<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; sevgi</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/sevgi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Resûlullahın fedâisi: EBÛ TALHÂ</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:49:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[teâlân]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;<br />
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi<br />
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.<br />
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu cevabı verdi:<br />
- Yetîm oğlum büyüyünceye kadar evlenmeyi düşünmüyorum.<br />
Ümmü Süleym fakir olduğu halde küçük oğlunu üvey baba eline<br />
bırakmak istemiyordu.Ebû Talhâ çâresiz bekliyecekti!..Evlenmem mümkün değil.. Epeyce zaman sonra bizzat kendisi gitti.Nezâketle evlenme teklifini tekrarladı:<br />
- Oğlun artık büyüdü Ey Ümmü Süleym!..Kararını vermelisin dedi.<br />
O&#8217;nun niyetinin iyi olduğunu anlıyan zeki kadınbaşka bir şeyden<br />
endişeliydi. Açık açık söylemeyi uygun buldu:<br />
- Yâ Ebû Talhâ! Ne yazık ki seninle evlenmem mümkün değil.<br />
Neccar Oğulları Kabîlesinin bu en yiğit en zengin ve en yakışıklı<br />
delikanlısı; hayretle sordu:<br />
- Niçin?<br />
- Çünkü sen müşriksin. Putlara tapıyorsun. Ebû Talhâ&#8217;nın hayreti arttı:<br />
- Putlarımız sana bir zarar mı verdiler? Diye sordu.<br />
Ümmü Süleym gâyet sâkin:<br />
- Onlar kimseye; ne zarar verebilir ne de fayda!..dedi ve devam etti:<br />
- Çünkü sen de biliyorsun ki; tahta putlarınızıaşağı mahalledeki<br />
marangoz köleleriniz yapmaktadır! Taş ve toprak putllarınızı da yukarı<br />
mahalledeki köleleriniz yaparlar.Ebû Talhâ gözlerini açmış evlenmek istediği kadını dinliyordu. O sözlerini şöyle tamamladı:<br />
- Taptığınız putları ateşe atsan yanar! Kayaya çarpsan dağılır toz<br />
olurlar! Senin gibi asîl bir efendinin işe yaramaz oyuncaklara<br />
secde etmesi yakışır mı? Biraz düşüneyim&#8230; Zekî Medîneli ne diyeceğini şaşırdı sâdece sordu:<br />
- Peki sen nelere inanıyorsun? Nasıl düşünüyorsun? Kadın cevap verdi:<br />
- Seni beni yeri göğü yaratan ve yaşatan ve öldüren Allah; birdir<br />
ve büyüktür. Muhammed aleyhisselâm O&#8217;nun kulu ve elçisidir.İşte benim inandığım budur.Zengin delikanlının aklı karıştı:<br />
- Biraz düşünmek istiyorum! diyebildi.Tek başına kaldığı zaman gerçekten uzun uzun düşündü. Sonra tekrar Ümmü Süleym&#8217;in yanına vardı. &#8211; Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh. diyerek Kelime-i Şahâdet getirdi.Müslümanlık şerefine erişti.<br />
Ebû Talhâ kelime-i şehâdet getirip Müslüman olunca O mü&#8217;mine hanım da:<br />
- Ey Ebû Talhâ! Şimdi seninle hiçbir karşılık istemeden; evlenmeyi kabul ediyorum dedi.Ümmü Süleym hakikaten sevinçliydi. Çünkü bir insanıhem de kocası olacak bir insanı; sapık fikirlerden kurtarmıştı.Ancak Müslüman olduktan sonra Ebû Talhâ hazretleri o iyi kalbli hanımla evlenebildi. Böylece dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmuş oldu.Bu sıralarda sevgili Peygamberimiz Allahın emriyle;Medîne&#8217;ye hicretettiler. Bu şerefe eren Medîne halkı gerekli herşeyi; Muhacîrlere göç edenlere te&#8217;mîn ediyordu.<br />
Lütfen kabul buyurun Hz. Ebû Talhâ ve muhterem hanımı daPeygamber<br />
Efendimizin huzurlarına vardılar.<br />
- Yâ Resûlallah. Biz de size şu küçük oğlumuzu armağan ediyoruz.<br />
Lûtfen kabul ve duâ buyurunuz. İnşâallah size hizmette kusur etmezdediler. Bu küçük oğlu Enes idi.Efendimizin memnun oldukları gözerinden anlaşılıyordu. Küçük Enes&#8217;ikendi terbiyelerine aldılar. Bir sâyede Ebû Talhâ&#8217;nın üvey oğlu büyük bir şerefe nâil oldu.<br />
Cenâb-ı Hak bir müddet sonra onlara yeni bir oğul verdi. Yeni bebek<br />
evlerine sevinç getirmişti. Çünkü artık Sevgili Peygamberimiz de sık sık<br />
onlara uğruyorlardı. Hatır soruyor cemâ&#8217;atle namaz kıldırıyorlardı.Ne yazık ki çocukcağız bir gün hastalandı.Az sonra da vefat etti. O sırada Hz. Ebû Talhâ evde yoktu. Ümmü Süleym evlâdını yıkadı kefenledi. Üstüne temiz bir bez örttü. Ev halkına:<br />
- Babası geldiği zaman siz bir şey söylemeyin diye tenbih etti.<br />
Akşamleyin Ebû Talhâ eve döndü. Her zamanki gibi yanında arkadaşları<br />
bulunuyordu. Selâm verdi ve sordu:<br />
- Oğlum nasıl? Hanımı:<br />
- O şimdi daha sâkin ve daha huzurlu bir hâlde bulunuyor dedi. Sonra<br />
efendisine ve misafirlere hazırladığı yemekleri ikrâm etti.Hayırdır inşâallah Hepsi âfiyetle yediler içtiler. Hiçbir şeyden haberleri olmadı.<br />
Misâfirler geç vakit gittiler. Ancak o zaman hanımı konuştu: &#8211; Ey Ebû Talhâ! Aşağı hurmalıktaki komşularımız emânet birşey almışlar.<br />
Bir müddet faydalanmışlar. Fakat sahibiemâneti geri isteyince itiraz<br />
etmişler.<br />
- Ne demişler?<br />
- Daha zamanı gelmedi! Ne çabuk istiyorsun gibi şeyler!<br />
- İnsafsızlık etmişler doğrusu!<br />
- Evet öyle. İnşâallah biz etmeyiz.<br />
- Hayırdır inşâallah! Birşey mi oldu?<br />
- Evet&#8230;<br />
- Ne oldu?<br />
- Cenâb-ı Hak da bizdeki emânetini geri istedi deyince kocası hemen anladı.<br />
- Oğlumuz öldü mü yoksa diye sordu:<br />
- Allah sana ömürler versin&#8230;<br />
Ebû Talhâ ilk oğlunun ölüm haberine rağmen sarsıldı.Fakat her şeye rağmen:<br />
- İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn &#8220;Biz hepimizAllahın kullarıyız ve<br />
ancak O&#8217;na dönücüleriz&#8230;&#8221; mânâsına gelen âyet-i kerîmeyi okudu.Hakkın emrine râzı olup sabretti&#8230;O günlerde Müslümanlar maddî sıkıntı<br />
çekiyorlardı.Hazret-i Ebû Talhâ hanımına:<br />
- Ey Ümmü Süleym! Evde yiyecek var mıdırdiye sordu. Hanımı da:<br />
- Evet. Ne yapacaksın dedi.<br />
- Resûlullah efendimizin mübârek seslerindezaîflik ve açlık hissediyorum. Gönderebilir miyiz? Hz. Ümmü Süleym derhal birkaç arpa ekmeğini beze<br />
sardı. Oğlu Hz.Enes&#8217;in koltuğuna verip yolladı.Evet yâ Resûlallah<br />
Sevgili Peygamberimiz Mescîddearkadaşlarıyla idiler. Ekmeklerle Hz.<br />
Enes&#8217;i görünce:- Seni Ebû Talhâ mı yolladı.<br />
- Evet efendimiz&#8230;<br />
- Koltuğunda ekmek mi var?<br />
- Evet yâ Resûlallah.<br />
Bunun üzerine sevgili Peygamberimizarkadaşlarına:<br />
Kalkın! Ebû Talhâ&#8217;nın evine gidiyoruz buyurdular.Bunu işiten Hz. Enes önlerinden koşturdu.Doğru eve gelip babasına meseleyi bildirdi. O da:<br />
- Yâ Ümme Süleym!.. Peygamber efendimiz bütün cemâatlarıyla birlikte<br />
yemeğe teşrîf ediyorlarmış. Şimdi ne yapacağız! Evdeki yemek hepsine<br />
yetecek mi diye telâşlandı.Hanımı gâyet sâkin:<br />
- Allahü teâlâ ve Peygamberi daha iyi bilirler. Sen telâşlanma cevabını<br />
verdi.Gerçekten o gün iki cihân sultânı ve bütün arkadaşları Ebû Talhâ hazretlerinin evinde doydular. Bu olay şüphesiz Hz.Resûlullahın mu&#8217;cizesi ve ev sahiplerinin tevekkülü sâyesinde gerçekleşti.Günler sür&#8217;atle geçip gidiyordu.<br />
Harp ve sulh anlarında Hz. Ebû Talhâ sevgili Peygamberimizden hiç ayrılmadı. En ufak işâretlerini bile yerine getirmek için canla-başla<br />
çabalıyordu.Başta büyük Bedir gâzâsı olmak üzere bütün savaşlarda herşeyini; Allahü teâlâ ve Resûlü uğruna fedâ etti. Bilhassa Huneyn gâzâsında hârikaydı.Yüz kişiden hayırlıdır O gün Peygamber efendimiz buyurdular ki:<br />
- Kim bir düşmanı öldürürse; düşmanın üzerinde nesi varsa O gâzîye âit olacaktır. Ganîmete dâhil edilmiyecektir.O savaşta Hz. Ebû Talhâ tek başına yirmiden fazla müşrik öldürdü. Üzerlerinde bulunan bütün eşyâları topladı. İçlerinden bir kılıç bile almadan hepsini Peygamber efendimizin<br />
önlerine bıraktı.O&#8217;nun tek isteği sâdece Allahü teâlânın ve Resûlullahın rızâları idi.Sevgili Peygamberimiz:<br />
- Asker içinde Ebû Talh&#8217;nın sesi 100 kişiden hayırlıdır<br />
buyurmuşlardır.Sevgili Peygamberimizin vefâtlarından sonraMedîne&#8217;de duramadı. Şam taraflarına gitti. Ancak Hz. Ömer&#8217;in son zamanlarında baba ocağına döndü.70 yaşlarında Hakkın rahmetine. Sevdiklerine kavuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokman (lukman)</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[LOKMAN (LUKMAN)
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.
Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LOKMAN (LUKMAN)</p>
<p>Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.</p>
<p>Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir övülmeye lâyık olandır. Lokman oğluna öğüt vererek. &#8220;Yavrum Allah&#8217;a eş koşma doğrusu eş koşmak büyük zulümdür&#8221; demişti &#8221; (Lokman 31/1213). Lokman&#8217;ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah Lokman&#8217;ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah&#8217;a eş koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah&#8217;a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman 31/1415). Lokman&#8217;ın öğütleri şöyle devam etmektedir: &#8220;Yavrum işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde göklerde veya yerde bulunsa da Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif&#8217;dir haberdar&#8217;dır. Yavrum namazı kıl iyiliği emret kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir&#8221; (Lokman 31/16-19).</p>
<p>Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulaşan kimseye gereken o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah&#8217;ın şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (İbrâhim 14/7). Lokman üç kere &#8220;yavrum&#8221; veya &#8220;oğlum&#8221; diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah&#8217;a eş ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu Allah&#8217;ın hakkını başkasına vermek kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çiğnemek başta Yüce Allah&#8217;ın ikram ettiği şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni âciz güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman ikinci &#8220;yavrum&#8221; hitabiyle başlayan öğüdünde Yüce Allah&#8217;ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah zerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl 99/7-8). Lokman yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini başına gelene sabretmesini insanlara böbürlenip kibirlenmemesini çalım satıp öğünmemesini yürümesinde konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir.</p>
<p>Lokman hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En&#8217;âm suresi&#8217;nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki&#8230;?&#8221; dediklerinde Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm şirk demektir. Lokman&#8217;ın oğluna nasihat ederken yavrum Allah&#8217;a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini işitmediniz mi?&#8221; cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercemesi IX 163). Lokman şöyle derdi: &#8220;Yavrum ilmi âlimlere karşı böbürlenmek sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!&#8221; (Ahmed b. Hanbel I190). Bu anlatım ve devamı başka bir rivayette şöyle yer almaktadır: &#8220;&#8230;Gınâ göstererek ve cehalete düşerek ilmi terketme! Yavrum meclisleri ihmal etme! Allah&#8217;ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder onlarla beraber sana da ulaşır. Allah&#8217;ı anmayan bir lopluluk gördüğünde onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına düçar kılar sana da onlarla beraber isabet eder&#8221; (Dârimî Mukaddime 34). Yine bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında şöyle denilmektedir: &#8220;Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi kalbleri hikmet nûruyla diriltir&#8221;(Muvatta İlim 1). Lokman hakkında başka bir hadis de şöyledir: &#8220;Hakim Lokman şöyle derdi: Şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur&#8221; (Ahmed b. Hanbel II 87).</p>
<p>Bu hadislerin meselâ zulüm hikmet ilim gibi konularda Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu görülmektedir.</p>
<p>Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. İbn İshak&#8217;a göre Lokman&#8217;ın nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kuşakda Hz İbrahim (a.s)&#8217;in babası Âzer&#8217;e ulaşır. Vâkıdî Lokman&#8217;ın İsrâiloğulları kadısı Eyle ve Medyen taraflarında yaşayan Eyle&#8217;de ölen bir kimse olduğunu zikreder. İkrime&#8217;ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim olduğunda âlimlerin ittifakı vardır (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi IX 163). Vehb b. Münebbih&#8217;e göre; Lokman İbn Bâûra Âzer neslindendir. Mukâtil&#8217;e göre ise Hz. Eyyub (a.s)&#8217;in kızkardeşinin veya teyzesinin oğlu idi. Uzun müddet yaşadı. Hz. Davud&#8217;a yetişti ve ondan ilim aldı. Sanat sahibi idi. Bir nebî olduğunu söyleyenler de oldu. İbn Rüşd Tehâfüt&#8217;ünde söylediği gibi her nebî hakîmdir fakat her hakim nebî değildir. Bakara sûresi&#8217;nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır lütfedilmiştir. Dolayısıyle o kimsenin ilmen amelen bunun şükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur&#8217;ân&#8217;da böyle söylenmiştir (Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur&#8217;an Dili IX 3842-3843).</p>
<p>Lokman İslâm&#8217;dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarında adı geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da belirtilmiştir (S.G.F. Brandon A Dictionary of Comparative Religion London 1970 s. 414).</p>
<p>Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları bu zata Lukmânü&#8217;l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni&#8217;nin &#8220;Kitâbül-Muammarîn&#8221; adlı eserinde Lokman Hızır&#8217;dan sonra uzun yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin hatta üç bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür. Lokman&#8217;a Nâbiga&#8217;nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün bunlar arasında Lokman Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası verildiğinde onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua etmek üzere Mekke&#8217;ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd&#8217;a itaatsizlikleri dolayısıyladır. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman&#8217;ın adı geçmez (Bernhard Heller İA. &#8220;Lokman &#8221; maddesi).</p>
<p>Lokman Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de yer aldıktan sonra Arapça darb-ı mesel ve hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldı. Sa&#8217;lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis&#8221;inde ondan bahsederken Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir. O Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid&#8217;in onun uzun dudaklı siyahî bir köle olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde insanlardan Sudan&#8217;dan çıkmış üç hayırlı kimse arasında Bilâl (Habeşli ?) Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın kölesi Mühecca&#8217; ve Lokman&#8217;a (Sudan&#8217;ın Mısır&#8217;a yakın Nubya tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O Lokman&#8217;ın Habeş&#8217;li bir marangoz bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da aktardıktan sonra âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında ittifak ettiklerini bu konuda İkrime&#8217;nin farklı görüşe sahip olduğunu (bazılarına göre Lokman&#8217;ın nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest bırakıldığı onun hikmeti seçtiğini) belirtmektedir. O ayrıca Lokman&#8217;ın nebî olmadığı; Allah&#8217;ın çok tefekkür iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun Allah&#8217;ı Allah&#8217;ın da onu sevdiği ona hikmet lütfettiğini açıklayan bir hadis de nakleder (Sa&#8217;lebi Arâisul-Mecâlis 312).</p>
<p>Sa&#8217;lebî Lokman&#8217;ın dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da ahirette de kaybedeceğini; malın sıhhat nimetin nefis temizliği gibi olmadığını; doğru söz emaneti yerine teslim ve boş yere konuşmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman oğluna şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Dünya derin bir denizdir. Çokları onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah&#8217;dan takvâ olsun. Bineğin Allah&#8217;a imanın ve yolun Allah&#8217;a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam. Yavrum insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vadolunduklarından korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al ona kapılma bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme yoksa insanlara yük olursun. Oruç tut bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma çünkü Allah&#8217;ın katında namaz oruçtan daha büyüktür&#8230; Yavrum! İyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde insanlara Allah&#8217;dan korkuyormuşsun gibi görünme. Yavrum âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme yoksa senden usanırlar. Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu basîreti azaltır ve aklı zayıflatır. Yavrum küçükken edepli olursan büyüdüğünde faydasını görürsün! Yavrum yolculuğa çıktığında onu çekip götürebileceğin bir yerde olmadıkça hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklaştığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını mest&#8217;ini sarığını elbiseni su kabını iğne ve ipliğini biz&#8217;ini (saraç iğnesi) al! Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaşlarınla Allah&#8217;a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster! Yavrum kanaatkâr görünmekten sakın zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret geceleri ise şüphe getirir. Yavrum kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun insanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçük yarın büyüğe dönüşür. Yavrum yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan dînini ifsat eder insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin konuştuğun zaman sözün dinlenmez söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz! Yavrum kötü huydan sıkıntı vermekten sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. İşini sev; sık sık karşılaştığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karşı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler kötüler de ondan uzaklaşır. Yavrum gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum dünya hayatı kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır. Yavrum iyiliği ehline yap ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o dünyada boşa gider ahirette de sevabından mahrum olursun. İktisatlı ol savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma israfa varacak şekilde de onu dağıtma! Yavrum hikmete sarıl ki onunla ikram göresin onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkının en üstünü Allah (c.c)&#8217;ın dinidir. Yavrum hasedçinin üç belirgin özelliği vardır: Gıyabında dostunu çekiştirir yanında olduğu zaman ona yaltaklanır o bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir&#8221; (Sa&#8217;lebî a.g.e. 313-315).</p>
<p>Lokman&#8217;la ilgili olarak sadece oğluna öğütler hikmetli sözler atasözleri (emsâl durub-ı emsâl) değil kıssalar da nakledildi. Bunlardan Lokman&#8217;ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o diğer kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini kandırmak istedikleri zaman hep beraber sıcak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar sonunda Lokman yalnız su kusarken diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya başlarlar. Bir gün efendisi gelen misafiri için Lokman&#8217;a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini görünce sebebini sorar. Lokman iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir şey olmadığı gibi kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa&#8217;lebî aynı yer).</p>
<p>Lokman&#8217;a bu kıssalar dolayısıyla Araplar&#8217;ın Ezop&#8217;u (Aesopos) denilmiş Avrupa&#8217;da Ezop&#8217;a atfedilen bir çok nükteler Lokman&#8217;a isnat olunmuştur. Batılı yazarlar Lokman&#8217;la ilgili kıssaların sonraki devirlerde Ezop&#8217;unkilerden kopya edildiğini ileri sürerler. Bu konuda karşılaştırmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman hakîm hatta peygamber bir kimse olarak tanınırken; sonraki devrede artık köle marangoz haline sokulduğunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam Ahikar Ezopla aynı görülmüştür. Bileam Kitab-ı Mukaddes&#8217;te geçer. Müfessirler seceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih şeklinde geçen bu zatın İbrani dilinde &#8220;bala&#8221; Arapça &#8220;Lakama&#8221; kökleri aynı yutmak anlamına geldiği için Kitab-ı Mukaddes&#8217;teki karşılığının Bileam olduğu kanaatine ulaşmışlardır (Bileam için bk. Sa&#8217;lebî 209 vd.). Lokman Bileam mıdır tartışmasında buna olumlu bakanlar yanında karşı çıkanlar; Lokman Kur&#8217;ân ve önceki gelenekte saygı duyulan; Bileâm Kitab-ı Mukaddes ve Aggada&#8217;da nefret edilen bir kimsedir demektedirler (bk. Belâm). Lokman&#8217;ı Roma&#8217;lı Ahikar veya Yunan&#8217;ın Ezop&#8217;una benzetenler onların sözlerinin veya onlarla ilgili anlatımların benzerliklerine dayanmaktadırlar (Bernhard-N.A. Stillman&#8221;Lokman&#8221; Encyclopedia of İslam Leiden 1978 IV 813).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. ZÜLKİFL (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-zulkifl-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-zulkifl-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:51:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[habur]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[halis]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[kul]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[salih]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[siret]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=317</guid>
		<description><![CDATA[Hz. ZÜLKİFL (a.s)
Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri.
Kur&#8217;ân&#8217;da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: &#8220;İsmâil İdris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandı&#8221; (el-Enbiyâ 21/85 86).
Âyette geçen &#8220;Zülkifl&#8221; adı değil lakabıdır ve &#8220;nasib ve kısmet sahibi&#8221; anlamına gelir. Fakat burada dünyevî zenginliği değil onun üstün kişiliğini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanılmıştır. Onun gerçek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. ZÜLKİFL (a.s)</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: &#8220;İsmâil İdris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandı&#8221; (el-Enbiyâ 21/85 86).</p>
<p>Âyette geçen &#8220;Zülkifl&#8221; adı değil lakabıdır ve &#8220;nasib ve kısmet sahibi&#8221; anlamına gelir. Fakat burada dünyevî zenginliği değil onun üstün kişiliğini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanılmıştır. Onun gerçek adı hakkında çok farklı rivayetler vardır. Yahudiler O&#8217;nun İsrailoğullarının esâreti sırasında peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur ırmağı yakınlarında bir bölgede yapan Hereksel olduğunu iddia etmişlerdir. Âlimlerin bir kısmı da onun Eyyub (a.s)&#8217;ın kendisinden sonra peygamber olan Bişr adındaki oğlu olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu görüşlerin hiç biri kesinlik derecesine sahip değildir.</p>
<p>Zülkifl (a.s)&#8217;ın peygamber olmadığı söyleyenler olmuşsa da âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüş de budur (el-Kurtubî el-Cami&#8217;li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân Kahire 1967 XI 327 vd.; el-Alusî Ruhu&#8217;l-Meânî Beyrut t.y. XVII 82; el-Mevdudî Tefhimu&#8217;l-Kur&#8217;ân İstanbul 1991 III 327).</p>
<p>Yüce Allah Eyyûb (a.s)&#8217;in kıssasını arzettikten sonra peygamberlerinden bazılarını anmış ve onları övmüştür. İnsanları tevhide çağıran Allah&#8217;ın sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de Zülkifl (a.s)&#8217;dir. Bu konudaki âyetlerin meâli şöyledir:</p>
<p>&#8220;Kuvvetli ve basiretli kullarınız İbrahim&#8217;i İshâk&#8217;ı ve Yâkub&#8217;u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden hayırlılardandır. İsmâil&#8217;i Elyesâ&#8217;ı Zülkifl&#8217;i de an. Hepsi de iyilerdendir&#8221; (Sad 38/45 46 47 48).</p>
<p>Taberî&#8217;de yer alan bir rivayete göre Zülkifl (a.s) Şam&#8217;da otururdu. Oradaki halkı Allah&#8217;a inanmaya O&#8217;na ibadet etmeye ve dürüst bir şekilde yaşamaya çağırdı ve orada vefât etti (et-Taberî Tarih Mısır 1326 I 167).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-zulkifl-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

