-Maide 5/24).</p>
<p>Çünkü İsrailoğulları Firavun ülkesinde zillet ve adiliğe aşağılanmaya alışmışlardı. Onlar için bazı değerleri ele geçirmek için savaşmak bir manâ taşımıyordu. Allah&#8217;da onları Tih çölüne attı ve yollarını şaşırttı. Kavmine söz geçiremediğinden yakınan Musa&#8217;ya Allah Teâlâ: &#8220;Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen yoldan çıkmış bir millet için tasalanma&#8221; dedi&#8221; (el-Maide 5/26).</p>
<p>Zamanla bu zillet içinde yaşayan nesil yerini hürriyetle yetişen ve izzetle yaşayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-ı Mukaddes&#8217;e girmeye muvaffak oldular.</p>
<p>İsrailoğulları bu kırk yıl içinde çok çeşitli sapıklıklarda bulundular. Hz. Musa&#8217;nın Tur dağında kırk gün geçirdiği bir zamanda Sâmirî isimli bir şahsın imal ettiği ve &#8220;işte sizin de Musa&#8217;nın da tanrısı&#8221; dediği altından bir buzağıya tapmaya başladılar. Musa (a.s) döndüğünde onları buzağıya tapınır görünce çok üzüldü. Harun (a.s)&#8217;a çıkıştı. İsrailoğulları&#8217;nı buzağıya tapınmaktan vazgeçirmeye çalıştı. İsrailoğulları ise her fırsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayı bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s) hayatı boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu uğurda pek çok eziyetle karşılaştı. Yurdundan çıkarıldı ölümle tehdit edildi ve etrafında kendisiyle beraber inanan pek az insan bulabildi.</p>
<p>Musa (a.s) Tih çölünde Harun (a.s)&#8217;dan sonra öldü. İsrailoğullarını Arz-ı Mukaddes&#8217;e sokamadı. Öldüğünde yüz yirmi yaşında idi. Buhârî onun ölümü ile ilgili olarak şunları rivayet ediyor: &#8220;Ölüm meleği geldiğinde Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle baktı. Canını almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardı. Sonra: &#8220;Yarabbi beni bir kuluna gönderdin ki ölmek istemiyor&#8221; diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ o hali üzerinden kaldırarak tekrar Musa&#8217;ya gönderdi: &#8220;Söyle sayılı olmak şartıyla istediği kadar yaşasın&#8221;. Hz. Musa: &#8220;Yarabbi sonra ne olacak?&#8221; dedi. &#8220;Öleceksin&#8221; buyuruldu. &#8220;Öyle ise ölüm şimdi gelsin&#8221; niyazında bulundu. Sonra Allah Teâlâ&#8217;dan kendisini bir taş atımı Beyti Makdis&#8217;e yaklaştırmasını orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) şöyle diyor: &#8220;Rasulullah (s.a.s): &#8220;Eğer ben sizinle beraber orada bulunsaydım onun yol kenarında ve kızıl bir kum tepesinin yanında bulunan kabrini size gösterirdim&#8221; buyurdu&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-musa-as-ya-peygamberliginin-bildirilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslamda İlk Öğretmen Mus&#8217;ab bin Umeyr r.a.</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/islamda-ilk-ogretmen-musab-bin-umeyr-ra.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/islamda-ilk-ogretmen-musab-bin-umeyr-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:21:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[annesi]]></category>
		<category><![CDATA[bira]]></category>
		<category><![CDATA[defa]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[mus]]></category>
		<category><![CDATA[susuz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[Mus&#8217;ab bin Umeyr, hem annesi hem de babası tarafından Kureyş&#8217;in asîl ve zengin bir âilesine mensub idi. Zengin oldukları için gâyet râhat bir hayat sürüyordu. Orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel konuşurdu.
Akl-ı selîm sâhibi olduğundan, putların bir fayda veya zarar veremiyeceğini bilir onlara tapılmasından nefret ederdi. Annesi tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr, hem annesi hem de babası tarafından Kureyş&#8217;in asîl ve zengin bir âilesine mensub idi. Zengin oldukları için gâyet râhat bir hayat sürüyordu. Orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel konuşurdu.</p>
<p>Akl-ı selîm sâhibi olduğundan, putların bir fayda veya zarar veremiyeceğini bilir onlara tapılmasından nefret ederdi. Annesi tarafından en iyi şartlar altında refah ve bolluk içinde yetiştirilmişti.</p>
<p>Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Peygamber efendimiz bunun için &#8220;Mekke&#8217;de Mus&#8217;ab&#8217;dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi.&#8221; buyurmuşlardı.</p>
<p>Dîninden dönmedi</p>
<p>Bütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus&#8217;ab bin Umeyr. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke&#8217;de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi&#8217;l-Erkam&#8217;ın evine gitti. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu.</p>
<p>İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı.</p>
<p>Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan&#8217;ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar.</p>
<p>Fakat Mus&#8217;ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu:</p>
<p>- Allahtan başka tapılacak, ibâdet edilecek ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O&#8217;nun peygamberidir.</p>
<p>İslâmiyet&#8217;i kabûl ettikten sonra Mekke&#8217;de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus&#8217;ab bin Umeyr, Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan&#8217;a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı.</p>
<p>Daha sonra dönüp, Peygamberimizin yanına geldi. Onun bu gelişini Hz. Ali şöyle anlatmıştır:</p>
<p>Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus&#8217;ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:</p>
<p>- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu.</p>
<p>İlk öğretmen</p>
<p>Birinci Akabe bî&#8217;atında Müslüman olan Medîneliler, Resûlullah efendimize:</p>
<p>&#8220;Yâ Resûlallah! İçimizde, İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı. Halkı Allahın Kitâbına da&#8217;vet edecek, Kur&#8217;ân-ı kerîmi okuyacak, İslâm dînini anlatacak, İslâmın sünnet ve emirlerini aramızda ikâme edecek, yerleştirecek, namazlarımızda bize imâmlık yapacak bir kimse gönder&#8221; diye mektup yazdılar.</p>
<p>Bunun üzerine Resûlullah efendimiz Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;i, Medine&#8217;ye gönderdi ve ona:</p>
<p>&#8220;Medînelilere Kur&#8217;ân-ı kerîm okumasını, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmesini, namazlarını kıldırmasını&#8221; emretti.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr kısa zamanda Medîne&#8217;ye vardı. Orada kendisini büyük sevinçle karşıladılar. Es&#8217;ad bin Zürâre&#8217;nin evine yerleşti. Ev sâhibi Medîneli ilk Müslümanlardan idi. Orada insanlara dinlerini öğretmeye başladı.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne&#8217;de sür&#8217;atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr, Medîne&#8217;de Es&#8217;ad bin Zürâre&#8217;nin evinde Kur&#8217;ân-ı kerîm öğretiyor ve İslâmiyet&#8217;i anlatıyordu. Onun bu hizmetiyle Medîne&#8217;de çok kimse Müslüman oldu. Medîne&#8217;de bulunan kabîle reîslerinden Sa&#8217;d bin Muâz, Üseyd bin Hudayr henüz Müslüman olmamışlardı. Bunların durumu çevreyi etkiliyor, İslâmiyet&#8217;in hızla yayılmasını engelliyordu.</p>
<p>Bir gün Mus&#8217;ab bin Umeyr, bir bahçede, etrâfında bulunan Müslümanlara dîni anlatıyor, sohbet ediyordu. Bu sırada Evs kabîlesinin reîslerinden olan Üseyd, elinde mızrağı olduğu hâlde hiddetli bir şekilde gelip, şöyle konuşmaya başladı:</p>
<p>Sözümüzü dinle</p>
<p>Siz bize niçin geldiniz, insanları aldatıyorsunuz? Hayâtınızdan olmak istemiyorsanız buradan derhâl ayrılın!</p>
<p>Onun bu taşkın hâlini gören Mus&#8217;ab bin Umeyr;</p>
<p>- Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Maksadımızı anla, beğenirsen kabûl edersin. Yoksa engel olursun, diyerek gâyet yumuşak ve nâzik bir şekilde karşılık verdi.</p>
<p>Üseyd sâkineşip;</p>
<p>- Doğru söyledin, dedi ve mızrağını yere saplayarak oturdu.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr ona İslâmiyet&#8217;i anlattı ve Kur&#8217;ân-ı kerîm okudu. Kur&#8217;ân-ı kerîmin eşsiz belâgatı ve tatlı üslûbunu işiten Üseyd kendini tutamayıp;</p>
<p>- Bu ne kadar güzel, ne kadar iyi bir sözdür. Bu dîne girmek için ne yapmalı, diye sordu.</p>
<p>Güzel yüzlü, tatlı dilli öğretmen cevap verdi:</p>
<p>- Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah demek kâfidir.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;in, bu sözü üzerine Kelime-i şehâdeti söyleyip Müslüman olan Üseyd, sevincinden yerinde duramadı ve:</p>
<p>- Ben gidip arkadaşlarıma da anlatayım, diyerek ayrıldı.</p>
<p>Evs kabîlesinin reîsi Sa&#8217;d bin Muâz&#8217;ın ve kabîlesinin yanına varınca, Müslüman olduğunu söyledi.</p>
<p>Bunu gören Sa&#8217;d şaşırarak hiddetlendi ve Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;in yanına koştu. Yanına varınca sert bir kızgın bir tavırla konuşmaya başladı.</p>
<p>Mus&#8217;ab bir Umeyr, ona da gâyet yumuşak konuştu ve oturup biraz dinlemesini söyledi. Sa&#8217;d, bu nâzik konuşma karşısında yumuşayıp oturdu ve konuşulanları dinlemeye başladı.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr, ona da İslâmiyet&#8217;i anlattı ve Kur&#8217;ân-ı kerîmden bir miktâr okudu. Kur&#8217;ân-ı kerîm okunurken Sa&#8217;d'ın yüzü birden bire değişiverdi. O da orada Müslüman oldu. Kendinde duyduğu üstün bir hâlin ve râhatlığın şevkiyle derhâl kavminin yanına gidip onlara şöyle dedi:</p>
<p>- Ey kavmim beni nasıl biliyorsunuz?</p>
<p>İlk cuma namazı</p>
<p>Sen bizim büyüğümüz ve üstünümüzsün.</p>
<p>- Öyle ise Allah&#8217;a ve Resûlüne îmân etmelisiniz&#8230; Îmân etmedikçe sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana harâm olsun.</p>
<p>Bunun üzerine kavmi hep birden İslâmiyeti kabûl etti. O gün kabîlesinden îmân etmedik kimse kalmadı. Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne&#8217;de sür&#8217;atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.</p>
<p>Ensâr-ı kirâm , Resûlullahdan izin alarak Sa&#8217;d bin Heyseme&#8217;nin evinde ilk defâ Cum&#8217;a namazını edâ ettiler. Medîne-i münevverede ilk kılınan Cum&#8217;a namazı bu oldu.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr, Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatında bulundu. Bedr savaşında sancaktâr olup, büyük gayret ve kahramanlık gösterdi. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. Mus&#8217;ab, Uhud savaşına da katıldı. Yine sancağı o taşıyordu.</p>
<p>Bu savaşta Peygamberimizin yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koyuyordu. İki zırh giyinmişti. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu.</p>
<p>Peygamberimize benziyordu</p>
<p>Müşrik ordusundan İbn-i Kâmia adında biri Peygamberimize saldırırken, Mus&#8217;ab bin Umeyr onun karşısına çıktı. Bu müşrik, bir kılıç darbesiyle Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;in sağ kolunu kesti. Mus&#8217;ab bunun üzerine sancağı derhâl sol eline aldı.</p>
<p>Mus&#8217;ab o esnâda; &#8220;Muhammed (aleyhisselâm) ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir&#8221; meâlindeki Al-i İmrân sûresinin 144. âyet-i kerîmesini okuyordu. İkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince, sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerîmeyi okudu. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia, vücûduna bir mızrak sapladı ve Mus&#8217;ab bin Umeyr yere yıkılıp şehîd oldu.</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr zırh giydiği zaman, Peygaberimize benzediği için müşrikler onu şehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmişlerdi.</p>
<p>Hz. Mus&#8217;ab şehîd olunca; onun sûretinde bir melek, sancağı aldı. Mus&#8217;ab&#8217;ın şehîd düştüğünden Resûlullahın henüz haberi olmamıştı. &#8220;İleri ey Mus&#8217;ab ileri!&#8221; diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize; &#8220;Ben Mus&#8217;ab değilim&#8221; diye cevap verince, Resûlullah sancağı elinde tutanın melek olduğunu anladı. Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. Ali&#8217;ye verdi.</p>
<p>Resûlullah efendimiz, Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:</p>
<p>&#8220;Mü&#8217;minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah&#8217;a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler&#8221; meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:</p>
<p>- Allah&#8217;ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah&#8217;ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.</p>
<p>Selâm vereceklerdir</p>
<p>Daha sonra yanındakilere dönüp;</p>
<p>- Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir, buyurdu.</p>
<p>Daha sonra Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke&#8217;nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus&#8217;ab bin Umeyr&#8217;in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.</p>
<p>Habbâb bin Eret der ki:</p>
<p>Mus&#8217;ab bin Umeyr, Uhud&#8217;da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:</p>
<p>- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/islamda-ilk-ogretmen-musab-bin-umeyr-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

