<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; isa</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/isa/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Resûlullahın fedâisi: EBÛ TALHÂ</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:49:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[teâlân]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;<br />
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi<br />
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.<br />
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu cevabı verdi:<br />
- Yetîm oğlum büyüyünceye kadar evlenmeyi düşünmüyorum.<br />
Ümmü Süleym fakir olduğu halde küçük oğlunu üvey baba eline<br />
bırakmak istemiyordu.Ebû Talhâ çâresiz bekliyecekti!..Evlenmem mümkün değil.. Epeyce zaman sonra bizzat kendisi gitti.Nezâketle evlenme teklifini tekrarladı:<br />
- Oğlun artık büyüdü Ey Ümmü Süleym!..Kararını vermelisin dedi.<br />
O&#8217;nun niyetinin iyi olduğunu anlıyan zeki kadınbaşka bir şeyden<br />
endişeliydi. Açık açık söylemeyi uygun buldu:<br />
- Yâ Ebû Talhâ! Ne yazık ki seninle evlenmem mümkün değil.<br />
Neccar Oğulları Kabîlesinin bu en yiğit en zengin ve en yakışıklı<br />
delikanlısı; hayretle sordu:<br />
- Niçin?<br />
- Çünkü sen müşriksin. Putlara tapıyorsun. Ebû Talhâ&#8217;nın hayreti arttı:<br />
- Putlarımız sana bir zarar mı verdiler? Diye sordu.<br />
Ümmü Süleym gâyet sâkin:<br />
- Onlar kimseye; ne zarar verebilir ne de fayda!..dedi ve devam etti:<br />
- Çünkü sen de biliyorsun ki; tahta putlarınızıaşağı mahalledeki<br />
marangoz köleleriniz yapmaktadır! Taş ve toprak putllarınızı da yukarı<br />
mahalledeki köleleriniz yaparlar.Ebû Talhâ gözlerini açmış evlenmek istediği kadını dinliyordu. O sözlerini şöyle tamamladı:<br />
- Taptığınız putları ateşe atsan yanar! Kayaya çarpsan dağılır toz<br />
olurlar! Senin gibi asîl bir efendinin işe yaramaz oyuncaklara<br />
secde etmesi yakışır mı? Biraz düşüneyim&#8230; Zekî Medîneli ne diyeceğini şaşırdı sâdece sordu:<br />
- Peki sen nelere inanıyorsun? Nasıl düşünüyorsun? Kadın cevap verdi:<br />
- Seni beni yeri göğü yaratan ve yaşatan ve öldüren Allah; birdir<br />
ve büyüktür. Muhammed aleyhisselâm O&#8217;nun kulu ve elçisidir.İşte benim inandığım budur.Zengin delikanlının aklı karıştı:<br />
- Biraz düşünmek istiyorum! diyebildi.Tek başına kaldığı zaman gerçekten uzun uzun düşündü. Sonra tekrar Ümmü Süleym&#8217;in yanına vardı. &#8211; Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh. diyerek Kelime-i Şahâdet getirdi.Müslümanlık şerefine erişti.<br />
Ebû Talhâ kelime-i şehâdet getirip Müslüman olunca O mü&#8217;mine hanım da:<br />
- Ey Ebû Talhâ! Şimdi seninle hiçbir karşılık istemeden; evlenmeyi kabul ediyorum dedi.Ümmü Süleym hakikaten sevinçliydi. Çünkü bir insanıhem de kocası olacak bir insanı; sapık fikirlerden kurtarmıştı.Ancak Müslüman olduktan sonra Ebû Talhâ hazretleri o iyi kalbli hanımla evlenebildi. Böylece dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmuş oldu.Bu sıralarda sevgili Peygamberimiz Allahın emriyle;Medîne&#8217;ye hicretettiler. Bu şerefe eren Medîne halkı gerekli herşeyi; Muhacîrlere göç edenlere te&#8217;mîn ediyordu.<br />
Lütfen kabul buyurun Hz. Ebû Talhâ ve muhterem hanımı daPeygamber<br />
Efendimizin huzurlarına vardılar.<br />
- Yâ Resûlallah. Biz de size şu küçük oğlumuzu armağan ediyoruz.<br />
Lûtfen kabul ve duâ buyurunuz. İnşâallah size hizmette kusur etmezdediler. Bu küçük oğlu Enes idi.Efendimizin memnun oldukları gözerinden anlaşılıyordu. Küçük Enes&#8217;ikendi terbiyelerine aldılar. Bir sâyede Ebû Talhâ&#8217;nın üvey oğlu büyük bir şerefe nâil oldu.<br />
Cenâb-ı Hak bir müddet sonra onlara yeni bir oğul verdi. Yeni bebek<br />
evlerine sevinç getirmişti. Çünkü artık Sevgili Peygamberimiz de sık sık<br />
onlara uğruyorlardı. Hatır soruyor cemâ&#8217;atle namaz kıldırıyorlardı.Ne yazık ki çocukcağız bir gün hastalandı.Az sonra da vefat etti. O sırada Hz. Ebû Talhâ evde yoktu. Ümmü Süleym evlâdını yıkadı kefenledi. Üstüne temiz bir bez örttü. Ev halkına:<br />
- Babası geldiği zaman siz bir şey söylemeyin diye tenbih etti.<br />
Akşamleyin Ebû Talhâ eve döndü. Her zamanki gibi yanında arkadaşları<br />
bulunuyordu. Selâm verdi ve sordu:<br />
- Oğlum nasıl? Hanımı:<br />
- O şimdi daha sâkin ve daha huzurlu bir hâlde bulunuyor dedi. Sonra<br />
efendisine ve misafirlere hazırladığı yemekleri ikrâm etti.Hayırdır inşâallah Hepsi âfiyetle yediler içtiler. Hiçbir şeyden haberleri olmadı.<br />
Misâfirler geç vakit gittiler. Ancak o zaman hanımı konuştu: &#8211; Ey Ebû Talhâ! Aşağı hurmalıktaki komşularımız emânet birşey almışlar.<br />
Bir müddet faydalanmışlar. Fakat sahibiemâneti geri isteyince itiraz<br />
etmişler.<br />
- Ne demişler?<br />
- Daha zamanı gelmedi! Ne çabuk istiyorsun gibi şeyler!<br />
- İnsafsızlık etmişler doğrusu!<br />
- Evet öyle. İnşâallah biz etmeyiz.<br />
- Hayırdır inşâallah! Birşey mi oldu?<br />
- Evet&#8230;<br />
- Ne oldu?<br />
- Cenâb-ı Hak da bizdeki emânetini geri istedi deyince kocası hemen anladı.<br />
- Oğlumuz öldü mü yoksa diye sordu:<br />
- Allah sana ömürler versin&#8230;<br />
Ebû Talhâ ilk oğlunun ölüm haberine rağmen sarsıldı.Fakat her şeye rağmen:<br />
- İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn &#8220;Biz hepimizAllahın kullarıyız ve<br />
ancak O&#8217;na dönücüleriz&#8230;&#8221; mânâsına gelen âyet-i kerîmeyi okudu.Hakkın emrine râzı olup sabretti&#8230;O günlerde Müslümanlar maddî sıkıntı<br />
çekiyorlardı.Hazret-i Ebû Talhâ hanımına:<br />
- Ey Ümmü Süleym! Evde yiyecek var mıdırdiye sordu. Hanımı da:<br />
- Evet. Ne yapacaksın dedi.<br />
- Resûlullah efendimizin mübârek seslerindezaîflik ve açlık hissediyorum. Gönderebilir miyiz? Hz. Ümmü Süleym derhal birkaç arpa ekmeğini beze<br />
sardı. Oğlu Hz.Enes&#8217;in koltuğuna verip yolladı.Evet yâ Resûlallah<br />
Sevgili Peygamberimiz Mescîddearkadaşlarıyla idiler. Ekmeklerle Hz.<br />
Enes&#8217;i görünce:- Seni Ebû Talhâ mı yolladı.<br />
- Evet efendimiz&#8230;<br />
- Koltuğunda ekmek mi var?<br />
- Evet yâ Resûlallah.<br />
Bunun üzerine sevgili Peygamberimizarkadaşlarına:<br />
Kalkın! Ebû Talhâ&#8217;nın evine gidiyoruz buyurdular.Bunu işiten Hz. Enes önlerinden koşturdu.Doğru eve gelip babasına meseleyi bildirdi. O da:<br />
- Yâ Ümme Süleym!.. Peygamber efendimiz bütün cemâatlarıyla birlikte<br />
yemeğe teşrîf ediyorlarmış. Şimdi ne yapacağız! Evdeki yemek hepsine<br />
yetecek mi diye telâşlandı.Hanımı gâyet sâkin:<br />
- Allahü teâlâ ve Peygamberi daha iyi bilirler. Sen telâşlanma cevabını<br />
verdi.Gerçekten o gün iki cihân sultânı ve bütün arkadaşları Ebû Talhâ hazretlerinin evinde doydular. Bu olay şüphesiz Hz.Resûlullahın mu&#8217;cizesi ve ev sahiplerinin tevekkülü sâyesinde gerçekleşti.Günler sür&#8217;atle geçip gidiyordu.<br />
Harp ve sulh anlarında Hz. Ebû Talhâ sevgili Peygamberimizden hiç ayrılmadı. En ufak işâretlerini bile yerine getirmek için canla-başla<br />
çabalıyordu.Başta büyük Bedir gâzâsı olmak üzere bütün savaşlarda herşeyini; Allahü teâlâ ve Resûlü uğruna fedâ etti. Bilhassa Huneyn gâzâsında hârikaydı.Yüz kişiden hayırlıdır O gün Peygamber efendimiz buyurdular ki:<br />
- Kim bir düşmanı öldürürse; düşmanın üzerinde nesi varsa O gâzîye âit olacaktır. Ganîmete dâhil edilmiyecektir.O savaşta Hz. Ebû Talhâ tek başına yirmiden fazla müşrik öldürdü. Üzerlerinde bulunan bütün eşyâları topladı. İçlerinden bir kılıç bile almadan hepsini Peygamber efendimizin<br />
önlerine bıraktı.O&#8217;nun tek isteği sâdece Allahü teâlânın ve Resûlullahın rızâları idi.Sevgili Peygamberimiz:<br />
- Asker içinde Ebû Talh&#8217;nın sesi 100 kişiden hayırlıdır<br />
buyurmuşlardır.Sevgili Peygamberimizin vefâtlarından sonraMedîne&#8217;de duramadı. Şam taraflarına gitti. Ancak Hz. Ömer&#8217;in son zamanlarında baba ocağına döndü.70 yaşlarında Hakkın rahmetine. Sevdiklerine kavuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokman (lukman)</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[LOKMAN (LUKMAN)
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.
Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LOKMAN (LUKMAN)</p>
<p>Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.</p>
<p>Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir övülmeye lâyık olandır. Lokman oğluna öğüt vererek. &#8220;Yavrum Allah&#8217;a eş koşma doğrusu eş koşmak büyük zulümdür&#8221; demişti &#8221; (Lokman 31/1213). Lokman&#8217;ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah Lokman&#8217;ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah&#8217;a eş koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah&#8217;a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman 31/1415). Lokman&#8217;ın öğütleri şöyle devam etmektedir: &#8220;Yavrum işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde göklerde veya yerde bulunsa da Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif&#8217;dir haberdar&#8217;dır. Yavrum namazı kıl iyiliği emret kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir&#8221; (Lokman 31/16-19).</p>
<p>Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulaşan kimseye gereken o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah&#8217;ın şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (İbrâhim 14/7). Lokman üç kere &#8220;yavrum&#8221; veya &#8220;oğlum&#8221; diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah&#8217;a eş ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu Allah&#8217;ın hakkını başkasına vermek kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çiğnemek başta Yüce Allah&#8217;ın ikram ettiği şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni âciz güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman ikinci &#8220;yavrum&#8221; hitabiyle başlayan öğüdünde Yüce Allah&#8217;ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah zerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl 99/7-8). Lokman yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini başına gelene sabretmesini insanlara böbürlenip kibirlenmemesini çalım satıp öğünmemesini yürümesinde konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir.</p>
<p>Lokman hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En&#8217;âm suresi&#8217;nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki&#8230;?&#8221; dediklerinde Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm şirk demektir. Lokman&#8217;ın oğluna nasihat ederken yavrum Allah&#8217;a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini işitmediniz mi?&#8221; cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercemesi IX 163). Lokman şöyle derdi: &#8220;Yavrum ilmi âlimlere karşı böbürlenmek sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!&#8221; (Ahmed b. Hanbel I190). Bu anlatım ve devamı başka bir rivayette şöyle yer almaktadır: &#8220;&#8230;Gınâ göstererek ve cehalete düşerek ilmi terketme! Yavrum meclisleri ihmal etme! Allah&#8217;ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder onlarla beraber sana da ulaşır. Allah&#8217;ı anmayan bir lopluluk gördüğünde onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına düçar kılar sana da onlarla beraber isabet eder&#8221; (Dârimî Mukaddime 34). Yine bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında şöyle denilmektedir: &#8220;Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi kalbleri hikmet nûruyla diriltir&#8221;(Muvatta İlim 1). Lokman hakkında başka bir hadis de şöyledir: &#8220;Hakim Lokman şöyle derdi: Şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur&#8221; (Ahmed b. Hanbel II 87).</p>
<p>Bu hadislerin meselâ zulüm hikmet ilim gibi konularda Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu görülmektedir.</p>
<p>Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. İbn İshak&#8217;a göre Lokman&#8217;ın nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kuşakda Hz İbrahim (a.s)&#8217;in babası Âzer&#8217;e ulaşır. Vâkıdî Lokman&#8217;ın İsrâiloğulları kadısı Eyle ve Medyen taraflarında yaşayan Eyle&#8217;de ölen bir kimse olduğunu zikreder. İkrime&#8217;ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim olduğunda âlimlerin ittifakı vardır (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi IX 163). Vehb b. Münebbih&#8217;e göre; Lokman İbn Bâûra Âzer neslindendir. Mukâtil&#8217;e göre ise Hz. Eyyub (a.s)&#8217;in kızkardeşinin veya teyzesinin oğlu idi. Uzun müddet yaşadı. Hz. Davud&#8217;a yetişti ve ondan ilim aldı. Sanat sahibi idi. Bir nebî olduğunu söyleyenler de oldu. İbn Rüşd Tehâfüt&#8217;ünde söylediği gibi her nebî hakîmdir fakat her hakim nebî değildir. Bakara sûresi&#8217;nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır lütfedilmiştir. Dolayısıyle o kimsenin ilmen amelen bunun şükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur&#8217;ân&#8217;da böyle söylenmiştir (Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur&#8217;an Dili IX 3842-3843).</p>
<p>Lokman İslâm&#8217;dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarında adı geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da belirtilmiştir (S.G.F. Brandon A Dictionary of Comparative Religion London 1970 s. 414).</p>
<p>Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları bu zata Lukmânü&#8217;l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni&#8217;nin &#8220;Kitâbül-Muammarîn&#8221; adlı eserinde Lokman Hızır&#8217;dan sonra uzun yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin hatta üç bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür. Lokman&#8217;a Nâbiga&#8217;nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün bunlar arasında Lokman Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası verildiğinde onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua etmek üzere Mekke&#8217;ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd&#8217;a itaatsizlikleri dolayısıyladır. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman&#8217;ın adı geçmez (Bernhard Heller İA. &#8220;Lokman &#8221; maddesi).</p>
<p>Lokman Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de yer aldıktan sonra Arapça darb-ı mesel ve hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldı. Sa&#8217;lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis&#8221;inde ondan bahsederken Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir. O Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid&#8217;in onun uzun dudaklı siyahî bir köle olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde insanlardan Sudan&#8217;dan çıkmış üç hayırlı kimse arasında Bilâl (Habeşli ?) Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın kölesi Mühecca&#8217; ve Lokman&#8217;a (Sudan&#8217;ın Mısır&#8217;a yakın Nubya tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O Lokman&#8217;ın Habeş&#8217;li bir marangoz bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da aktardıktan sonra âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında ittifak ettiklerini bu konuda İkrime&#8217;nin farklı görüşe sahip olduğunu (bazılarına göre Lokman&#8217;ın nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest bırakıldığı onun hikmeti seçtiğini) belirtmektedir. O ayrıca Lokman&#8217;ın nebî olmadığı; Allah&#8217;ın çok tefekkür iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun Allah&#8217;ı Allah&#8217;ın da onu sevdiği ona hikmet lütfettiğini açıklayan bir hadis de nakleder (Sa&#8217;lebi Arâisul-Mecâlis 312).</p>
<p>Sa&#8217;lebî Lokman&#8217;ın dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da ahirette de kaybedeceğini; malın sıhhat nimetin nefis temizliği gibi olmadığını; doğru söz emaneti yerine teslim ve boş yere konuşmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman oğluna şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Dünya derin bir denizdir. Çokları onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah&#8217;dan takvâ olsun. Bineğin Allah&#8217;a imanın ve yolun Allah&#8217;a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam. Yavrum insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vadolunduklarından korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al ona kapılma bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme yoksa insanlara yük olursun. Oruç tut bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma çünkü Allah&#8217;ın katında namaz oruçtan daha büyüktür&#8230; Yavrum! İyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde insanlara Allah&#8217;dan korkuyormuşsun gibi görünme. Yavrum âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme yoksa senden usanırlar. Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu basîreti azaltır ve aklı zayıflatır. Yavrum küçükken edepli olursan büyüdüğünde faydasını görürsün! Yavrum yolculuğa çıktığında onu çekip götürebileceğin bir yerde olmadıkça hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklaştığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını mest&#8217;ini sarığını elbiseni su kabını iğne ve ipliğini biz&#8217;ini (saraç iğnesi) al! Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaşlarınla Allah&#8217;a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster! Yavrum kanaatkâr görünmekten sakın zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret geceleri ise şüphe getirir. Yavrum kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun insanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçük yarın büyüğe dönüşür. Yavrum yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan dînini ifsat eder insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin konuştuğun zaman sözün dinlenmez söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz! Yavrum kötü huydan sıkıntı vermekten sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. İşini sev; sık sık karşılaştığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karşı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler kötüler de ondan uzaklaşır. Yavrum gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum dünya hayatı kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır. Yavrum iyiliği ehline yap ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o dünyada boşa gider ahirette de sevabından mahrum olursun. İktisatlı ol savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma israfa varacak şekilde de onu dağıtma! Yavrum hikmete sarıl ki onunla ikram göresin onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkının en üstünü Allah (c.c)&#8217;ın dinidir. Yavrum hasedçinin üç belirgin özelliği vardır: Gıyabında dostunu çekiştirir yanında olduğu zaman ona yaltaklanır o bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir&#8221; (Sa&#8217;lebî a.g.e. 313-315).</p>
<p>Lokman&#8217;la ilgili olarak sadece oğluna öğütler hikmetli sözler atasözleri (emsâl durub-ı emsâl) değil kıssalar da nakledildi. Bunlardan Lokman&#8217;ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o diğer kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini kandırmak istedikleri zaman hep beraber sıcak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar sonunda Lokman yalnız su kusarken diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya başlarlar. Bir gün efendisi gelen misafiri için Lokman&#8217;a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini görünce sebebini sorar. Lokman iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir şey olmadığı gibi kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa&#8217;lebî aynı yer).</p>
<p>Lokman&#8217;a bu kıssalar dolayısıyla Araplar&#8217;ın Ezop&#8217;u (Aesopos) denilmiş Avrupa&#8217;da Ezop&#8217;a atfedilen bir çok nükteler Lokman&#8217;a isnat olunmuştur. Batılı yazarlar Lokman&#8217;la ilgili kıssaların sonraki devirlerde Ezop&#8217;unkilerden kopya edildiğini ileri sürerler. Bu konuda karşılaştırmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman hakîm hatta peygamber bir kimse olarak tanınırken; sonraki devrede artık köle marangoz haline sokulduğunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam Ahikar Ezopla aynı görülmüştür. Bileam Kitab-ı Mukaddes&#8217;te geçer. Müfessirler seceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih şeklinde geçen bu zatın İbrani dilinde &#8220;bala&#8221; Arapça &#8220;Lakama&#8221; kökleri aynı yutmak anlamına geldiği için Kitab-ı Mukaddes&#8217;teki karşılığının Bileam olduğu kanaatine ulaşmışlardır (Bileam için bk. Sa&#8217;lebî 209 vd.). Lokman Bileam mıdır tartışmasında buna olumlu bakanlar yanında karşı çıkanlar; Lokman Kur&#8217;ân ve önceki gelenekte saygı duyulan; Bileâm Kitab-ı Mukaddes ve Aggada&#8217;da nefret edilen bir kimsedir demektedirler (bk. Belâm). Lokman&#8217;ı Roma&#8217;lı Ahikar veya Yunan&#8217;ın Ezop&#8217;una benzetenler onların sözlerinin veya onlarla ilgili anlatımların benzerliklerine dayanmaktadırlar (Bernhard-N.A. Stillman&#8221;Lokman&#8221; Encyclopedia of İslam Leiden 1978 IV 813).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İlyas (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ilyas-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ilyas-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 09:02:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bab]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[harun]]></category>
		<category><![CDATA[hepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibn abbas]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nuh]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rabbi]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[veda hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[yahya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İLYAS (a.s)
Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)&#8217;dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)&#8217;a dayandığı rivayet edilen bir İsrailoğulları Peygamberi.
Hz. Musa&#8217;dan sonra İsrailoğullarının çeşitli boyları. Şam civarına yerleşmiştir. Şam bölgesindeki &#8220;Bek&#8221; şehrine yerleşen ve zamanla Allah&#8217;a isyan ederek haddi aşan bir Benu İsrail kabilesine Hz. İlyas (a.s)&#8217;ın gönderildiği rivayet edilmektedir. İlyas (a.s) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. İLYAS (a.s)</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)&#8217;dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)&#8217;a dayandığı rivayet edilen bir İsrailoğulları Peygamberi.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;dan sonra İsrailoğullarının çeşitli boyları. Şam civarına yerleşmiştir. Şam bölgesindeki &#8220;Bek&#8221; şehrine yerleşen ve zamanla Allah&#8217;a isyan ederek haddi aşan bir Benu İsrail kabilesine Hz. İlyas (a.s)&#8217;ın gönderildiği rivayet edilmektedir. İlyas (a.s) Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de iki değişik sûrede anılmıştır. Bir yerde diğer Peygamberler ile birlikte ismi geçmiştir: &#8220;(İbrahim&#8217;e) Zekeriya Yahya İsa ve İlyas&#8217;ı da bağışladık. Hepsi salihlerdendi&#8221; (el-Enbiya 21/85). Diğer sûrede ise İlyas (a.s)&#8217;ın kıssası özetle anlatılmıştır. Musa ve Harun (a.s)&#8217;dan bahsedilmiş onların Allah&#8217;ın salih kulları olduğu anlatıldıktan sonra İlyas (a.s)&#8217;ın kıssasına geçilmiştir: &#8220;Muhakkak İlyas da peygamberlerdendi&#8221; (es-Sâffat 37/123). Bu ayet-i kerime İlyas (a.s)&#8217;ın etrafında Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından oluşturulmuş olan efsanevî kimliği aralamakta onun Allah&#8217;ın diğer Peygamberleri gibi bir peygamber olduğunu anlatmaktadır. Buhârî Kitâbu&#8217;l-Enbiyâ bölümünde İlyas (a.s) için bir bab açmış ve onun kıssasını anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmiştir. ibn Mes&#8217;ûd ve ibn Abbas&#8217;ın rivayetine göre Hz. ilyas ile idris (a.s) aynı şahıstır (Buhârî Enbiyâ 4). idris (a.s) da Nuh (a.s)&#8217;ın babasının dedesidir (Buhâri Enbiyâ 5).</p>
<p>İlyas (a.s) Peygamber olarak gönderildiği insanları dine davet etmiştir: &#8220;(Hz. İlyas) milletine: &#8220;Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan sizin de Rabbınız önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah&#8217;ı bırakıp da Ba&#8217;l putuna mı taparsınız?&#8221; demişti (es-Sâffât 37/124-126).</p>
<p>Ayet-i Kerime&#8217;de geçen &#8220;Ba&#8217;l&#8221; o kavmin tapındığı putun ismidir. Oturduğu şehirlerinin ismi &#8220;Bek&#8221; olan bu halkın tapındıkları puttan dolayı şehirlerinin isminin &#8220;Ba&#8217;lebek&#8221; olduğu rivayet edilmektedir.</p>
<p>Rivayete göre Hz. İlyas İsrailoğullarına Hızkil (a.s)&#8217;dan sonra gönderilmiştir. İnsanları Allah&#8217;a imana çağıran Hz. İlyas kavminin Ba&#8217;l putuna tapmamasını emretmiştir. O bölgenin kralı önce iman etmesine rağmen daha sonra irtidat ederek Hz. İlyas (a.s)&#8217;ı öldürmeye kalkmıştır. Hz. İlyas yedi sene kadar dağlarda bayırlarda dolaşmış insanları Tevrat&#8217;ın emirlerine davet etmiş iman etmemeleri üzerine o beldeye üç yıl hiç yağmur düşmemiştir. Daha sonra Hz. İlyas&#8217;ın duasıyla yağmur yağmasına rağmen yine İlyas (a.s)&#8217;a iman etmemişlerdir. Kendisinden sonraki Benûisrail Peygamberlerinden Kur&#8217;an&#8217;da ismi zikredilen Elyas&#8217;a (a.s)&#8217;ı Hz. İlyas yetiştirmiştir. Rivayete göre kavminin imansızlığına kızan İlyas (a.s) Allahu Teâlâ&#8217;dan kendisini gökyüzüne kaldırması için dua etmiş bunun üzerine belirlenen bir yerde yanında Elyas&#8217;a (a.s) da varken gökten gelen ateş gibi bir ata binip havalanmış nübüvvet simgesi olarak da aşağıda kalan Elyas&#8217;a hırkasını atmış ve semâya refedilmiştir.</p>
<p>Ancak şurası unutulmamalıdır ki bu rivayetler İsrailoğullarının Tevrat kökenli rivayetleridir. İşin doğrusunu en iyi Allah bilir (İbn Kesîr Tefsiru&#8217;l Kur&#8217;ani&#8217;l Azîm VII 31). Hz. İlyas (a.s)&#8217;ın Hızır (a.s) ile yılda bir kez buluştuğuna inanılır halk arasında bu buluşma Hızır İlyas (Hıdrellez*) şeklinde simgelenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ilyas-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İBRÂHİM (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ibrahim-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ibrahim-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:06:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[allahu]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[halil]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=277</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Allahu Teâlâ&#8217;nın &#8220;Halil&#8221; dost diye nitelediği ulu&#8217;l-azm mertebesinde olan peygamber.
Nuh (a.s)&#8217;un çocukları ve torunları önce Irak&#8217;a yerleşmiş ve Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı. Daha sonra burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini inşâ etmişlerdi. Babil&#8217;deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi Süryânî dilini konuşmakta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Allahu Teâlâ&#8217;nın &#8220;Halil&#8221; dost diye nitelediği ulu&#8217;l-azm mertebesinde olan peygamber.</p>
<p>Nuh (a.s)&#8217;un çocukları ve torunları önce Irak&#8217;a yerleşmiş ve Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı. Daha sonra burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini inşâ etmişlerdi. Babil&#8217;deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi Süryânî dilini konuşmakta olup Babil şehrini de başkent yapmışlardı. Ninova&#8217;da ortaya çıkan Asur devletinde ise başkent Ninova olup Babil&#8217;i hâkimiyetleri altına almıştı. Bir süre sonra Babil&#8217;de Keldânîler Asurluların hâkimiyetleri altında bulunan Nabt&#8217;ların ilim ve kültürüne sahip çıkmıştı.</p>
<p>Babilliler tek Allah&#8217;a inanmayıp putlara ve yıldızlara taparlardı. Putları ve yıldızları ruhların sembolü olarak kabul ederlerdi. Onların bu inancına &#8220;Sâbiîlik&#8221; denir. Sâbiîlik; ruhlara ve meleklere ibadet esasından başlar ve giderek yıldızlara aya güneşe ve sonunda bunlar adına yapılmış putlara tapmağa varırdı. Babil&#8217;de putların hem yapılıp hem de tapıldığı puthaneler vardı. Bundan dolayı devlet yönetiminde bir puthane bakanı bile bulunurdu. İşte Allah böyle inançtan yoksun ve medeniyetten uzak bir toplum olan Babil halkına İbrahim (a.s)&#8217;ı göndermişti. &#8220;İbrahim&#8221; kelimesinin manası &#8220;cemaat babası&#8221; demektir. Nitekim kendisinden sonra gelen peygamberle babası Hz. İbrahim&#8217;dir.</p>
<p>Cemaatının &#8220;Allah&#8217;ın dostu&#8221; anlamına gelen &#8220;Halîlullah&#8221; ünvanına sahip İbrahim (a.s) &#8220;Ulü&#8217;l-azm&#8221; denilen büyük peygamberlerden biridir. &#8220;Ulü&#8217;l-azm&#8221; gayesine erişen diğer peygamberler ise Nuh (a.s) Musa (a.s) İsa (a.s) ve Muhammed (a.s)&#8217;dir. Hz. İbrahim&#8217;in &#8220;halilullah&#8221; lakabını alması Allah&#8217;a olan sevgi ve bağlılığındandır. Bir rivayete göre Hz. İbrahim insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir şey istemediği için &#8220;halilullah&#8221; diye nitelendirilmiştir.</p>
<p>İbrahim (a.s)&#8217;ın nesebi hakkındaki rivâyetler muhteliftir. Ancak rivayetlerin hepsi Sâm b. Nûh&#8217;a vardığında ittifak etmiştir. Babasının ismi Tarih lakabı Âzerî&#8217;dir.</p>
<p>Hz. İbrahim&#8217;in ismi Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de yirmi beş sûrede altmış dokuz defa geçmiştir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Hz. İbrahim değişik isim ve sıfatlarla anılmış ve kendisinden övgüyle bahsedilmiştir. Kur&#8217;an&#8217;da da geçen sıfatlarının bazıları: Evvâh (çok ah eden) Halim Munib (Allah&#8217;a sığınan) Hanîf Kânit (Allah&#8217;a kulluk eden) Şâkir.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;de Hz. İbrahim (a.s)&#8217;ın faziletini anlatırken şöyle der: &#8220;Kıyâmet günü ilk elbise giydirilen kişi İbrahim&#8217;dir.&#8221; (Buhâr; Enbiyâ 8). &#8220;bir gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril ile Mikâil) geldi. Bunlarla beraber gittik nihayet uzun boylu birinin yanına vardık (Semaya doğru yücelen) boyunun uzunluğundan başını neredeyse göremeyecektim. O İbrahim (a.s) idi (Buhârî Enbiyâ 8).</p>
<p>İbrahim (a.s) Babil halkına uzun süre hak dini dünyayı âhireti hayatı ölümü ve yeniden dirilişi anlatmış en yakını olan babasına ise bu meseleyi inceden inceye izah etmişti. Ancak başta babası Âzer olmak üzere halk İbrahim (a.s)&#8217;a inanmayıp inkâr etmişti. İbrahim (a.s) babasının bu hareketine kızmamış ona darılmamıştı. Hatta onun için Allah&#8217;tan rahmet dileyerek babasına karşı şöyle dedi: &#8220;Sana selâm olsun! Senin için rabbımdan mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı lütufkârdır&#8221; (Meryem 19/47). Bundan sonra İbrahim (a.s) baba ocağını terkederek oradan ayrıldı.</p>
<p>Milletine putların hiçbir fayda sağlayamayacağını pek çok kere söyleyen ve ancak Yüce Allah&#8217;ı üstün niteliklere sahip olduğunu bildiren İbrahim (a.s) milletinin kendisine inanmadığını görünce hemen Nemrud&#8217;a gitti. Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de ismi geçmeyen ve o sıralar milletinin başında bulunan Nemrud sahip olduğu servet ve saltanatıyla kendini ilâh sanmaktaydı.</p>
<p>İbrahim (a.s) Nemrud&#8217;a Allah inancından bahsetti. Fakat o reddetti ve İbrahim (a.s) ile Rabbi hakkında münakaşaya girişti. İbrahim (a.s) Allah Teâlâ&#8217;nın hem dirilttiğini hem de öldürdüğünü söyleyince Nemrud kendisinin de bunu yapmağa gücü yettiğini ifade eder. Nemrud bunu ispat için iki adamı getirtmiş birini öldürmüş diğerini bırakmış; böylece öldürmeğe ve diriltmeğe kâdir olduğunu göstermişti. Bu defa İbrahim (a.s.): &#8220;Allah güneşi doğudan getiriyor sen de batıdan getirsene&#8221; (el-Bakara 2/258) deyince Nemrud şaşırıp kalmıştı.</p>
<p>Bir ara Allah inancını kabule yanaşmayan halk bir bayram günü âdetleri üzere puthaneye yemek getirmiş putlarının önüne koymuş daha sonra da eğlenme yerlerine gitmişti. İbrahim (a.s)&#8217;ı de götürmek istemişler ancak o rahatsız olduğu gerekçesiyle gitmemişti. Onlar eğlence yerlerine gidince puthaneye girip putların hepsini paramparça etmiş içlerinden sadece en büyüğünü ona baş vursunlar diye sağlam bırakmıştı.</p>
<p>Bayram eğlenceleri biten halk yine âdetleri üzere yemeklerini almak için puthaneye gelmiş ancak puthaneyi harabeye dönmüş bir durumda görünce putları bu hale getirenin İbrahim (a.s.) olabileceğini düşünmüşler İbrahim (a.s)&#8217;i çağırıp şu şekilde sorguya çekmişlerdir: &#8220;Ey İbrahim! Tanrılarımıza bu hareketi sen mi yaptın?&#8221; Hz. İbrahim bu soruya &#8220;Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa onlara sorun!&#8221; şeklinde cevap verdi (el-Enbiyâ 21/62-63). Halk putların cansız ve konuşamaz olduklarını itiraf edince İbrahim (a.s) tevhid inancını haykırırcasına şöyle dedi: &#8220;O halde Allah&#8217;ı bırakıp da size hiç bir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de Allah&#8217;ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?&#8221; (el-Enbiyâ 21/66-67).</p>
<p>İbrahim (a.s)&#8217;ın bu savunması sapıklar tarafından onun suçlu duruma düşmesine yetmişti. Sapıkların lideri Nemrud İbrahim (a.s)&#8217;ın öldürülerek veya yakılarak cezalandırılmasını teklif etmiş ve nihayet ateşte yakılmasına karar verilmişti. Hazırlanan ateşin alevi en şiddetli ve hararetli duruma geldiğinde İbrahim (a.s)&#8217;ı mancınıkla fırlatıp ateşe attılar. Ancak ateşin ve her şeyin sahibi olan Allah ateşe şöyle emir verdi: &#8220;Ey ateş! İbrahim&#8217;e karşı serin ve zararsız ol!&#8221; (el-Enbiyâ 21/69). Böylece İbrahim (a.s) ateşten kurtulmuş oldu. O sırada İbrahim (a.s)&#8217;a inanan tek bir kişi vardı; o da Lut (a.s) idi.</p>
<p>Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;İbrahim aleyhi&#8217;s-salâtü ve&#8217;s Selâm yalnız üç defa (te&#8217;vil ile başka bir manaya çevirerek) yalan söylemiştir. Bunların ikisi Aziz ve Celil olan Allah&#8217;ın zâtı ve rızası için: Birisi (putperestlere) &#8220;ben hastayım&#8221; demesi öbürüsü de &#8220;Belki putların şu büyüğü bu işi işlemiştir&#8221; demesi. Resulullah üçüncüsü için de şöyle demiştir: &#8220;İbrahim günün birinde zevcesi Sâre ile birlikte azılı bir zalime uğramıştı&#8221; (Buhârî Enbiya 8).</p>
<p>Hadisenin devamı şöyle anlatılmıştır. Hz. İbrahim amcasının kızı olan hanımı Hz. Sâre ile birlikte Mısır tarafına seyahat ederken &#8220;Erdün&#8221; kasabasına gelmişler; şehrin kralı ile aralarında ilginç bir hadise geçmiştir. Ebu Hureyre Peygamber (s.a.s)&#8217;den rivayet etmiştir. Hz. Peygamber şöyle anlatmıştır: &#8220;İbrahim (a.s) hanımı Sâre ile birlikte bir şehre gelmişlerdi. O şehirde bir kral veya zâlim bir idareci vardı. Bu zâlime &#8220;İbrahim yanında çok güzel bir kadınla şehre girdi&#8221; diye haber gönderdiler. Kral &#8220;ey İbrahim! yanındaki kadın neyin kimindir?&#8221; diye sordurdu. İbrahim (a.s) (din) kardeşimdir&#8221; dedi. Sonra Sâre&#8217;ye gelip &#8220;sakın beni yalancı çıkarma ben bunlara seni kız kardeşimdir dedim. Allah&#8217;a yemin ederim ki yeryüzünde benden senden başka iman eden hiç kimse yoktur&#8221; buyurdu. Sâre kralın yanına gelince kral (ona kötülük yapmaya) teşebbüs etti. Hz. Sâre kalktı abdest aldı namaza durdu. Sonra şöyle dua etti: &#8220;Yâ Rab! Ben sana ve senin peygamberine iman ettimse ben kadınlığımı zevcimden başkasına karşı koruduysam (ki şu ana kadar böyleydim) benim üzerime şu kâfiri musallat etme&#8221;. Kralın nefesi boğuldu; ayağıyla yere vurarak çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre &#8220;Allahım şayet bu adam ölürse bunu bu kadın öldürdü denilir&#8221; diye dua etti. Bunun üzerine adam rahatladı&#8221;. Bu hadise üç defa tekrarlandı. &#8220;Bunun üzerine melik etrafındakilere&#8221; siz bana şeytan göndermişsiniz Bu kadını İbrahim (a.s)&#8217;e gönderiniz. Hâcer&#8217;i de Sâre&#8217;ye veriniz&#8221; dedi. Bunun üzerine Sâre Hz. İbrahim&#8217;in yanına gelerek ona (olayı anlattı) ve &#8220;Anladın mı! Allah kâfiri zelil etti; bana bir cariyeyi de hizmetçi verdi&#8221; dedi (Buhârî Buyû 100; Hibe 36).</p>
<p>İbrahim (a.s) o ülkeden ayrıldıktan sonra pek çok yer gezdi. Sonunda Şam&#8217;da karar kıldı. Orada kendisine inananlar günden güne arttı. İbrahim (a.s)&#8217;e inanların oluşturduğu kitleye &#8220;İbrahim milleti&#8221; adı verildi.</p>
<p>İbrahim (a.s) Babil&#8217;den ayrılacağı zaman babası için Allahu Teâlâ&#8217;dan bağışlanma dileyeceğini hatırlamış ve babasının affı için Allah&#8217;a şöyle yalvarmıştı: &#8220;Babamı da bağışla! Çünkü o sapıklardandır&#8221; (eş-Şuârâ 26/86). Babası da olsa kâfirler için dua edilmeyeceğini bilen İbrahim (a.s) bunu memleketinden ayrılırken verdiği sözden dolayı yapmıştı. İbrahim (a.s)&#8217;ın duası kabul edilmedi ve ayeti kerimede bu durum şöyle ortaya kondu: &#8220;Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba bile olsalar puta tapanlar için mağfiret dilemek peygamberlere ve mü&#8217;minlere yaraşmaz&#8221; (et-Tevbe 9/113).</p>
<p>İbrahim (a.s)&#8217;in bundan sonraki yaşantısı Lut (a.s) İsmail (a.s) ve İshak (a.s) ile birlikte geçti. Bunlar hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyurur: &#8220;Onları buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara iyi işler yapmayı namaz kılmayı zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdi&#8221; (el-Enbiyâ 21/73).</p>
<p>Allah Teâla İbrahim (a.s)&#8217;a on sayfalık bir kitap da vermiştir. Uzunca bir süre yaşadıktan sonra ömrünün sonlarına doğru Mısır&#8217;a gitti. İbrahim (a.s) vefat ettiğinde -kuvvetli rivayetlere göre- Kudüs yakınlarında Halilü&#8217;r-rahman denilen yerde defnedildi.</p>
<p>Hanîflik: İbrahim (a.s)&#8217;in dinin temeli tevhide (Allah&#8217;ın birliğine) dayanıyordu. Ancak zamanla bu inanç unutulmuş ve putperestlik Araplar arasında tamamen yayılmıştı. Buna rağmen birkaç kişide tevhit akîdesinin izleri görülüyordu. Bunlara &#8220;Hanif&#8221; denirdi.</p>
<p>Hanîf batıldan uzak Hakk&#8217;a yönelen ve tevhit inancı üzere bir Allah&#8217;ı tasdik eden kişi demektir. Kur&#8217;an-ı Kerim de &#8220;hanîf&#8221; kelimesi birkaç yerde geçer. &#8220;Hanif&#8221; kelimesi daha çok Hz. İbrahim için Allah&#8217;a saf ve temiz bir şekilde ibadet eden bir kul anlamında kullanılmıştır.</p>
<p>Haniflikle ilgili ayetlerde şu ifadeler bulunur: &#8220;Ve hanif olarak yüzünü dine doğrult ve sakın Allah&#8217;a ortak koşanlardan olma!&#8221; (Yunus 10/105) &#8220;Sonra da biz Hanîf olan müşriklerden olmayan İbrahim&#8217;in dinine uy diye sana vahyettik&#8221; (en-Nahl 16/123).</p>
<p>İslâm&#8217;dan önce Arap toplumunda; Varaka b. Nevfel Abdullah b. Cahş Osman b. Hüveyris Zeyd b. Amr Kuss b. Sâide gibi kişiler hanifler arasında bulunuyordu. Bunlar; cansız dilsiz hiçbir şeye güçleri yetmeyen putların önünde eğilmeyi onlara yalvarmayı çirkin sayan kişilerdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ibrahim-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Kitaplarda Peygamberimiz(Hz.Muhammed)</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[dini]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti]]></category>
		<category><![CDATA[hindu]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[kanunlar]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[Medineye]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammede]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmete]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?
Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?</p>
<p>Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen “zuhurul-evvelin”, yani “eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüştler veya Brahmanların bazı kitaplarına (kesin olmasa bile) işaret eder denilebilir.</p>
<p>Eski İran mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, desatir ve zend-avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir No. 14 de, İslam dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin ((asm.) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu: “İranlıların ahlak seviyesi düştüğünde, Arabistanda bir nur doğacaktır. Takipçileri onun tahtını, dinini ve her şeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kabeye işaret ediyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. hâlk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri, İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İranın pek çok akıllı adamı, onun takipçilerine katılacaktır.”</p>
<p>Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıldığı gibi, asırlar sonra doğacak İslam güneşi ve onun yüce peygamberi, son derece net bir şekilde tarif edilmiştir. Ve bu peygamberin ( a.s.m), “ziyadesiyle övülmüş”, “Ahmet” ve “alemlere rahmet” unvanlarıyla, putları kaldıracak birinin olduğu yazılıdır.</p>
<p>Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13 ün 129. Bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan zattan, “herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, rahmeten-lil-alemin (alemlere rahmet olan) şeklindedir.</p>
<p>Hind mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (asm.) şöyle bahsedilmektedir: “Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (yabancı dil konuşan veya yabancı bir ülkenin mensubu) olan ruhi bir terbiyeci gelecek ve ismi Muhammed olacaktır. Onun gelişinden sonra raja, pencap ve ganj nehirlerinde yıkanır&#8230; Ona der ey sen! Beşeriyetin iftiharı, arap ülkesinin sakini, şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın.” (Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Kuran-ı Kerim Tefsiri)</p>
<p>Yukarıdaki ifadede Efendimizin (asm.) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “beşeriyetin iftiharı” kelimeleri ise, peygamberimizin (fahr-i âlem) şeklindeki ismiyle aynı manadadır.</p>
<p>Buda (gautama buddha) kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “matteya”, sanskritçede “maitreya”, burmacada ise “armidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Budanın çok önceden vermiş olduğu bu haberde geçen isimlerin manası da, ”rahmet” demektir. Bilindiği gibi peygamberimiz için, Kurandaki 21. Surenin 107. Ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır.</p>
<p>Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer: “Buda şöyle dedi. Ben dünyaya gelen ilk buda (yol gösterici) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir&#8230; Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: o, maitreya (rahmet) olarak bilinecek.”</p>
<p>Pali ve sanskrit yazılı metinlerinde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “yüce aydınlatıcı” sonuncusu ise “inayetli” manasına gelir ki, bunlardan her ikisi de peygamberimizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edilecek olursa, başka kutsi metinlerde geçen efendimizin has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, maha ve metta kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir.</p>
<p>Araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme Hüseyin-i Cisriye aittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve anne ile babası ehl-i beytten olan bu Suriyeli alim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizle (s.a.v.) Alakalı 114 işaret çıkartmış ve bunları Türkçeye de çevrilen Risale-i Hamidiyyesinde neşretmiştir.</p>
<p>Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevratta bile, peygamberimize (asm.) ait şu işaretler vardır: “O, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.” (İşaya xxı, 7)</p>
<p>Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa dır (a.s.). Çünkü İsa peygamber, Kudüse bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, peygamber efendimize (s.a.v.) İşaret edildiği açıktır. Efendimiz Medineye girişte devesinin üstündeydi.</p>
<p>Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde faraklit veya paraklit (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.</p>
<p>Hazreti Şuaybın suhufunda, efendimizin ismi müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed” dir. Tevrat ta geçen münhemenna isminin karşılığı da, yine Muhammeddir. (bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, efendimizin (s.a.v.) İsmi, Tevratta çoklukla “ahyed”, İncilde ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir.</p>
<p>Konumuzu, bir hadis-i şerifle noktalıyoruz. “Benim ismim Kuranda Muhammed, İncilde Ahmet, Tevratta ise Ahyeddir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimize Olan Ihtiyacın Nedenleri</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimize-olan-ihtiyacin-nedenleri-2.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimize-olan-ihtiyacin-nedenleri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[beyan]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[habib]]></category>
		<category><![CDATA[imam]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[salât]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=203</guid>
		<description><![CDATA[Evet, şöyle müzeyyen bir kâinatın öyle mukaddes bir Sâniine böyle bir resul i Ekrem, ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. Çünkü nasıl güneş ziya vermeksizin mümkün değildir. Öyle de, Ulûhiyet de peygamberleri göndermekle kendini göstermeksizin mümkün değildir.
Hem hiç mümkün olur mu ki, nihayet kemâlde olan bir cemâl, gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evet, şöyle müzeyyen bir kâinatın öyle mukaddes bir Sâniine böyle bir resul i Ekrem, ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. Çünkü nasıl güneş ziya vermeksizin mümkün değildir. Öyle de, Ulûhiyet de peygamberleri göndermekle kendini göstermeksizin mümkün değildir.</p>
<p>Hem hiç mümkün olur mu ki, nihayet kemâlde olan bir cemâl, gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin?</p>
<p>Hem mümkün olur mu ki, gayet cemâlde bir kemâl-i san’at, onun üzerine enzar-ı dikkati celb eden bir dellâl vasıtasıyla teşhir istemesin?</p>
<p>Hem hiç mümkün olur mu ki, bir rububiyet-i âmmenin saltanat-ı külliyesi, kesret ve cüz’iyat tabakatında vahdâniyet ve samedâniyetini, zülcenâheyn bir meb’us vasıtasıyla ilânını istemesin? Yani, o zât, ubûdiyet-i külliye cihetiyle kesret tabakatının dergâh-ı İlâhîye elçisi olduğu gibi, kurbiyet ve risalet cihetiyle dergâh-ı İlâhînin kesret tabakatına memurudur.</p>
<p>Hem hiç mümkün olur mu ki, nihayet derecede bir hüsn-ü zâtî sahibi, cemâlinin mehasinini ve hüsnünün letaifini âyinelerde görmek ve göstermek istemesin? Yani, bir habib resul vasıtasıyla-ki hem habibdir, ubûdiyetiyle kendini Ona sevdirir, âyinedarlık eder; hem resuldür, Onu mahlûkatına sevdirir, cemâl-i esmâsını gösterir.</p>
<p>Hem hiç mümkün olur mu ki, acip mucizelerle, garip ve kıymettar şeylerle dolu hazineler sahibi, sarraf bir tarif edici ve vassaf bir teşhir edici vasıtasıyla enzar-ı halka arz ve başlarında izhar etmekle, gizli kemâlâtını beyan etmek irade etmesin ve istemesin?</p>
<p>Hem mümkün olur mu ki, bu kâinatı bütün esmâsının kemâlâtını ifade eden masnuatla tezyin ederek seyir için garip ve ince san’atlarla süslenilmiş bir saraya benzetsin de, rehber bir muallim tayin etmesin?</p>
<p>Hem hiç mümkün olur mu ki, bu kâinatın Sahibi, şu kâinatın tahavvülâtındaki maksat ve gaye ne olacağını müş’ir tılsım-ı muğlâkını, hem mevcudatın “Nereden? Nereye? Necisin?” üç sual-i müşkülün muammasını bir elçi vasıtasıyla açtırmasın?<br />
Hem hiç mümkün olur mu ki, bu güzel masnuat ile kendini zîşuura tanıttıran ve kıymetli nimetler ile kendini sevdiren Sâni-i Zülcelâl, onun mukabilinde zîşuurdan marziyatı ve arzuları ne olduğunu bir elçi vasıtasıyla bildirmesin?</p>
<p>Hem hiç mümkün olur mu ki, nev-i insanı şuurca kesrete müptelâ, istidatça ubûdiyet-i külliyeye müheyya suretinde yaratıp, muallim bir rehber vasıtasıyla onları kesretten vahdete yüzlerini çevirmek istemesin?</p>
<p>Daha bunlar gibi çok vezaif-i nübüvvet var ki, herbiri bir burhan-ı kat’îdir ki, Ulûhiyet risaletsiz olamaz.</p>
<p>Şimdi, acaba âlemde Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmdan beyan olunan evsâf ve vezaife daha ehil ve daha cami’ kim zuhur etmiş? Ve rütbe-i risalete ve vazife-i tebliğe ondan daha elyak, daha evfak hiç zaman göstermiş midir?</p>
<p>Hayır, asla ve kat’a! Belki o, bütün resullerin seyyididir, bütün enbiyanın imamıdır, bütün asfiyanın serveridir, bütün mukarrebînin akrebidir, bütün mahlûkatın ekmelidir, bütün mürşidlerin sultanıdır.</p>
<p>Evet, ehl-i tahkikatın ittifakıyla, şakk-ı kamer ve parmaklarından su akması gibi bine bâliğ mucizâtından, had ve hesaba gelmez delâil-i nübüvvetinden başka, Kur’ân-ı Azîmüşşan gibi bir bahr-i hakaik ve kırk vech ile mucize olan mucize-i kübrâ, güneş gibi risaletini göstermeye kâfidir. Başka risalelerde ve bilhassa Yirmi Beşinci Sözde Kur’ân’ın kırka karib vücuh-u i’câzından bahsettiğimizden, burada kısa kesiyoruz.</p>
<p><em>Onuncu Söz, Mukaddeme, 2. İşaret</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimize-olan-ihtiyacin-nedenleri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necâşi&#8217;nin Peygamber Efendimize Gönderdiği Mektup</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/necasinin-peygamber-efendimize-gonderdigi-mektup-2.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/necasinin-peygamber-efendimize-gonderdigi-mektup-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beni]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[selam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla!
Allah’ın Rasûlü Muhammed’e Necâşî Eshâm b. Ebcer’den. Ey Allah’ın Peygamberi! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Allah’tan başka ilah yoktur. O Allah ki beni İslâm’a hidayet etmiştir. Ey Allah’ın Rasûlü! İsa ile ilgili sözlerini içeren mektubun bana erişti. Göklerin ve yerin Rabbi’ne and içerim ki İsa senin söylediğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla!</em></p>
<p>Allah’ın Rasûlü Muhammed’e Necâşî Eshâm b. Ebcer’den. Ey Allah’ın Peygamberi! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Allah’tan başka ilah yoktur. O Allah ki beni İslâm’a hidayet etmiştir. Ey Allah’ın Rasûlü! İsa ile ilgili sözlerini içeren mektubun bana erişti. Göklerin ve yerin Rabbi’ne and içerim ki İsa senin söylediğin gibidir, fazlası değildir. Biz senin bize gönderdiğini tanıdık. Onları, amcanın oğlunu ve arkadaşlarını misafir ettik. Şehâdet ederim ki sen Allah’ın Rasûlü’sün, doğrusun ve Allah tarafından da tasdik edilmişsindir. Sana ve amcanın oğluna biat ettim ve onun eliyle âlemlerin Rabb’ine teslim oldum. Ey Allah’ın Rasûlü! Sana Erîha b. Esham b. Ebcer’i (yani oğlumu) gönderiyorum. Ben ancak kendi nefsime mâliğim. Sana gelmemi istersen ey Allah’ın Rasûlü, gelirim. Şehâdet ederim ki senin söylediklerin haktır” (159).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/necasinin-peygamber-efendimize-gonderdigi-mektup-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

