<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; peygamberimiz</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/peygamberimiz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ashabi Bedir&#8217;in Fazileti</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/ashabi-bedirin-fazileti.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/ashabi-bedirin-fazileti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bab]]></category>
		<category><![CDATA[dul]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[etli]]></category>
		<category><![CDATA[halis]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[melekler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[yavrum]]></category>
		<category><![CDATA[zira]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[1- Bedir Savaşı&#8217;na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.
2- Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur&#8217;ân&#8217;da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.
3- Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran Evliyâullah&#8217;dan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.
4- Birçok hastalığa tutulan kimsenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1- Bedir Savaşı&#8217;na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.</p>
<p>2- Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur&#8217;ân&#8217;da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.</p>
<p>3- Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran Evliyâullah&#8217;dan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.</p>
<p>4- Birçok hastalığa tutulan kimsenin Bedir ehlinin mübarek ismini zikr ederek bu vesile ile şifa taleb edip lütfü ilâhiye mazhar olarak hastalık*larından kurtuldukları rivayet edilmektedir.</p>
<p>5- Ehli irfan bir zat: &#8220;Hasta bir kimsenin başı*na elimi koyup halis bir niyyetle Bedir ashabının adını okuduğumda mutlak şifa hâsıl olmuştur. Hatta hastanın eceli dahi gelmişse en azından rahatsızlığı hafiflemiştir.&#8221; demektedir.</p>
<p>6- Bazıları da: &#8220;Duadan önce Bedir ashabının isimlerinin okunmasının duânin sür&#8217;atle kabulüne vesile olduğunu&#8221; söylemişlerdir.</p>
<p>Cafer b. Abdullah şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Babam bana Peygamber (S.A.V.)&#8217;in bütün ashabını sevmemi vasiyet eder ve şunu ilave ederdi.</p>
<p>&#8220;Ey canım yavrum Bedir ashabının adı zikr edilince duâ kabul olunur bu mübarek isimleri zikreden kulu ilâhi rahmet; bereket gufran ve rızâ-ı İlâhî kuşatır. Bu isimleri okuyarak hacetde bulunanın dileği mutlaka yerine getirilir&#8230;&#8221;</p>
<p>7- &#8220;Ehli Bedrin üzerinde bulundurmak oku*mak hıfzetmek düşman üzerine nusret düşman*ların şerrinden vikayet ve yangın ve hırsız ve boğul*maktan sıyânet ve veba ve tâûn ve cünûn ve emrazı sâireden himayet ve zevali fark ve husûlu gına ve vefâi duyûn ve güfrânü zünûb ve keşfi kürûb ve ten*viri kulûb velhâsıl cemîi matâlibi dünyeviyyeye ve mekâsıdı uhreviyyeye vusul ve celbi menfaii âlakiyye ve enfüsiyye ve ins ve cinnin mazarat-larını def etmek ve merâtibi dünyeviyyeye nail olmak için iksiri mücerreb olduğuna Meşihât-ı İslâmiyye tarafından mücahidini Islamiyyeye hediye olunmuştur.&#8221;</p>
<p>Şu kadar var ki: Bu mübarek isimlerin okunuşu sırasında herbirinin adı söylenince Radıyallahü anh (Allah ondan razı olsun) demek lazımdır. Şüphe yok ki Peygamberimizin adı söylenince Sallallahü Aleyhi ve Sellem denecektir. Zira bu edebe riayet etmek maksadın daha kısa zamanda elde edilmesinde vesiledir.</p>
<p>Cenab-ı Hakk (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/ashabi-bedirin-fazileti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokman (lukman)</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[LOKMAN (LUKMAN)
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.
Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LOKMAN (LUKMAN)</p>
<p>Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.</p>
<p>Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir övülmeye lâyık olandır. Lokman oğluna öğüt vererek. &#8220;Yavrum Allah&#8217;a eş koşma doğrusu eş koşmak büyük zulümdür&#8221; demişti &#8221; (Lokman 31/1213). Lokman&#8217;ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah Lokman&#8217;ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah&#8217;a eş koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah&#8217;a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman 31/1415). Lokman&#8217;ın öğütleri şöyle devam etmektedir: &#8220;Yavrum işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde göklerde veya yerde bulunsa da Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif&#8217;dir haberdar&#8217;dır. Yavrum namazı kıl iyiliği emret kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir&#8221; (Lokman 31/16-19).</p>
<p>Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulaşan kimseye gereken o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah&#8217;ın şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (İbrâhim 14/7). Lokman üç kere &#8220;yavrum&#8221; veya &#8220;oğlum&#8221; diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah&#8217;a eş ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu Allah&#8217;ın hakkını başkasına vermek kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çiğnemek başta Yüce Allah&#8217;ın ikram ettiği şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni âciz güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman ikinci &#8220;yavrum&#8221; hitabiyle başlayan öğüdünde Yüce Allah&#8217;ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah zerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl 99/7-8). Lokman yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini başına gelene sabretmesini insanlara böbürlenip kibirlenmemesini çalım satıp öğünmemesini yürümesinde konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir.</p>
<p>Lokman hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En&#8217;âm suresi&#8217;nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki&#8230;?&#8221; dediklerinde Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm şirk demektir. Lokman&#8217;ın oğluna nasihat ederken yavrum Allah&#8217;a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini işitmediniz mi?&#8221; cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercemesi IX 163). Lokman şöyle derdi: &#8220;Yavrum ilmi âlimlere karşı böbürlenmek sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!&#8221; (Ahmed b. Hanbel I190). Bu anlatım ve devamı başka bir rivayette şöyle yer almaktadır: &#8220;&#8230;Gınâ göstererek ve cehalete düşerek ilmi terketme! Yavrum meclisleri ihmal etme! Allah&#8217;ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder onlarla beraber sana da ulaşır. Allah&#8217;ı anmayan bir lopluluk gördüğünde onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına düçar kılar sana da onlarla beraber isabet eder&#8221; (Dârimî Mukaddime 34). Yine bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında şöyle denilmektedir: &#8220;Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi kalbleri hikmet nûruyla diriltir&#8221;(Muvatta İlim 1). Lokman hakkında başka bir hadis de şöyledir: &#8220;Hakim Lokman şöyle derdi: Şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur&#8221; (Ahmed b. Hanbel II 87).</p>
<p>Bu hadislerin meselâ zulüm hikmet ilim gibi konularda Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu görülmektedir.</p>
<p>Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. İbn İshak&#8217;a göre Lokman&#8217;ın nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kuşakda Hz İbrahim (a.s)&#8217;in babası Âzer&#8217;e ulaşır. Vâkıdî Lokman&#8217;ın İsrâiloğulları kadısı Eyle ve Medyen taraflarında yaşayan Eyle&#8217;de ölen bir kimse olduğunu zikreder. İkrime&#8217;ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim olduğunda âlimlerin ittifakı vardır (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi IX 163). Vehb b. Münebbih&#8217;e göre; Lokman İbn Bâûra Âzer neslindendir. Mukâtil&#8217;e göre ise Hz. Eyyub (a.s)&#8217;in kızkardeşinin veya teyzesinin oğlu idi. Uzun müddet yaşadı. Hz. Davud&#8217;a yetişti ve ondan ilim aldı. Sanat sahibi idi. Bir nebî olduğunu söyleyenler de oldu. İbn Rüşd Tehâfüt&#8217;ünde söylediği gibi her nebî hakîmdir fakat her hakim nebî değildir. Bakara sûresi&#8217;nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır lütfedilmiştir. Dolayısıyle o kimsenin ilmen amelen bunun şükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur&#8217;ân&#8217;da böyle söylenmiştir (Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur&#8217;an Dili IX 3842-3843).</p>
<p>Lokman İslâm&#8217;dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarında adı geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da belirtilmiştir (S.G.F. Brandon A Dictionary of Comparative Religion London 1970 s. 414).</p>
<p>Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları bu zata Lukmânü&#8217;l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni&#8217;nin &#8220;Kitâbül-Muammarîn&#8221; adlı eserinde Lokman Hızır&#8217;dan sonra uzun yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin hatta üç bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür. Lokman&#8217;a Nâbiga&#8217;nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün bunlar arasında Lokman Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası verildiğinde onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua etmek üzere Mekke&#8217;ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd&#8217;a itaatsizlikleri dolayısıyladır. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman&#8217;ın adı geçmez (Bernhard Heller İA. &#8220;Lokman &#8221; maddesi).</p>
<p>Lokman Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de yer aldıktan sonra Arapça darb-ı mesel ve hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldı. Sa&#8217;lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis&#8221;inde ondan bahsederken Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir. O Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid&#8217;in onun uzun dudaklı siyahî bir köle olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde insanlardan Sudan&#8217;dan çıkmış üç hayırlı kimse arasında Bilâl (Habeşli ?) Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın kölesi Mühecca&#8217; ve Lokman&#8217;a (Sudan&#8217;ın Mısır&#8217;a yakın Nubya tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O Lokman&#8217;ın Habeş&#8217;li bir marangoz bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da aktardıktan sonra âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında ittifak ettiklerini bu konuda İkrime&#8217;nin farklı görüşe sahip olduğunu (bazılarına göre Lokman&#8217;ın nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest bırakıldığı onun hikmeti seçtiğini) belirtmektedir. O ayrıca Lokman&#8217;ın nebî olmadığı; Allah&#8217;ın çok tefekkür iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun Allah&#8217;ı Allah&#8217;ın da onu sevdiği ona hikmet lütfettiğini açıklayan bir hadis de nakleder (Sa&#8217;lebi Arâisul-Mecâlis 312).</p>
<p>Sa&#8217;lebî Lokman&#8217;ın dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da ahirette de kaybedeceğini; malın sıhhat nimetin nefis temizliği gibi olmadığını; doğru söz emaneti yerine teslim ve boş yere konuşmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman oğluna şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Dünya derin bir denizdir. Çokları onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah&#8217;dan takvâ olsun. Bineğin Allah&#8217;a imanın ve yolun Allah&#8217;a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam. Yavrum insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vadolunduklarından korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al ona kapılma bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme yoksa insanlara yük olursun. Oruç tut bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma çünkü Allah&#8217;ın katında namaz oruçtan daha büyüktür&#8230; Yavrum! İyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde insanlara Allah&#8217;dan korkuyormuşsun gibi görünme. Yavrum âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme yoksa senden usanırlar. Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu basîreti azaltır ve aklı zayıflatır. Yavrum küçükken edepli olursan büyüdüğünde faydasını görürsün! Yavrum yolculuğa çıktığında onu çekip götürebileceğin bir yerde olmadıkça hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklaştığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını mest&#8217;ini sarığını elbiseni su kabını iğne ve ipliğini biz&#8217;ini (saraç iğnesi) al! Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaşlarınla Allah&#8217;a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster! Yavrum kanaatkâr görünmekten sakın zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret geceleri ise şüphe getirir. Yavrum kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun insanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçük yarın büyüğe dönüşür. Yavrum yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan dînini ifsat eder insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin konuştuğun zaman sözün dinlenmez söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz! Yavrum kötü huydan sıkıntı vermekten sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. İşini sev; sık sık karşılaştığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karşı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler kötüler de ondan uzaklaşır. Yavrum gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum dünya hayatı kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır. Yavrum iyiliği ehline yap ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o dünyada boşa gider ahirette de sevabından mahrum olursun. İktisatlı ol savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma israfa varacak şekilde de onu dağıtma! Yavrum hikmete sarıl ki onunla ikram göresin onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkının en üstünü Allah (c.c)&#8217;ın dinidir. Yavrum hasedçinin üç belirgin özelliği vardır: Gıyabında dostunu çekiştirir yanında olduğu zaman ona yaltaklanır o bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir&#8221; (Sa&#8217;lebî a.g.e. 313-315).</p>
<p>Lokman&#8217;la ilgili olarak sadece oğluna öğütler hikmetli sözler atasözleri (emsâl durub-ı emsâl) değil kıssalar da nakledildi. Bunlardan Lokman&#8217;ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o diğer kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini kandırmak istedikleri zaman hep beraber sıcak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar sonunda Lokman yalnız su kusarken diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya başlarlar. Bir gün efendisi gelen misafiri için Lokman&#8217;a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini görünce sebebini sorar. Lokman iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir şey olmadığı gibi kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa&#8217;lebî aynı yer).</p>
<p>Lokman&#8217;a bu kıssalar dolayısıyla Araplar&#8217;ın Ezop&#8217;u (Aesopos) denilmiş Avrupa&#8217;da Ezop&#8217;a atfedilen bir çok nükteler Lokman&#8217;a isnat olunmuştur. Batılı yazarlar Lokman&#8217;la ilgili kıssaların sonraki devirlerde Ezop&#8217;unkilerden kopya edildiğini ileri sürerler. Bu konuda karşılaştırmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman hakîm hatta peygamber bir kimse olarak tanınırken; sonraki devrede artık köle marangoz haline sokulduğunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam Ahikar Ezopla aynı görülmüştür. Bileam Kitab-ı Mukaddes&#8217;te geçer. Müfessirler seceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih şeklinde geçen bu zatın İbrani dilinde &#8220;bala&#8221; Arapça &#8220;Lakama&#8221; kökleri aynı yutmak anlamına geldiği için Kitab-ı Mukaddes&#8217;teki karşılığının Bileam olduğu kanaatine ulaşmışlardır (Bileam için bk. Sa&#8217;lebî 209 vd.). Lokman Bileam mıdır tartışmasında buna olumlu bakanlar yanında karşı çıkanlar; Lokman Kur&#8217;ân ve önceki gelenekte saygı duyulan; Bileâm Kitab-ı Mukaddes ve Aggada&#8217;da nefret edilen bir kimsedir demektedirler (bk. Belâm). Lokman&#8217;ı Roma&#8217;lı Ahikar veya Yunan&#8217;ın Ezop&#8217;una benzetenler onların sözlerinin veya onlarla ilgili anlatımların benzerliklerine dayanmaktadırlar (Bernhard-N.A. Stillman&#8221;Lokman&#8221; Encyclopedia of İslam Leiden 1978 IV 813).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ebubekirin nesebi</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-nesebi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-nesebi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:29:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkabe]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[Anas]]></category>
		<category><![CDATA[Cahiliye]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekirin]]></category>
		<category><![CDATA[efendimizle]]></category>
		<category><![CDATA[hemen]]></category>
		<category><![CDATA[ismini]]></category>
		<category><![CDATA[Kuhafedir]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<category><![CDATA[Mürrede]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nebeviyeyide]]></category>
		<category><![CDATA[nesebi]]></category>
		<category><![CDATA[osman]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[selma]]></category>
		<category><![CDATA[Selma Ümmül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ebubekirin adı Abdullah, künyesi Ebu Bekirdir. Babasının adı Osman künyesi Ebu Kuhafedir. Anasının adı Selma Ümmül Hayrdır. Babası ve Anası tarafından nesebi efendimizle Mürrede birleşir. Babası Ebu Kuhafe Mekke’nin fethinden sonra Hz. Ebubekirin delaletiyle Müslüman olmuştur ve 92 yaşında Hz. Abdullah’tan sonra vefat etmiştir.
Hz. Ebubekir Kureyştendir. Teymidir. Cahiliye dönemindeki ismi Abdülkabe idi. Müslüman olunca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ebubekirin adı Abdullah, künyesi Ebu Bekirdir. Babasının adı Osman künyesi Ebu Kuhafedir. Anasının adı Selma Ümmül Hayrdır. Babası ve Anası tarafından nesebi efendimizle Mürrede birleşir. Babası Ebu Kuhafe Mekke’nin fethinden sonra Hz. Ebubekirin delaletiyle Müslüman olmuştur ve 92 yaşında Hz. Abdullah’tan sonra vefat etmiştir.<br />
Hz. Ebubekir Kureyştendir. Teymidir. Cahiliye dönemindeki ismi Abdülkabe idi. Müslüman olunca peygamberimiz ona Abdullah ismini vermiştir. Efendimizi ilk kabullenenlerden olduğu gibi miracı nebeviyeyide tereddüt etmeden tasdikinden dolayı sıddık namına hak kazanmıştır<br />
Efendimiz onun hakkında şöyle buyurmuştur. Kimi islama davet etti isem ilk lahzada hep tereddüt etmişlerdir. Yalnız Ebu Bekir müstesnadır o hemen tasdik etmiştir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-nesebi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ebu Bekir Siddik</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebu-bekir-siddik.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebu-bekir-siddik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:24:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[ismini]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[nebi]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[selma]]></category>
		<category><![CDATA[senin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=214</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ebubekirin nesebi:
Hz. Ebubekirin adı Abdullah, künyesi Ebu Bekirdir. Babasının adı Osman künyesi Ebu Kuhafedir. Anasının adı Selma Ümmül Hayrdır. Babası ve Anası tarafından nesebi efendimizle Mürrede birleşir. Babası Ebu Kuhafe Mekke’nin fethinden sonra Hz. Ebubekirin delaletiyle Müslüman olmuştur ve 92 yaşında Hz. Abdullah’tan sonra vefat etmiştir.
Hz. Ebubekir Kureyştendir. Teymidir. Cahiliye dönemindeki ismi Abdülkabe idi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ebubekirin nesebi:<br />
Hz. Ebubekirin adı Abdullah, künyesi Ebu Bekirdir. Babasının adı Osman künyesi Ebu Kuhafedir. Anasının adı Selma Ümmül Hayrdır. Babası ve Anası tarafından nesebi efendimizle Mürrede birleşir. Babası Ebu Kuhafe Mekke’nin fethinden sonra Hz. Ebubekirin delaletiyle Müslüman olmuştur ve 92 yaşında Hz. Abdullah’tan sonra vefat etmiştir.<br />
Hz. Ebubekir Kureyştendir. Teymidir. Cahiliye dönemindeki ismi Abdülkabe idi. Müslüman olunca peygamberimiz ona Abdullah ismini vermiştir. Efendimizi ilk kabullenenlerden olduğu gibi miracı nebeviyeyide tereddüt etmeden tasdikinden dolayı sıddık namına hak kazanmıştır<br />
Efendimiz onun hakkında şöyle buyurmuştur. Kimi islama davet etti isem ilk lahzada hep tereddüt etmişlerdir. Yalnız Ebu Bekir müstesnadır o hemen tasdik etmiştir<br />
Müslümanlığı Kabulü<br />
Hz. Ebubekir zaten islamdan öncede nezih bir hayat yaşıyordu. İyilik yapmayı sever faziletten ayrılmaz. Cahiliyet devrinin kötülüklerinden uzak kalmış cahiliye devrinde bile içki içmemiştir. Kendisine cahiliye devrinde içki içmedin mi diye sorulduğunda haşa ben namusumu korur, insanlık şerefini tanır bir adamım. İçki içen bunları zayi eder buyurmuştur. Efendimizde bu sözü duyunca Ebubekir’in söylediği doğrudur demiştir. Bahrul hakayık tefsirinde Rebia bin Kab’dan nakille Hz. Ebubekir’in Müslüman oluşu şöyle anlatılır. Hz. Ebubekir ticaret için gittiği Şamda bir rüya görür. Rüyasını Rahip Buhayraya anlatır. Buhayra ona:<br />
-Sen nereden geldin diye sorar. Ebubekir Mekke’den der.<br />
-Mekke’nin hangi kabilesindensin?<br />
-Kureyş kabilesinden.<br />
-Eğer rüya doğru ise senin kabilenden bir nebi gelecek ve sen o nebinin hayatında veziri olacaksın dedi. Hz. Ebubekir bu rüyanın tabirini efendimiz nebi olarak gönderilinceye kadar içinde gizledi Efendimize peygamberlik gelince efendimizin yanına vardı ve delilin nedir diye sordu. Efendimizde bu soruya karşılık Şamda gördüğün rüyadır buyurdu. Bunun üzerine Ebubekir efendimizin boynuna sarılıp İslamiyeti kabul etti.<br />
Hz. Ebubekirin Davetiyle Müslüman Olanlar:<br />
Hz. Ebubekir kureyş arasında sayılır sevilir birisiydi. Dostlarına İslamı anlatmış onlarda onun himmetiyle Müslüman olmuşlardır.<br />
Hz. Ebubekir Müslüman olduktan sonra efendimizin yanından hiç ayrılmamış, seferde ve hazarda onun sohbetinde bulunmuş ve onun daima mahreme-i esrarı olmuştur. Ayrıca bütün malını İslam yolunda harcamıştır. Efendimiz bu durumu şöyle anlatır.<br />
-Cenabı hak beni size gönderdi, bana yalan söylüyorsunuz dediniz ; yalnız Ebubekir bana doğru söylüyorsun dedi, bana canıyla ve malıyla yardım etti.<br />
Rasulüllah (sav) her gün akşam ve sabah unun evine gider onunla ve arkadaşlarıyla sohbet ederdi.<br />
Mekke’de zayıf kabilelerden de Müslüman olanlar vardı. Bunlar içinde Bilal kızgın kumlar üzerine yatırılır, göğsünün üzerine taşlar konur ve o halde bırakılırdı. Habbab bin Eret yanmış kömürler üzerine yatırılırdı. Ammar bayılıncaya kadar dövülürdü. Ebu Fukeyheni’nin ayağına bir ip takılır kumlar ve çakıllar üzerinde sürüklenirdi. Lübeyne müthiş dayaklar altında kıvranırdı. Züneyre ise türlü türlü işkencelere maruz kalırdı. Nehdiye’nin Müslüman olmak yüzünden çekmediği kalmazdı. Ümmü Abisi de onlardan biri idi. Hz. Ebubekir hatırı sayılır bir tüccar ve büyük bir servet sahibiydi. Onun unutulmaz hizmetlerinden birisi de işkence altındaki esir Müslümanları satın alıp azat etmesidir.<br />
Hz. Ebubekir’in azad ettikleri:<br />
Müşriklerin kimsesiz, zaif biçare Müslümanlara akıl almadık işkenceler yaptıkları malumdur Bir gün Bilali Habeşiyi efendisi yakıcı güneşin altında kızgın kumların üzerine yatırmış göğsüne de kocaman bir taş koymuş vaziyette Hz. Ebubekir onu görünce bu duruma çok üzülmüş ve hemen Hz. Bilal’i satın almıştır. Daha sonrada onu azad etmiştir.<br />
Hz. Ebubekir kendi bedenini efendimize siper ederek onu korumaya çalışmıştır. Bir gün müşrikler Kabe’de efendimizi dövmeye başlamışlardır. Hemen Ebu Bekir yetişerek onlara rabbim Allah dediği için bu yapılır mı diye çıkışmıştır.<br />
Yine bir gün efendimiz Haremi şerifeynde namaz kılarken müşriklerden Ukbe bin Mukayt efendimiz üzerine mülevvesat attığı ve bir keresinde de abasıyla boğmak istediği sırada Hz. Ebubekir yetişip kurtarmıştır.<br />
Hz. Ebubekirin Habeşistan’a Hicret Teşebbüsü:<br />
Kureyş’in mezalimi sadece fakir Müslümanlara münhasır değildi. Hz. Ebubekir de taarruza uğradığından o da Habeşistan’a hicret etmek istemişti. O nüfuz ve mevki sahibi bir insandı. Onu sadece bu işe zorlayan müşriklerin onu yüksek sesle KURAN okumaktan men etmeleri idi. Hz. Ebubekir’in sesi KURAN okurken müşrikleri etkiliyordu. Kureyş ise İslamın intişarına mani olmak için her çareye başvurarak onu da sesli KURAN okumaktan men ettiler.<br />
Hz. Ebubekir karar verip yola çıktı. Berkül Gımad mevkiine geldiğinde İbnüddağneye rast geldi. İbnüddağne Hz. Ebubekir’in fikrini öğrenince ona sen Mekke’de hatırı sayılır bir insansın diyerek onu bu fikrinden vazgeçirmiştir.<br />
Hicrette Hz. Ebubekir:<br />
İslam tarihinde en mühim bir hadise olan hicrette Hz. Ebubekir ailesinin büyük rolü olmuştur. Müslümanlar birer ikişer Medine’ye hicret edince Hz. Ebubekir de hicret için izin istemişti. Rasulüllahta ona dur bakalım belki Allah sana bir arkadaş nasip eder buyurmuştur. Müşrikler efendimizi öldürmek için karar alınca Cebrail efendimize gelip hicreti tebliğ edince efendimizde yatağına Hz. Aliyi bırakarak Hz. Ebubekir’in evine gitti ve günü orda geçirip beraber yola çıktılar.<br />
Efendimiz ve arkadaşı sevr dağına vardıklarında ıssız bir mağara olan Hira’ya sığındılar. Mağarada delikten bir yılan başını çıkanca sıddık efendimize bir zararı olmasın diye deliğe ayağını tıkadı ve yılan da sıdıkkı ısırdı. Acıdan gözünden akan yaş efendimizin yüzüne damladı efendimiz de tükürüğünü yaraya sürerek onun acısını dindirdi. Nitekim kasidei bürdede durum şöyle anlatılır.<br />
Gar içine aldığı hayır kerem kanların<br />
Kafirlerin gözleri görmedi oldu ami<br />
Sıdk ile sıddık girip gara, gelen kafirler<br />
Mağarada kimse yok diye vururlar demi.<br />
Mağaranın önüne güvercin ve örümcek<br />
Evler yapıp sakladı rasulü muhteremi<br />
Şol kulu ki Haliki hıfzeyleye istemez<br />
Kat kat olan zırhı ve hem mürtefi kalayı<br />
Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah da geceleri efendimizin yanında bulunur gündüz Mekke’ye gelip haber toplar, çobanları ise koyunları efendimiz ve arkadaşının izlerinde koyunlarını gezdirip izlerini yok ederdi. Efendimiz ve Hz. Ebubekir Medine’ye ulaştıklarında yine arkadaşı hep yanında idi ve efendimizin vefatına kadar bu böyle devam etmiştir.<br />
Ebu Derda (ra) anlatıyor: “Bir gün Rasulullahın huzurunda idim. Efendimiz Hz. Ebubekir’in sinirli bir şekilde geldiğini görünce galiba kardeşiniz birisiyle münakaşa etmiş buyurdu. Sonra Ebubekir gelip Ya Rasulüllah dedi biz Ömer ile münakaşa ettik. Ben pişman oldum ve kusurumun affı için Ömer’e rica eyledim fakat o beni af etmedi. Bende Rasulüllaha geldim dedi. Efendimiz de üç kere Allah seni mağfiret etsin buyurdu. Daha sonra Hz. Ömer de pişman olarak sıddıkın evine gitti fakat onu evde bulamadı. O da Rasulullahın yanına gitti. Efendimizin mübarek vechi saadetinin levni mütagayyir oldu ve hiddetinden levni donuk bir hal aldı. Hatta Hz. Ebubekir Efendimizin Hz. Ömer hakkında kötü bir muamelede bulunmasından korktu. Hemen Rasulullahın önünde diz çökerek bu olaya ibtida ben sebep oldum demek istedi. Bunun üzerine Rasulüllah Hakkaki Hakk Teala beni hak peygamber olarak gönderdi. Siz bana kaziptir dediniz, o ise sadıktır dedi. Ve Ebubekir beni nefsiyle ve malıyla muvasat eyledi. Yani nefsini ve malını Allah yolunda feda etti buyurdu. Sonra siz benim sahibimi, arkadaşımı bana terk ediciler misiniz diye efendimiz bu. sözü iki defa tekrarladı. Yani Ebubekir’e ilişmeyiniz, Ebubekir’i bana bırakın buyurdu. Artık bu olaydan sonra Ebubekir’e kimse dokunmadı ve ilişmedi.”<br />
Rasulü Ekremin hilafet için işaretleri:<br />
Rasulüllah şöyle buyurdu:<br />
Bir gün uyuyordum, kendimi bir kuyu üzerinde gördüm. Kuyunun bir kovası var idi. Kuyudan Allahın dilediği kadar su çektim. Sonra Kuhafe’nin oğlu geldi ve kovayı elimden aldı, o da bir iki kova su çekti. Fakat zaif olduğundan Allah Teala onu kurtardı: fakat bu sırada kova büyüdü ve onu Hattab’ın oğlu Ömer eline aldı, daha kuvvetli bir şekilde kovayı çekti. Onun çektiği su ile havuz dolmuş idi. Su içmek isteyenler her taraftan onun etrafında toplanmışlardı.<br />
Bu hadise efendimizden sonra halifeliğe Ebubekir, daha sonra ise Hz. Ömer’in geçeceğini ve Hz. Ömer zamanında ise fetihlerin çok olacağını göstermiştir.<br />
Bedir savaşı da Müslümanlar için çok önemli idi. Çünkü bu savaşta baba ile oğul amca ile yeğen karşı karşıya gelmekte idi.<br />
Hz. Ebubekir de karşısında henüz Müslüman olmamış Abdurrahman’ı gördü. Abdurrahman da babasını görmüştü ve ona karşı kılıcını sıyırmıştı. Hz. Ebubekir evlat sevgisi ve babalık şefkatini bir kenara bırakıp ona karşı yürümek istedi. Efendimiz (sav) dur Ya Ebu Bekir sen benim görür gözüm işitir kulağımsın buyurarak onu men etmiştir.<br />
Rasulü Ekrem aleyhisselam hicretin on birinci yılı Safer ayının 18-19 günü gece yarısı cennetül bakiye gidip orada medfun bulunan sahabileri ziyaretten döndükten sonra hafif bir kırgınlık hissetmişti, beş gün sonrada hastalığı arttı. Efendimiz hastalığı esnasında Hz. Aişe’nin yanında kalırdı. Rasulüllah o gün akşam namazını kıldırdıktan sonra; yatsı namazına çıkamayacağını anlayarak Hz. Ebubekir’e namaz kıldırma vazifesini vermişti.<br />
Hz. Aişe; efendimize babasının rakiku-l kalp olduğunu namaz kılarken ağlayacağını belirtmiş ve bu fikrini üç defa tekrarlamış efendimizde üçünde de kararını bozmamış ve şöyle buyurmuştur. Böyle itirazdan vazgeç! Hakka ki siz nisa taifesi değil mi Hz. Yusuf’un sahibelerisiniz. Muzmarını hakikatin hilafına izhar etmekte bir nevi Züleyhaya benzersiniz. Haydi emrediniz, Ebubekir’e namaz kıldırsın. Buyurdu. Efendimiz vefatında ashab arasında bir bunalım yaşandı. Hz. Ömer bile kılıcını sıyırıp kim Hz. Peygamber öldü derse onun başını alırım buyurdu.<br />
Bunu gören Hz. Ebubekir onu susturdu, ardından efendimize salat ve selam getirerek şu kıymetli sözleri söyledi:<br />
-Ey nas! Rasulüllaha tapan bilsin ki o ölmüştür. Allaha tapanlar ise Allah’ın Hayya layemut olduğunu bilirler. Allah buyurmuştur ki: Muhammed (sav) ancak bir peygamberdir. Ondan evvel nice evvel peygamber gelip geçmiştir. O ölür veya öldürülürse siz geri mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah’a zarar vermez. Allah nail oldukları İslamiyet nimetine şükredenlere mükafatını verir. Bu sözler insanları teskin etti. Bundan sonra efendimizin defni ile meşgul oldular.<br />
Hz. Ebabekir’in halife seçilmesi:<br />
Rasulü Ekrem’in vefatından sonra ensar Saad bin Ubadeyi tayin etmek için toplanmışlardı. Hz. Ebubekir, Ömer ve Ubade Sakıfıye’de toplanan halkın yanına vardılar. Topluluk biz ensarız ilahi davanın yardımcılarıyız. siz muhacirler bizim içimizde bir taifesiniz bizi kökümüzden bütün bütün uzaklaştırmak mı istiyorsunuz dediler.<br />
Hz. Ömer cevap vermek istedi ise de sıddık buna mani oldu ve şöyle konuştu.<br />
-Ey Ensar siz kendi namınıza saydığınız bütün faziletlere sahipsiniz, fakat hakikat şudur ki Araplar kureyşin başkanlığında toplanırlar, başkanlık işini başkasına vermezler, size iki zattan birini seçmenizi tavsiye ediyorum. bunlardan biri Hz. Ömer diğeri ise Hz. Ebu Ubeydedir. Bunu duyarı Hz. Ömer içersinde sıddık gibi bir insanın bulunduğu cemaatin riyasetine geçmeyi katiyyen kabul etmeyeceğini söylemiş ve Hz. Ebubekiri’n eline sarılarak ona biat etmiştir. Ardından bütün Müslümanlar ona biat etmişlerdir.<br />
Seçimin ardından Hz. Ebubekir minbere çıkıp ilk nutkunu söyledi.<br />
Ey Nas!&#8230;<br />
Sizin en iyiniz olmadığım halde sizin başınıza geçmiş bulunuyorum. Vazifemi yollu yolunda ifa edersem bana yardım ediniz. Yanılır isem bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir. İçinizdeki zaif hakkını alıncaya kadar nazarımda kuvvetlidir. İçinizdeki kuvvetli de, ondan başkasının hakkı alıncaya kadar zaiftir. Bir millet Allah yolundaki cihattan ayrılırsa zillete düçar olur. Bir millette fenalık revaç bulursa bütün millet fenaya uğrar. Ben Allah ve peygamberine itaat ettikçe sizde bana itaat ediniz. Eğer itaat etmezsem sizin de bana itaatiniz lazım gelmez. Haydi namazınıza Allahu teala cümlenizi rahmetine layık kılsın.<br />
Hz. Ebubekir halife olarak ilk işi Üsame ordusunun sefere gönderilmesi idi. Sıddık köpekler, kurtlar üzerime saldıracak olsa onu yine gönderirim buyurmuştur.<br />
İrtidat ve İsyanların bastırılması.<br />
Efendimiz daha vefat etmeden önce sahte peygamberler çıkmaya başlamış ve ondan sonrada artrnıştır. Sıddık onların hepsini bertaraf etmiştir.<br />
Kuranı kerimin cem edilmesi<br />
Kuran hafızlarının savaşlarda şehit düşmeleri ve sayılarının azalması onu endişeye itmiştir. Daha önceleri deri, kemik, taş, dal parçaları üzerine yazılan Kuranı Kerim Hz. Ömer ve Ebubekir’in gayretleri ile Zeyd bin sabitin gözetimi altında altı ay zarfında bir araya getirildi.<br />
Hz. Ebubekir’in irtihali<br />
Hz. Ebubekir Müslümanların riyasetinde kısa bir süre kalmış olmasına rağmen çok büyük işler görmeğe muvaffak olmuştur. Efendimizin vefatıyla zuhur eden sahte peygamberlerle büyük bir metanetle mücadele edip onları bertaraf etmiş ve daha sonra İslamın düşmanı olan Bizans ve Sasani ile karşılaşmıştır.<br />
Hicretin on dördüncü yılının cemaziyelahir ayında hastalandı. Hz. Ebubekir’in sıhhatini en çok sarsan efendimizin vefatı olmuştur. Bundan sonra gün be gün erimeye başlamıştır. Vazifesini Hz. Ömer’e bırakarak bu dünyadan ayrılmıştır.<br />
Ebubekir ra şemaili<br />
Uzuna yakın orta boylu kuruca yüzlü, çukurca gözlü, yumru alınlı, seyrek sakallı idi. Aşkullah haşyetullah, muhabbeti Rasulullahtan daima mahzun idi. Bedenen zaifliğine mukabil kuvvet ve savlet sahibi, şeci, cildi ince, göz pınarları derin, yüzü nurlu, alnı ve yüzü beyaz ve açık idi. sakalının üst kısmı hafif olup sakalını kına ve benzeri şeylerle tezyin eylediği şemili şerifte tarif olunmuştur Belindeki kemeri şiddet üzere bendeylemeğe mail olduğu halde heyet ve suretini suni güzelliklerle tahsin etmeğe heveskar değildi.<br />
Dünyada sevdirilen üç şey<br />
Peygamber efendimiz buyurdular ki:<br />
Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: güzel koku, helal nisa, gözüm nuru olan namaz<br />
Hz. Ebubekir ise bana üç şey sevdirildi ya rasulullah:senin yüzüne bakmak<br />
kızımın Rasulullahın zevcesi olması, senin yolunda mal harcamak<br />
Hz. Ömer ra bana üç şey sevdirildi.:iyilikle emretmek, kötülükten nehyetmek eski kaftan giymek<br />
Hz. Osman ra Dünyada bana üç şey sevdirildi.:aç doyurmak, kuran okumak, çıplak giydirmek<br />
Hz. Ali ra bende dünyadan üç şeyi sevdim: misafire hizmet etmek, yaz gününde oruç tutmak, düşmana kılıç vurmak<br />
İbni Abbas ra:Bana da üş şey sevdirildi: mahlukattan uzlet, Allah ile ünsiyet, Allah’a tövbekar olmak<br />
Hz. Hasan ra:Bana da üç şey sevimli geldi: geceleri namaz kılmak, sözün doğrusunu söylemek, hastaları ziyaret etmek<br />
Hz. Hüseyin ra:Ben üç şeyi sevdim: Allah’a. Muhabbet, Allah için fukaraya şefkat, Allah yolunda şehadet<br />
Hz. Hamza ra Bana da üç şey sevimli gelir: Ahde vefa, emaneti eda, cemaate devam<br />
Hz. Aişe bana sevimli gelen üç şey: ana babaya ikram, helal kazanç, haramdan sakınmak<br />
Hz. Fatıma ise: yetimlere şefkat, komşuya ihsan, fakir ve zaiflere merhamet<br />
Mikail (as): ağlayan göz, zikreden lisan, titreyen kalb<br />
İsrafil (as):ilmiyle amil alim, sabırlı zahid, acize yardım<br />
Azrail (as): Allah’a tevekkül, Allah’ın kaderine rıza, Allah’ın emrine itaat<br />
Cebrail (as):delalette olanları hidayet etmeyi, Allah itaatkar olan gariblerle ünsiyet etmeyi, darlık içinde olan ailelere yardım etmeyi<br />
Cenab-ı Rabbul Alemin hazretleri buyurdu: sıkıntıları kaldırmak, günahları mağfiret etmek, ayıplan setretmek</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebu-bekir-siddik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ali Bin Ebi Talib r.a</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ali-bin-ebi-talib-ra.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ali-bin-ebi-talib-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 06:20:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[abdest]]></category>
		<category><![CDATA[annesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hatice]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ali Resûlullah efendimizin amcasının oğludur. Hâne-i saâdette büyüdü. 10-12 yaşlarında iken, birgün Resûlullah ile Hz. Hatice’nin beraber namaz kıldığını gördü. Namazdan sonra Resûlullaha sordu:
- Bu nedir?
- Bu Allahü teâlânın dînidir. Seni bu dîne da’vet ederim. Allahü teâlâ birdir, ortağı yoktur. Lat ve Uzza isimli putları terketmeni emrederim.
- Önce babama bir danışayım.
- İslâma gelmezsen, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ali Resûlullah efendimizin amcasının oğludur. Hâne-i saâdette büyüdü. 10-12 yaşlarında iken, birgün Resûlullah ile Hz. Hatice’nin beraber namaz kıldığını gördü. Namazdan sonra Resûlullaha sordu:<br />
- Bu nedir?<br />
- Bu Allahü teâlânın dînidir. Seni bu dîne da’vet ederim. Allahü teâlâ birdir, ortağı yoktur. Lat ve Uzza isimli putları terketmeni emrederim.<br />
- Önce babama bir danışayım.<br />
- İslâma gelmezsen, bu sırrı kimseye söyleme!<br />
Hz. Ali ertesi sabah, Resûlullahın huzuruna gelerek dedi ki:<br />
- Yâ Resûlallah! Bana İslâmı bildir.<br />
Bunun için göremiyorum<br />
Böylece Müslüman oldu. Müslüman olanların üçüncüsü, çocuklardan ise birincisidir.<br />
Peygamberimiz, bazen kuşluk vaktinde, Mekke vâdilerine doğru çıkıp gider, Hz. Ali de, babası Ebû Tâlib’den, bütün akrabâlarından ve halktan gizli olarak Peygamberimizle birlikte gider, namazlarını oralarda kılarlar, akşamleyin de, dönerlerdi.<br />
Birgün, Hz. Ali’nin annesi Fâtıma hâtun, kocası Ebû Tâlib’e dedi ki:<br />
- Ali’nin, Muhammed’in yanına devam ettiğini görüyorum. Senin başına, Muhammed tarafından, oğlun hakkında, güç yetiremiyeceğin bir iş gelmesinden korkuyorum!<br />
- Demek, oğlumu bunun için göremiyorum?<br />
Hemen, Peygamberimizle Hz. Ali’nin ardına düştü. Onlara, Batn-ı Nahle vâdisinde, namaz kıldıkları sırada, rastladı. Peygamberimize sordu:<br />
- Ey kardeşimin oğlu! Edindiğini gördüğüm bu din, ne dînidir?<br />
- Ey Amca! Bu, Allahın dînidir. Allahın meleklerinin dînidir. Allahın peygamberlerinin dînidir. Babamız İbrâhim’in dînidir ki, Allahü teâlâ, beni, Peygamber olarak bununla, bütün kullara gönderdi.<br />
Ey Amca Doğru yola çağıracağım kimselerden, buna, en çok sen lâyıksın! Bu yoldaki da’vetimi kabûl etmeye ve bana yardımcı olmaya, sen, herkesten daha lâyıksın!<br />
Peygamberimiz, amcasını, İslâmiyete, tevhîde, Allahın birliğine inanmaya ve putlara tapmaktan vazgeçmeye da’vet etti. Ebû Tâlib dedi ki:<br />
- Vallahi, yaptığınız veya söyledikleriniz şeylerde bir mahzûr yoktur. Ey kardeşimin oğlu! Ben, atalarımın dîninden ve ona bağlılıktan ayrılmaya güç yetiremiyeceğim. Fakat, sen, gönderildiğin şey üzerinde dur!</p>
<p>Ben sağ oldukça</p>
<p>Ebû Tâlib şöyle devam etti:</p>
<p>- Vallahi, ben sağ oldukça, yapmak istediğini tamamlayıncaya kadar, sana, hoşlanmıyacağın bir şey erişmeyecektir!</p>
<p>Hz. Ali’ye de, hoşlanmayacağı bir şey söylemedi. Ona sordu:</p>
<p>- Ey oğulcuğum! Üzerinde bulunduğun bu din, nedir?</p>
<p>- Babacığım! Ben, Allaha, Allahın Resûlüne îmân ve onun, Allah tarafından getirdiklerini de, tasdîk ettim. O’na tâbi oldum!</p>
<p>- O, seni, ancak, hayır ve iyiliğe da’vet eder. Sen, onun yolunu tutmakta devam et! Yavrum! Amcanın oğlunun da’vet ettiği şeye, senin de, istiyerek girmen, yaraşır.</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz Allahü teâlânın emriyle Mekke’den Medîne’ye hicret ederken Hz. Ali’ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emânetleri sahiplerine vermesini söyliyerek buyurdu ki:</p>
<p>- Bu gece yatağımda yat, uyu! Şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez!</p>
<p>Hz. Ali, Peygamber efendimizin emrettiği şekilde yattı. Habîbullahın yerine, hiç korkmadan, kendi nefsini fedâ etmeye hazırdı.</p>
<p>Burada ne bekliyorsun?</p>
<p>Hicret gecesi müşrikler, Resûlullah efendimizin saâdethânelerinin etrafını sarmışlardı. Peygamber efendimiz, evlerinden çıktılar. Yâsîn-i şerîf sûresinin başından on âyet-i kerîmeyi okudular ve bir avuç toprak alıp kâfirlerin başına saçtılar. Resûlullah efendimiz sıhhat ve selâmetle aralarından geçip, Hz. Ebû Bekir’in evine ulaştı. Müşriklerden hiçbiri onu görememişti.</p>
<p>Bir müddet sonra müşriklerin yanına biri gelip sordu:</p>
<p>- Burada ne bekliyorsunuz?</p>
<p>- Evden çıkmasını bekliyoruz.</p>
<p>- Yemîn ederim ki, Muhammed aranızdan geçip gitti, başınıza da toprak saçtı.Müşrikler, ellerini başlarına götürdüler. Hakîkaten, başlarında toprak buldular. Derhal kapıya hücum edip içeri girdiler.</p>
<p>Hz. Ali’yi, Resûl aleyhisselâmın yatağında görünce, Resûl-i ekremin nerede olduğunu sordular. Hz. Ali cevap verdi:</p>
<p>- Bilmem! Beni, onun muhâfazasına me’mur mu ettiniz?</p>
<p>Bunun üzerine Hz. Ali’yi tartakladılar. Kâ’be’nin yanında bir müddet hapsettikten sonra bıraktılar. Hz. Ali, Resûlullah efendimizin Kâ’be-i şerîfte devamlı bulundukları makâma oturdu. “Resûl-i ekremde kimin nesi var ise, gelsin alsın!” diye nidâ ettirdi. Herkes gelip, nişânını söyleyerek emânetini aldı. Böylece emânetler sâhiplerine teslim edildi.</p>
<p>Mekke-i mükerremede kalan Eshâb-ı güzîn, Hz. Ali’nin kanadı altına sığındılar. Resûlullahın saâdethâneleri Mekke’de olduğu müddetçe, Hz. Ali de orada kaldı. Allahın arslanı Hz. Ali, Kureyş kâfirlerinin toplandıkları yere giderek dedi ki:</p>
<p>- İnşâallahü teâlâ yarın Medîne-i münevvereye gidiyorum. Bir diyeceğiniz var mı? Ben burada iken söyleyin!</p>
<p>Nihâyet Ali&#8217;de hicret etti</p>
<p>Hepsi başlarını eğip, hiçbir şey söylemediler. Sabah olunca, Hz. Ali, Resûl-i ekrem efendimizin eşyâlarını toplayıp, Resûlullah efendimizin Ehl-i Beyti ve kendi akrabâları ile berâber yola koyuldu. Resûlullah efendimize, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar vaziyette, Kubâ’da yetişti.</p>
<p>Gündüzleri saklanıp, geceleri yaya olarak yürüdüğü bu yolculuğun sonunda, Peygamberimizin huzûruna gidemiyecek bir hâle gelmişti. Resûl-i ekrem efendimiz bunu haber alınca, bizzat kendisi teşrif etmiş, Hz. Ali’yi görünce hâline acımış, Onu kucaklamış, mübârek elleriyle nârin, nâzik ayaklarını okşamış, kendisine âfiyeti için duâ buyurmuştu. Bunun üzerine; (İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allahü teâlânın rızâsı için nefsini fedâ eder) [Bekara 207] meâlindeki âyet-i celîlesi nâzil oldu.</p>
<p>Peygamber efendimiz, bir gece eve vardıklarında buyurdu ki:</p>
<p>- Yâ Âişe! Hiç yemeğin var mıdır?</p>
<p>Sözleri biter bitmez kapı çalındı. Kapı açıldığında, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin gelmiş olduğunu gördüler. Peygamber efendimiz sordu:</p>
<p>- Bu vakitte gelmenizin sebebi nedir?</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Üç gündür birşey yemedik. Çok acıktık. Mübârek yüzünüzü görerek açlığımızı unutmak için geldik.</p>
<p>Hasan ile Hüseyin de açtır</p>
<p>Hz. Ali ayrıca dedi ki:</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Hz. Fâtıma ile Hasan ve Hüseyin de üç gündür açlar.</p>
<p>Peygamber efendimiz buyurdu ki:</p>
<p>- Üç gündür ben de birşey yemedim.</p>
<p>Sonra Hz. Ali dedi ki:</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Dün yoldan geçerken Mu’âz bin Cebel’in avlusundaki hurma ağacında, hurmalar gördüm.</p>
<p>Peygamber efendimiz:</p>
<p>- Kalkınız, Mu’âz’ın evine gidelim. Bizi hurma ile misâfir etsin, buyurdu.</p>
<p>Resûlullah efendimiz ve üç büyük Eshâbı, Hz. Mu’âz’ın kapısına vardılar. Hz. Ebû Bekir:</p>
<p>- Yâ Mu’âz devlet kuşu başına kondu. Allahın Resûlü evine teşrif etti, diye seslendi.</p>
<p>Fakat, evde bu sesi kimse duymadı. Yalnız Mu’âz hazretlerinin küçük kızı duymuştu. Annesine, Hz. Ebû Bekir’in kapıya geldiğini söyledi. Annesi inanmadı ve dedi ki:</p>
<p>- Kızım, bu vakitte Hz. Ebû Bekir’in kapımızda işi ne?</p>
<p>Tekrar yattılar. Sonra Hz. Ömer ve Hz. Ali seslendi. Kız çocuğu tekrar annesine gitti ise de annesini inandıramadı. Yine yatıp uyudular. Daha sonra Peygamber efendimiz, “Yâ Mu’âz!” diye seslenince, kızcağız, bu sefer, babasına gidip seslendi:</p>
<p>- Babacığım, ne duruyorsun, başımıza devlet kuşu kondu. Allahü teâlânın Resûlü ve üç Eshâbı kapıya gelmişler, seni çağırıyorlar.</p>
<p>Hurmalar hiç eksilmedi</p>
<p>Mu’âz hazretleri hemen kapıya koştu. Misâfirlerini içeri aldı. Peygamber efendimiz buyurdu ki:</p>
<p>- Yâ Mu’âz! Üç gündür ben ve Eshâbım hiç yemek yememişiz. Dün Ali yoldan geçerken sizin avludaki hurma ağacında hurmalar görmüş. Geldik ki bizi hurma ile misâfir edesin!</p>
<p>Hz. Mu’âz çok üzülerek cevap verdi:</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Bugün hurmaları toplayıp bir kısmını yedik, geri kalanını da fakîrlere dağıttık. Hiç hurmamız kalmadı.</p>
<p>Bunun üzerine Peygamber efendimiz, evde gördüğü büyük bir sepeti Hz. Ali’ye vererek buyurdu:</p>
<p>- Yâ Ali, bu sepeti eline al! Hurma ağacının yanına var! Benden selâm söyle, Resûlullah senden hurma istiyor diye söyle!</p>
<p>Hz. Ali emredildiği şekilde gidip, Resûlullahın selâmını söyleyince, ağaç hurma ile doldu. Sepeti doldurup getirdi. Herkes yediği hâlde hurmalardan hiç eksilme olmadı.</p>
<p>Muhtaç olduğu hâlinden belli olan fakîr biri, Hz. Ali’nin huzûruna gelip oturdu. Hz. Ali kendisine sordu:</p>
<p>- Benden bir isteğin mi var?</p>
<p>Adam utancından, söz ile cevap veremeyip işâret ile muhtaç olduğunu bildirdi. Hz. Ali yanında bulunan, giyecek ve yiyecekleri verdi.</p>
<p>Muhtaç kimse çok sevindi, sonra da çok güzel bir beyit okudu. Okuduğu beyitten hoşlanan Hz. Ali, çocukları için ayırdığı üç altını da verdi.</p>
<p>Değeri yaptığıyla ölçülür</p>
<p>Fakîr, sevincinden ne yapacağını şaşırdı. Hz. Ali, Peygamber efendimizden işittiği şu hadîs-i şerîfi ona nakletti:</p>
<p>(Herkesin değeri, söylediği güzel sözlere, yaptığı iyi işlere göre ölçülür.)</p>
<p>Harbin birinde, Hz. Ali’nin ayağına bir ok saplandı. Ok, kemiğe girdiği için çıkarılamadı. Sonra doktor çağırdılar. Doktor dedi ki:</p>
<p>- Bu oku çıkartabilirim. Fakat, çok ağrı yaptığı için tahammül edilemez. Onun için bayıltmam lâzım.</p>
<p>Hz. Ali şöyle cevap verdi:</p>
<p>- Bayıltmana lüzûm yok. Biraz bekleyin, namaz vakti girince namaza duracağım. O zaman ayağımdaki oku çıkartırsınız.</p>
<p>Dediği gibi yaptılar. Namaza durunca ayağını yarıp oku çıkardılar, hiçbir şeyi hissetmedi.</p>
<p>İşte büyüklerimiz böyle namaz kılarlardı.</p>
<p>Hz. Ali buyurdu ki:</p>
<p>- Müslümanlar, âhırete inanıyor. Kitapsız kâfirler, inkâr ediyor. Tekrar dirilmek olmasaydı, inanmıyanlar birşey kazanmaz, müslümanlar da, zarar etmezdi.</p>
<p>Fakat, kâfirlerin dediği olmayınca, sonsuz azâb çekeceklerdir.</p>
<p>Peygamber aleyhisselâm, birgün kızı Hz. Fâtıma’nın evine teşrif etmişti. Hz. Ali’yi evde bulamayınca kızına sordu:</p>
<p>- Amcamın oğlu nerededir?</p>
<p>- Babacığım, aramızda küçük birşey olmuştu da, dışarı çıktı.</p>
<p>Ali nerededir?</p>
<p>Resûl-i ekrem efendimiz, Hz. Ali’yi aramaya çıktı. Yolda rastladığı Hz. Sehl’e sordu:</p>
<p>- Ali nerededir, gördün mü?</p>
<p>Hz. Sehl arayıp, mescidde olduğunu haber verdi.</p>
<p>Resûlullah Hz. Ali’nin yanına geldi. Hz. Ali, toprağın üzerine yatmış, hırkası omuzundan düşmüş, vücudu toz-toprak içinde kalmıştı.</p>
<p>Resûl-i ekrem bir taraftan toprakları silkeliyor, bir taraftan da:</p>
<p>- Kum, yâ Ebâ Türâb! Ya’ni kalk, ey toprağın babası, diyordu.</p>
<p>Fahr-i kâinat efendimiz, Hz. Ali ile birlikte evlerine gittiler.. Hz. Ali kendisine, Ebû Türâb denilmesinden çok hoşlanırdı.</p>
<p>Çünkü bu lakâb, ona, Allah Resûlünün verdiği ma’nevî bir taltif idi.</p>
<p>Bir gün Hz. Ali’nin annesi Fâtıma hâtun, Ebû Tâlib’e sordu:</p>
<p>- Oğlun nerede?</p>
<p>- Ne yapacaksın onu?</p>
<p>- Âzâdlı kadın kölem, Ecyad’da, onu, Muhammed’le birlikte namaz kılarken gördüğünü, bana haber verdi.</p>
<p>Sonra da Ebû Tâlib’e, “Sen, oğlunun dînini değiştirmesini uygun görüyor musun?!” diye çıkışınca, Ebû Tâlib şu cevâbı verdi:</p>
<p>Üstünlük sırası</p>
<p>- Sus! Amcasının oğluna arka ve yardımcı olmak, elbet, herkesten çok, ona düşer! Eğer, nefsim, Abdülmuttalib’in dînini bırakmak husûsunda bana boyun eğmiş olsaydı, ben de, muhakkak, Muhammed’e tâbi olurdum! Çünkü, o, halîmdir, emîndir, tâhirdir!</p>
<p>Bu cevap üzerine, Fâtıma hâtun da, sustu.</p>
<p>Osman-ı Zinnûreyn’den sonra üstünlük sırası Hz. Ali’dedir. Hilâfeti, ümmetin icmâ’ı ile sâbittir. Resûlullah, kızı Hz. Fâtıma’yı ona nikâh etmiştir. Daha önceleri de putlara saygı göstermediği için, “kerremallahü vecheh” lakâbı verilmiştir. Allahın, kerîm, şerefli, mübârek kıldığı yüz, ma’nâsındadır.</p>
<p>Hz. Ali buyurdu ki:</p>
<p>Ben, Resûlullah efendimizden işittim, şöyle buyurdu:</p>
<p>(Akıllı insana yaraşan; geçim husûslarının, âhıreti ilgilendiren hâllerin ve aîlevî mes’elelerin dışında, konuşmamaktır. Aklı başında olana yaraşan, hâline bakmak, dilini ve karnını faydasız şeylerden ve harâmdan korumaktır.)</p>
<p>Hz. Ali bir kalabalığı eğlence içinde görüp, böyle eğlenip neş’elenmelerinin sebebini sorduğunda, onlar dediler ki:</p>
<p>- Bugün bayramımızdır.</p>
<p>Bunun üzerine Hazret-i Ali de buyurdu ki:</p>
<p>- Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır.</p>
<p>Hz. Ali buyurdu ki:</p>
<p>- Amellerin en fazîletlisi, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmek ve günâh işliyeni sevmemektir. Kim ki iyiliği emrederse, mü’minin sırtını muhkemleştirmiş, sağlamlaştırmış olur. Kim de kötülüğü men eder ve ondan vazgeçirirse, münâfığın burnunu yere sürtmüş olur.</p>
<p>Hz. Ali Hendek savaşında, bir düşman askerini altedip, yere yatırdı. Kılıcını çekti. Tam vuracağı zaman, düşman askeri Hz. Ali’nin yüzüne tükürdü.</p>
<p>Niçin öldürmedin?</p>
<p>Hz. Ali kılıcını kınına koydu. Onunla savaşmaktan vazgeçti. Ölümünü bekleyen kimse, bu işten bir şey anlamadı. Hayretle kendisine sordu:</p>
<p>- Kılıcını çekmiştin. Beni öldürmene hiçbir engel yokken neden vazgeçtin? Öfken birden yatıştı.</p>
<p>Hz. Ali şöyle cevap verdi:</p>
<p>- Ben kılıcımı Allah için vuruyordum. Ben Allahın arslanıyım. Nefsin esîri değilim. Sen, benim şahsıma karşı yaptığın hareketten sonra seni öldürseydim, nefsim için öldürmüş olabilirdim. Hâlbuki her yaptığımı Allah için yapmam lâzımdır.</p>
<p>Hz. Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevî ile anlaştı. Kuyudan çekeceği her kova su için, bedevîden bir avuç hurma alacaktı. Hz. Ali su çekmeye başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi kopup, kova, derin kuyunun içine düştü.</p>
<p>Bedevî, kızgınlıkla Hz. Ali’nin mübârek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi. Hz. Ali kovayı kuyudan çıkardı. Bedevîye verip oradan uzaklaştı.</p>
<p>Onun dîni haktır</p>
<p>Bedevî, Hz. Ali’nin, derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret edip, kendi kendine, “Eğer onun dîni hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana lâzım değil” diyerek elini kesip Hz. Ali’nin evine gitti.</p>
<p>Hz. Ali kapıyı açıp Bedevîyi görünce, içeride bulunan Resûlullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, Bedevîye, niçin böyle hatâ ettiğini sordu. Bedevî, ağlayarak yaptığı küstahlıktan özür dileyip îmâna geldi. Resûlullah, kesik eli yerine koyup duâ buyurdu. Hak teâlânın izni ile eli sapasağlam oldu.</p>
<p>Hz. Ali, şehîd edileceği gün sabah namazına giderken yolda şu beyiti okuyordu:</p>
<p>Ölüme hazır ol ki, ölüm elbet gecikmez,</p>
<p>Ölüm gelince artık feryâd fayda vermez.</p>
<p>Ramazan-ı şerîfin 17. Cum’a günü sabah namazına giderken, İbni Mülcem tarafından kılıçla alnına vurularak şehîd edildi. Kûfe’de, ya’nî Necef denilen yerde medfûndur. Diğer üç halîfe gibi Cennetle müjdelenenlerdendir.</p>
<p>Hz. Ali’nin kızı ve aynı zamanda Hz. Ömer’in hanımı olan Ümmü Gülsüm, hâdiseyi duyunca dedi ki<br />
- Babam da, kocam Ömer gibi sabah namazında suikaste uğradı.<br />
Hz. Ali, vefât etmek üzere iken buyurdu ki:<br />
- Yemînle söylüyorum ki, umduğuma kavuştum.<br />
Sonra Kelime-i şehâdet getirerek vefât etti.<br />
Altı nasîhat<br />
Peygamber efendimiz Hz. Ali’ye buyurdu ki:<br />
- Yâ Ali! Altıyüz bin koyun mu istersin, yahut altıyüz bin altın mı veya altıyüz bin nasîhat mı istersin?<br />
- Altıyüz bin nasîhat isterim.<br />
Peygamber aleyhisselâm buyurdu ki:<br />
- Şu altı nasîhata uyarsan,altıyüz bin nasîhata uymuş olursun.<br />
1. Herkes nâfilelerle meşgul olurken, sen farzları îfa et. Ya’nî farzlardaki rükünleri, vacibleri, sünnetleri, müstehabları îfa et!<br />
2. Herkes dünya ile meşgul olurken, sen Allahü teâlâyı hatırla! Ya’nî din ile meşgul ol, dîne uygun yaşa, dîne uygun kazan, dîne uygun harca!<br />
3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken, sen kendi ayıplarını ara! Kendi ayıplarınla meşgul ol!<br />
4. Herkes, dünyayı imar ederken, sen dînini imar et, zînetlendir!<br />
5. Herkes halka yaklaşmak için vâsıta ararken, halkın rızâsını gözetirken, sen Hakkın rızâsını gözet! Hakka yaklaştırıcı sebep ve vâsıtaları ara!<br />
6. Herkes çok amel işlerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlâslı olmasına dikkat et!<br />
Hz. Ali, Hendek savaşında müşriklerin en azılıları ile savaştı. Savaşın iyice şiddetlendiği 22. gün, Amr bin Abdûd adlı müşriklerin en azılılarından biri, Hendek kenarlarına gelip meydana er istedi. Müslümanlardan kimse Amr’ın da’vetine cevap vermedi. Çünkü Resûlullahtan emir bekliyorlardı. Amr’ın meydan okuması yedi kere devam etti.Yedincide Resûlullah efendimiz, Hz. Ali’yi çağırıp huzûruna oturttu ve buyurdu ki:<br />
- Yâ Ali! Benim atıma bin, kılıcımı al, Amr bin Abdûd’un önüne yiğitçe, cesâretle var! Onun heybetinden, uzun boyundan endîşe etme! Ben, Hak teâlâdan sana yardım etmesi için, senin elinle Müslümanların, bunun şerrinden kurtulmaları için duâ ediyorum.<br />
Avını gözetliyen arslan<br />
Hz. Ali kılıcını kuşandı. Atına bindi. Avını gözetliyerek giden bir arslan gibi, Amr’ın önüne varıp dedi ki:</p>
<p>- Yâ Amr! Duydum ki sen Kâ’be’nin karşısında ahdetmişsin ki, Kureyşten bir kişi senden iki şey istese, birini yaparmışsın.<br />
- Evet öyle söz verdim.<br />
- Biliyorsun ben Kureyş’tenim. Senden iki şey isteyeceğim. Hiç olmazsa birini kabûl et! Birinci isteğim, Allahın birliğini ve Muhammed aleyhisselâmın O’nun Resûlü olduğunu kabûl ve tasdîk etmendir.<br />
- Bunu kabûl etmiyorum, başka ne istiyorsun?<br />
- İkinci isteğim, bu iki kuvveti hâllerine bırakıp, Mekke-i mükerreme’ye gitmendir.<br />
- Bunu kabûl etti, yalnız Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ın başlarını keserim.<br />
- Ey ahmak! Benim başımı kesmeden onların başını nasıl kesersin?<br />
- Yâ Ali! Sen henüz gençsin, dünyanın tadını almamışsın, ben senin başını kesmek istemem.<br />
- Ben Allahü teâlânın yardımı ve Resûlünün duâsı ile senin başını kesmek isterim.<br />
Hz. Ali’nin bu sözü üzerine Amr, atından inip Hz. Ali’ye doğru yürüdü. Hz. Ali de atından indi. Birbirlerine hamle ettiler. Hz. Ali bir fırsatını bulup, Amr’ın uyluğunu, bir kılıç darbesiyle kopardı. Artık işi bitti, diyerek geriye dönmüş gelirken, Amr, kendi kopmuş bacağını Hz. Ali’ye fırlattı. Hz. Ali de hemen geri dönüp Amr’ı öldürdü.</p>
<p>Resûlullah efendimiz tekbîr getirip buyurdu ki:</p>
<p>- Ali’nin Amr bin Abdûd ile bir kere karşılaşması, ümmetimin kıyâmete kadar olan ibâdetinden hayırlıdır.</p>
<p>Dünya aldatır</p>
<p>Hz. Ali’nin hikmetli sözleri çoktur. Bunlardan ba’zıları şunlardır:</p>
<p>Affetmek fazîlettir. Kararlı olmak metâ’dır, sahip olunan maldır. Kararsız olmak ise zâyi olmaktır. Yalancılık hıyânettir. İnsâf rahatlık, şer küstahlıktır. Güleryüzlülük ihsândandır. Doğruluk kurtarır, yalan felâkete sürükler. Kanâat insanı zengin yapar, yerinde kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Hased yıpratır, nefret çökertir.</p>
<p>Akıllı kimse, günâhlarını tevbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir.</p>
<p>Âlim; sözü, işine uygun olandır. Âlim ilme doymaz.</p>
<p>Hz. Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapısını koparıp, kalkan olarak kullanmıştır. Bu savaşta Hz. Ali&#8217;nin gözleri ağrıyordu. Resûlullah efendimiz onu çağırtarak gözlerine üfledi ve şifa bulması için Allahü teâlâya duâ etti. Hz. Ali&#8217;nin gözlerinde bir ağrı sızı kalmadı.</p>
<p>Bu savaşta, yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab:</p>
<p>-Hayber halkı iyi bilir ki: ben, gelip çatan harplerin tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden tırnağa kadar silâhlanmış, cesaret ve kahramanlığı denenmiş Merhab&#8217;ımdır. Ben, kükreyerek geldikleri zaman aslanları bile kâh mızrakla, kâh kılıçla vurup yere sermişimdir, diyerek Müslümanlardan er diledi. Bunun üzerine Hz. Ali:</p>
<p>-Ben oyum ki: anam bana Haydar, Arslan adını takmıştır! Ben, ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Sizi, geniş ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er kişiyimdir, diye şiir söyleyerek Merhab&#8217;ın karşısına dikildi.</p>
<p>Bu şiir Merhab&#8217;a o gece gördüğü rüyâyı hatırlattı. Rüyâsında kendisini bir arslanın parçaladığını görmüştü. Hz. Ali, Merhab&#8217;la karşı karşıya geldiğinde, Merhab&#8217;ın tepesine öyle bir kılıç indirdi ki, kılıç, Merhab&#8217;ın siperlendiği kalkanını ve demirden miğferini kesti. Başını, ikiye ayırdı. Merhab&#8217;ın başına inen kılıncın çıkardığı ses o kadar fazla idi ki, Hayber karargâhında bulunan Ümm-i Seleme:</p>
<p>-Merhab&#8217;ın dişlerine kadar inen kılıcın sesini ben de işittim, demiştir.</p>
<p>Hz. Ali, o gün yahudilerin en namlı kişilerinden sekizini öldürmüştür.</p>
<p>Hayber gazâsından dönen Hz. Ali&#8217;ye Peygamber efendimiz:</p>
<p>-Yâ Ali, eğer halk, Îsâ&#8217;ya söylediklerini söylemiyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifâ için hastalarına verirlerdi. Seni şehid ederler. Âhırette havzımın üzerinde halîfemsin. Cennete en önce sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur, buyurunca, Hz. Ali şükür secdesi yaptı.</p>
<p>Hz. Ali bir müfreze gönderdiği vakit başına tâyin ettiği kimseye şöyle derdi:</p>
<p>-Sana Allahtan korkmanı tavsiye ederim. O, hem dünyaya, hem de âhirete mâliktir. Vazîfene sarıl. Seni Allaha yaklaştıracak olana yapış. Çünkü dünyada yapıp da bıraktıklarını, yarın karşında hazır bulacaksın.<br />
Sakif&#8217;ten bir zat anlatır:<br />
Hz. Ali, beni vâli tâyin etti ve şehrin halkının yanında bana şöyle dedi:<br />
-Vergiyi tam olarak al! Bu işte sakın sende bir zaaf görmesinler.<br />
Daha sonra bana şöyle dedi:<br />
-O sözü onların yanında söylememin sebebi, onlar hîlekâr bir kavimdir. Onlara âit bir elbiseyi, yedikleri bir şeyi, taşıt olarak kullandıkları bir hayvanı alıp satma. Para yüzünden onları kırbaçlama ve ayakta da bekletme. Vergi olarak aldıklarından, onlara bir mal satma! Eğer bu sözlere muhâlefet edersen Allah benim yerime seni yakalar. Emre muhâlif bir hareketini duyarsam seni azlederim.<br />
Hz. Ali, İslamiyeti kabul ettikten sonra, bütün Mekke devrini teşkil eden on üç sene Peygamber efendimizin yanında, O’nun huzur ve hizmetlerinde bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarına kavuştu. Mekkeli müşriklerin bütün eza ve cefalarına katlanarak Peygamber efendimizin en yakın yardımcılarından oldu.<br />
Mescid-i Nebevi’nin inşaatında çok gayret gösterdi. Bedr, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazalarda bulundu ve fevkalade gayret ve kahramanlık gösterdi. Yalnız Uhud Gazasında on altı yerinden yara aldı. Pekçok gazada Resulallah sallallahü aleyhi ve sellem sancağı Hz. Ali’ye teslim etmiştir.<br />
Vâhiy kâtipliği yaptı<br />
Hz. Ali, Hudeybiye Antlaşmasında sulh şartlarının yazılmasında vazife aldı. Hayber Gazasında bulunup, büyük kahramanlıklar gösterdi. Bu savaşta, ağır bir demir kapıyı kalkan olarak kullanmıştır. Huneyn Gazasında da büyük kahramanlıklar gösteren Hz. Ali, Tebük Gazasında, Resulullah efendimiz tarafından vazifeli olarak Medine’de bırakıldığı için bulunamadı. Daha sonra Yemen Muharebesinde ordu kumandanı olarak vazifelendirildi. Mekke-i mükerreme feth edilince, Kabe’deki putları imha vazifesi ona verildi.<br />
Peygamber efendimiz vefat edince, o yıkayıp kefenledi. Bu son mübarek vazife, ona ve Hz. Abbas, Üsame bin Zeyd, Fadl ve Kusem’e nasib oldu. Definden sonra halife seçilen Ebu Bekr’e biat edip onun devlet işlerini yürütmede istişare ettiği zatlardan oldu ve kadılık (hakimlik) görevlerinde bulundu. Hz. Ömer’in halifeliğine de biat edip, halifenin danışmanı ve hakimliğini yaptı. Hz. Osman’ın da halifeliğine biat edip, hilafet işlerinde onun vezirliğini yaptı.<br />
Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra 656 Zilhicce ayında halife oldu. Hz. Osman’ı şehit edenlerin cezalandırılmaları hususunda çıkan ictihad ayrılıklarından dolayı karşı karşıya gelen iki ordu arasında tam anlaşma olmuştu ki, Abdullah bin Sebe’ ismindeki Yahudi, gece karanlığında grubu ile birlikte Basralıların üzerine saldırdı. Gece karanlığında kimse ne olduğunu anlayamadı. Üç gün savaş devam etti. Cemel (Deve) Vak’ası olarak bilinen bu hadisede Aişe-i Sıddika esir alınınca, Hz. Ali hürmet ve ikram edip kendi askerleri arasında bulunan kardeşi Muhammed bin Ebu Bekr ile Medine’ye gönderdi. Bir sene sonra Sıffin denilen yerde Hz. Muaviye’nin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptı. Askerlerinden yirmi beş bin, karşı taraftan kırk beş bin kişi şehid oldu. Karşı taraftan gelen sulh teklifi ile antlaşma olunca, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara harici denildi.<br />
660 senesinde Ramazan-ı şerif ayının on yedinci Cuma günü sabah namazına giderken İbn-i Mülcem adlı bir harici tarafından başına kılıçla vurularak şehit edildi. Kabirleri Necef denilen yerdedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ali-bin-ebi-talib-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Kitaplarda Peygamberimiz(Hz.Muhammed)</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[dini]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti]]></category>
		<category><![CDATA[hindu]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[kanunlar]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[Medineye]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammede]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmete]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?
Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?</p>
<p>Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen “zuhurul-evvelin”, yani “eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüştler veya Brahmanların bazı kitaplarına (kesin olmasa bile) işaret eder denilebilir.</p>
<p>Eski İran mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, desatir ve zend-avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir No. 14 de, İslam dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin ((asm.) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu: “İranlıların ahlak seviyesi düştüğünde, Arabistanda bir nur doğacaktır. Takipçileri onun tahtını, dinini ve her şeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kabeye işaret ediyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. hâlk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri, İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İranın pek çok akıllı adamı, onun takipçilerine katılacaktır.”</p>
<p>Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıldığı gibi, asırlar sonra doğacak İslam güneşi ve onun yüce peygamberi, son derece net bir şekilde tarif edilmiştir. Ve bu peygamberin ( a.s.m), “ziyadesiyle övülmüş”, “Ahmet” ve “alemlere rahmet” unvanlarıyla, putları kaldıracak birinin olduğu yazılıdır.</p>
<p>Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13 ün 129. Bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan zattan, “herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, rahmeten-lil-alemin (alemlere rahmet olan) şeklindedir.</p>
<p>Hind mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (asm.) şöyle bahsedilmektedir: “Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (yabancı dil konuşan veya yabancı bir ülkenin mensubu) olan ruhi bir terbiyeci gelecek ve ismi Muhammed olacaktır. Onun gelişinden sonra raja, pencap ve ganj nehirlerinde yıkanır&#8230; Ona der ey sen! Beşeriyetin iftiharı, arap ülkesinin sakini, şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın.” (Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Kuran-ı Kerim Tefsiri)</p>
<p>Yukarıdaki ifadede Efendimizin (asm.) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “beşeriyetin iftiharı” kelimeleri ise, peygamberimizin (fahr-i âlem) şeklindeki ismiyle aynı manadadır.</p>
<p>Buda (gautama buddha) kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “matteya”, sanskritçede “maitreya”, burmacada ise “armidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Budanın çok önceden vermiş olduğu bu haberde geçen isimlerin manası da, ”rahmet” demektir. Bilindiği gibi peygamberimiz için, Kurandaki 21. Surenin 107. Ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır.</p>
<p>Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer: “Buda şöyle dedi. Ben dünyaya gelen ilk buda (yol gösterici) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir&#8230; Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: o, maitreya (rahmet) olarak bilinecek.”</p>
<p>Pali ve sanskrit yazılı metinlerinde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “yüce aydınlatıcı” sonuncusu ise “inayetli” manasına gelir ki, bunlardan her ikisi de peygamberimizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edilecek olursa, başka kutsi metinlerde geçen efendimizin has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, maha ve metta kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir.</p>
<p>Araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme Hüseyin-i Cisriye aittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve anne ile babası ehl-i beytten olan bu Suriyeli alim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizle (s.a.v.) Alakalı 114 işaret çıkartmış ve bunları Türkçeye de çevrilen Risale-i Hamidiyyesinde neşretmiştir.</p>
<p>Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevratta bile, peygamberimize (asm.) ait şu işaretler vardır: “O, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.” (İşaya xxı, 7)</p>
<p>Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa dır (a.s.). Çünkü İsa peygamber, Kudüse bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, peygamber efendimize (s.a.v.) İşaret edildiği açıktır. Efendimiz Medineye girişte devesinin üstündeydi.</p>
<p>Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde faraklit veya paraklit (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.</p>
<p>Hazreti Şuaybın suhufunda, efendimizin ismi müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed” dir. Tevrat ta geçen münhemenna isminin karşılığı da, yine Muhammeddir. (bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, efendimizin (s.a.v.) İsmi, Tevratta çoklukla “ahyed”, İncilde ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir.</p>
<p>Konumuzu, bir hadis-i şerifle noktalıyoruz. “Benim ismim Kuranda Muhammed, İncilde Ahmet, Tevratta ise Ahyeddir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Hz. Ali´ye Vasiyyeti</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-hz-ali%c2%b4ye-vasiyyeti.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-hz-ali%c2%b4ye-vasiyyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:32:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[feda]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mahrum]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[zevk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ali (kv) bildiriyor:
Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:
&#8220;Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir&#8221; buyurdu ve devam etti:
Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:
1. Namaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ali (kv) bildiriyor:</p>
<p>Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:</p>
<p>&#8220;Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir&#8221; buyurdu ve devam etti:</p>
<p>Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:</p>
<p>1. Namaz kılmak<br />
2. Oruç tutmak<br />
3. Sadaka vermektir.</p>
<p>Münafıkta da üç alamet vardır:</p>
<p>1. Herkesin yanında namaz kılarken rüku, secde ve diğer rükunları tam olarak yapar; yalnız namaz kılarken bunların hiç birine dikkat etmez.<br />
2. Kendisini medhettikleri zaman işlerini seve seve, zevkle yapar.<br />
3. Allahu Teala Hazretlerini başkalarının yanında zikredip, yalnız kalınca unutur.</p>
<p>Münafıkta üç alamet daha bulunur:</p>
<p>1. Söylediği söz yalandır.<br />
2. Verdiği sözde durmaz.<br />
3. Emanete hıyanet eder.</p>
<p>Ya Ali! Zalimde de üç alamet vardır:</p>
<p>1. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar.<br />
2. Gücü yeterse başkalarının malını zorla alır.<br />
3. Nereden yiyip, nerden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez.</p>
<p>Kıskançlarda da üç hususiyet vardır:</p>
<p>1. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır.<br />
2. Herkesin arkasından gıybet eder.<br />
3. Musibete düşen kimselere sevinir.</p>
<p>Ya Ali! Tembellerde de üç alamet vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;ya yaptığı taatinde tembellik eder.<br />
2. Kusurlu amel eder. Yaptığı da boşa gider.<br />
3. Namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir.</p>
<p>Tevbe eden kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Haramlardan sakınır.<br />
2. İlim öğrenmeye hırslı olur.<br />
3. Göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi, tevbe ettiği günaha bir daha dönmez.</p>
<p>Ya Ali! Akıllı kimsede de üç alamet bulunur:</p>
<p>1. Dünyayı aşağı görür.<br />
2. Cefa, sıkıntı çeker.<br />
3. Sıkıntı, musibet geldiği zamanlarda sabreder.</p>
<p>Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Kendisini ziyaret etmeyenleri ziyaret eder, sıla-i rahim eder.<br />
2. Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur.<br />
3. Kendisine zulmedene karşı durmaz.</p>
<p>Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın emirlerinde, farzlarda tembellik eder.<br />
2. Abes sözleri çok söyler.<br />
3. Allahu Teala&#8217;nın mahluklarına çok eziyet eder.</p>
<p>Ya Ali! İyi bahtlı olan kimselerinde üç vasfı vardır:</p>
<p>1. Yediği helaldir.<br />
2. Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur.<br />
3. Beş vakit namazı cemaatle kılar.</p>
<p>Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır:</p>
<p>1. Yediği haramdır.<br />
2. İlimden uzak olur.<br />
3. Namazı özürsüz yalnız kılar.</p>
<p>İyi işli kimselerin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın taatinde acele eder.<br />
2. Haramlardan sakınır.<br />
3. Kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder.</p>
<p>Ya Ali! Kötü işli olanın da üç alameti vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın emirlerini yapmakta gevşek davranır.<br />
2. Herkese zararı dokunur.<br />
3. Kendisine iyilik edene kötülükte bulunur.</p>
<p>Ya Ali! Salih kimsede üç husus bulunur:</p>
<p>1. Allahu Teala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder.<br />
2. İlmiyle dini kuvvetlendirir.<br />
3. Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir.</p>
<p>Ya Ali! Sakınan, müttaki kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır.<br />
2. Yalan söylemekten sakınır.<br />
3. Harama düşmek korkusu sebebiyle helalden sakınır.</p>
<p>Günahkarın da üç alameti vardır:</p>
<p>1. İşlerinde yanılır, hata eder.<br />
2. Oyun ve çalgı ile meşgul olur.<br />
3. Unutkan olur.</p>
<p>Ya Ali! Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Zaiflere acımaz.<br />
2. Az şeye kanaat etmez.<br />
3. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez.</p>
<p>Sadık olan kimsenin de üç hasleti vardır:</p>
<p>1. Yaptığı ibadetini gizler.<br />
2. Başına gelen sıkıntı ve musibetleri gizler.<br />
3. Üçüncü vasıf kaynak da belirtilmemiştir.</p>
<p>Fasıkta da üç alamet bulunur:</p>
<p>1. Fitne ve fesadı sever.<br />
2. Halkın hastalık ve musibetini ister.<br />
3. İyi amelden kaçar.</p>
<p>Suflilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır:</p>
<p>1. Akrabasını azarlar.<br />
2. Komşusunu incitir.<br />
3. Günah işlemeyi sever.</p>
<p>Ya Ali! Allahu Teala&#8217;nın merdûdu, reddettiği kimsenin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder.<br />
2. Halka sıkıntı verir.<br />
3. İşlerini başkalarına yükler.</p>
<p>Abid olanın da üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar.<br />
2. Şehvetini, arzularını terk eder.<br />
3. Allahu Teala&#8217;nın rızası için huzurunda çok durmayı adet eder.</p>
<p>Ya Ali! Muhlis olanın da üç hasleti vardır:</p>
<p>1. Gücü yeterse affeder.<br />
2. Malının zekatını verir.<br />
3. Sadaka vermeyi sever.</p>
<p>Ya Ali! Bahîl, cimri olanın da üç alameti vardır:</p>
<p>1. Açlıktan korkar.<br />
2. Bir şey isteyenden, dilenciden korkar.<br />
3. Kendisine iyilik eden kimseye, içindekinin hilafına dili ile hayır söyler.</p>
<p>Ya Ali! Sabırlı olanın üç alameti vardır:</p>
<p>1. Taat etmeye sabreder.<br />
2. Günahları terk etmeye sabreder.<br />
3. Allahu Teala&#8217;nın hükümlerine sabreder.</p>
<p>Ya Ali! Facir olanın üç alameti vardır:</p>
<p>1. Yemin etmekle övünür.<br />
2. Kadınları aldatır.<br />
3. Çok bühtan, iftira eder.</p>
<p>Ya Ali! Seni sevenlerin üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Malını sana feda eder.<br />
2. Canını senin için feda eder.<br />
3. Senin sırrını gizli tutar.</p>
<p>Ya Ali! Kafirin de üç alameti vardır:</p>
<p>1. Hak Teala&#8217;nın dininden şüphe eder.<br />
2. Hak Teala&#8217;nın sevdiklerine düşmanlık eder.<br />
3. Taat ve ibadetten gafil olur.</p>
<p>Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın mekrinden emin olur.<br />
2. Rahmetinden ümitsiz olur.<br />
3. Hak Teala&#8217;ya ve Resulüne muhalefet etmeyi kendisine adet eder.</p>
<p>Ya Ali! Affedilmiş kulun üç alameti vardır:</p>
<p>1. Allahu Teala&#8217;nın azabından korkar.<br />
2. Mekrinden çekinir.<br />
3. Sırf Allah için vaaz ve nasihatlerde titrer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamberimizin-hz-ali%c2%b4ye-vasiyyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

