<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; esmer</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/esmer/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz. HÛD (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:03:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[bekir]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[esmer]]></category>
		<category><![CDATA[hurma]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de kıssası geçen peygamberlerden biri. Âd kavmine gelen Allah&#8217;ın rasûlü A&#8217;raf Hûd Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir.
Ad kavmine gönderilmiştir ki Kur&#8217;ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut ty. s. 49). Âd kavmi Hz. Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut 1982 I 149)
Hud (a.s) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de kıssası geçen peygamberlerden biri. Âd kavmine gelen Allah&#8217;ın rasûlü A&#8217;raf Hûd Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir.</p>
<p>Ad kavmine gönderilmiştir ki Kur&#8217;ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut ty. s. 49). Âd kavmi Hz. Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut 1982 I 149)</p>
<p>Hud (a.s) Âd kavmi içinde soyu sopu şerefli bir kişiydi. Peygamberlikten önce ticaretle uğraşırdı. Hûd (a.s) orta boylu esmer tenli gür saçlı güzel yüzlü idi. Ãdem (a.s)&#8217;a benzerdi. Zâhid muttakî ve ibâdete düşkün idi. Cömert ve şefkatli idi; yoksullara bol bol sadaka verirdi (Hâkim el-Müstedrek I 563).</p>
<p>Ad kavmi Arabu&#8217;l-âribe denilen Arabistan yarımadasına ilk yerleşen kavimlerdendir. Hadramevt&#8217;e ve Yemen&#8217;e kadar uzanan yurtlarda oturan bu kavmin yurtları otu suyu ve çeşitli nimetleri bol olan bir yerdi. Yerin üzerinden akan ırmakları bağları bahçeleri sürü sürü davarları (eş-Şuara 26/133 134) yer altında da su depoları ve köşkleri vardı (eş-Şuarâ 26/129). Başkalarına nazaran onlara boy pos güç ve kuvvet verilmişti.</p>
<p>Allahu Teâla Ãd kavmine Peygamber olarak Hûd (a.s)&#8217;ı gönderdi. O da kavmini bir ve tek olan Allah&#8217;a iman ve ibâdete insanlara zulmetmekten vazgeçmeğe dâvet etti ise de red ve tekzib ile karşılandı. Bunun üzerine Allahu Teâla onlardan üç yıl yağmuru kesti. Onlar yağmur için Mekke&#8217;ye bir heyet gönderdiler. Allah yağmur bekledikleri halde bir kasırga ile onları helâk etti.</p>
<p>Hz. Peygamberimiz (s.a.s) vedâ haccında Usfan vadisine vardığı zaman Hz. Ebû Bekr&#8217;e: &#8220;Ey Eba Bekr! Bu hangi vâdidir&#8221; diye sormuş. Hz. Ebû Bekir &#8220;Usfan vâdisidir&#8221; diye cevaplayınca: Hz. Peygamber (s.a.s) Hûd (a.s)&#8217;un beline aba tutunmuş belinden yukarısını alacalı bir kumaş ile bürümüş genç ve kızıl yuları hurma liflerinden örülmüş dişi bir deve üzerinde hac için buradan telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir (Ahmed b. Hanbel I 232).</p>
<p>Ad kavmi helâk olunca Hz. Hûd kendisine inananlar ile beraber Mekke&#8217;ye gelmiş ve vefat edinceye kadar orada kalmıştır.</p>
<p>Âd kavminin Hz. Hûd&#8217;a karşı çıkarken ileri sürdükleri itirazlar diğer Peygamberlere karşı muarızlarının ileri sürdükleri itirazların aynıdır. Hatta günümüz münkirlerinin de itirazları aynı türdendir. Ona itirazda baş çekenler de diğer peygamberlere itiraz gibi kavmin ileri gelenleridir. İtirazın temelinde ise dönmekte olan çıkar çarklarının devam etmesi vardır. Hz. Hûd&#8217;a yaptıkları itirazlarını şu maddelerde özetlemek mümkündür:</p>
<p>a- Hz. Hûd&#8217;u beyinsizlik ve sapıklıkla itham etmek:</p>
<p>&#8220;Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz&#8221; (el-A&#8217;raf 7/60).</p>
<p>&#8220;Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki; biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz&#8221; (el-A&#8217;râf 7/66).</p>
<p>b- Atalar dinine bağlılık:</p>
<p>&#8220;Dediler ki: demek sen tek Allah&#8217;a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin&#8221; (el-A&#8217;râf 7/70). &#8220;Dediler: sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin?&#8221; (el-Ahkâf 46/22).</p>
<p>c- Kendilerinin güçlü kuvvetli olduklarını söyleyip Hz. Hûd tarafından gelebilecek bir zararın olamıyacağını ileri sürmeleri:</p>
<p>&#8220;Ad kavmi yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve; bizden daha kuvvetli kim var? dediler&#8221; (el-Fussilet 41/15).</p>
<p>d- Âhireti inkâr etmeleri ve hayatın sadece dünya hayatından ibaret olduğunu ileri sürmeleri:</p>
<p>&#8220;Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız (bir kısmımız ölürken bir kısmımız doğar). Biz öldükten sonra diriltecek değiliz&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/37).</p>
<p>e- Hz. Hûd&#8217;u küçümsemeleri:</p>
<p>&#8221;Kavminden kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz o inkâr eden ve âhiret hayatına kavuşmayı yalanlayan eşraf takımı dedi ki; bu da sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizin yediğinizden yiyor sizin içtiğinizden içiyor. Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz o takdîrde siz mutlaka ziyana uğrayanlardan olursunuz&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/33-34).</p>
<p>Onların bu itiraz ve tavırlarına karşı Hz. Hûd&#8217;un takındığı tavır şöyle idi:</p>
<p>&#8221;Ey kavmim. Allah&#8217;a kulluk edin sizin O&#8217;ndan başka ilahınız yoktur. (O&#8217;na karşı gelmekten) sakınmaz mısın?&#8221; &#8221;Ey kavmim bende bir sapıklık yok; ben âlemlerin Rabbı tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum size öğüt veriyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum&#8221; (el-A&#8217;râf 7/65 67 71 72). &#8220;Ey kavmim Allah&#8217;a kulluk edin O&#8217;ndan başka ilahınız yoktur. Siz (putları Allah&#8217;a ortak koşmakla sadece iftira ediyorsunuz. Ey kavmim ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratana aittir. Aklınızı kullanmıyor musunuz? Ey kavmim Rabbinizden mağfiret dileyin sonra O&#8217;na tevbe edin (O&#8217;na yönelin)ki gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin kuvvetinize kuvvet katsın Suç işleyerek (Allah&#8217;tan) yüz çevirmeyin&#8221;(Hûd ll/50-52). Geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin kıssalarını Kur&#8217;ân&#8217;da zikredilmesi inananların ibret almaları içindir. Geçmiş peygamberlerin her tavrı müslümanlar için de takip edilecek bir yoldur. Meseleye bu yönden baktığımızda Hz. Hûd kıssasından alınacak İbretleri de şu şekilde özetlememiz mümkündür:</p>
<p>Hz. Hûd Allah yoluna samimiyetle sarılmış vakûr bir kişidir. Söyleyeceğini ölçüp tarttıktan sonra söylemektedir. Kötülüğe kötülükle karşı koymadığı gibi yumuşak davranmaktadır. Kavmi kendisini beyinsizlikle itham ederken kendisinin beyinsiz olmadığını onları uyarmak üzere Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söylemekle yetinmektedir. Allah&#8217;ın üzerlerindeki nimetlerini kendilerine hatırlatmakta ve bu nimetlere şükretmiş olmaları için Allah&#8217;ın emirlerine riayet etmeleri gerektiğini anlatmaktadır bundan dolayı onlardan bir ücret istemediğini özellikle belirtmektedir .</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Şemail-i Şerifi</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-semail-i-serifi-2.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-semail-i-serifi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:27:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[dolunay]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[esmer]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[mert]]></category>
		<category><![CDATA[meydan]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nurlu]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Tecelli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ GÜZELLİKLERİ
Peygamber Efendimizin Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah&#8217;ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimizle aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah&#8217;ın Resulünü birçok yönüyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ GÜZELLİKLERİ</strong><br />
Peygamber Efendimizin Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah&#8217;ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimizle aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah&#8217;ın Resulünü birçok yönüyle tanıtmışlardır. Bazı sahabeler onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:</p>
<p><strong>PEYGAMBER EFENDİMİZİN DIŞ GÖRÜNÜMÜ VE GÜZELLİĞİ</strong><br />
Sahabeleri Peygamberimiz (sav)&#8217;in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:<br />
&#8220;Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı&#8230; Burnu gayet güzel idi&#8230; Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı&#8230; Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi&#8230; İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi&#8230;&#8221;66</p>
<p><strong>Enes b. Malik (ra) anlatıyor:</strong><br />
&#8220;Resulullah Efendimizin boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. Teni de ne duru beyaz, ne de koyu esmerdi. Saçları ise ne düz, ne de kıvırcık idi. Kırk yaşına geldiğinde, Allah Teala O&#8217;nu peygamber olarak gönderdi. Peygamber olduktan sonra, Mekke&#8217;de 10 sene, Medine&#8217;de de 10 yıl kaldı ve 60 yaşlarında vefat etti. Bu fani hayata veda ettiklerinde, saçında ve sakalında 20 tel ak saç yoktu.&#8221;67<br />
&#8220;Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler.&#8221;68</p>
<p>Hz. Ali (ra)&#8217;nin, Peygamber Efendimizin beden ve ahlak güzelliğini, davranış mükemmelliğini,<br />
insanların ona duyduğu sevgi ve hürmeti anlattığı hilye-i şerif.<br />
Peygamber Efendimiz orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı.&#8221;69</p>
<p><strong>Bera b. Azib (ra) anlatıyor:</strong><br />
&#8220;… Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim. Omuzlarını döğen saçları vardı. İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu.&#8221;70<br />
Hz. Ali&#8217;nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor:<br />
&#8220;Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimizi anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi:<br />
&#8220;Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O&#8217;nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O&#8217;nu herşeyden çok severlerdi. O&#8217;nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O&#8217;nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah&#8217;ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O&#8217;nun üzerine olsun.&#8221;71</p>
<p><strong>Hz. Hasan (ra) naklediyor:</strong><br />
&#8220;Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimizin rengi, ezher&#8217;ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı.<br />
Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti&#8230;&#8221;72</p>
<p><strong>Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:</strong><br />
&#8220;Hazreti Peygamber, gümüşten yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı idi.&#8221;73<br />
&#8220;Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi.&#8221;74<br />
&#8220;Allah Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü… Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi… Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı… Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı… Omuzları genişti… Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha yumuşaktı.&#8221;75<br />
Peygamber Efendimizin hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimizi tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)&#8217;i anlatılanlardan tanıyan kocasına, onu şöyle tarif etmiştir:<br />
&#8220;Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi.&#8221;76<br />
Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi. Peygamberimizin Şemaili<br />
Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa Peygamber Efendimizin anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, &#8220;Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye&#8221; başlığı altında gerçekleşmiştir:<br />
&#8220;… Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mubarek cildi ise ipekten yumuşak idi.<br />
Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi.<br />
Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi,<br />
O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve, nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi. Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak, büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi…<br />
Alem-i bekaya (geride kalanların dünyasını) rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmaya başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz var idi.<br />
Havassı (duyular) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes&#8217;ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl&#8217;a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi.<br />
Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.<br />
Sahi (cömert, eliaçık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi. Ahd ü va&#8217;dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi.<br />
Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi).&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-semail-i-serifi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Irkı</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-irki.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-irki.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 07:48:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[esmer]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[zenciler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Peygamberimizin ırkı ne idi?
CEVAP
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sual: Peygamberimizin ırkı ne idi?<br />
CEVAP</strong></p>
<p>Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmış, Anadolu’nun temiz, saf Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmişlerdir. Çünkü, dinimizde siyah beyaz ayrımı yoktur.</p>
<p>Siyah bir Müslüman beyaz bir kâfirden çok üstün, çok daha kıymetlidir. Siyah olmak, imanın şerefini azaltmaz. Resulullah efendimizin çok sevdiği Hazret-i Üsame ve Bilâl-i Habeşi hazretleri siyah idi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyaz idi. Allahü teâlâ insanın rengine değil, iman ve takvasına kıymet vermektedir.</p>
<p>Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. Bu düşmanlar, siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar, köle olarak kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamber efendimizden soğutmaya uğraştılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler. Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle Arap milletini kötülediler. Aşağıda Peygamber efendimizi öven hadis-i şerifler ayrıca Arap milletinin de üstünlüğünü göstermektedir.</p>
<p>(Allahü teâlâ, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.) [Tirmizi]</p>
<p>(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]</p>
<p>(Allahü teâlâ, İsmail aleyhisselamın soyundan Kureyşi seçti, Kureyşten de, Haşimoğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]</p>
<p>(Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.) [Buhari]</p>
<p>Şimdi gerçek Arap çok azalmıştır. Çoğu Asya’ya cihada gitmiş, bir daha dönmemiştir. Arap bu kadar övüldüğü halde, ırkçılık yapanlarının Cehenneme gideceği de bildirildi. Bir hadis-i şerifte, (Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz Cehenneme atılır) buyuruldu. (Ebu Ya’la)</p>
<p>Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransızdan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat- 13]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar]</p>
<p>(Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]</p>
<p>Arap milletinin üstünlüğü</p>
<p><strong>Sual: Dinimizde ırkçılık yoktur. Ancak, genelde bir millet diğer milletlerden üstün olamaz mı?<br />
CEVAP</strong></p>
<p>Elbette olur. Genelde bazı milletler cömert, bazıları cimri olur, bazıları yiğit bazıları korkak olur. Bazıları çalışkan, bazıları tembel, bazıları kavgacı, bazıları uysal olur. Ama bir millet toptan hep böyle olmaz. Bir babanın bile iki evladı olsa biri iyi, öteki kötü olabilir. Âdem aleyhisselamın oğlunun birisi çok uysal bir mümin idi, öteki ise zalim bir kâfir idi. Resulullah efendimizin amcasının biri mümin, öteki kızıl kâfir idi. Buna rağmen Arap milleti genelde üstün vasıflara haizdir. Bu soylu Arap milletinin Arabistan’da kalmadığı din kitaplarında yazılıdır. Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:<br />
(Bugün, Arabistan’da, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede bulunanlar, asırlar boyunca, Afrika’dan, Asya’dan ve diğer yerlerden gelip yerleşen yabancıların soyundandır. Sultan ikinci Abdülhamid hanın amirallerinden Eyyub Sabri paşa, beş ciltlik Türkçe (Mirat-ül-Haremeyn) kitabında, koca Mekke şehrinde, iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur.)</p>
<p>Arap, kelime olarak güzel demektir. Zenciler ve fellahlar Arap değildir. Müslüman olan Araplar hakkında bir çok hadis-i şerif vardır. Bazılarının mealleri şöyledir:</p>
<p>(Allahü teâlâ, insanlar içinden seçtiklerini Arabistan’da yerleştirdi. Bu seçilmişlerden de, beni seçti. O halde, Arabistan’da bana bağlı olan Müslümanları seven, benim için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur.) [Taberani]</p>
<p>(Şu üç sebepten dolayı Arabı sevin: Ben Arabım. Kur’an Arapçadır ve Cennet ehlinin lisanı da Arapçadır.) [Taberani, Hâkim, İbni Asakir, Abdürrazzak]</p>
<p>(Fakirleri sevin ve onlarla oturup kalkın. Müslüman Arabı da kalbden sevin.) [Hâkim]</p>
<p>(Arabı ve onların bekasını da sevin. Çünkü onların bekası İslam’da nurdur. Son bulmaları ise İslam’da zulmettir.) [Ebuşşeyh]</p>
<p>(Ebu Bekri ve Ömer’i sevmek sünnet, buğz etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandandır, buğz etmek küfürdür. Müslüman Arabı sevmek de imandandır, buğz etmek küfürdür.) [İ.Neccâr]</p>
<p>(Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir.) [Hâkim, Beyheki, Dare Kutni]</p>
<p>(Kureyş’i sevin. Çünkü Allahü teâlâ, onları sevenleri sever.) [Taberani]</p>
<p>(Arab, yeryüzünde Allahü teâlânın nurudur. Onların yok olması zulmettir. Onlar yok olunca, nur gider, zulmet gelir.) [Hâkim]</p>
<p>(Dört kabilesi hariç, Arabın hepsi İbrahim oğlu İsmail evladıdır.) [İ.Asakir]</p>
<p>(İnsanların iyisi Arap, Arabın iyisi Kureyş, Kureyş’in iyisi Beni Haşim’dir. Acemin iyisi Fars, Sudanlının iyisi Nube, malın hayırlısı mehirdir.) [Deylemi]</p>
<p>(Ehli beytimin, Ensarın ve Arabın hakkını tanımayan, ya münafık, veya veledi zina, yahut haram karışmıştır.) [Beyheki, İ.Adiy, El Baverdi]</p>
<p>(Arabın helak olması kıyamet alametidir.) [Tirmizi, Taberani]</p>
<p>(Bana buğz eden dinden ayrılır. Müslüman Araba buğz eden bana buğz etmiş olur.) [Tirmizi, Taberani, İ.Ahmed, Beyheki, Ebu Ya'la, Hâkim]</p>
<p><strong><br />
Sual: Arapların kullandığı yazı, Cennetteki yazı mı?<br />
CEVAP</strong></p>
<p>Evet. Hazret-i Âdem’den beri kullanılan İslam yazısıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-irki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

