<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; mekke</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/mekke/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Allahü Ehad Ver-resulü Ahmed</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/allahu-ehad-ver-resulu-ahmed.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/allahu-ehad-ver-resulu-ahmed.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[Aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Anas]]></category>
		<category><![CDATA[gerek]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[nazar]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=349</guid>
		<description><![CDATA[Allahü ehad ver-resulü Ahmed
İbrahim Havvas hazretleri anlatır:
Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıktım. Maksadım Kâbe-i şerif tarafına gitmek olduğu halde istemeyerek ters yöne gidiyordum. Allahü teâlânın iradesi beni batı tarafına çekiyordu. En sonunda İstanbul’a gitmeye karar verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm. Kapı önünde bir kısım insanlar bir araya toplanmışlardı. Yaklaştım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allahü ehad ver-resulü Ahmed<br />
İbrahim Havvas hazretleri anlatır:<br />
Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıktım. Maksadım Kâbe-i şerif tarafına gitmek olduğu halde istemeyerek ters yöne gidiyordum. Allahü teâlânın iradesi beni batı tarafına çekiyordu. En sonunda İstanbul’a gitmeye karar verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm. Kapı önünde bir kısım insanlar bir araya toplanmışlardı. Yaklaştım ve (Niçin toplandınız?) diye sordum. (Rum Kayseri’nin kızı delirdi. Çare bulmak için doktorları toplandı) dediler.<br />
Bunda bir hikmet olsa gerektir dedim ve içeri girdim. Orada Kayser’in kızını parlak ay<br />
gibi gördüm. Bana bakıp dedi ki:<br />
- Hoş geldin ey İbrahim Havvas!<br />
- Beni nereden tanıyorsunuz?<br />
- Canımı Cânâna teslim etmek istedim ve Hak teâlâdan sevdiği bir kulunu yanımda bulundurmasını niyaz ettim. Rüyamda buyuruldu ki: “Yarın İbrahim Havvas sana gelecek!”<br />
- Hastalığınız nedir?<br />
- Bir gece dışarı çıkıp ibret nazarıyla gökyüzüne baktım. Kendimden geçtim. “Allahü ehad ver-resulü Ahmed” kelimesi dilime manası kalbime geldi. Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu sebepten hâlime delilik alameti bana da deli dediler. [Bu sözlerin manası “Allah birdir ve Peygamberi Ahmed (yani Muhammed aleyhisselam)‘dır].<br />
- Bizim diyara gelmek ister misin?<br />
- Sizin diyarda ne var?<br />
- Mekke Medine ve Beytül-mukaddes (Mescid-i Aksa) oradadır.<br />
- Sağ tarafına bak!<br />
Baktım bir düzlükte Mekke Medine ve Beytül-mukaddes karşımda duruyor gördüm. Az sonra dedi ki:<br />
- Vakit yaklaştı. İstek ve arzu haddi aştı.<br />
Kelime-i şehadet getirip ruhunu teslim etti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/allahu-ehad-ver-resulu-ahmed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUS’AB BİN UMEYR Hakkında 2 Soru ve Cevap</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/mus%e2%80%99ab-bin-umeyr-hakkinda-2-soru-ve-cevap.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/mus%e2%80%99ab-bin-umeyr-hakkinda-2-soru-ve-cevap.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:48:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[eda]]></category>
		<category><![CDATA[hamza abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[harem]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[pervane]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[Soru: Mus’ab bin Umeyr’i Mus’ab bin Umeyr yapan özellikler nelerdir?
Cevap: Mus’ab b. Umeyr Ashab-ı kiramın en büyüğü değildi. Ancak hayat-ı seniyyeleri itibariyle en büyük sahabilere denk bir misyon eda ettiğinde de şüphe yok. Bu konuda öncelikle bir kere daha şu tesbiti hatırlamada yarar var: Allah belirli dönemler itibariyle İslâm’a öyle insanlar lütfetmiştir ki bunların çoğunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Soru: Mus’ab bin Umeyr’i Mus’ab bin Umeyr yapan özellikler nelerdir?</p>
<p>Cevap: Mus’ab b. Umeyr Ashab-ı kiramın en büyüğü değildi. Ancak hayat-ı seniyyeleri itibariyle en büyük sahabilere denk bir misyon eda ettiğinde de şüphe yok. Bu konuda öncelikle bir kere daha şu tesbiti hatırlamada yarar var: Allah belirli dönemler itibariyle İslâm’a öyle insanlar lütfetmiştir ki bunların çoğunun eşi-menendi yoktur. Eğer onlar bugün veya bir başka dönemde yaşasaydılar eda ettikleri misyonları aynı enginlikle eda edemezlerdi. İşte Mus’ab b. Umeyr bu ölçü içinde tarihî misyonu olan Hz. Hamza Hz. Abdullah b. Cahş.. gibilerinden hiç de geri olmayan çok büyük bir sahabiydi..</p>
<p>Evet o Hz. Hamza Abdullah b. Cahş gibi sahabilerin yanında abideleşen kahramanlık misali olan insan-üstü insanlardandı. Sadece onlar mı? Elbette hayır. O kıyamete kadar arkasından gelecek olan dava erlerinin abideleşeceği temelleri de belirlemiş ve bu yönüyle de duygu düşünce ve sinelerimizde sonsuzluğa ermiş babayiğitlerdendir. Onun için böylelerini değerlendirirken onların tarihî misyonlarını hiç ama hiç unutmamak lazım.</p>
<p>Mus’ab b. Umeyr gözlerinin içine günah girmemiş cahiliyye çarpıklıklarını tanımamış birisidir. Yani haramın Mekke sokaklarında ve Harem’in etrafında matafın içinde kol gezdiği bir dönemde bile o hiç harama bulaşmadan İnsanlığın İftihar Tablosu’nun “cazibe-i kudsiyesi”ne kapılmış ve bir pervane gibi o ateşin etrafında dönmeye başlamıştı. Bununla beraber onu bekleyen birçok meşakkat sıkıntı ızdırap ve çile vardı. Evet o bir taraftan Mekke’nin en çileli sıkıntılı dönemlerini yaşarken öte taraftan annesinin tehditlerine hiç mi hiç kulak asmıyor ve hep Hz. Muhammed (sav)&#8217;e yakınlığını korumaya çalışıyordu. İşte bu yakınlık onu “ahlâk-ı âliye” ile ahlâklanmaya yükseltti ve zirve insan yaptı. Zira Allah Rasûlü (sav) onu her şey olabilecek bir balmumu seviyesinde iken ele almış kendi kalıbına koyarak istediği gibi şekillendirmişti.</p>
<p>Mus’ab b. Umeyr “medenîlere galebe ikna iledir..” düsturunu kullanarak Kur’ân’ın elmas düsturunu anlatma işinin tam eriydi. Evet güç dengesinin olmadığı dolayısıyla teknik ve stratejinin önem arz ettiği bir yerde tebliğ ve irşad işini tam anlamıyla yerine getirebilecek bir er. Tabir caizse o âdetâ bu işe göre programlanmıştı. Birdenbire tansiyonu yükselen hissiyatına mağlup düşen bağırıp-çağırmaya başlayan iş sarpa sarınca “ben artık yokum..” diyerek çekip giden asabî bir tip değildi. Tam aksine yüzüne tükürük atıldığı yerde bile tavrını değiştirmeden en öfkeli insanların tansiyonlarını aşağı çekmesini bilen sağlam iradeli biriydi. Yani tam bir denge düşünce ve irade insanıydı.</p>
<p>Bir dönemde Mekke’de ailesinin güzide bir çocuğu olarak depdebe içinde yaşama imkânına rağmen o bunların hepsini bir çırpıda terk etmiş ve Nebiler Serveri’nin çileli yolunu hem de iradî olarak seçmişti. Demek ki onun en önemli vasfı böyle bir iradeye sahip oluşuydu. Ağzına içki koymayan kadınlara karşı zaaf göstermeyen annesinin tüm menfî tavırlarına rağmen onu kırmadan rencide etmeden idare etmesini bilen ve hep Allah Rasûlü (sav) ile münasebetini kavi sıcak ve canlı tutan biri. Görüldüğü gibi bunların hepsi irade isteyen davranışlar olmasına karşılık o bunları başarmıştı. İşte Kâinatın Fahri (sav) insanlara yükleyeceği misyonları itibariyle çok iyi seçme ve değerlendirmesi yönüyle -ki Allah Rasûlü’nün bu özelliği bize “Muhammedün Rasûlullah” dedirtir- tebliğ ve irşad vazifesiyle başkasını değil onu seçip Medine’ye göndermişti. Hz. Ebu Bekir’e Hz. Ömer’e Hz. Ali’ye rağmen Mus’ab b. Umeyr.. ve o Medine’de hiç mi hiç panik yaşamadan sergilediği ciddi tavırla gönüllere itminan salmış Useyd b. Hudayr Sa’d b. Muaz Sa’d b. Ubade gibi devâsa kametlerin İslâm’la şereflenmelerine vesile olmuştu.</p>
<p>Evet o eşyanın perde arkasına gözlerini açmış ölümü gülerek karşılamaya hazır tam bir dava eriydi. Zaten hayatını da hep bu çizgide sürdürdü bu çizgide noktaladı. O Uhud’da şehid olunca bedenini örtecek kefen bulunamamıştı.. bulunamamıştı da avret mahalli üzerindeki peştemalle örtülmüş sair yerlerine “ızhır otu” kapatılarak gömülmüştü.</p>
<p>İşte bu ruh haleti içinde yaşayan Mus’ab b. Umeyr Allah Rasûlü’nun önünde savaşırken bir kolu koparılınca öbür kolunu o da budanınca hiç diriğ etmeden kinle nefretle kalkan kılıçlara boynunu uzatmıştı. Görüldüğü gibi o hep irade yörüngeli meşiet-i İlahiyyeye râm olan bir hayat yaşamıştı. “Allah bana bu iradeyi verdiyse ben de hayatım boyunca onun kavgasını vermeliyim” şuuru içinde dolu dolu yaşanan bir hayat.</p>
<p>Hâsılı; Mus’ab çetin olma zor olma ve aşılamayan tepe mânâsına gelen ismiyle önüne çıkan her engeli Allah’ın inayetiyle aşmış ve rahmet-i Rahman’a kavuşmuş çoklarının her zaman hayâl hanesini dolduran şehadet ile hayatını noktalamıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/mus%e2%80%99ab-bin-umeyr-hakkinda-2-soru-ve-cevap.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zülkarneyn</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:46:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[malik]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[veli]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[ZÜLKARNEYN
Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçer. Allah ondan övgü ile bahsetmiştir. Peygamber mi yoksa veli mi olduğu ihtilâf konusu olmuştur.
Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü sahip ve malik demektir. Karn ise boynuz perçem tepe zaman güneş anlamlarına gelir. Karneyn karn&#8217;ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ZÜLKARNEYN</p>
<p>Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçer. Allah ondan övgü ile bahsetmiştir. Peygamber mi yoksa veli mi olduğu ihtilâf konusu olmuştur.</p>
<p>Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü sahip ve malik demektir. Karn ise boynuz perçem tepe zaman güneş anlamlarına gelir. Karneyn karn&#8217;ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde tercüme edilir (el-Firuzabadî el-Kamusu&#8217;l-Muhît Kahire 1332 IV 257 vd).</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in kim oluğu ve neden kendisine bu lakabın takıldığı konusu eskiden beri tartışmalı bir husus olarak devam etmiştir. Kendisine Zülkarneyn denilmesi alimler tarafından başının iki yanında iki boynuza benzer çıkıntıların bulunması dünyanın şark ve garbını dolaşması başının iki yanının bakırdan olması örülmüş iki deste saçı olması Allah&#8217;ın kendisine nur ve zulmeti musahhar kılması (emrine vermesi) yürürken nurun önünden zulmetin ise arkasından gelmesi şecaatı dolayısıyle bu lakabı almış bulunması rüyasında gökyüzüne çıktığını ve güneşin iki tarafına asıldığını görmesi anlamlarında yorumlanmıştır.</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in kim olduğu hususu da çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bilindiği gibi Zülkarneyn kelimesi onun esas adı değil lakabıdır. Onun esas adı hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Birçok kişi onun Büyük İskender (M.Ö 356-323) olduğunu iddia etmiştir. Fakat Kur&#8217;ân&#8217;da söz konusu olan Zülkarneyn ile Büyük İskender&#8217;in vasıfları birbirini tutmamaktadır. Zülkarneyn Allah&#8217;a inanan dürüst bir hayat süren ve peygamber olduğu bile ileri sürülen bir kişidir. Büyük İskender ise tek tanrı inancından uzak girdiği şehirleri yerle bir edecek kadar zalimve barbar bir insandı.</p>
<p>Bilhassa son devrin alimlerinin ekseriyeti ise Zülkarneyn&#8217;in İran kralı Kisra (Hüsrev) olduğunu kabul etmişlerdir. M.Ö altıncı asırda imparatorluk kuran Kisra&#8217;nın vasıflan Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen Zülkarneyn&#8217;in vasıflarına daha uygun düşmektedir. Nitekim Araplar Kisra&#8217;ya Nûşirevan-ı Âdil demektedirler. Yine de Zülkarneyn&#8217;in gerçek adını Allah bilir. Onun peygamber olup olmadığını ihtilaflıdır. (er-Razî Mefâtihu&#8217;l-Gayb Mısır 1937 XXI163 vd.; İbn Kuteybe el-Maarif Beyrut 1970 25).</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in adı Kur&#8217;ân&#8217;da üç âyette geçmektedir:</p>
<p>&#8220;(Ey Muhammed) sana Zülkar neyn&#8217;den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım. Biz yer yüzünde onun için sağlam bir mekan ve orada istediği gibi hareket edeceği yönetim hürriyeti hazırladık ve kendisine (muhtaç olduğu) her şeyden bir sebep verdik (ulaşmak istediği herşeye ulaşmanın yolunu aracını verdik). O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu. Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir kavim buldu. Dedik ki: Ey Zülkarneyn (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın). Dedi: Kim haksızlık ederse ona azap edeceğiz) sonra o Rabb&#8217;ine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir. Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükâfat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz (kolay işler yapmasını emrederiz zor işlere koşmayız onu). Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki onlara güneşin önünden (korunacak) bir siper yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice (hükümranlık) bilgisi (tecrübesi ve vasıtası) bulunduğu biz biliyorduk. Sonra yine bir yol tuttu. Nihâyet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu. Dediler ki: Ey Zülkarneyn Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki: Rabb&#8217;imin beni içinde bulundurduğu (mal ve mülk sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. (Zülkarneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurup dağlarla) aynı seviyeye getirince üfleyin dedi. Nihâyet o demir kütlelerini bir ateş haline koyduğu zaman; getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim dedi. Artık (Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc) onu ne aşabildiler ne de delebildiler. (Zülkarneyn) dedi: Bu Rabb&#8217;imden (kullarına) bir rahmettir. Rabb&#8217;imin va&#8217;di ge(lip Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc&#8217;un çıkması yahut kıyametin kopması gerek)diği zaman onu yerle bir eder. Şüphesiz Rabb&#8217;imin va&#8217;di gerçektir&#8221; (el-Kehf 18/83-98).</p>
<p>Bazı alimlerin rivayetine göre Yahudilerden birkaç kişi Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e gelerek Zülkarneyn&#8217;in kim olduğunu sormuşlar. Bunun üzerine bu âyetler nazil olmuştur (en-Nisâburî Esbâbu&#8217;n-Nuzûl Mısır 1968 75).</p>
<p>Diğer bir rivayette ise Mekkeliler kitap ehli olan Yahudilere adam gönderip Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;i çetin bir sınavdan geçirmek için birkaç soru hazırlayıp göndermelerini istemişlerdi. Onlarda şu üç şeyden sormalarını tavsiye etmişler: Ruh Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn Bunun üzerine ilgili âyetler inmiştir (et-Taberî Camiu&#8217;l-Beyân Mısır 1373 XVI 7).</p>
<p>Yukarıda meâli sunulan âyetlere göre Zülkarneyn&#8217;in bazı özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür. Zülkarneyn üstün yeteneklere geniş kudret ve imkanlara sahipti. Bilgili kültürlü dünya coğrafyasının önemli bir kısmını bilen ve ilâhî yardıma mazhar olan bir kişiydi. Zalimlere hadlerini bildiren onları cezalandıran ahiret gününe kesin bir şekilde imân eden ona göre hareket eden ve iyi ahlaklı dindar toplumları himâye eden bir zattı.</p>
<p>Zülkarneyn Hakk&#8217;a karşı teslimiyet gösterir her şeyi ilâhî emrin istikâmetine çevirmeye çalışırdı.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;ye göre Zülkarneyn ne bir nebi ne dg bir kraldı. Fakat Allah&#8217;ın salih bir kulu idi. Allah onu sevmiş ve o da Allah&#8217;ı sevmişti (İbn İshâk Kitabu&#8217;l-Mübtedâ ve&#8217;l-Meb&#8217;as ve&#8217;l-Meğazî thk. Muhammed Hamidullah Mağrib 1976 185).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokman (lukman)</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[LOKMAN (LUKMAN)
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.
Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LOKMAN (LUKMAN)</p>
<p>Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.</p>
<p>Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir övülmeye lâyık olandır. Lokman oğluna öğüt vererek. &#8220;Yavrum Allah&#8217;a eş koşma doğrusu eş koşmak büyük zulümdür&#8221; demişti &#8221; (Lokman 31/1213). Lokman&#8217;ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah Lokman&#8217;ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah&#8217;a eş koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah&#8217;a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman 31/1415). Lokman&#8217;ın öğütleri şöyle devam etmektedir: &#8220;Yavrum işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde göklerde veya yerde bulunsa da Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif&#8217;dir haberdar&#8217;dır. Yavrum namazı kıl iyiliği emret kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir&#8221; (Lokman 31/16-19).</p>
<p>Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulaşan kimseye gereken o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah&#8217;ın şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (İbrâhim 14/7). Lokman üç kere &#8220;yavrum&#8221; veya &#8220;oğlum&#8221; diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah&#8217;a eş ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu Allah&#8217;ın hakkını başkasına vermek kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çiğnemek başta Yüce Allah&#8217;ın ikram ettiği şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni âciz güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman ikinci &#8220;yavrum&#8221; hitabiyle başlayan öğüdünde Yüce Allah&#8217;ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah zerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl 99/7-8). Lokman yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini başına gelene sabretmesini insanlara böbürlenip kibirlenmemesini çalım satıp öğünmemesini yürümesinde konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir.</p>
<p>Lokman hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En&#8217;âm suresi&#8217;nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki&#8230;?&#8221; dediklerinde Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm şirk demektir. Lokman&#8217;ın oğluna nasihat ederken yavrum Allah&#8217;a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini işitmediniz mi?&#8221; cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercemesi IX 163). Lokman şöyle derdi: &#8220;Yavrum ilmi âlimlere karşı böbürlenmek sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!&#8221; (Ahmed b. Hanbel I190). Bu anlatım ve devamı başka bir rivayette şöyle yer almaktadır: &#8220;&#8230;Gınâ göstererek ve cehalete düşerek ilmi terketme! Yavrum meclisleri ihmal etme! Allah&#8217;ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder onlarla beraber sana da ulaşır. Allah&#8217;ı anmayan bir lopluluk gördüğünde onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına düçar kılar sana da onlarla beraber isabet eder&#8221; (Dârimî Mukaddime 34). Yine bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında şöyle denilmektedir: &#8220;Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi kalbleri hikmet nûruyla diriltir&#8221;(Muvatta İlim 1). Lokman hakkında başka bir hadis de şöyledir: &#8220;Hakim Lokman şöyle derdi: Şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur&#8221; (Ahmed b. Hanbel II 87).</p>
<p>Bu hadislerin meselâ zulüm hikmet ilim gibi konularda Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu görülmektedir.</p>
<p>Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. İbn İshak&#8217;a göre Lokman&#8217;ın nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kuşakda Hz İbrahim (a.s)&#8217;in babası Âzer&#8217;e ulaşır. Vâkıdî Lokman&#8217;ın İsrâiloğulları kadısı Eyle ve Medyen taraflarında yaşayan Eyle&#8217;de ölen bir kimse olduğunu zikreder. İkrime&#8217;ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim olduğunda âlimlerin ittifakı vardır (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi IX 163). Vehb b. Münebbih&#8217;e göre; Lokman İbn Bâûra Âzer neslindendir. Mukâtil&#8217;e göre ise Hz. Eyyub (a.s)&#8217;in kızkardeşinin veya teyzesinin oğlu idi. Uzun müddet yaşadı. Hz. Davud&#8217;a yetişti ve ondan ilim aldı. Sanat sahibi idi. Bir nebî olduğunu söyleyenler de oldu. İbn Rüşd Tehâfüt&#8217;ünde söylediği gibi her nebî hakîmdir fakat her hakim nebî değildir. Bakara sûresi&#8217;nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır lütfedilmiştir. Dolayısıyle o kimsenin ilmen amelen bunun şükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur&#8217;ân&#8217;da böyle söylenmiştir (Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur&#8217;an Dili IX 3842-3843).</p>
<p>Lokman İslâm&#8217;dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarında adı geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da belirtilmiştir (S.G.F. Brandon A Dictionary of Comparative Religion London 1970 s. 414).</p>
<p>Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları bu zata Lukmânü&#8217;l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni&#8217;nin &#8220;Kitâbül-Muammarîn&#8221; adlı eserinde Lokman Hızır&#8217;dan sonra uzun yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin hatta üç bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür. Lokman&#8217;a Nâbiga&#8217;nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün bunlar arasında Lokman Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası verildiğinde onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua etmek üzere Mekke&#8217;ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd&#8217;a itaatsizlikleri dolayısıyladır. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman&#8217;ın adı geçmez (Bernhard Heller İA. &#8220;Lokman &#8221; maddesi).</p>
<p>Lokman Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de yer aldıktan sonra Arapça darb-ı mesel ve hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldı. Sa&#8217;lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis&#8221;inde ondan bahsederken Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir. O Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid&#8217;in onun uzun dudaklı siyahî bir köle olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde insanlardan Sudan&#8217;dan çıkmış üç hayırlı kimse arasında Bilâl (Habeşli ?) Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın kölesi Mühecca&#8217; ve Lokman&#8217;a (Sudan&#8217;ın Mısır&#8217;a yakın Nubya tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O Lokman&#8217;ın Habeş&#8217;li bir marangoz bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da aktardıktan sonra âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında ittifak ettiklerini bu konuda İkrime&#8217;nin farklı görüşe sahip olduğunu (bazılarına göre Lokman&#8217;ın nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest bırakıldığı onun hikmeti seçtiğini) belirtmektedir. O ayrıca Lokman&#8217;ın nebî olmadığı; Allah&#8217;ın çok tefekkür iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun Allah&#8217;ı Allah&#8217;ın da onu sevdiği ona hikmet lütfettiğini açıklayan bir hadis de nakleder (Sa&#8217;lebi Arâisul-Mecâlis 312).</p>
<p>Sa&#8217;lebî Lokman&#8217;ın dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da ahirette de kaybedeceğini; malın sıhhat nimetin nefis temizliği gibi olmadığını; doğru söz emaneti yerine teslim ve boş yere konuşmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman oğluna şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Dünya derin bir denizdir. Çokları onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah&#8217;dan takvâ olsun. Bineğin Allah&#8217;a imanın ve yolun Allah&#8217;a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam. Yavrum insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vadolunduklarından korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al ona kapılma bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme yoksa insanlara yük olursun. Oruç tut bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma çünkü Allah&#8217;ın katında namaz oruçtan daha büyüktür&#8230; Yavrum! İyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde insanlara Allah&#8217;dan korkuyormuşsun gibi görünme. Yavrum âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme yoksa senden usanırlar. Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu basîreti azaltır ve aklı zayıflatır. Yavrum küçükken edepli olursan büyüdüğünde faydasını görürsün! Yavrum yolculuğa çıktığında onu çekip götürebileceğin bir yerde olmadıkça hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklaştığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını mest&#8217;ini sarığını elbiseni su kabını iğne ve ipliğini biz&#8217;ini (saraç iğnesi) al! Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaşlarınla Allah&#8217;a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster! Yavrum kanaatkâr görünmekten sakın zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret geceleri ise şüphe getirir. Yavrum kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun insanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçük yarın büyüğe dönüşür. Yavrum yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan dînini ifsat eder insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin konuştuğun zaman sözün dinlenmez söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz! Yavrum kötü huydan sıkıntı vermekten sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. İşini sev; sık sık karşılaştığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karşı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler kötüler de ondan uzaklaşır. Yavrum gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum dünya hayatı kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır. Yavrum iyiliği ehline yap ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o dünyada boşa gider ahirette de sevabından mahrum olursun. İktisatlı ol savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma israfa varacak şekilde de onu dağıtma! Yavrum hikmete sarıl ki onunla ikram göresin onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkının en üstünü Allah (c.c)&#8217;ın dinidir. Yavrum hasedçinin üç belirgin özelliği vardır: Gıyabında dostunu çekiştirir yanında olduğu zaman ona yaltaklanır o bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir&#8221; (Sa&#8217;lebî a.g.e. 313-315).</p>
<p>Lokman&#8217;la ilgili olarak sadece oğluna öğütler hikmetli sözler atasözleri (emsâl durub-ı emsâl) değil kıssalar da nakledildi. Bunlardan Lokman&#8217;ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o diğer kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini kandırmak istedikleri zaman hep beraber sıcak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar sonunda Lokman yalnız su kusarken diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya başlarlar. Bir gün efendisi gelen misafiri için Lokman&#8217;a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini görünce sebebini sorar. Lokman iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir şey olmadığı gibi kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa&#8217;lebî aynı yer).</p>
<p>Lokman&#8217;a bu kıssalar dolayısıyla Araplar&#8217;ın Ezop&#8217;u (Aesopos) denilmiş Avrupa&#8217;da Ezop&#8217;a atfedilen bir çok nükteler Lokman&#8217;a isnat olunmuştur. Batılı yazarlar Lokman&#8217;la ilgili kıssaların sonraki devirlerde Ezop&#8217;unkilerden kopya edildiğini ileri sürerler. Bu konuda karşılaştırmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman hakîm hatta peygamber bir kimse olarak tanınırken; sonraki devrede artık köle marangoz haline sokulduğunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam Ahikar Ezopla aynı görülmüştür. Bileam Kitab-ı Mukaddes&#8217;te geçer. Müfessirler seceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih şeklinde geçen bu zatın İbrani dilinde &#8220;bala&#8221; Arapça &#8220;Lakama&#8221; kökleri aynı yutmak anlamına geldiği için Kitab-ı Mukaddes&#8217;teki karşılığının Bileam olduğu kanaatine ulaşmışlardır (Bileam için bk. Sa&#8217;lebî 209 vd.). Lokman Bileam mıdır tartışmasında buna olumlu bakanlar yanında karşı çıkanlar; Lokman Kur&#8217;ân ve önceki gelenekte saygı duyulan; Bileâm Kitab-ı Mukaddes ve Aggada&#8217;da nefret edilen bir kimsedir demektedirler (bk. Belâm). Lokman&#8217;ı Roma&#8217;lı Ahikar veya Yunan&#8217;ın Ezop&#8217;una benzetenler onların sözlerinin veya onlarla ilgili anlatımların benzerliklerine dayanmaktadırlar (Bernhard-N.A. Stillman&#8221;Lokman&#8221; Encyclopedia of İslam Leiden 1978 IV 813).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. HÛD (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:03:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[bekir]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[esmer]]></category>
		<category><![CDATA[hurma]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de kıssası geçen peygamberlerden biri. Âd kavmine gelen Allah&#8217;ın rasûlü A&#8217;raf Hûd Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir.
Ad kavmine gönderilmiştir ki Kur&#8217;ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut ty. s. 49). Âd kavmi Hz. Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut 1982 I 149)
Hud (a.s) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de kıssası geçen peygamberlerden biri. Âd kavmine gelen Allah&#8217;ın rasûlü A&#8217;raf Hûd Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir.</p>
<p>Ad kavmine gönderilmiştir ki Kur&#8217;ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut ty. s. 49). Âd kavmi Hz. Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut 1982 I 149)</p>
<p>Hud (a.s) Âd kavmi içinde soyu sopu şerefli bir kişiydi. Peygamberlikten önce ticaretle uğraşırdı. Hûd (a.s) orta boylu esmer tenli gür saçlı güzel yüzlü idi. Ãdem (a.s)&#8217;a benzerdi. Zâhid muttakî ve ibâdete düşkün idi. Cömert ve şefkatli idi; yoksullara bol bol sadaka verirdi (Hâkim el-Müstedrek I 563).</p>
<p>Ad kavmi Arabu&#8217;l-âribe denilen Arabistan yarımadasına ilk yerleşen kavimlerdendir. Hadramevt&#8217;e ve Yemen&#8217;e kadar uzanan yurtlarda oturan bu kavmin yurtları otu suyu ve çeşitli nimetleri bol olan bir yerdi. Yerin üzerinden akan ırmakları bağları bahçeleri sürü sürü davarları (eş-Şuara 26/133 134) yer altında da su depoları ve köşkleri vardı (eş-Şuarâ 26/129). Başkalarına nazaran onlara boy pos güç ve kuvvet verilmişti.</p>
<p>Allahu Teâla Ãd kavmine Peygamber olarak Hûd (a.s)&#8217;ı gönderdi. O da kavmini bir ve tek olan Allah&#8217;a iman ve ibâdete insanlara zulmetmekten vazgeçmeğe dâvet etti ise de red ve tekzib ile karşılandı. Bunun üzerine Allahu Teâla onlardan üç yıl yağmuru kesti. Onlar yağmur için Mekke&#8217;ye bir heyet gönderdiler. Allah yağmur bekledikleri halde bir kasırga ile onları helâk etti.</p>
<p>Hz. Peygamberimiz (s.a.s) vedâ haccında Usfan vadisine vardığı zaman Hz. Ebû Bekr&#8217;e: &#8220;Ey Eba Bekr! Bu hangi vâdidir&#8221; diye sormuş. Hz. Ebû Bekir &#8220;Usfan vâdisidir&#8221; diye cevaplayınca: Hz. Peygamber (s.a.s) Hûd (a.s)&#8217;un beline aba tutunmuş belinden yukarısını alacalı bir kumaş ile bürümüş genç ve kızıl yuları hurma liflerinden örülmüş dişi bir deve üzerinde hac için buradan telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir (Ahmed b. Hanbel I 232).</p>
<p>Ad kavmi helâk olunca Hz. Hûd kendisine inananlar ile beraber Mekke&#8217;ye gelmiş ve vefat edinceye kadar orada kalmıştır.</p>
<p>Âd kavminin Hz. Hûd&#8217;a karşı çıkarken ileri sürdükleri itirazlar diğer Peygamberlere karşı muarızlarının ileri sürdükleri itirazların aynıdır. Hatta günümüz münkirlerinin de itirazları aynı türdendir. Ona itirazda baş çekenler de diğer peygamberlere itiraz gibi kavmin ileri gelenleridir. İtirazın temelinde ise dönmekte olan çıkar çarklarının devam etmesi vardır. Hz. Hûd&#8217;a yaptıkları itirazlarını şu maddelerde özetlemek mümkündür:</p>
<p>a- Hz. Hûd&#8217;u beyinsizlik ve sapıklıkla itham etmek:</p>
<p>&#8220;Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz&#8221; (el-A&#8217;raf 7/60).</p>
<p>&#8220;Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki; biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz&#8221; (el-A&#8217;râf 7/66).</p>
<p>b- Atalar dinine bağlılık:</p>
<p>&#8220;Dediler ki: demek sen tek Allah&#8217;a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin&#8221; (el-A&#8217;râf 7/70). &#8220;Dediler: sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin?&#8221; (el-Ahkâf 46/22).</p>
<p>c- Kendilerinin güçlü kuvvetli olduklarını söyleyip Hz. Hûd tarafından gelebilecek bir zararın olamıyacağını ileri sürmeleri:</p>
<p>&#8220;Ad kavmi yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve; bizden daha kuvvetli kim var? dediler&#8221; (el-Fussilet 41/15).</p>
<p>d- Âhireti inkâr etmeleri ve hayatın sadece dünya hayatından ibaret olduğunu ileri sürmeleri:</p>
<p>&#8220;Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız (bir kısmımız ölürken bir kısmımız doğar). Biz öldükten sonra diriltecek değiliz&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/37).</p>
<p>e- Hz. Hûd&#8217;u küçümsemeleri:</p>
<p>&#8221;Kavminden kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz o inkâr eden ve âhiret hayatına kavuşmayı yalanlayan eşraf takımı dedi ki; bu da sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizin yediğinizden yiyor sizin içtiğinizden içiyor. Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz o takdîrde siz mutlaka ziyana uğrayanlardan olursunuz&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/33-34).</p>
<p>Onların bu itiraz ve tavırlarına karşı Hz. Hûd&#8217;un takındığı tavır şöyle idi:</p>
<p>&#8221;Ey kavmim. Allah&#8217;a kulluk edin sizin O&#8217;ndan başka ilahınız yoktur. (O&#8217;na karşı gelmekten) sakınmaz mısın?&#8221; &#8221;Ey kavmim bende bir sapıklık yok; ben âlemlerin Rabbı tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum size öğüt veriyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum&#8221; (el-A&#8217;râf 7/65 67 71 72). &#8220;Ey kavmim Allah&#8217;a kulluk edin O&#8217;ndan başka ilahınız yoktur. Siz (putları Allah&#8217;a ortak koşmakla sadece iftira ediyorsunuz. Ey kavmim ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratana aittir. Aklınızı kullanmıyor musunuz? Ey kavmim Rabbinizden mağfiret dileyin sonra O&#8217;na tevbe edin (O&#8217;na yönelin)ki gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin kuvvetinize kuvvet katsın Suç işleyerek (Allah&#8217;tan) yüz çevirmeyin&#8221;(Hûd ll/50-52). Geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin kıssalarını Kur&#8217;ân&#8217;da zikredilmesi inananların ibret almaları içindir. Geçmiş peygamberlerin her tavrı müslümanlar için de takip edilecek bir yoldur. Meseleye bu yönden baktığımızda Hz. Hûd kıssasından alınacak İbretleri de şu şekilde özetlememiz mümkündür:</p>
<p>Hz. Hûd Allah yoluna samimiyetle sarılmış vakûr bir kişidir. Söyleyeceğini ölçüp tarttıktan sonra söylemektedir. Kötülüğe kötülükle karşı koymadığı gibi yumuşak davranmaktadır. Kavmi kendisini beyinsizlikle itham ederken kendisinin beyinsiz olmadığını onları uyarmak üzere Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söylemekle yetinmektedir. Allah&#8217;ın üzerlerindeki nimetlerini kendilerine hatırlatmakta ve bu nimetlere şükretmiş olmaları için Allah&#8217;ın emirlerine riayet etmeleri gerektiğini anlatmaktadır bundan dolayı onlardan bir ücret istemediğini özellikle belirtmektedir .</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ebubekirin Habeşistan’a Hicret Teşebbüsü</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-habesistan%e2%80%99a-hicret-tesebbusu.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-habesistan%e2%80%99a-hicret-tesebbusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:34:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Berkül]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[Habe]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kurey]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[mevkiine]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlara]]></category>
		<category><![CDATA[taarruza]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[Kureyş’in mezalimi sadece fakir Müslümanlara münhasır değildi. Hz. Ebubekir de taarruza uğradığından o da Habeşistan’a hicret etmek istemişti. O nüfuz ve mevki sahibi bir insandı. Onu sadece bu işe zorlayan müşriklerin onu yüksek sesle KURAN okumaktan men etmeleri idi. Hz. Ebubekir’in sesi KURAN okurken müşrikleri etkiliyordu. Kureyş ise İslamın intişarına mani olmak için her çareye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kureyş’in mezalimi sadece fakir Müslümanlara münhasır değildi. Hz. Ebubekir de taarruza uğradığından o da Habeşistan’a hicret etmek istemişti. O nüfuz ve mevki sahibi bir insandı. Onu sadece bu işe zorlayan müşriklerin onu yüksek sesle KURAN okumaktan men etmeleri idi. Hz. Ebubekir’in sesi KURAN okurken müşrikleri etkiliyordu. Kureyş ise İslamın intişarına mani olmak için her çareye başvurarak onu da sesli KURAN okumaktan men ettiler.<br />
Hz. Ebubekir karar verip yola çıktı. Berkül Gımad mevkiine geldiğinde İbnüddağneye rast geldi. İbnüddağne Hz. Ebubekir’in fikrini öğrenince ona sen Mekke’de hatırı sayılır bir insansın diyerek onu bu fikrinden vazgeçirmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-habesistan%e2%80%99a-hicret-tesebbusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ebubekirin Müslümanlığı Kabulü</title>
		<link>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-muslumanligi-kabulu.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-muslumanligi-kabulu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2008 08:32:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Cahiliyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizde]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[islamdan]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=226</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ebubekir zaten islamdan öncede nezih bir hayat yaşıyordu. İyilik yapmayı sever faziletten ayrılmaz. Cahiliyet devrinin kötülüklerinden uzak kalmış cahiliye devrinde bile içki içmemiştir. Kendisine cahiliye devrinde içki içmedin mi diye sorulduğunda haşa ben namusumu korur, insanlık şerefini tanır bir adamım. İçki içen bunları zayi eder buyurmuştur. Efendimizde bu sözü duyunca Ebubekir’in söylediği doğrudur demiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ebubekir zaten islamdan öncede nezih bir hayat yaşıyordu. İyilik yapmayı sever faziletten ayrılmaz. Cahiliyet devrinin kötülüklerinden uzak kalmış cahiliye devrinde bile içki içmemiştir. Kendisine cahiliye devrinde içki içmedin mi diye sorulduğunda haşa ben namusumu korur, insanlık şerefini tanır bir adamım. İçki içen bunları zayi eder buyurmuştur. Efendimizde bu sözü duyunca Ebubekir’in söylediği doğrudur demiştir. Bahrul hakayık tefsirinde Rebia bin Kab’dan nakille Hz. Ebubekir’in Müslüman oluşu şöyle anlatılır. Hz. Ebubekir ticaret için gittiği Şamda bir rüya görür. Rüyasını Rahip Buhayraya anlatır. Buhayra ona:<br />
-Sen nereden geldin diye sorar. Ebubekir Mekke’den der.<br />
-Mekke’nin hangi kabilesindensin?<br />
-Kureyş kabilesinden.<br />
-Eğer rüya doğru ise senin kabilenden bir nebi gelecek ve sen o nebinin hayatında veziri olacaksın dedi. Hz. Ebubekir bu rüyanın tabirini efendimiz nebi olarak gönderilinceye kadar içinde gizledi Efendimize peygamberlik gelince efendimizin yanına vardı ve delilin nedir diye sordu. Efendimizde bu soruya karşılık Şamda gördüğün rüyadır buyurdu. Bunun üzerine Ebubekir efendimizin boynuna sarılıp İslamiyeti kabul etti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/sahabeler/hz-ebubekirin-muslumanligi-kabulu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

