<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; Ömer</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/omer/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dört Halîfenin Birbirinden Yükseklikleri</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:51:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[halîfe]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Sonra]]></category>
		<category><![CDATA[tuba]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=343</guid>
		<description><![CDATA[Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri
Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri hilâfetleri sırası iledir. Çünki doğru yolda olan âlimlerin hepsi diyor ki (Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sonra insanların en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleridir. Ondan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” hazretleridir).
Efdâl olmak ya’nî üstünlük bu fakîre göre(İmam-ı Rabbani hazretleri) fazîleti meziyyeti iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce îmâna gelmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri</p>
<p>Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri hilâfetleri sırası iledir. Çünki doğru yolda olan âlimlerin hepsi diyor ki (Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sonra insanların en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleridir. Ondan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” hazretleridir).</p>
<p>Efdâl olmak ya’nî üstünlük bu fakîre göre(İmam-ı Rabbani hazretleri) fazîleti meziyyeti iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce îmâna gelmek din için herkesden çok mal vermek ve cânını tehlükelere atmakdır. Ya’nî dinde sonra gelenlere üstâd olmakdır. Sonra gelenler herşeyi öncekilerden öğrenir. Bu üç şartın hepsi Sıddîk “radıyallahü anh” hazretlerinde toplanmışdır.</p>
<p>Herkesden önce îmâna gelmiş malını ve cânını din için fedâ etmişdir. Bu ni’met bu ümmetde ondan başkasına nasîb olmamışdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtına yakın buyurdu ki (Bana malını cânını Ebû Bekr kadar çok fedâ eden başkası yokdur. Eğer dost edinseydim elbette Ebû Bekri dost edinirdim).</p>
<p>Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki (Allahü teâlâ beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebû Bekr inandı. Bana malı ile cânı ile yardım etdi. Onu hiç incitmeyin ve Ona hurmet ve ta’zîm edin!).</p>
<p>Bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: (Benden sonra Peygamber gelmiyecekdir. Eğer gelseydi elbette Ömer Peygamber olurdu). Emîr [Alî] “radıyallahü anh” buyurdu ki (Ebû Bekr ile Ömerden her biri bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan iftirâcıdır. İftirâ edenler dövüldüğü gibi onu döverim). (Mektubat-ı Rabbani 3. Cild 17. mektub)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resûlullahın fedâisi: EBÛ TALHÂ</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:49:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[teâlân]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;<br />
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi<br />
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.<br />
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu cevabı verdi:<br />
- Yetîm oğlum büyüyünceye kadar evlenmeyi düşünmüyorum.<br />
Ümmü Süleym fakir olduğu halde küçük oğlunu üvey baba eline<br />
bırakmak istemiyordu.Ebû Talhâ çâresiz bekliyecekti!..Evlenmem mümkün değil.. Epeyce zaman sonra bizzat kendisi gitti.Nezâketle evlenme teklifini tekrarladı:<br />
- Oğlun artık büyüdü Ey Ümmü Süleym!..Kararını vermelisin dedi.<br />
O&#8217;nun niyetinin iyi olduğunu anlıyan zeki kadınbaşka bir şeyden<br />
endişeliydi. Açık açık söylemeyi uygun buldu:<br />
- Yâ Ebû Talhâ! Ne yazık ki seninle evlenmem mümkün değil.<br />
Neccar Oğulları Kabîlesinin bu en yiğit en zengin ve en yakışıklı<br />
delikanlısı; hayretle sordu:<br />
- Niçin?<br />
- Çünkü sen müşriksin. Putlara tapıyorsun. Ebû Talhâ&#8217;nın hayreti arttı:<br />
- Putlarımız sana bir zarar mı verdiler? Diye sordu.<br />
Ümmü Süleym gâyet sâkin:<br />
- Onlar kimseye; ne zarar verebilir ne de fayda!..dedi ve devam etti:<br />
- Çünkü sen de biliyorsun ki; tahta putlarınızıaşağı mahalledeki<br />
marangoz köleleriniz yapmaktadır! Taş ve toprak putllarınızı da yukarı<br />
mahalledeki köleleriniz yaparlar.Ebû Talhâ gözlerini açmış evlenmek istediği kadını dinliyordu. O sözlerini şöyle tamamladı:<br />
- Taptığınız putları ateşe atsan yanar! Kayaya çarpsan dağılır toz<br />
olurlar! Senin gibi asîl bir efendinin işe yaramaz oyuncaklara<br />
secde etmesi yakışır mı? Biraz düşüneyim&#8230; Zekî Medîneli ne diyeceğini şaşırdı sâdece sordu:<br />
- Peki sen nelere inanıyorsun? Nasıl düşünüyorsun? Kadın cevap verdi:<br />
- Seni beni yeri göğü yaratan ve yaşatan ve öldüren Allah; birdir<br />
ve büyüktür. Muhammed aleyhisselâm O&#8217;nun kulu ve elçisidir.İşte benim inandığım budur.Zengin delikanlının aklı karıştı:<br />
- Biraz düşünmek istiyorum! diyebildi.Tek başına kaldığı zaman gerçekten uzun uzun düşündü. Sonra tekrar Ümmü Süleym&#8217;in yanına vardı. &#8211; Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh. diyerek Kelime-i Şahâdet getirdi.Müslümanlık şerefine erişti.<br />
Ebû Talhâ kelime-i şehâdet getirip Müslüman olunca O mü&#8217;mine hanım da:<br />
- Ey Ebû Talhâ! Şimdi seninle hiçbir karşılık istemeden; evlenmeyi kabul ediyorum dedi.Ümmü Süleym hakikaten sevinçliydi. Çünkü bir insanıhem de kocası olacak bir insanı; sapık fikirlerden kurtarmıştı.Ancak Müslüman olduktan sonra Ebû Talhâ hazretleri o iyi kalbli hanımla evlenebildi. Böylece dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmuş oldu.Bu sıralarda sevgili Peygamberimiz Allahın emriyle;Medîne&#8217;ye hicretettiler. Bu şerefe eren Medîne halkı gerekli herşeyi; Muhacîrlere göç edenlere te&#8217;mîn ediyordu.<br />
Lütfen kabul buyurun Hz. Ebû Talhâ ve muhterem hanımı daPeygamber<br />
Efendimizin huzurlarına vardılar.<br />
- Yâ Resûlallah. Biz de size şu küçük oğlumuzu armağan ediyoruz.<br />
Lûtfen kabul ve duâ buyurunuz. İnşâallah size hizmette kusur etmezdediler. Bu küçük oğlu Enes idi.Efendimizin memnun oldukları gözerinden anlaşılıyordu. Küçük Enes&#8217;ikendi terbiyelerine aldılar. Bir sâyede Ebû Talhâ&#8217;nın üvey oğlu büyük bir şerefe nâil oldu.<br />
Cenâb-ı Hak bir müddet sonra onlara yeni bir oğul verdi. Yeni bebek<br />
evlerine sevinç getirmişti. Çünkü artık Sevgili Peygamberimiz de sık sık<br />
onlara uğruyorlardı. Hatır soruyor cemâ&#8217;atle namaz kıldırıyorlardı.Ne yazık ki çocukcağız bir gün hastalandı.Az sonra da vefat etti. O sırada Hz. Ebû Talhâ evde yoktu. Ümmü Süleym evlâdını yıkadı kefenledi. Üstüne temiz bir bez örttü. Ev halkına:<br />
- Babası geldiği zaman siz bir şey söylemeyin diye tenbih etti.<br />
Akşamleyin Ebû Talhâ eve döndü. Her zamanki gibi yanında arkadaşları<br />
bulunuyordu. Selâm verdi ve sordu:<br />
- Oğlum nasıl? Hanımı:<br />
- O şimdi daha sâkin ve daha huzurlu bir hâlde bulunuyor dedi. Sonra<br />
efendisine ve misafirlere hazırladığı yemekleri ikrâm etti.Hayırdır inşâallah Hepsi âfiyetle yediler içtiler. Hiçbir şeyden haberleri olmadı.<br />
Misâfirler geç vakit gittiler. Ancak o zaman hanımı konuştu: &#8211; Ey Ebû Talhâ! Aşağı hurmalıktaki komşularımız emânet birşey almışlar.<br />
Bir müddet faydalanmışlar. Fakat sahibiemâneti geri isteyince itiraz<br />
etmişler.<br />
- Ne demişler?<br />
- Daha zamanı gelmedi! Ne çabuk istiyorsun gibi şeyler!<br />
- İnsafsızlık etmişler doğrusu!<br />
- Evet öyle. İnşâallah biz etmeyiz.<br />
- Hayırdır inşâallah! Birşey mi oldu?<br />
- Evet&#8230;<br />
- Ne oldu?<br />
- Cenâb-ı Hak da bizdeki emânetini geri istedi deyince kocası hemen anladı.<br />
- Oğlumuz öldü mü yoksa diye sordu:<br />
- Allah sana ömürler versin&#8230;<br />
Ebû Talhâ ilk oğlunun ölüm haberine rağmen sarsıldı.Fakat her şeye rağmen:<br />
- İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn &#8220;Biz hepimizAllahın kullarıyız ve<br />
ancak O&#8217;na dönücüleriz&#8230;&#8221; mânâsına gelen âyet-i kerîmeyi okudu.Hakkın emrine râzı olup sabretti&#8230;O günlerde Müslümanlar maddî sıkıntı<br />
çekiyorlardı.Hazret-i Ebû Talhâ hanımına:<br />
- Ey Ümmü Süleym! Evde yiyecek var mıdırdiye sordu. Hanımı da:<br />
- Evet. Ne yapacaksın dedi.<br />
- Resûlullah efendimizin mübârek seslerindezaîflik ve açlık hissediyorum. Gönderebilir miyiz? Hz. Ümmü Süleym derhal birkaç arpa ekmeğini beze<br />
sardı. Oğlu Hz.Enes&#8217;in koltuğuna verip yolladı.Evet yâ Resûlallah<br />
Sevgili Peygamberimiz Mescîddearkadaşlarıyla idiler. Ekmeklerle Hz.<br />
Enes&#8217;i görünce:- Seni Ebû Talhâ mı yolladı.<br />
- Evet efendimiz&#8230;<br />
- Koltuğunda ekmek mi var?<br />
- Evet yâ Resûlallah.<br />
Bunun üzerine sevgili Peygamberimizarkadaşlarına:<br />
Kalkın! Ebû Talhâ&#8217;nın evine gidiyoruz buyurdular.Bunu işiten Hz. Enes önlerinden koşturdu.Doğru eve gelip babasına meseleyi bildirdi. O da:<br />
- Yâ Ümme Süleym!.. Peygamber efendimiz bütün cemâatlarıyla birlikte<br />
yemeğe teşrîf ediyorlarmış. Şimdi ne yapacağız! Evdeki yemek hepsine<br />
yetecek mi diye telâşlandı.Hanımı gâyet sâkin:<br />
- Allahü teâlâ ve Peygamberi daha iyi bilirler. Sen telâşlanma cevabını<br />
verdi.Gerçekten o gün iki cihân sultânı ve bütün arkadaşları Ebû Talhâ hazretlerinin evinde doydular. Bu olay şüphesiz Hz.Resûlullahın mu&#8217;cizesi ve ev sahiplerinin tevekkülü sâyesinde gerçekleşti.Günler sür&#8217;atle geçip gidiyordu.<br />
Harp ve sulh anlarında Hz. Ebû Talhâ sevgili Peygamberimizden hiç ayrılmadı. En ufak işâretlerini bile yerine getirmek için canla-başla<br />
çabalıyordu.Başta büyük Bedir gâzâsı olmak üzere bütün savaşlarda herşeyini; Allahü teâlâ ve Resûlü uğruna fedâ etti. Bilhassa Huneyn gâzâsında hârikaydı.Yüz kişiden hayırlıdır O gün Peygamber efendimiz buyurdular ki:<br />
- Kim bir düşmanı öldürürse; düşmanın üzerinde nesi varsa O gâzîye âit olacaktır. Ganîmete dâhil edilmiyecektir.O savaşta Hz. Ebû Talhâ tek başına yirmiden fazla müşrik öldürdü. Üzerlerinde bulunan bütün eşyâları topladı. İçlerinden bir kılıç bile almadan hepsini Peygamber efendimizin<br />
önlerine bıraktı.O&#8217;nun tek isteği sâdece Allahü teâlânın ve Resûlullahın rızâları idi.Sevgili Peygamberimiz:<br />
- Asker içinde Ebû Talh&#8217;nın sesi 100 kişiden hayırlıdır<br />
buyurmuşlardır.Sevgili Peygamberimizin vefâtlarından sonraMedîne&#8217;de duramadı. Şam taraflarına gitti. Ancak Hz. Ömer&#8217;in son zamanlarında baba ocağına döndü.70 yaşlarında Hakkın rahmetine. Sevdiklerine kavuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyada sevdirilen üç şey</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dunyada-sevdirilen-uc-sey.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dunyada-sevdirilen-uc-sey.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:41:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[amil]]></category>
		<category><![CDATA[azrail]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[giydirmek]]></category>
		<category><![CDATA[hamza]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[israfil]]></category>
		<category><![CDATA[kaftan]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[mikail]]></category>
		<category><![CDATA[muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[nehyetmek]]></category>
		<category><![CDATA[nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[osman]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[sevimli]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<category><![CDATA[zahid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber efendimiz buyurdular ki:
Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: güzel koku, helal nisa, gözüm nuru olan namaz
Hz. Ebubekir ise bana üç şey sevdirildi ya rasulullah:senin yüzüne bakmak
kızımın Rasulullahın zevcesi olması, senin yolunda mal harcamak
Hz. Ömer ra bana üç şey sevdirildi.:iyilikle emretmek, kötülükten nehyetmek eski kaftan giymek
Hz. Osman ra Dünyada bana üç şey sevdirildi.:aç doyurmak, kuran okumak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><strong><span style="color: #ff0000;">Peygamber efendimiz buyurdular ki:</span><br />
Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: güzel koku, helal nisa, gözüm nuru olan namaz</strong></strong></p>
<p><strong><strong><span style="color: #ff0000;">Hz. Ebubekir</span> ise bana üç şey sevdirildi ya rasulullah:senin yüzüne bakmak<br />
kızımın Rasulullahın zevcesi olması, senin yolunda mal harcamak</strong></strong></p>
<p><strong><strong><span style="color: #ff0000;">Hz. Ömer ra</span> bana üç şey sevdirildi.:iyilikle emretmek, kötülükten nehyetmek eski kaftan giymek</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Hz. Osman ra</strong></strong></span><strong><strong> Dünyada bana üç şey sevdirildi.:aç doyurmak, kuran okumak, çıplak giydirmek</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Hz. Ali ra</strong></strong></span><strong><strong> bende dünyadan üç şeyi sevdim: misafire hizmet etmek, yaz gününde oruç tutmak, düşmana kılıç vurmak</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>İbni Abbas ra:</strong></strong></span><strong><strong>Bana da üş şey sevdirildi: mahlukattan uzlet, Allah ile ünsiyet, Allah’a tövbekar olmak<br />
<span style="color: #ff0000;">Hz. Hasan ra</span>:Bana da üç şey sevimli geldi: geceleri namaz kılmak, sözün doğrusunu söylemek, hastaları ziyaret etmek</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Hz. Hüseyin ra</strong></strong></span><strong><strong>:Ben üç şeyi sevdim: Allah’a. Muhabbet, Allah için fukaraya şefkat, Allah yolunda şehadet</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Hz. Hamza ra</strong></strong></span><strong><strong> Bana da üç şey sevimli gelir: Ahde vefa, emaneti eda, cemaate devam</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Hz. Aişe</strong></strong></span><strong><strong> bana sevimli gelen üç şey: ana babaya ikram, helal kazanç, haramdan sakınmak<br />
Hz. Fatıma ise: yetimlere şefkat, komşuya ihsan, fakir ve zaiflere merhamet</strong></strong></p>
<p><strong><strong><span style="color: #ff0000;">Mikail (as):</span> ağlayan göz, zikreden lisan, titreyen kalb</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>İsrafil (as):</strong></strong></span><strong><strong>ilmiyle amil alim, sabırlı zahid, acize yardım</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Azrail (as):</strong></strong></span><strong><strong> Allah’a tevekkül, Allah’ın kaderine rıza, Allah’ın emrine itaat</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Cebrail (as)</strong></strong></span><strong><strong>:delalette olanları hidayet etmeyi, Allah itaatkar olan gariblerle ünsiyet etmeyi, darlık içinde olan ailelere yardım etmeyi</strong></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><strong>Cenab-ı Rabbul Alemin hazretleri buyurdu:</strong></strong></span><strong><strong> sıkıntıları kaldırmak, günahları mağfiret etmek, ayıplan setretmek</strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dunyada-sevdirilen-uc-sey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ebubekir’in irtihali</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekir%e2%80%99in-irtihali.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekir%e2%80%99in-irtihali.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[bertaraf]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[cemaziyelahir]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[muvaffak]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberlerle]]></category>
		<category><![CDATA[riyasetinde]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[Sasani]]></category>
		<category><![CDATA[Vazifesini]]></category>
		<category><![CDATA[vefat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=239</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ebubekir Müslümanların riyasetinde kısa bir süre kalmış olmasına rağmen çok büyük işler görmeğe muvaffak olmuştur. Efendimizin vefatıyla zuhur eden sahte peygamberlerle büyük bir metanetle mücadele edip onları bertaraf etmiş ve daha sonra İslamın düşmanı olan Bizans ve Sasani ile karşılaşmıştır.
Hicretin on dördüncü yılının cemaziyelahir ayında hastalandı. Hz. Ebubekir’in sıhhatini en çok sarsan efendimizin vefatı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ebubekir Müslümanların riyasetinde kısa bir süre kalmış olmasına rağmen çok büyük işler görmeğe muvaffak olmuştur. Efendimizin vefatıyla zuhur eden sahte peygamberlerle büyük bir metanetle mücadele edip onları bertaraf etmiş ve daha sonra İslamın düşmanı olan Bizans ve Sasani ile karşılaşmıştır.<br />
Hicretin on dördüncü yılının cemaziyelahir ayında hastalandı. Hz. Ebubekir’in sıhhatini en çok sarsan efendimizin vefatı olmuştur. Bundan sonra gün be gün erimeye başlamıştır. Vazifesini Hz. Ömer’e bırakarak bu dünyadan ayrılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekir%e2%80%99in-irtihali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rasulü Ekremin Hz. Ebubekir hilafeti için işaretleri</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/rasulu-ekremin-hz-ebubekir-hilafeti-icin-isaretleri.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/rasulu-ekremin-hz-ebubekir-hilafeti-icin-isaretleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:35:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrahman]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[amca]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bedir]]></category>
		<category><![CDATA[bekir]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hadise]]></category>
		<category><![CDATA[Kim]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuyu]]></category>
		<category><![CDATA[nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Rasulüllah şöyle buyurdu:
Bir gün uyuyordum, kendimi bir kuyu üzerinde gördüm. Kuyunun bir kovası var idi. Kuyudan Allahın dilediği kadar su çektim. Sonra Kuhafe’nin oğlu geldi ve kovayı elimden aldı, o da bir iki kova su çekti. Fakat zaif olduğundan Allah Teala onu kurtardı: fakat bu sırada kova büyüdü ve onu Hattab’ın oğlu Ömer eline aldı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rasulüllah şöyle buyurdu:<br />
Bir gün uyuyordum, kendimi bir kuyu üzerinde gördüm. Kuyunun bir kovası var idi. Kuyudan Allahın dilediği kadar su çektim. Sonra Kuhafe’nin oğlu geldi ve kovayı elimden aldı, o da bir iki kova su çekti. Fakat zaif olduğundan Allah Teala onu kurtardı: fakat bu sırada kova büyüdü ve onu Hattab’ın oğlu Ömer eline aldı, daha kuvvetli bir şekilde kovayı çekti. Onun çektiği su ile havuz dolmuş idi. Su içmek isteyenler her taraftan onun etrafında toplanmışlardı.<br />
Bu hadise efendimizden sonra halifeliğe Ebubekir, daha sonra ise Hz. Ömer’in geçeceğini ve Hz. Ömer zamanında ise fetihlerin çok olacağını göstermiştir.<br />
Bedir savaşı da Müslümanlar için çok önemli idi. Çünkü bu savaşta baba ile oğul amca ile yeğen karşı karşıya gelmekte idi.<br />
Hz. Ebubekir de karşısında henüz Müslüman olmamış Abdurrahman’ı gördü. Abdurrahman da babasını görmüştü ve ona karşı kılıcını sıyırmıştı. Hz. Ebubekir evlat sevgisi ve babalık şefkatini bir kenara bırakıp ona karşı yürümek istedi. Efendimiz (sav) dur Ya Ebu Bekir sen benim görür gözüm işitir kulağımsın buyurarak onu men etmiştir.<br />
Rasulü Ekrem aleyhisselam hicretin on birinci yılı Safer ayının 18-19 günü gece yarısı cennetül bakiye gidip orada medfun bulunan sahabileri ziyaretten döndükten sonra hafif bir kırgınlık hissetmişti, beş gün sonrada hastalığı arttı. Efendimiz hastalığı esnasında Hz. Aişe’nin yanında kalırdı. Rasulüllah o gün akşam namazını kıldırdıktan sonra; yatsı namazına çıkamayacağını anlayarak Hz. Ebubekir’e namaz kıldırma vazifesini vermişti.<br />
Hz. Aişe; efendimize babasının rakiku-l kalp olduğunu namaz kılarken ağlayacağını belirtmiş ve bu fikrini üç defa tekrarlamış efendimizde üçünde de kararını bozmamış ve şöyle buyurmuştur. Böyle itirazdan vazgeç! Hakka ki siz nisa taifesi değil mi Hz. Yusuf’un sahibelerisiniz. Muzmarını hakikatin hilafına izhar etmekte bir nevi Züleyhaya benzersiniz. Haydi emrediniz, Ebubekir’e namaz kıldırsın. Buyurdu. Efendimiz vefatında ashab arasında bir bunalım yaşandı. Hz. Ömer bile kılıcını sıyırıp kim Hz. Peygamber öldü derse onun başını alırım buyurdu.<br />
Bunu gören Hz. Ebubekir onu susturdu, ardından efendimize salat ve selam getirerek şu kıymetli sözleri söyledi:<br />
-Ey nas! Rasulüllaha tapan bilsin ki o ölmüştür. Allaha tapanlar ise Allah’ın Hayya layemut olduğunu bilirler. Allah buyurmuştur ki: Muhammed (sav) ancak bir peygamberdir. Ondan evvel nice evvel peygamber gelip geçmiştir. O ölür veya öldürülürse siz geri mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah’a zarar vermez. Allah nail oldukları İslamiyet nimetine şükredenlere mükafatını verir. Bu sözler insanları teskin etti. Bundan sonra efendimizin defni ile meşgul oldular.<br />
Hz. Ebabekir’in halife seçilmesi:<br />
Rasulü Ekrem’in vefatından sonra ensar Saad bin Ubadeyi tayin etmek için toplanmışlardı. Hz. Ebubekir, Ömer ve Ubade Sakıfıye’de toplanan halkın yanına vardılar. Topluluk biz ensarız ilahi davanın yardımcılarıyız. siz muhacirler bizim içimizde bir taifesiniz bizi kökümüzden bütün bütün uzaklaştırmak mı istiyorsunuz dediler.<br />
Hz. Ömer cevap vermek istedi ise de sıddık buna mani oldu ve şöyle konuştu.<br />
-Ey Ensar siz kendi namınıza saydığınız bütün faziletlere sahipsiniz, fakat hakikat şudur ki Araplar kureyşin başkanlığında toplanırlar, başkanlık işini başkasına vermezler, size iki zattan birini seçmenizi tavsiye ediyorum. bunlardan biri Hz. Ömer diğeri ise Hz. Ebu Ubeydedir. Bunu duyarı Hz. Ömer içersinde sıddık gibi bir insanın bulunduğu cemaatin riyasetine geçmeyi katiyyen kabul etmeyeceğini söylemiş ve Hz. Ebubekiri’n eline sarılarak ona biat etmiştir. Ardından bütün Müslümanlar ona biat etmişlerdir.<br />
Seçimin ardından Hz. Ebubekir minbere çıkıp ilk nutkunu söyledi.<br />
Ey Nas!&#8230;<br />
Sizin en iyiniz olmadığım halde sizin başınıza geçmiş bulunuyorum. Vazifemi yollu yolunda ifa edersem bana yardım ediniz. Yanılır isem bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir. İçinizdeki zaif hakkını alıncaya kadar nazarımda kuvvetlidir. İçinizdeki kuvvetli de, ondan başkasının hakkı alıncaya kadar zaiftir. Bir millet Allah yolundaki cihattan ayrılırsa zillete düçar olur. Bir millette fenalık revaç bulursa bütün millet fenaya uğrar. Ben Allah ve peygamberine itaat ettikçe sizde bana itaat ediniz. Eğer itaat etmezsem sizin de bana itaatiniz lazım gelmez. Haydi namazınıza Allahu teala cümlenizi rahmetine layık kılsın.<br />
Hz. Ebubekir halife olarak ilk işi Üsame ordusunun sefere gönderilmesi idi. Sıddık köpekler, kurtlar üzerime saldıracak olsa onu yine gönderirim buyurmuştur.<br />
İrtidat ve İsyanların bastırılması.<br />
Efendimiz daha vefat etmeden önce sahte peygamberler çıkmaya başlamış ve ondan sonrada artrnıştır. Sıddık onların hepsini bertaraf etmiştir.<br />
Kuranı kerimin cem edilmesi<br />
Kuran hafızlarının savaşlarda şehit düşmeleri ve sayılarının azalması onu endişeye itmiştir. Daha önceleri deri, kemik, taş, dal parçaları üzerine yazılan Kuranı Kerim Hz. Ömer ve Ebubekir’in gayretleri ile Zeyd bin sabitin gözetimi altında altı ay zarfında bir araya getirildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/rasulu-ekremin-hz-ebubekir-hilafeti-icin-isaretleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hicrette Hz. Ebubekir</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/hicrette-hz-ebubekir.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/hicrette-hz-ebubekir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:34:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah da]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[gara]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[kerem]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[İslam tarihinde en mühim bir hadise olan hicrette Hz. Ebubekir ailesinin büyük rolü olmuştur. Müslümanlar birer ikişer Medine’ye hicret edince Hz. Ebubekir de hicret için izin istemişti. Rasulüllahta ona dur bakalım belki Allah sana bir arkadaş nasip eder buyurmuştur. Müşrikler efendimizi öldürmek için karar alınca Cebrail efendimize gelip hicreti tebliğ edince efendimizde yatağına Hz. Aliyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslam tarihinde en mühim bir hadise olan hicrette Hz. Ebubekir ailesinin büyük rolü olmuştur. Müslümanlar birer ikişer Medine’ye hicret edince Hz. Ebubekir de hicret için izin istemişti. Rasulüllahta ona dur bakalım belki Allah sana bir arkadaş nasip eder buyurmuştur. Müşrikler efendimizi öldürmek için karar alınca Cebrail efendimize gelip hicreti tebliğ edince efendimizde yatağına Hz. Aliyi bırakarak Hz. Ebubekir’in evine gitti ve günü orda geçirip beraber yola çıktılar.<br />
Efendimiz ve arkadaşı sevr dağına vardıklarında ıssız bir mağara olan Hira’ya sığındılar. Mağarada delikten bir yılan başını çıkanca sıddık efendimize bir zararı olmasın diye deliğe ayağını tıkadı ve yılan da sıdıkkı ısırdı. Acıdan gözünden akan yaş efendimizin yüzüne damladı efendimiz de tükürüğünü yaraya sürerek onun acısını dindirdi. Nitekim kasidei bürdede durum şöyle anlatılır.<br />
Gar içine aldığı hayır kerem kanların<br />
Kafirlerin gözleri görmedi oldu ami<br />
Sıdk ile sıddık girip gara, gelen kafirler<br />
Mağarada kimse yok diye vururlar demi.<br />
Mağaranın önüne güvercin ve örümcek<br />
Evler yapıp sakladı rasulü muhteremi<br />
Şol kulu ki Haliki hıfzeyleye istemez<br />
Kat kat olan zırhı ve hem mürtefi kalayı<br />
Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah da geceleri efendimizin yanında bulunur gündüz Mekke’ye gelip haber toplar, çobanları ise koyunları efendimiz ve arkadaşının izlerinde koyunlarını gezdirip izlerini yok ederdi. Efendimiz ve Hz. Ebubekir Medine’ye ulaştıklarında yine arkadaşı hep yanında idi ve efendimizin vefatına kadar bu böyle devam etmiştir.<br />
Ebu Derda (ra) anlatıyor: “Bir gün Rasulullahın huzurunda idim. Efendimiz Hz. Ebubekir’in sinirli bir şekilde geldiğini görünce galiba kardeşiniz birisiyle münakaşa etmiş buyurdu. Sonra Ebubekir gelip Ya Rasulüllah dedi biz Ömer ile münakaşa ettik. Ben pişman oldum ve kusurumun affı için Ömer’e rica eyledim fakat o beni af etmedi. Bende Rasulüllaha geldim dedi. Efendimiz de üç kere Allah seni mağfiret etsin buyurdu. Daha sonra Hz. Ömer de pişman olarak sıddıkın evine gitti fakat onu evde bulamadı. O da Rasulullahın yanına gitti. Efendimizin mübarek vechi saadetinin levni mütagayyir oldu ve hiddetinden levni donuk bir hal aldı. Hatta Hz. Ebubekir Efendimizin Hz. Ömer hakkında kötü bir muamelede bulunmasından korktu. Hemen Rasulullahın önünde diz çökerek bu olaya ibtida ben sebep oldum demek istedi. Bunun üzerine Rasulüllah Hakkaki Hakk Teala beni hak peygamber olarak gönderdi. Siz bana kaziptir dediniz, o ise sadıktır dedi. Ve Ebubekir beni nefsiyle ve malıyla muvasat eyledi. Yani nefsini ve malını Allah yolunda feda etti buyurdu. Sonra siz benim sahibimi, arkadaşımı bana terk ediciler misiniz diye efendimiz bu. sözü iki defa tekrarladı. Yani Ebubekir’e ilişmeyiniz, Ebubekir’i bana bırakın buyurdu. Artık bu olaydan sonra Ebubekir’e kimse dokunmadı ve ilişmedi.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/hicrette-hz-ebubekir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet Timsali Hz. Ömer r.a.</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/adalet-timsali-hz-omer-ra.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/adalet-timsali-hz-omer-ra.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[adâlet]]></category>
		<category><![CDATA[ebu]]></category>
		<category><![CDATA[güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[halîfe]]></category>
		<category><![CDATA[hamza]]></category>
		<category><![CDATA[haydi]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmizân]]></category>
		<category><![CDATA[istek]]></category>
		<category><![CDATA[kâdî]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i]]></category>
		<category><![CDATA[Kurey]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[seni]]></category>
		<category><![CDATA[teâlân]]></category>
		<category><![CDATA[Ubeyde]]></category>
		<category><![CDATA[yola]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Hamza’nın Müslüman olması üzerine, Mekkeli müşriklerin telâş ve endîşeleri had safhaya varmıştı. Çünkü parmakla gösterilen kahramanlardan biri de Müslüman olmuş, Resûlullahın saflarında yer almıştı. Bu beklenmedik hâdise, müşrikleri, büsbütün çileden çıkardı.
Hz. Ömer bu sırada daha Müslüman olmamıştı. Bir gün, Resûlullah efendimizi, gördüğü yerde öldürmek niyetiyle evinden çıktı. Sevgili Peygamberimizi Mescid-i Harâm’da namaz kılarken buldu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Hamza’nın Müslüman olması üzerine, Mekkeli müşriklerin telâş ve endîşeleri had safhaya varmıştı. Çünkü parmakla gösterilen kahramanlardan biri de Müslüman olmuş, Resûlullahın saflarında yer almıştı. Bu beklenmedik hâdise, müşrikleri, büsbütün çileden çıkardı.</p>
<p>Hz. Ömer bu sırada daha Müslüman olmamıştı. Bir gün, Resûlullah efendimizi, gördüğü yerde öldürmek niyetiyle evinden çıktı. Sevgili Peygamberimizi Mescid-i Harâm’da namaz kılarken buldu ve namazın bitmesini isteyerek, dinlemeye başladı. Habîb-i ekrem efendimiz, El-Hâkka sûre-i şerîfini okuyordu.</p>
<p>Kalbim meyletti</p>
<p>Hattâboğlu Ömer, Peygamber efendimizin okuduklarını hayranlıkla dinliyordu. Ömründe böyle güzel sözler duymamıştı. Bunu kendisi, sonradan şöyle anlatır:</p>
<p>“Dinlediğim bu sözlerin belâgatına, düzgünlüğüne, derli topluluğuna hayrân olmuş, niçin geldiğimi unutmuştum. Bu hâdiseden sonra, kalbimde İslâma karşı bir istek hâsıl oldu.”</p>
<p>Bu hâdisenin, Hz. Ömer’in Müslüman olmasında mühim te’sîri olmuştur. Çünkü kalbini yumuşatmış, Müslüman olmasına zemin hazırlamıştır.</p>
<p>Hz. Hamza’nın Müslüman olmasından üç gün sonra, Ebû Cehil, müşrikleri toplayıp dedi ki:</p>
<p>- Ey Kureyş! Muhammed, putlarımıza dil uzattı. Bizden önce gelen atalarımızın Cehennemde azâb gördüklerini, bizim de oraya gideceğimizi söyledi! Onu öldürmekten başka çâre yoktur! Onu öldürecek kişiye, yüz kızıl deve ve sayısız altın vereceğim!</p>
<p>Bir anda Hattâboğlu Ömer’in kalbinden, İslâma olan istek kayboldu ve yerinden fırlayarak dedi ki:</p>
<p>- Bu işi Hattâboğlundan başka yapacak yoktur.</p>
<p>- Haydi Hattâboğlu! Görelim seni! Bu işi senden başka yapabilecek kimse yoktur.</p>
<p>Hattâboğlu Ömer, kılıcını kuşanarak yola düştü. Giderken Nu’aym bin Abdullah’a rastladı.</p>
<p>Yolda Nuaym bin Abdullah kendisine sordu:</p>
<p>- Yâ Ömer, böyle şiddet ve hiddetle nereye gidiyorsun?</p>
<p>- Milletin arasına nifâk sokan, kardeşi kardeşe düşüren bir kimseyi öldürmeye gidiyorum.</p>
<p>- Yâ Ömer, güç bir işe gidiyorsun. Onun Eshâbı çevresinde pervane gibi dönmektedir. Ona birşey olmasın diye titremektedirler. Onun yanına yaklaşıp, zarar veremezsin!</p>
<p>Yakınlarınla uğraş</p>
<p>Bu söze çok hiddetlenen Hz. Ömer kılıcına sarıldı:</p>
<p>- Yoksa sen de mi onlardansın? Önce senin işini bitireyim.</p>
<p>Nuaym bin Abdullah cevap verdi:</p>
<p>- Sen benimle uğraşacağına, kardeşin Fâtıma ile enişten Saîd’in yanına git! Onlar, çoktan Müslüman oldular. Sen önce kendi yakınların ile uğraş!</p>
<p>- Hayır, onlar Müslüman olamazlar.</p>
<p>- Bana inanmazsan, git evlerine, kendilerine sor!</p>
<p>Bunun üzerine Hz. Ömer, kardeşini merak edip, öfkeyle hemen evlerine gitti. O sıralarda Tâhâ sûresi yeni nâzil olmuş, eniştesi Saîd ile kızkardeşi Fâtıma bunu yazdırıp, Hz. Habbâb bin Eret adındaki sahâbîyi evlerine getirmiş, okuyorlardı.</p>
<p>Hattâboğlu Ömer, kapıdan bunların sesini duydu. Kapıyı çok sert çaldı. Onu, kılıcı belinde kızgın görünce, yazıyı saklayıp, Hz. Habbâb’ı gizlediler. Sonra kapıyı açtılar. İçeri girince sordu:</p>
<p>- Ne okuyordunuz?</p>
<p>- Bir şey okumuyorduk.</p>
<p>- Hayır, okuyordunuz. İşittiğim doğru imiş. Siz de O’nun sihrine aldanmışsınız!</p>
<p>Niçin utanmazsın?</p>
<p>Hz. Sa’îd’i yakasından tutup, yere attı. Kardeşi, efendisini kurtarayım derken, onun yüzüne de öfkeli bir tokat indirdi. Yüzünden kan akmaya başladığını görünce, kardeşine acıdı. Fâtıma’nın canı yanmış, kana boyanmış idi. Fakat îmân kuvveti, kendisini harekete getirip, Allahü teâlâya sığınarak dedi ki:</p>
<p>- Yâ Ömer! Niçin Allahtan utanmaz, âyetler ve mu’cizeler ile gönderdiği Peygamberine inanmazsın? İşte ben ve zevcim, Müslüman olmakla şereflendik. Başımızı kessen de bundan dönmeyiz.</p>
<p>Sonra Kelime-i şehâdeti okudu. Hattâboğlu Ömer, kızkardeşinin bu îmânı karşısında birden yumuşadı ve yere oturdu. Yumuşak sesle dedi ki:</p>
<p>- Hele şu okuduğunuz kitabı çıkarın.</p>
<p>- Sen temizlenmedikçe, onu sana vermem.</p>
<p>Ömer bin Hattâb gusül abdesti aldı. Ondan sonra Fâtıma, âyet-i kerîme yazılı sahifeyi getirdi. Ömer bin Hattâb güzel okurdu. Tâhâ sûresini okumaya başladı. Kur’ân-ı kerîmin fesâhatı, belâgatı, ma’nâları ve üstünlükleri kalbini gitgide yumuşattı.</p>
<p>(Göklerde ve yeryüzünde ve bunların arasında ve yedi kat toprağın altındaki şeyler hep O’nundur) [Tâhâ: 6] meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuyunca, derin derin düşünceye daldı. Dedi ki:</p>
<p>- Yâ Fâtıma! Bu bitmez tükenmez varlıklar, hep sizin taptığınız Allahın mıdır?</p>
<p>- Evet, öyle ya! Şüphe mi var?</p>
<p>- Yâ Fâtıma! Bizim binbeşyüz kadar altından, gümüşten, tunçtan, taştan oymalı, süslü heykellerimiz var. Hiçbirinin, yeryüzünde bir şeyi yok.Şaşkınlığı büsbütün artmıştı. Biraz daha okudu.</p>
<p>(Allahü teâlâdan başka ibâdet edilecek, tapılacak hak bir ilâh, bir ma’bûd yoktur. En güzel isimler O’nundur) [Tâhâ: 8] meâlindeki âyet-i kerîmeyi düşündü. Sonra dedi ki:</p>
<p>- Hakîkaten, ne kadar doğru.</p>
<p>Ömer ile kuvvetlendir</p>
<p>Habbâb bu sözü işitince, gizlendiği yerden fırladı ve tekbîr getirdikten sonra müjdeyi verdi:</p>
<p>- Müjde yâ Ömer! Resûlullah efendimiz Allahü teâlâya duâ ederek, “Yâ Rabbî! Bu dîni, Ebû Cehil yahut Ömer ile kuvvetlendir, buyurdu. İşte bu devlet, bu saâdet sana nasîb oldu.</p>
<p>Bu âyet-i kerîme ve bu duâ, Hattâboğlu Ömer’in kalbindeki düşmanlığı sildi, süpürdü. Hemen;</p>
<p>- Resûlullah nerede? Beni, Resûlullaha götürür müsünüz? dedi. Zîrâ kalbi, Resûlullaha tutulmuştu.</p>
<p>Ömer bin Hattâb’ın Resûlullahı görmek için yola çıktığı sırada, Resûl-i ekrem, Hz. Erkâm’ın evinde Eshâbına nasîhat veriyordu. Hattâboğlu Ömer’in geldiği, Erkâm’ın evinden görüldü. Kılıcı da yanında idi. Heybetli, kuvvetli olduğundan, Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın etrafını sardı. Hz. Hamza dedi ki:</p>
<p>- Ömer’den çekinecek ne var, iyilik ile geldi ise, hoş geldi. Yoksa o kılıcını çekmeden başını uçururum.</p>
<p>Resûlullah efendimiz buyurdu ki:</p>
<p>- Yol verin, içeri gelsin!</p>
<p>Îmâna gel yâ Ömer!</p>
<p>Cebrâil aleyhisselâm, daha önce, Ömer bin Hattâb’ın îmân etmek için geldiğini ve yolda olduğunu haber vermişti. Resûlullah efendimiz, onu, tebessüm buyurarak karşıladı. Ömer bin Hattâb, Resûlullahın önünde diz çöktü. Resûlullah efendimiz, onu, kolundan tutup buyurdu ki:</p>
<p>- Îmâna gel, yâ Ömer!</p>
<p>O da temiz kalb ile Kelime-i şehâdeti söyledi. Eshâb-ı kirâmın, sevinçten söyledikleri tekbîr sesleri göğe yükseldi.</p>
<p>Hz. Ömer, Müslüman olduktan sonraki hâlini şöyle anlattı:</p>
<p>“Müslüman olduğum zaman, Eshâb-ı kirâm, müşriklerden gizlenir ve ibâdetlerini gizli yaparlardı. Bu duruma çok üzüldüm ve Resûlullaha suâl ettim:</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Biz hak üzere değil miyiz?</p>
<p>- Evet. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, ister ölü ister diri olunuz, muhakkak hak üzerindesiniz.</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Mâdem ki biz hak üzerinde, müşrikler de bâtıl yoldadırlar, o hâlde ne diye dînimizi gizliyoruz? Vallahi biz, dîn-i İslâmı, küfre karşı açıklamaya daha haklı ve daha lâyıkız. Allahü teâlânın dîni, Mekke’de, hiç şüphesiz üstün gelecektir. Kavmimiz bize karşı insaflı davranırlarsa ne âlâ, yok taşkınlık etmek isterlerse, kendileriyle çarpışırız.</p>
<p>Yâ Resûlallah! Seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, hiç çekinmeden ve korkmadan, oturup İslâmı anlatmadığım bir müşrik topluluğu kalmayacaktır. Artık ortaya çıkalım.</p>
<p>Kabûl buyurulunca, iki saf hâlinde dışarı çıkıp, Harem-i şerîfe doğru yürüdük. Safların birinin başında Hamza, diğerinin başında da ben vardım. Sert adımlarla, toprağı un edercesine, Mescid-i harâma girdik. Kureyşli müşrikler, bir bana, bir Hz. Hamza’ya bakıyorlardı.&#8221;</p>
<p>Beni bilen bilir</p>
<p>Hz. Ömer’in bu gelişi üzerine, Ebû Cehil ileri çıkıp, “Yâ Ömer! Bu ne hâldir?” deyince, Hz. Ömer hiç aldırış etmeden Kelime-i sehâdet getirdi:</p>
<p>- Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh!</p>
<p>Ebû Cehil ne diyeceğini şaşırdı. Donup kaldı. Hz. Ömer bu müşrik gürûhuna dönerek dedi ki:</p>
<p>- Ey Kureyş! Beni, bilen bilir! Bilmeyen bilsin ki, ben Hattâboğlu Ömer’im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen yerinden kıpırdasın! Kımıldayanı, kılıcımla doğrayıp yere sererim!</p>
<p>Bunun üzerine Kureyşli müşrikler, bir anda dağılıp, oradan uzaklaştılar.</p>
<p>Böylece, ilk defa Harem-i şerîfte açıktan namaz kılındı.</p>
<p>Hz. Ömer, haksızlık karşısında çok hiddetli olduğu gibi, adâletin yerine getirilmesinde de o kadar şefkâtli idi. Bu yüzden adâleti ile meşhûr olmuştur.</p>
<p>Bir gün at satın almak istedi. Atı tecrübe etmek niyetiyle biniciye verdi. Ata binen kimse, koştururken, at tökezleyip kazâya uğradı. Hz. Ömer atı satıcısına geri vermek istediğinde, satıcı almadı. Sonunda durum, Kâdî Şüreyh hazretlerine intikal etti. Kâdî sordu:</p>
<p>- At, sahibinin izniyle mi koşturuldu?</p>
<p>Hz. Ömer dedi ki:</p>
<p>- Hayır, ben denemek için koşturdum.</p>
<p>Atı almak macbûriyetindesiniz</p>
<p>Bunun üzerine, kâdî şu hükmü verdi:</p>
<p>- Şâyet at sahibinin rızâsı ile tecrübe edilseydi, sahibine iâde edilebilirdi. Fakat, siz sahibinden izin almadığınız için geri veremezsiniz, atı almak mecbûriyetindesiniz.</p>
<p>Hz. Ömer;</p>
<p>- Hak ve adâlet husûsunda boynumuz kıldan incedir, deyip atın bedelini verdi.</p>
<p>Hz. Ömer, sonu pişmanlık olan iş yapmazdı.</p>
<p>Onun zamanında, Müslümanlar İslâmiyeti İran içlerine kadar yaydılar. İranlı meşhûr kumandan Hürmizân, teslîm olmamak için çok direndi, fakat hayatının tehlikeye girdiğini görünce teslîm oldu. Hz. Ömer, huzûruna çıkartılan Hürmizân’a sordu:</p>
<p>- Bize söyliyeceğin bir şey var mıdır?</p>
<p>- Var! Fakat önce ölecek miyim, kalacak mıyım bunu bilmem lâzımdır.</p>
<p>- Konuş, sana zarar gelmiyecektir.</p>
<p>- Ey büyük halîfe, önceleri biz İranlılar siz Arabları öldürüyor, zorla mallarınızı ellerinizden alıyorduk. Ne zaman ki, Allah size peygamber gönderdi. Ondan sonra bizim üstünlüğümüz sona erdi. Siz azîz, biz zelîl olduk.</p>
<p>Söz vermiştiniz</p>
<p>Hz. Ömer, Enes bin Mâlik’e sordu:</p>
<p>- Ne yapalım bunu?</p>
<p>- Öldürmeyelim! Çünkü arkasında büyük bir kalabalık vardır. Belki onlar, ileride Müslüman olabilirler.</p>
<p>- Fakat o, Resûlullahın kıymetli arkadaşlarını şehîd etti. Onu sağ bırakmamız uygun olur mu?</p>
<p>- Yâ Ömer bunu öldürmememiz lâzımdır. Çünkü, “Konuş sana benden zarar gelmez” diye söz de vermiştin.</p>
<p>Hz. Ömer, kim tarafından söylenirse söylensin, doğru sözü hemen kabûl ederdi. Enes bin Mâlik hazretlerinin bu sözleri üzerine, onu öldürmekten vazgeçti. Birçok sahâbînin şehîd olmasına sebep Hürmizân&#8217;ın hayatını bağışladı.</p>
<p>Bir müddet sonra da, Hürmizân Müslüman oldu. Ayrıca onun vesîlesi ile birçok kimse îmâna geldi. Hz. Ömer eski can düşmanını bile maaşa bağladı. Çünkü adâlet bunu gerektiriyordu. Adâlet, şahsî fikrin, hissiyâtın üzerinde idi.</p>
<p>Hz. Ömer Şam’ı ziyâret ettiğinde, ordusunun kumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri büyük bir kalabalıkla karşıladı.</p>
<p>Hz. Ömer ile kölesi beraberlerindeki tek deveye nöbetleşe biniyorlardı. Şehre girişte, sıra köleye gelince, Halîfe devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Devenin yularından tuttu. Ayakkabılarını çıkarıp dereden geçti.</p>
<p>Hakîr bir kavimdik</p>
<p>Uzaktan bakan; deveye binmiş köleyi halîfe, devenin yularını çeken Hz. Ömer’i de köle zannediyordu. Bunu gören Ebû Ubeyde bin Cerrâh dedi ki:</p>
<p>- Efendim, bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halîfesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptığınızı nasıl îzâh edebilirsiniz? Sizi köle zannedecekler, küçümseyecekler.</p>
<p>Hz. Ömer buyurdu ki:</p>
<p>- Yâ Ebâ Ubeyde! Senin bu sözünü işitenler, insanın şerefini, vâsıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelîl ve hakîr bir kavimdik. Allahü teâlâ, bizleri Müslümanlıkla şereflendirdi. Bundan başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi zelîl eder, herşeyden aşağı eder.</p>
<p>Bu şekilde şehre girdiler. Gerçekten bu hareketi, onun şerefini küçültmedi, aksine büyüttü. Biz bile 1400 sene sonra, burada, örnek bir hareket diye anlatıyoruz. Eğer tersi olsaydı, o zaman orada unutulup gidecekti.</p>
<p>Halîfe Hz. Ömer, Şam&#8217;a gidiyordu. Şam&#8217;da vebâ hastalığı olduğu işitildi.Yanında</p>
<p>bulunanların ba’zısı;</p>
<p>- Şam’a girmiyelim, dedi. Bir kısmı da;</p>
<p>- Allahü teâlânın kaderinden kaçmıyalım, dedi. Halîfe de buyurdu ki:</p>
<p>- Allahü teâlânın kaderinden, yine O’nun kaderine kaçalım, şehre girmiyelim. Birinizin bir çayırı ile, bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allahü teâlânın takdîri ile göndermiş olur.</p>
<p>İlk karantina</p>
<p>Sonra Abdürrahmân bin Avf hazretlerini çağırıp sordu:</p>
<p>- Sen ne dersin?</p>
<p>- Resûlullahtan işittim. “Vebâ olan yere girmeyiniz ve vebâ olan bir yerden, başka yerlere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız!” buyurmuştu.</p>
<p>Halîfe de;</p>
<p>- Elhamdülillah, benim sözüm, hadîs-i şerîfe uygun oldu, deyip, Şam’a girmediler.</p>
<p>Böylece ilk defa karantina uygulaması yapıldı. Vebâ bulunan yerden dışarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helâk olurlar. Vebâlı yerde, kirli hava ya’nî mikroplu hava, vebâ basilleri, herkesin içine yerleşince, kaçanlar, hastalıktan kurtulamaz ve hastalığı başka yerlere götürmüş, bulaştırmış olurlar.</p>
<p>Hz. Ömer, devlet başkanı seçildiğinde, Hz. Ebû Bekir’e ta’yîn edilen maaş kadar ücret alıyordu.</p>
<p>Bu şekilde bir müddet devam edildi. Daha sonra, Hz. Ömer, geçim sıkıntısına düştü.</p>
<p>Bu durumu gören, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ba’zıları toplanıp, bu durumu görüştüler. Zübeyr bin Avvâm hazretleri şöyle bir teklifte bulundu:</p>
<p>- Kendisine söyliyerek maaşını artıralım.</p>
<p>Teklifi bildirelim</p>
<p>Toplantıda bulunan Hz. Ali buyurdu ki:</p>
<p>- Bu teklifi kabûl edeceğini zannetmiyorum. İnşâallah kabûl eder. Gidip teklifi bildirelim.</p>
<p>Bu arada, Hz. Osman söz alıp buyurdu ki:</p>
<p>- Ömer’in hak ve adâlette ne kadar ta’vîzsiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu teklifimizi bizzat kendimiz değil, kendisini kıramıyacağı birine söyletelim. Bunu, kızı Hafsa’ya anlatalım, o teklif etsin!</p>
<p>Hz. Osman’ın bu teklifi uygun görülerek, beraberce Hz. Hafsa’nın huzûruna vardılar. Aralarındaki konuşmaları anlattılar. İsim vermeden, yapılan teklifleri Hz. Ömer’e bildirmesini istediler.</p>
<p>Hz. Hafsa babasının yanına varıp dedi ki:</p>
<p>- Eshâbdan ba’zıları, senin maaşını az bulmuşlar. Bunun için maaşını artırmayı teklif ediyorlar.</p>
<p>Hz. Ömer, bu teklife celâllenip sordu:</p>
<p>- Kimdir onlar?</p>
<p>- Fikrini öğrenmeden kim olduklarını söylemem.</p>
<p>- Eğer kim olduklarını öğrenseydim, onlara gereken cezâyı verirdim. Allahü teâlâya duâ etsinler ki, arada sen varsın.</p>
<p>Sonra kızı Hz. Hafsa’ya sordu:</p>
<p>- Sen Resûlullahın evinde iken, Allahın Resûlünün giydiği en kıymetli elbise neydi?</p>
<p>- İki tane renkli elbisesi vardı. Elçileri onlarla karşılar, cum’a hutbelerini bunlarla okurdu.</p>
<p>- Peki yediği en iyi yemek neydi?</p>
<p>- Yediğimiz ekmek, arpa ekmeği idi.</p>
<p>- Senin yanında kaldığı zamanlar, yerde yaygı olarak kullandığınız en geniş, en rahat yaygı neydi?</p>
<p>- Kaba kumaştan yapılmış bir örtümüz vardı. Yazın dörde katlar, altımıza yayardık. Kış gelince de, yarısını altımıza yayar, yarısını da üstümüze örterdik.</p>
<p>Artanı muhtâçlara vereceğim</p>
<p>Daha sonra Hz. Ömer buyurdu ki:</p>
<p>- Yâ Hafsa, benim tarafımdan, seni gönderenlere söyle! Resûlullah efendimiz kendisine yetecek miktarını tespit eder, fazlasını ihtiyâç sahiplerine verirdi. Kalanı ile yetinirdi. Vallahi ben de kendime yetecek olanını tespit ettim. Artanını ihtiyâç sahiplerine vereceğim. Ve bununla yetineceğim.</p>
<p>Resûlullah efendimiz, ben ve Hz. Ebû Bekir, bir yol takip eden üç kişi gibiyiz. Onlardan ilki nasîbini aldı ve yolun sonuna vardı. Diğeri de aynı yolu tâkip etti ve O’na kavuştu. Sonra üçüncüsü yola koyuldu. Eğer O da öncekilerin takip ettiği yolu takip eder, onlar gibi yaşarsa, onlara kavuşur ve onlarla beraber olur. Eğer öncekilerin yolunu takip etmezse, başka yoldan giderse, onlarla buluşamaz.</p>
<p>Müslümanlar, bulundukları yerlerde oturan gayri müslim halkı korumaları altına aldıkları gibi, turist olarak gelen veya ticârî maksatla gelmiş olan gayri müslimleri de sınırları dâhilinde koruma altına alırlardı. Onların zarar görmemesi için, her türlü tedbiri alırlardı. Bunun geçmişte sayısız örnekleri vardır.</p>
<p>Bize sığınmışlar</p>
<p>Meselâ, Halîfe Hz. Ömer zamanında, bir ticâret kervanı gelip, gece Medîne’nin dışına konakladı. Yorgunluktan hemen uyudular.</p>
<p>Bu sırada, herkes uyurken, Halîfe Hz. Ömer, şehri dolaşıyordu. Dolaşma esnasında bunları gördü.</p>
<p>Hz. Ömer, Abdurrahmân bin Avf’ın evine gelip, yatağından kaldırarak buyurdu ki:</p>
<p>- Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Fakat, bize sığınmışlar. Eşyâları çoktur ve kıymetlidir. Yabancıların, yolcuların bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım.</p>
<p>Abdurrahmân bir Avf cevap verdi:</p>
<p>- Çok iyi olur, çok güzel düşünmüşsün, hemen geliyorum.</p>
<p>Sabaha kadar nöbetleşe, bu kervanı beklediler. Sabah namazında mescide gittiler. Kervanda bulunan bir genç, o sırada uyanmıştı. Bunları takip edip, arkalarından gitti.</p>
<p>Soruşturup, kendilerine bekçilik eden şahsın Halîfe Hz. Ömer ile arkadaşı olduğunu öğrendi. Gelip, arkadaşlarına şöyle anlattı:</p>
<p>- Arkadaşlar! Sabaha kadar iki Müslümanın bizi bekleyip, eşyalarımızın çalınmasına mâni olduğundan haberiniz var mı?</p>
<p>- Müslümanların başka işi yok da, bizi mi koruyacaklar? Üstelik bizim Hıristiyan olduğumuzu biliyorlar.</p>
<p>- Hem de kim korudu biliyor musunuz?</p>
<p>- Kimmiş?</p>
<p>- Müslümanların Halîfesi Ömer.</p>
<p>- Sen yanlış görmüşsündür. Halîfenin, gecenin bu vaktinde burada işi ne? O sarayında kuş tüyü yatağında yatıyordur.</p>
<p>- Sizin gibi önce ben de inanamadım.</p>
<p>- Sonra nasıl inandın?</p>
<p>- Sabah olup ortalık aydınlanınca, buradan ayrıldılar. Ben de merak edip arkalarından gittim. Câmiye girdiler. Yolda karşılaştığım birisine, “Bu kim” diye sordum. “Halîfemiz Ömer” diye cevap verdi.</p>
<p>Daha ne duruyoruz?</p>
<p>Bu konuşmaları dikkatle dinleyen kâfile halkı, derin bir sessizliğe büründü. Kimsenin konuşacak, birşey söyliyecek hâli kalmamıştı.</p>
<p>Uzun süren bir sessizlikten sonra, içlerinden biri sessizliği bozdu:</p>
<p>- Daha ne duruyoruz? Bu hâl İslâmiyetin gerçek din olduğuna delil olarak yetmez mi?</p>
<p>Diğerleri de bu söze katıldılar. Roma ve İran ordularını perişan eden, adâleti ile meşhûr yüce Halîfenin, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyetin hak din olduğunu anladılar ve seve seve hepsi Müslüman oldular.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/adalet-timsali-hz-omer-ra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
