<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; ilahiler</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/ilahiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hazret-i Ebu Bekir&#8217;in Üç Vasfı</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hazret-i-ebu-bekirin-uc-vasfi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hazret-i-ebu-bekirin-uc-vasfi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:52:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[bekir]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrail]]></category>
		<category><![CDATA[faziletlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[Hazret-i]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[nuh]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sevab]]></category>
		<category><![CDATA[yavrum]]></category>
		<category><![CDATA[zengindi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=345</guid>
		<description><![CDATA[Hazret-i Ebu Bekir n üç vasfı
Bir gün Peygamber efendimiz buyurdu ki; (Ya Cebrail Ömer’in faziletlerinden anlat.) O da dedi ki: Nuh aleyhisselamın peygamberlik süresi kadar yani 950 yıl Ömer’in faziletlerinden bahsetsem bitiremem; fakat onun bütün iyilikleri Ebu Bekrin bir iyiliği etmez.
Bir kimsenin yaptığı iyiliğin sevabı öğretene iki misliyle ona öğretene de onun iki misliyle verilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hazret-i Ebu Bekir n üç vasfı<br />
Bir gün Peygamber efendimiz buyurdu ki; (Ya Cebrail Ömer’in faziletlerinden anlat.) O da dedi ki: Nuh aleyhisselamın peygamberlik süresi kadar yani 950 yıl Ömer’in faziletlerinden bahsetsem bitiremem; fakat onun bütün iyilikleri Ebu Bekrin bir iyiliği etmez.</p>
<p>Bir kimsenin yaptığı iyiliğin sevabı öğretene iki misliyle ona öğretene de onun iki misliyle verilir. Sevapların katlanması geometrik dizi gibi artar. Ve bütün ümmetin bütün iyiliklerinin sevapları en sonunda Ebu Bekri Sıddık radıyallahü anh’da toplanır. Ondan da katlayarak Muhammed aleyhisselama gider.</p>
<p>İşte hazret-i Ebu Bekrin bu dereceye gelmesinde onun üç vasfı vardı:</p>
<p>1) Malının hepsini verdi. Kendi çok zengindi sonunda üstünde sadece gömlek kaldı hepsini verdi. Peygamber efendimiz (Hiç kimsenin malı Ebu Bekrin ki gibi faydalı olmadı) buyurdu.</p>
<p>2) Canını feda etti. Bir gün müşrikler Peygamber efendimize saldırdılar. O da araya girdi kurtarmak için. Öyle bir dövdüler ki kemikleri kırıldı öldü diye bırakıp bir çuvala koyup evine götürdüler. 3 gün kendine gelmedi. Üçüncü günün sonunda gözlerine açtı annesi hemen yavrum diye koştu. Bir yudum ağzına su vermek istedi. O zaman buyurdu ki Muhammed aleyhisselam nerede onun durumu nasıl ben onun iyilik haberini almadıkça ağzıma hiçbir şey sürmem dedi.</p>
<p>3) On katrilyonda bir kalbinde küçücük bir (acaba) yoktu. Tam iman. Tam tasdik. Mesela Mirac hadisesi. Müşrikler bu iş bitti diye sevinerek geldiklerinde senin efendin bir anda Kudüs’e oradan göklere gitmiş dediler. O söylüyorsa doğrudur inandım diyerek müşrikleri şaşkına çevirdi ve Müslümanların imanlarında sebat etmelerine vesile oldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hazret-i-ebu-bekirin-uc-vasfi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört Halîfenin Birbirinden Yükseklikleri</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:51:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[halîfe]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Sonra]]></category>
		<category><![CDATA[tuba]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=343</guid>
		<description><![CDATA[Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri
Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri hilâfetleri sırası iledir. Çünki doğru yolda olan âlimlerin hepsi diyor ki (Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sonra insanların en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleridir. Ondan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” hazretleridir).
Efdâl olmak ya’nî üstünlük bu fakîre göre(İmam-ı Rabbani hazretleri) fazîleti meziyyeti iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce îmâna gelmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri</p>
<p>Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri hilâfetleri sırası iledir. Çünki doğru yolda olan âlimlerin hepsi diyor ki (Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sonra insanların en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleridir. Ondan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” hazretleridir).</p>
<p>Efdâl olmak ya’nî üstünlük bu fakîre göre(İmam-ı Rabbani hazretleri) fazîleti meziyyeti iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce îmâna gelmek din için herkesden çok mal vermek ve cânını tehlükelere atmakdır. Ya’nî dinde sonra gelenlere üstâd olmakdır. Sonra gelenler herşeyi öncekilerden öğrenir. Bu üç şartın hepsi Sıddîk “radıyallahü anh” hazretlerinde toplanmışdır.</p>
<p>Herkesden önce îmâna gelmiş malını ve cânını din için fedâ etmişdir. Bu ni’met bu ümmetde ondan başkasına nasîb olmamışdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtına yakın buyurdu ki (Bana malını cânını Ebû Bekr kadar çok fedâ eden başkası yokdur. Eğer dost edinseydim elbette Ebû Bekri dost edinirdim).</p>
<p>Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki (Allahü teâlâ beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebû Bekr inandı. Bana malı ile cânı ile yardım etdi. Onu hiç incitmeyin ve Ona hurmet ve ta’zîm edin!).</p>
<p>Bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: (Benden sonra Peygamber gelmiyecekdir. Eğer gelseydi elbette Ömer Peygamber olurdu). Emîr [Alî] “radıyallahü anh” buyurdu ki (Ebû Bekr ile Ömerden her biri bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan iftirâcıdır. İftirâ edenler dövüldüğü gibi onu döverim). (Mektubat-ı Rabbani 3. Cild 17. mektub)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namaz Sevdalısı Birkaç Yürek</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/namaz-sevdalisi-birkac-yurek.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/namaz-sevdalisi-birkac-yurek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[imam]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nak]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[tekbir]]></category>
		<category><![CDATA[Ubeyde]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=341</guid>
		<description><![CDATA[Sahabe efendilerimiz ibadete özellikle de namaza asla doymuyorlardı. Onların rahlesine oturmuş Hak erleri de birer namaz kahramanı olarak yetişiyorlardı.
Mesela Atâ ibn-i Ebî Rebâh (radiyallahü anh) yaşlandığı zayıfladığı ve tâkatsiz düştüğü günlerde bile bir rek&#8217;atta Bakara Sûresinden yüz ayet okuyordu. Namazdaki konsantrasyonu ona bedenindeki yorgunluğu hiç hissettirmiyordu. Müslim b. el-Ferâhidî tebe-i tabiînin büyük imamlarından Şu&#8217;be b. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sahabe efendilerimiz ibadete özellikle de namaza asla doymuyorlardı. Onların rahlesine oturmuş Hak erleri de birer namaz kahramanı olarak yetişiyorlardı.</p>
<p>Mesela Atâ ibn-i Ebî Rebâh (radiyallahü anh) yaşlandığı zayıfladığı ve tâkatsiz düştüğü günlerde bile bir rek&#8217;atta Bakara Sûresinden yüz ayet okuyordu. Namazdaki konsantrasyonu ona bedenindeki yorgunluğu hiç hissettirmiyordu. Müslim b. el-Ferâhidî tebe-i tabiînin büyük imamlarından Şu&#8217;be b. Haccac (radiyallahü anh) hakkında şunu ifade ediyor: &#8220;Ne zaman Şu&#8217;be&#8217;nin yanına girdiysem -kerahet vakitleri dışında- onu hep namaz kılıyorken gördüm.&#8221; Ebû Katan da şu ilavede bulunuyor: &#8220;Şu&#8217;be&#8217;nin rükûda beklediği süreye şahit olsaydınız &#8216;herhalde secdeye gitmeyi unuttu&#8217; derdiniz; onu iki secde arasında otururken izleseydiniz bu defa da &#8216;galiba ikinci secdeyi unuttu&#8217; diye düşünürdünüz.&#8221;</p>
<p>İşte bu namaz sevdalılarının yaşadığı zaman diliminde günde yüz rek&#8217;at namaz kılmak adeta sıradan bir iş gibiydi. Onlar o kadar çok namaz kılıyorlardı ki çoğunun ötelere yolculuğu bile seccadede başlıyordu; meselâ tabiîn neslinden Ebû Ubeyde el-Basrî vefat ettiğinde kıyamdaydı ve namaz kılıyordu.</p>
<p>O dönemde otuz-kırk sene yatsının abdestiyle sabah namazını eda eden Vehb b. Münebbih Tâvus b. Keysân Saîd b. Müseyyeb ve İmam-ı A&#8217;zam gibi Hak dostlarının sayısı hiç de az değildi.</p>
<p>Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri otuz sene cemâatle namazı ve hatta ilk tekbiri hiç kaçırmamıştı. Kalbine biraz da olsa dünyâ düşüncesinin dolduğunu ve namazın hakikatini duyamadığını hissetse o namazı tekrar kılardı. Her gün dört yüz rek&#8217;at nafile kılmayı adet edinmişti. Otuz yıl boyunca yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibâdetle meşgûl olmuştu. Muhadramûn&#8217;dan (Allah(c.c.) Rasûlü&#8217;nün çağına yetişmesine rağmen O&#8217;nu göremeyenlerden) Ebû Osman en-Nehdî de akşam ile yatsı arasında yüz rek&#8217;at namaz kılardı.</p>
<p>Bişr b. el-Mufaddal ve Bişr b. Mansur gibi gönül âleminin sultanları da her gün dört-beş yüz rek&#8217;at nafile kılanlar arasındaydı. Dahası onca dünyevî ve idarî işle meşgul olması gereken Abbasi Devleti&#8217;nin seçkin halifelerinden Harun Reşid&#8217;in de hilafet süresi dahil ölene kadar her gün yüz rek&#8217;at namaz kıldığı nakledilmektedir ki bu o devirlerde ruhları saran ibadet iştiyakını göstermesi açısından önemli ve çok güzel bir misaldir.</p>
<p>Aslında tabakâta (Hak dostlarını derecelerine göre sıralayıp hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplara) bakılsa bu konuda daha pek çok örnek bulmak mümkün olacak ve selef-i salihîn arasında günde yüzlerce rek&#8217;at namaz kılanların sayısının hiç de az olmadığı açıkça görülecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/namaz-sevdalisi-birkac-yurek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokman (lukman)</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[LOKMAN (LUKMAN)
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.
Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LOKMAN (LUKMAN)</p>
<p>Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman 31/1213). Kelime aynı zamanda Mekkî bir surenin adıdır. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman&#8217;ı Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e sormalarıdır.</p>
<p>Lokman&#8217;ın adı geçen iki ayetin meâli şöyledir: &#8220;Andolsun Biz Lokman&#8217;a Allah&#8217;a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise bilsin ki Allah her şeyden müstağnîdir övülmeye lâyık olandır. Lokman oğluna öğüt vererek. &#8220;Yavrum Allah&#8217;a eş koşma doğrusu eş koşmak büyük zulümdür&#8221; demişti &#8221; (Lokman 31/1213). Lokman&#8217;ın adı içinde geçmese de onun oğluna öğütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah Lokman&#8217;ın öğüdündeki eş koşmayı(şirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana şükür ana-babaya teşekkür etmesini bilmekle beraber; eğer ana-baba Allah&#8217;a eş koşmak üzere çocuğunu körü körüne zorlarlarsa o çocuğun onlara itaat etmemesi dünya işlerinde onlarla güzelce geçinip Allah&#8217;a yönelen kimselerin yoluna uyması gerektiğini bildirmektedir (Lokman 31/1415). Lokman&#8217;ın öğütleri şöyle devam etmektedir: &#8220;Yavrum işlediğin şey bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde göklerde veya yerde bulunsa da Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Lâtif&#8217;dir haberdar&#8217;dır. Yavrum namazı kıl iyiliği emret kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah kendini beğenip böbürlenen kimseyi hiç şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol sesini de kıs! Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir&#8221; (Lokman 31/16-19).</p>
<p>Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir hikmete ulaşan kimseye gereken o hikmete şükürdür. Aslında Yüce Allah&#8217;ın şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah şükredince nimetleri artırma vadinde bulunmuştur (İbrâhim 14/7). Lokman üç kere &#8220;yavrum&#8221; veya &#8220;oğlum&#8221; diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir. Bunlardan ilkinde Allah&#8217;a eş ortak koşmamasını öğütlemiştir. Çünkü bu Allah&#8217;ın hakkını başkasına vermek kulların ve bütün varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını çiğnemek başta Yüce Allah&#8217;ın ikram ettiği şerefli kıldığı insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni âciz güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman ikinci &#8220;yavrum&#8221; hitabiyle başlayan öğüdünde Yüce Allah&#8217;ın hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri gördüğünü bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah zerre miktar hayır-şer işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl 99/7-8). Lokman yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı kılmasını iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini başına gelene sabretmesini insanlara böbürlenip kibirlenmemesini çalım satıp öğünmemesini yürümesinde konuşurken sesinde ölçülü olmasını tavsiye etmiştir.</p>
<p>Lokman hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En&#8217;âm suresi&#8217;nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki&#8230;?&#8221; dediklerinde Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm şirk demektir. Lokman&#8217;ın oğluna nasihat ederken yavrum Allah&#8217;a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini işitmediniz mi?&#8221; cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercemesi IX 163). Lokman şöyle derdi: &#8220;Yavrum ilmi âlimlere karşı böbürlenmek sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!&#8221; (Ahmed b. Hanbel I190). Bu anlatım ve devamı başka bir rivayette şöyle yer almaktadır: &#8220;&#8230;Gınâ göstererek ve cehalete düşerek ilmi terketme! Yavrum meclisleri ihmal etme! Allah&#8217;ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder onlarla beraber sana da ulaşır. Allah&#8217;ı anmayan bir lopluluk gördüğünde onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına düçar kılar sana da onlarla beraber isabet eder&#8221; (Dârimî Mukaddime 34). Yine bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında şöyle denilmektedir: &#8220;Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi kalbleri hikmet nûruyla diriltir&#8221;(Muvatta İlim 1). Lokman hakkında başka bir hadis de şöyledir: &#8220;Hakim Lokman şöyle derdi: Şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur&#8221; (Ahmed b. Hanbel II 87).</p>
<p>Bu hadislerin meselâ zulüm hikmet ilim gibi konularda Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu görülmektedir.</p>
<p>Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda çeşitli görüşler vardır. İbn İshak&#8217;a göre Lokman&#8217;ın nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kuşakda Hz İbrahim (a.s)&#8217;in babası Âzer&#8217;e ulaşır. Vâkıdî Lokman&#8217;ın İsrâiloğulları kadısı Eyle ve Medyen taraflarında yaşayan Eyle&#8217;de ölen bir kimse olduğunu zikreder. İkrime&#8217;ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim olduğunda âlimlerin ittifakı vardır (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi IX 163). Vehb b. Münebbih&#8217;e göre; Lokman İbn Bâûra Âzer neslindendir. Mukâtil&#8217;e göre ise Hz. Eyyub (a.s)&#8217;in kızkardeşinin veya teyzesinin oğlu idi. Uzun müddet yaşadı. Hz. Davud&#8217;a yetişti ve ondan ilim aldı. Sanat sahibi idi. Bir nebî olduğunu söyleyenler de oldu. İbn Rüşd Tehâfüt&#8217;ünde söylediği gibi her nebî hakîmdir fakat her hakim nebî değildir. Bakara sûresi&#8217;nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır lütfedilmiştir. Dolayısıyle o kimsenin ilmen amelen bunun şükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur&#8217;ân&#8217;da böyle söylenmiştir (Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur&#8217;an Dili IX 3842-3843).</p>
<p>Lokman İslâm&#8217;dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarında adı geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da belirtilmiştir (S.G.F. Brandon A Dictionary of Comparative Religion London 1970 s. 414).</p>
<p>Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları bu zata Lukmânü&#8217;l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni&#8217;nin &#8220;Kitâbül-Muammarîn&#8221; adlı eserinde Lokman Hızır&#8217;dan sonra uzun yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin hatta üç bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür. Lokman&#8217;a Nâbiga&#8217;nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün bunlar arasında Lokman Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası verildiğinde onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua etmek üzere Mekke&#8217;ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd&#8217;a itaatsizlikleri dolayısıyladır. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman&#8217;ın adı geçmez (Bernhard Heller İA. &#8220;Lokman &#8221; maddesi).</p>
<p>Lokman Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de yer aldıktan sonra Arapça darb-ı mesel ve hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldı. Sa&#8217;lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis&#8221;inde ondan bahsederken Kur&#8217;ân&#8217;daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir. O Lokman&#8217;ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid&#8217;in onun uzun dudaklı siyahî bir köle olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde insanlardan Sudan&#8217;dan çıkmış üç hayırlı kimse arasında Bilâl (Habeşli ?) Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın kölesi Mühecca&#8217; ve Lokman&#8217;a (Sudan&#8217;ın Mısır&#8217;a yakın Nubya tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O Lokman&#8217;ın Habeş&#8217;li bir marangoz bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da aktardıktan sonra âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında ittifak ettiklerini bu konuda İkrime&#8217;nin farklı görüşe sahip olduğunu (bazılarına göre Lokman&#8217;ın nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest bırakıldığı onun hikmeti seçtiğini) belirtmektedir. O ayrıca Lokman&#8217;ın nebî olmadığı; Allah&#8217;ın çok tefekkür iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun Allah&#8217;ı Allah&#8217;ın da onu sevdiği ona hikmet lütfettiğini açıklayan bir hadis de nakleder (Sa&#8217;lebi Arâisul-Mecâlis 312).</p>
<p>Sa&#8217;lebî Lokman&#8217;ın dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da ahirette de kaybedeceğini; malın sıhhat nimetin nefis temizliği gibi olmadığını; doğru söz emaneti yerine teslim ve boş yere konuşmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman oğluna şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Dünya derin bir denizdir. Çokları onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah&#8217;dan takvâ olsun. Bineğin Allah&#8217;a imanın ve yolun Allah&#8217;a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam. Yavrum insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vadolunduklarından korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al ona kapılma bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme yoksa insanlara yük olursun. Oruç tut bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma çünkü Allah&#8217;ın katında namaz oruçtan daha büyüktür&#8230; Yavrum! İyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde insanlara Allah&#8217;dan korkuyormuşsun gibi görünme. Yavrum âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme yoksa senden usanırlar. Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu basîreti azaltır ve aklı zayıflatır. Yavrum küçükken edepli olursan büyüdüğünde faydasını görürsün! Yavrum yolculuğa çıktığında onu çekip götürebileceğin bir yerde olmadıkça hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklaştığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını mest&#8217;ini sarığını elbiseni su kabını iğne ve ipliğini biz&#8217;ini (saraç iğnesi) al! Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaşlarınla Allah&#8217;a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster! Yavrum kanaatkâr görünmekten sakın zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret geceleri ise şüphe getirir. Yavrum kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun insanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçük yarın büyüğe dönüşür. Yavrum yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan dînini ifsat eder insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin konuştuğun zaman sözün dinlenmez söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz! Yavrum kötü huydan sıkıntı vermekten sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. İşini sev; sık sık karşılaştığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karşı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler kötüler de ondan uzaklaşır. Yavrum gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum dünya hayatı kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır. Yavrum iyiliği ehline yap ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o dünyada boşa gider ahirette de sevabından mahrum olursun. İktisatlı ol savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma israfa varacak şekilde de onu dağıtma! Yavrum hikmete sarıl ki onunla ikram göresin onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkının en üstünü Allah (c.c)&#8217;ın dinidir. Yavrum hasedçinin üç belirgin özelliği vardır: Gıyabında dostunu çekiştirir yanında olduğu zaman ona yaltaklanır o bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir&#8221; (Sa&#8217;lebî a.g.e. 313-315).</p>
<p>Lokman&#8217;la ilgili olarak sadece oğluna öğütler hikmetli sözler atasözleri (emsâl durub-ı emsâl) değil kıssalar da nakledildi. Bunlardan Lokman&#8217;ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o diğer kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini kandırmak istedikleri zaman hep beraber sıcak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar sonunda Lokman yalnız su kusarken diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya başlarlar. Bir gün efendisi gelen misafiri için Lokman&#8217;a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini görünce sebebini sorar. Lokman iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir şey olmadığı gibi kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa&#8217;lebî aynı yer).</p>
<p>Lokman&#8217;a bu kıssalar dolayısıyla Araplar&#8217;ın Ezop&#8217;u (Aesopos) denilmiş Avrupa&#8217;da Ezop&#8217;a atfedilen bir çok nükteler Lokman&#8217;a isnat olunmuştur. Batılı yazarlar Lokman&#8217;la ilgili kıssaların sonraki devirlerde Ezop&#8217;unkilerden kopya edildiğini ileri sürerler. Bu konuda karşılaştırmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman hakîm hatta peygamber bir kimse olarak tanınırken; sonraki devrede artık köle marangoz haline sokulduğunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam Ahikar Ezopla aynı görülmüştür. Bileam Kitab-ı Mukaddes&#8217;te geçer. Müfessirler seceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih şeklinde geçen bu zatın İbrani dilinde &#8220;bala&#8221; Arapça &#8220;Lakama&#8221; kökleri aynı yutmak anlamına geldiği için Kitab-ı Mukaddes&#8217;teki karşılığının Bileam olduğu kanaatine ulaşmışlardır (Bileam için bk. Sa&#8217;lebî 209 vd.). Lokman Bileam mıdır tartışmasında buna olumlu bakanlar yanında karşı çıkanlar; Lokman Kur&#8217;ân ve önceki gelenekte saygı duyulan; Bileâm Kitab-ı Mukaddes ve Aggada&#8217;da nefret edilen bir kimsedir demektedirler (bk. Belâm). Lokman&#8217;ı Roma&#8217;lı Ahikar veya Yunan&#8217;ın Ezop&#8217;una benzetenler onların sözlerinin veya onlarla ilgili anlatımların benzerliklerine dayanmaktadırlar (Bernhard-N.A. Stillman&#8221;Lokman&#8221; Encyclopedia of İslam Leiden 1978 IV 813).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/lokman-lukman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. DAVUD (a.s.) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 08:59:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[davud]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kerim]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[yahuda]]></category>
		<category><![CDATA[yakub]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=307</guid>
		<description><![CDATA[Hz. DAVUD (a.s.)
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de adı geçen İsrailoğulları peygamberlerinden biri.
Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)&#8217;nın sekizinci oğludur.
İnsanoğlu yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına da peygamberler gönderilmiştir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmişlerdir.
Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra yine İsrailoğulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa&#8217;nın Allah&#8217;tan getirdiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. DAVUD (a.s.)</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de adı geçen İsrailoğulları peygamberlerinden biri.</p>
<p>Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)&#8217;nın sekizinci oğludur.</p>
<p>İnsanoğlu yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına da peygamberler gönderilmiştir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmişlerdir.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra yine İsrailoğulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa&#8217;nın Allah&#8217;tan getirdiği akîdeyi terk etmeye başladılar. Cenâb-ı Allah onların üzerlerine başka bir kabîleyi musallat etti.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra İsrailoğullarının idaresi Yuşa&#8217;ya kaldı. İsrailoğullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi. Bu ülke Hz. Yakub&#8217;un yaşadığı Ken&#8217;an bölgesi olup İsrailoğulları için mukaddes ülke sayılır.</p>
<p>İsrailoğulları Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler. İsrailoğulları Amâlika ile yaptıkları bir savaştan mağlup çıktılar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler. Yüce Rabbimiz onların bu durumunu şöylece anlatmaktadır: &#8220;İsrailoğullarından bir cemaat Musa&#8217;dan sonra peygamberlerine: &#8220;Bize bir hükümdar gönder ki Allah yolunda savaşalım&#8221; dediler. Peygamber. &#8220;Size muharebe farz olunursa korkarım ki savaşmazsınız&#8221; dedi. Onlar: &#8220;-Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık&#8221; dediler. Onlara farz kılındığında birazı müstesna olmak üzere savaştan yüz çevirdiler. &#8221; (el-Bakara 2/246)</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara: Allah Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediğinde onlar: O bize nasıl hükümdar olur? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. Onun malı da çok değildir. dediler. Peygamber. &#8220;Allah onu sizin üzerinize namaz kıldı. Ona ilimde ve cisimde fazlalık (üstünlük) verdi. Allah mülkü dilediğine verir. &#8221; (el-Bakara 2/247).</p>
<p>İsrailoğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu sandığa &#8220;Tâbût&#8221;* adı verilmektedir. Amâlikalılarla yapılan savaş sonucunda bu sandık Câlût (Golyat)&#8217;ın eline geçmişti. İsrailoğulları bunun acısını duyuyorlar fakat Tâlût&#8217;un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri kalmıyorlardı.</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara şöyle dedi: Onun hükümdarlığına alamet; size içinde Rabbiniz tarafından sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirası bulunan Tâbût&#8217;u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eğer siz iman edenlerdenseniz bunda sizin için ibret ve mûcize vardır. &#8221; (el-Bakara 2/248). Tâbût&#8217;un İsrailoğullarının eline geçmesi onları yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût İsrailoğullarına öğütte bulundu. Onlara şöylece seslendi: &#8220;Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden değildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir&#8221; dedi. Onların pek azı müstesna diğerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karşı duracak takat bizde yoktur dediler. Allah&#8217;a kavuşacaklarını bilenler. Nice az bir topluluk vardır ki Allah&#8217;ın izni ile daha çok olana galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. &#8216; dediler. &#8221; (el-Bakara 2/249)</p>
<p>Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt&#8217;un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle şöyle dua etti: &#8220;Ya Râb üzerinize sabır ve sebat ihsan eyle ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et. &#8221; (el-Bakara 2/250)</p>
<p>Tâlût&#8217;un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.) Hz. Yakub&#8217;un neslinden idi. İsrailoğullarından olan Dâvûd daha küçük yaşta bir delikanlı iken hak davanın amansız düşmanı zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût&#8217;u sapan taşıyla öldürmüştü. Bu olayda Allah&#8217;a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir.</p>
<p>Câlût zalim zengin ve korkunç bir hükümdardı. Onun açıkça belli olan büyük üstünlüğü vardı. Fakat Allahu Teâlâ o zaman işlerin yalnız zahiriyle meydana gelmeyip gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermek istedi. İşlerin hakikatini sadece O bilir. Her şeyin ölçüsü yalnız O&#8217;nun elindedir. Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf zayıf görünenin de Allah&#8217;ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü Allahu Teâlâ&#8217;ya aittir. İnsanlar ise vazifelerini yerine getirmek Allah&#8217;u Teâlâ&#8217; ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah&#8217;ın istediği şeyler istediği şekilde olur. İnsanlara kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf çok zayıf olduklarını Allah onların ölmesini istediği zaman küçücük delikanlıların bile mağlup edebileceğini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü daha genç bir bir delikanlı iken Hz. Dâvûd&#8217;un eline verdi. Burada Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;nın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de vardı. Allah Tâlût&#8217;dan sonra mülkü Hz. Dâvûd&#8217;un almasını ve onun yerine oğlu Süleyman (a.s.)&#8217;ı varis kılmayı istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;ın gücü Câlût&#8217;u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu.</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ın izniyle onları hemen hezimete uğrattılar. Dâvûd da Câlût&#8217;u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti.&#8221; (el-Bakara 2/251).</p>
<p>Câlût&#8217;un öldürülmesiyle Amâlikalılar bozguna uğradılar darmadağın oldular. Bu olaydan sonra halk Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;a daha çok sevgi ve saygı göstermeye başladı.</p>
<p>Tâlût&#8217;un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim hem peygamberlik verildi; &#8220;&#8230;Dâvûd&#8217;a dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.&#8221; &#8220;Ona sizi savaşın Şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki?&#8221; (el-Enbiya 21/78 80)</p>
<p>&#8220;Andolsun Dâvûd&#8217;a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar onunla beraber tesbih edin ve ey kuşlar (siz de). Ve ona demiri yumuşattık.&#8221; &#8220;Geniş zırhlar yap dokumasını ölçülü yap ve (hepiniz) iyi işler yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı görmekteyim. diye vahyettik.&#8221; (Sebe 34/10-11). Hz. Dâvûd (a.s.) hakkında Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;den gelen rivâyetler; Dâvûd&#8217;un çok güzel bir sesi olduğunu kendisine verilen Zebur&#8217;u okumaya başlayınca dağların ve kuşların onu dinlemek üzere etrafında toplandıklarını bildirmektedir. Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitap şer&#8217;î hükümleri taşımadığı için Hz. Dâvûd Hz. Musa&#8217;nın şerîatı ile hükmetmiştir.</p>
<p>Yahudi kaynaklarında Hz. Dâvûd&#8217;un Mizmar denen bir musiki âleti çaldığı kayıtlıdır. Kur&#8217;ân&#8217;da da: &#8220;(Her taraftan) gelen kuşlar da ona icabet ederler hepsi onun nağmesine katılırlardı &#8221; &#8220;Onun mülkünü kuvvetlendirmiştik. Kendisine hikmet ve açık konuşma güzel konuşma vermiştik. &#8221; (Sad 38/19-20) buyuran Allah aynı sûrenin 21. âyetinde Hz. Dâvûd (a.s.) zamanında olan bir hâdiseyi de Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;e şöyle haber vermiştir: &#8220;Dâvûd&#8217;un yanına gelmişlerdi de onlardan korkmuştu. Korkma dediler Biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet. Zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür. &#8221; (Sad 38/22)</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da anlatıldığına göre bunlar iki kardeştiler. Birisinin doksandokuz koyunu ötekinin bir tek koyunu vardı. Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardeşinin tek koyununu ister aralarında tartışma çıkar. Tek koyunu olanı bu tartışmayı kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;a müracaat ederler. O davacı olanlardan birini dinler ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;nın kendisini imtihanı sanır. Ancak bu yaptığı hareket sebebiyle Allah&#8217;dan mağfiret dileyip secdeye kapanır tövbe eder. Allah onu affettiğini bildirir ve ona şu vahyi indirir: &#8220;Ey Dâvud biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan saptırır. Allah&#8217;ın yolundan sapanlara Allah&#8217;ın hesap gününü unuttuklarından dolayı çetin bir azap vardır. &#8221; (Sad 38/26)</p>
<p>İsrailoğulları Hz. Dâvûd zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardır. Dâvûd (a.s.) Kudüs&#8217;ü fethetmiş kendisine başkent yapmıştı.</p>
<p>Hz. Dâvûd hem hükümdar hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmişti. O İsrailoğullarını kırk yıl yönetti ve Rabbine kavuştu. Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;ın yerine oğlu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd bir gün oruç tutar bir gün yerdi.</p>
<p>Abdullah b. Amr&#8217;dan rivâyetle Abdullah her gün gündüzleri oruç tutar geceleri de (nâfile) namaz kılardı. Onun bu durumu Rasûlullah&#8217;a bildirildiğinde Hz. Peygamber onu çağırdı ve şöyle buyurdu: &#8220;Bir gün oruç tut bir gün iftar et. İşte bu Dâvûd (a.s.)&#8217;ın orucudur.&#8221;</p>
<p>Bir başka rivayette ise Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah&#8217;u Teâlâ ya en sevimli oruç Dâvûd (a.s.)&#8217;ın orucudur. O bir gün oruç tutar bir gün iftar ederdi. Allah&#8217;a en sevimli namaz da Dâvûd namazı idi. O her gecenin yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılardı. Altıda birinde de yine uyurdu.&#8221; (Müslim Siyam 183; Nesâî Siyam 69).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. HARÛN (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-harun-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-harun-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 08:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dilli]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[etli]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kola]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[uzun boylu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=305</guid>
		<description><![CDATA[Hz. HARÛN (a.s)
Hz. Harûn (a.s) İsrailoğulları peygamber-lerinden Hz. Musa (a.s)&#8217;ın kardeşi. Hz. Yusuf&#8217;un vefatından sonra Mısır&#8217;da yaşayan İsrailoğulları ve diğer insanlar bir müddet onun gösterdiği yoldan yürüdüler; ancak daha sonra hakikatı unuttular. Bu arada Mısır&#8217;ın idaresi Kıbtîlerin eline geçti. Kıbtîler ise yıldızlara ve putlara tapıyorlardı.
Kıbtîler İsrailoğullarını hor görmeye başladılar. Onları ağır zor işlerde kullandılar.
İsrailoğulları çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. HARÛN (a.s)</p>
<p>Hz. Harûn (a.s) İsrailoğulları peygamber-lerinden Hz. Musa (a.s)&#8217;ın kardeşi. Hz. Yusuf&#8217;un vefatından sonra Mısır&#8217;da yaşayan İsrailoğulları ve diğer insanlar bir müddet onun gösterdiği yoldan yürüdüler; ancak daha sonra hakikatı unuttular. Bu arada Mısır&#8217;ın idaresi Kıbtîlerin eline geçti. Kıbtîler ise yıldızlara ve putlara tapıyorlardı.</p>
<p>Kıbtîler İsrailoğullarını hor görmeye başladılar. Onları ağır zor işlerde kullandılar.</p>
<p>İsrailoğulları çok kalabalık bir topluluk olup Hz. Yakub&#8217;un oğullarına nisbetle on iki kola ayrılıyordu. Onlar Kıbtîlerin zulmünden kurtulmak istiyorlardı. Dedelerinin ülkesi olan Kenân bölgesine gitmek için izin istemelerine rağmen onlara izin verilmemekteydi.</p>
<p>Her dönemde olduğu gibi o dönemin Firavun&#8217;u da zulmü temsil ediyor ve insanları eziyet altında inletiyordu.</p>
<p>İsrailoğullarının çoğalması Kıbtîleri ve onların hükümdarı Firavun&#8217;u endişelendiriyordu. Onlar İsrailoğullarının isyan ederek kendilerine zarar vermesinden korkuyorlardı.</p>
<p>Firavun bir gün kâhinlerini yanına topladı. Gelecekle ilgili onlardan bilgi istedi. Kâhinlerden birisi Firavun&#8217;a İsrailoğullarından bir çocuğun doğacağını ve saltanatına zarar vereceğini bildirdi. Firavun bunu duyar duymaz korktu ve tedbirler almaya başladı. Bunun için de İsrailoğullarının doğacak erkek çocuklarının tamamının öldürülmesini emretti.</p>
<p>Hz. Musa bu dönemde doğdu ve öldürülmesin diye bir sandığın içine bırakılarak nehre atıldı. Firavun&#8217;un sarayında büyüdü. Allah diledi ve Musa&#8217;yı Firavun&#8217;un kucağında büyüttü.</p>
<p>Harun Peygamber Hz. Musa&#8217;nın büyüğüdür. İsrailoğullarının erkek çocuklarının öldürülmeye başlanıldığı dönemden önce dünyaya gelmiştir.</p>
<p>Hz. Hârun (a.s.); Musa (a.s.)&#8217;dan daha uzun boylu daha etli daha beyaz tenli daha geniş sırtlı olup açık ve düzgün dilli yumuşak huylu idi. Alnında da bir ben vardı (Hâkim el-Müstedrek II 577).</p>
<p>Harun peygamberle ilgili Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de pek fazla bilgi yoktur. Bir âyette Hz. Musa ile birlikte zikredilmektedir.</p>
<p>Medyen&#8217;den dönerken Hz. Musa&#8217;ya Peygamberlik verildi. Peygamberlikle şereflendi.</p>
<p>Yüce Allah Hz. Musa&#8217;ya emretti: &#8220;Firavun&#8217;a git çünkü o azdı&#8221; (Tâhâ 20/24).</p>
<p>Musa Peygamber &#8220;Rabbim beni yalanlamalarından korkuyorunı&#8221; (eş-Şuarâ 26/ 12) &#8220;Kalbim sıkılır dilim açılmaz olur. Onun için Harun&#8217;a da Peygamberlik ver&#8221; (eş-Şuarâ 26/l3)</p>
<p>&#8220;Bir de onların aleyhimde de bir kısas davaları var bu sebeple beni öldürmelerinden korkarım&#8221; (eş-Şuarâ 26/14) &#8220;Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harun&#8217;u. Onunla arkamı kuvvellendir. Onu içimde ortak kıl. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. Şüphesiz sen bizi hakkıyla görensin&#8221; (Tâhâ 20/29-35) dedi.</p>
<p>Cenâb-ı Allah Musa&#8217;nın bu duasını kabul etti. &#8220;Ey Musa! İstediğin sana verildi&#8221; (Tâhâ 20/36) buyuruldu. Böylece Harun&#8217;a da peygamberlik verildi. &#8220;Firavun&#8217;a gidin biz âlemlerin Rabbinin Peygamberleriyiz bizimle beraber İsrailoğullarını gönder&#8221; deyin &#8221; (eş-Şuarâ 26/16-17) buyuruldu.</p>
<p>Hz. Mûsa ve Hârun (a.s.) &#8220;Ey Rabbim! Doğrusu biz Firavun&#8217;un bize karşı aşırı gitmesinden yahud taşkınlığını artırmasından endişe ediyoruz&#8221; diye Allahu Teâla&#8217;ya dua ettiler. Yüce Allah: &#8220;Korkmayınız! Çünkü ben sizinle beraberim. Ben (her şeyi) işitirim görürüm! Hemen gidiniz ve ona şöyle deyiniz. &#8220;Biz Rabbinin iki elçisiyiz artık İsrailoğullarını bizimle gönder. Onlara işkence etme! Biz sana Rabbinden hakiki bir âyet getirdik selam (ve selamet) doğruya tâbi olanlaradır. Bize şu hakikat vahy olundu ki: hiç şüphesiz azab yalanlayanların ve yüz çevirenlerin üzerinedir&#8221; (Tâhâ 20/45 48) buyurdu.</p>
<p>Bunun üzerine Hz. Musa ve Hârun geceleyin Firavun&#8217;un yanına gittiler. Kapıyı çaldılar. Firavun kapının açılmasından dehşete düştü. Hz. Musa ve Hârun Firavun&#8217;a kendilerinin Rabbûlâlemin olan Allah&#8217;ın elçileri olduklarını kendisini dine davet etmek için geldiklerini söylediler. Firavun &#8220;Ben sizin en yüce Rabbinizim &#8221; (en-Nâziât 79/24) diyerek onları reddetti.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;ya vahyedildi. &#8220;Kullarımla geceleyin yola çık. Onlara denizde kuru bir yol aç. Size yetişmelerinden korkma&#8221; (Tâhâ 20/77) buyuruldu.</p>
<p>Bu iki peygamber İsrailoğullarını geceleyin yola çıkardılar. Bu durumdan haberdar olan Firavun ve askerleri onları izledi. Hz. Musa Hârun ve İsrailoğulları denizi geçerek kurtuldular. Firavun ve askerleri de denizde boğuldular.</p>
<p>İsrailoğulları Tih sahrasına geldiler. Rızık olarak kendilerine kudret helvası bıldırcın kuşu verildi (el-Bakara 2/57); onlar itirazlarını sürdürdüler.</p>
<p>&#8220;Biz bir çeşit yemeğe dayanamayız. Bizim için Rabbına dua et de bize toprağın bitirdiği sebzeden acurdan sarımsaktan mercimekten ve soğandan çıkarsın&#8221; (el-Bakara 2/61) dediler.</p>
<p>Musa peygamber onlara öğütler de bulundu. Tûr dağına çağırıldığında ağabeyi Harun&#8217;u kendi yerine vekil bıraktı.</p>
<p>İsrailoğulları Mısır&#8217;dan çıkarken altınlarını gümüşlerini de yanlarına almışlardı. Hz. Musa (a.s)&#8217;ın Tur&#8217;a gitmesiyle İsrailoğullarının münafıklarından Sâmiri bu altınları topladı ve bir kapta eriterek bir buzağı yaptı. Gönüllerinde yatan putçuluğu bir türlü tepeleyemeyen bu kavim buzağıya tapmaya başladı.</p>
<p>Hz. Hârun onlara öğütlerde bulundu. &#8220;Ey kavmim! Bununla imtihan edildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman olan Allah&#8217;tır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin&#8221; (Tâhâ 20/90) buyurdu. İsrailoğulları Hz. Hârun&#8217;u dinlemediler. &#8220;Musa bize dönüp gelinceye kadar biz o buzağıya tapmaya devam edeceğiz&#8221; (Tâhâ 20/91) dediler.</p>
<p>Hz. Musa (a.s) Tûr Dağı&#8217;ndan döndüğünde kavminin buzağıya tapmakta olduğunu gördü. Buna çok üzüldü. Ağabeyine kızdı. &#8220;Ey Hârun! Onların saptıklarını gördüğün zaman hana uymaktan seni alıkoyan nedir? Emrime isyan mı ettin?&#8221; (Tâhâ 20/92-93) dedi. Hârun Peygamberin yakasına yapıştı.</p>
<p>Hârun Peygamber; Hz. Musa&#8217;ya İsrailoğullarının kendisini dinlemediğini anlattı. Musa peygamber öfkelendi ve Samiri&#8217;yi kovdu.</p>
<p>Allahu Teâla Musa (a.s)&#8217;ya Hârun (a.s)&#8217;u vefat ettireceğini onu dağa getirmesini bildirdi.</p>
<p>Musa (a.s) Hârun (a.s)&#8217;un elinden tutarak dağa çıktılar. Hârun (a.s)&#8217;un Şibr ve Şibbîr adındaki oğulları da yanlarındaydılar. Dağın üzerinde görülmemi:ş güzellikte bir ağaç yapılmış bir ev evin içinde bir sedir ve sedirin üstündeki yataktan misk gibi bir koku geliyordu. Hz. Musa ile birlikte Hârun yatağın üstüne yattılar. Allahu Teâla Hârun (a.s)&#8217;un ruhunu bu halde iken aldı sonra ağaç kayboldu ev ve sedir semâya yükseldi. Hz. Musa Hârun (a.s)&#8217;un cenaze namazını orada kılarak onu dağa defnetti. Yahudiler bu dağa Tûr-u Hârun adını vermişlerdir (Taberî Tarih I 223).</p>
<p>Hârun (a.s)&#8217;un Tih çölündeki bu dağda vefat ettiğinde yüz on yedi yüzyirmi veya yediyüzyirmiüç yaşında olduğu söylenir (Yâkubî Tarih I 41).</p>
<p>Hârun Peygamber uzun müddet yaşadı. Musa Peygamberle birlikte kavmine öğütlerde bulundu kavminin nankörlüklerine göğüs gerdi.</p>
<p>Zaman geldi; Rabbine kavuştu o da ölümü tattı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-harun-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Hûd&#8217;u beyinsizlik ve sapıklıkla itham etmek</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-hudu-beyinsizlik-ve-sapiklikla-itham-etmek.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-hudu-beyinsizlik-ve-sapiklikla-itham-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:04:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[raf]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz&#8221; (el-A&#8217;raf 7/60).
&#8220;Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki; biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz&#8221; (el-A&#8217;râf 7/66).
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz&#8221; (el-A&#8217;raf 7/60).</p>
<p>&#8220;Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki; biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz&#8221; (el-A&#8217;râf 7/66).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-hudu-beyinsizlik-ve-sapiklikla-itham-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

