<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; emin</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/emin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Namaz Sevdalısı Birkaç Yürek</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/namaz-sevdalisi-birkac-yurek.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/namaz-sevdalisi-birkac-yurek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[imam]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nak]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[tekbir]]></category>
		<category><![CDATA[Ubeyde]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=341</guid>
		<description><![CDATA[Sahabe efendilerimiz ibadete özellikle de namaza asla doymuyorlardı. Onların rahlesine oturmuş Hak erleri de birer namaz kahramanı olarak yetişiyorlardı.
Mesela Atâ ibn-i Ebî Rebâh (radiyallahü anh) yaşlandığı zayıfladığı ve tâkatsiz düştüğü günlerde bile bir rek&#8217;atta Bakara Sûresinden yüz ayet okuyordu. Namazdaki konsantrasyonu ona bedenindeki yorgunluğu hiç hissettirmiyordu. Müslim b. el-Ferâhidî tebe-i tabiînin büyük imamlarından Şu&#8217;be b. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sahabe efendilerimiz ibadete özellikle de namaza asla doymuyorlardı. Onların rahlesine oturmuş Hak erleri de birer namaz kahramanı olarak yetişiyorlardı.</p>
<p>Mesela Atâ ibn-i Ebî Rebâh (radiyallahü anh) yaşlandığı zayıfladığı ve tâkatsiz düştüğü günlerde bile bir rek&#8217;atta Bakara Sûresinden yüz ayet okuyordu. Namazdaki konsantrasyonu ona bedenindeki yorgunluğu hiç hissettirmiyordu. Müslim b. el-Ferâhidî tebe-i tabiînin büyük imamlarından Şu&#8217;be b. Haccac (radiyallahü anh) hakkında şunu ifade ediyor: &#8220;Ne zaman Şu&#8217;be&#8217;nin yanına girdiysem -kerahet vakitleri dışında- onu hep namaz kılıyorken gördüm.&#8221; Ebû Katan da şu ilavede bulunuyor: &#8220;Şu&#8217;be&#8217;nin rükûda beklediği süreye şahit olsaydınız &#8216;herhalde secdeye gitmeyi unuttu&#8217; derdiniz; onu iki secde arasında otururken izleseydiniz bu defa da &#8216;galiba ikinci secdeyi unuttu&#8217; diye düşünürdünüz.&#8221;</p>
<p>İşte bu namaz sevdalılarının yaşadığı zaman diliminde günde yüz rek&#8217;at namaz kılmak adeta sıradan bir iş gibiydi. Onlar o kadar çok namaz kılıyorlardı ki çoğunun ötelere yolculuğu bile seccadede başlıyordu; meselâ tabiîn neslinden Ebû Ubeyde el-Basrî vefat ettiğinde kıyamdaydı ve namaz kılıyordu.</p>
<p>O dönemde otuz-kırk sene yatsının abdestiyle sabah namazını eda eden Vehb b. Münebbih Tâvus b. Keysân Saîd b. Müseyyeb ve İmam-ı A&#8217;zam gibi Hak dostlarının sayısı hiç de az değildi.</p>
<p>Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri otuz sene cemâatle namazı ve hatta ilk tekbiri hiç kaçırmamıştı. Kalbine biraz da olsa dünyâ düşüncesinin dolduğunu ve namazın hakikatini duyamadığını hissetse o namazı tekrar kılardı. Her gün dört yüz rek&#8217;at nafile kılmayı adet edinmişti. Otuz yıl boyunca yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibâdetle meşgûl olmuştu. Muhadramûn&#8217;dan (Allah(c.c.) Rasûlü&#8217;nün çağına yetişmesine rağmen O&#8217;nu göremeyenlerden) Ebû Osman en-Nehdî de akşam ile yatsı arasında yüz rek&#8217;at namaz kılardı.</p>
<p>Bişr b. el-Mufaddal ve Bişr b. Mansur gibi gönül âleminin sultanları da her gün dört-beş yüz rek&#8217;at nafile kılanlar arasındaydı. Dahası onca dünyevî ve idarî işle meşgul olması gereken Abbasi Devleti&#8217;nin seçkin halifelerinden Harun Reşid&#8217;in de hilafet süresi dahil ölene kadar her gün yüz rek&#8217;at namaz kıldığı nakledilmektedir ki bu o devirlerde ruhları saran ibadet iştiyakını göstermesi açısından önemli ve çok güzel bir misaldir.</p>
<p>Aslında tabakâta (Hak dostlarını derecelerine göre sıralayıp hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplara) bakılsa bu konuda daha pek çok örnek bulmak mümkün olacak ve selef-i salihîn arasında günde yüzlerce rek&#8217;at namaz kılanların sayısının hiç de az olmadığı açıkça görülecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/namaz-sevdalisi-birkac-yurek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. YÛNUS (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yunus-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yunus-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:53:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[alem]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[davud]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[harun]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[meryem]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[nimet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rabbi]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbin]]></category>
		<category><![CDATA[salih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Hz. YÛNUS (a.s)
Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçen peygamberlerden biri.
Soyu Bünyamin vasıtasıyla Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a.s)&#8217;a dayanmaktadır. Bazı alimlerin naklettiğine göre İsa (a.s) annesinin adıyla İsa b. Meryem diye anıldığı gibi Yûnus (a.s) da annesinin adıyla Yûnus b. Matta diye anılmaktadır. (İbn Sa&#8217;d Tabakatü&#8217;l-Kübra Beyrut 1957 I 55). Buhârî&#8217;nin verdiği bilgiye göre ise bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. YÛNUS (a.s)</p>
<p>Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçen peygamberlerden biri.</p>
<p>Soyu Bünyamin vasıtasıyla Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a.s)&#8217;a dayanmaktadır. Bazı alimlerin naklettiğine göre İsa (a.s) annesinin adıyla İsa b. Meryem diye anıldığı gibi Yûnus (a.s) da annesinin adıyla Yûnus b. Matta diye anılmaktadır. (İbn Sa&#8217;d Tabakatü&#8217;l-Kübra Beyrut 1957 I 55). Buhârî&#8217;nin verdiği bilgiye göre ise bu görüş yanlıştır. Aslında Matta Yûnus (a.s)&#8217;ın annesinin değil babasının adıdır. Yani Yûnus (a.s) Yûnûs b. Matta diye anılınca babasının adıyla anılmış olur (ez-Zebîdî Sahihi Buhârî Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhî trc: Kamil Miras Ankara 1971 IX 152).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın Ya&#8217;kub (a.s)&#8217;ın torunlarından olduğu Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber veriliştir:</p>
<p>&#8220;Nûh&#8217;a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim&#8217;e İsmail&#8217;e İshâk&#8217;a Yakub&#8217;a torunlarına İsa&#8217;ya Eyyûb&#8217;a Yûnus&#8217;a Harûn&#8217;a Süleyman&#8217;a da vahyetmiş ve Davud&#8217;a da Zebûr&#8217;u vermiştik&#8221; (en-Nisâ 4/163).</p>
<p>Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ (a.s) Eyyûb (a.s) Harun (a.s) ve Süleyman (a.s)&#8217;da Yunus (a.s) ile aynı soydan Yakub (a.s)&#8217;ın torunlarındandırlar.</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın nüfusu yüz bini aşkın bir şehrin halkına uyarıcı ve tevhide çağrıcı bir peygamber olarak gönderildiği Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle geçmektedir:</p>
<p>&#8220;Ve onu yüz bin insana ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik&#8221; (es-Saffat 37/147).</p>
<p>O&#8217;nun peygamber olarak gönderildiği bu yerin Ninova şehri olduğu nakledilmiştir. Ninova şehri Dicle nehrinin kıyısında şimdiki Musul&#8217;un yerinde bulunmaktaydı. Bu beldenin insanları küfrün içinde bulunuyorlardı ve putlara tapmakta idiler. Yûnus (a.s) onları küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara küfürlerinden dolayı tevbe etmelerini Yüce Allah&#8217;ın varlığına ve birbirine inanmalarını emretmek üzere gönderilmişti (ez-Zemahşerî el-Keşşâf Kahire t.y. V 126; et-Taberî Tarih Mısır 1326 II 42).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;ân&#8217;ın çeşitli yerlerinde geçmekle berâber Kur&#8217;ân&#8217;daki sûrelerden birine isim olarak verilmiştir. Kur&#8217;an&#8217;ın onuncu sûresinin adı Yûnus sûresidir.</p>
<p>Yûnus (a.s) milletini otuz üç yıl Allah&#8217;a imân etmeye küfürden kurtulmaya davet etti tebliğde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kişi ona imân etti (İbn Esir el-Kâmil Beyrut 1965 I 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi IX 152).</p>
<p>Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi Yûnus (a.s)&#8217;ın zoruna gitti. Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle haber vermiştir:</p>
<p>&#8220;Zünnûn (Yûnus)&#8217;a gelince o öf keli bir halde geçip gitmişti. Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihâyet karanlıklar içinde; &#8220;Senden başka hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!&#8221; diye niyaz etti.&#8221; (el-Enbiyâ 21/87).</p>
<p>Bu âyette Yûnus (a.s)&#8217;dan Zünnûn diye bahsedilmiştir. Zünnûn balık sahibi demektir. Kur&#8217;ân&#8217;ın başka bir yerinde de Yûnus (a.s) bu lakabla anılmıştır:</p>
<p>&#8220;Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti&#8221; (el-Kalem 68/48).</p>
<p>Hem bu âyette hem de yukarıdaki âyette Yûnus (a.s)&#8217;ın sabretmemesine Allah&#8217;ın emri olmadan milletini terketmeye kalkışmasına işâret edilmiştir. Onun bu hali üzerine Yüce Allah şöyle buyurmuştu:</p>
<p>&#8220;O halde peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret&#8221; (el-Ahkâf 46/35).</p>
<p>Allah&#8217;ın müsaadesi olmadan Yûnus (a.s)&#8217;ın ayrılmaya kalkışması iyi netice vermemişti. Ninova&#8217;dan ayrılmak için bir gemiye binmişti. Geminin batmaya yüz tutması üzerine hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti. Kimin suya atılacağını tesbit için kur&#8217;a çekildi ve kur&#8217;a Yûnus (a.s)&#8217;a isâbet etti. Bu durum kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;Gemide onlarla karşılıklı Kur&#8217;a çektiler de yenilenlerden oldu&#8221; (es-Saffat 37/141).</p>
<p>İşin daha acısı Yûnus (a.s) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu. Yüce Allah Kur&#8217;ân&#8217;da onun bu durumunu şöyle haber vermiştir:</p>
<p>&#8220;Yûnus (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) kendisi kötülüklerken onu bir balık yuttu&#8221; (es-Saffat 37/142).</p>
<p>Burada Yûnus (a.s) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı. Balığın karnındaki karanlıklarda:</p>
<p>&#8220;Senden başka ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksın yücesin. Ben zalimlerden oldum!&#8221; (el-Enbiyâ 21/87) diye dua etmeye ve Allah&#8217;a yalvarmaya başladı. Bu şekilde imân ve inançla Allah&#8217;a sığınması neticesinde Yüce Allah onu affetmişti (el-Maverdî en-Nuketu ve&#8217;l-Uyûnu Beyrut 1992 III 465 vd). Yûnus (a.s)&#8217;ın duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandığı Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilmiştir:</p>
<p>&#8220;Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz insanları böyle kurtarırız&#8221; (el-Enbiyâ 21/88).</p>
<p>&#8220;Eğer tesbih edenlerden olmasaydı (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı&#8221; (es-Saffat 37/143 144).</p>
<p>Gücü her şeye yeten Yüce Allah balığın karnındaki Yûnus (a.s)&#8217;ı öldürmedi. Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı. Onun kurtuluş ve daha sonraki hafi Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;(Ama balığın karnında bizi andı tesbih etti) biz de onu hasta bir halde ağaçsız boş bir yere attık ve üzerine (gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik&#8221; (es-Saffat 37/145 146).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın Allah tarafından affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarılması Kur&#8217;ân&#8217;ın başka bir yerinde dile getirilmiştir:</p>
<p>&#8220;Sen Rabb&#8217;inin hükmüne sabret balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o sıkıntıdan yutkunarak (Allah&#8217;a) seslenmişti. Eğer Rabb&#8217;inden ona bir nimet yetişmeseydi yerilerek çıplak bir yere atılırdı. Fakat (böyle olmadı) Rabb&#8217;i onun duasını kabul etti de onu salihlerden kıldı&#8221; (el-Kalem 68/8 49 50).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ı bu sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti. Onlar da sonunda Allah&#8217;a imân edip tevhid&#8217;e sarıldılar. Onların tevbe edip hakka dönüşlerini ifâde eden âyetin meâli şöyledir:</p>
<p>&#8220;İnandılar biz de onları bir süreye kadar geçindirdik&#8221; (es-Saffat 37/148).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın milletinin bu şekilde tevbe etmeleri küfürden dönüp Allah&#8217;a inanmaları Allah tarafından övülmüş methedilmiştir:</p>
<p>&#8220;Keşke (azabı gördükten sonra) inanıp da inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı! (Azabı gördükten sonra inanmak hiç bir memlekete yarar sağlamamıştır). Yalnız Yûnus&#8217;un kavmi (azab henüz inmeden önce) inanınca dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık&#8221; (Yûnus 10/98).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın faziletli bir insan olduğu Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;İsmâil el-Yesa&#8217; Yunus ve Lut&#8217;a da (yol gösterdik). Hepsi iyilerden idiler&#8221; (el-En&#8217;âm 6/86).</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.v) de onu şöyle övmüştür:</p>
<p>&#8220;Her kim ben Yûnus b. Mattâ&#8217;dan hayırlıyım derse yalan söylemiştir&#8221; (Buhârî Tefsiru süre 6 4).</p>
<p>Yûnus (a.s) da diğer peygamberler gibi insanları küfrün şerrinden nehyetmiş ve Allah&#8217;a imân etmeye davet etmiştir. İnanan insanlar için onun hayatından alınacak çeşitli ibretler vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yunus-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Kitaplarda Peygamberimiz(Hz.Muhammed)</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[dini]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti]]></category>
		<category><![CDATA[hindu]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[kanunlar]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[Medineye]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammede]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmete]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?
Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?</p>
<p>Kuran-ı Kerim, Cenab-ı Hakkın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kuran, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahimin sahifelerinden, Hz. Musaya gönderilen Tevrattan, Hz. Davut a indirilen Zeburdan ve nihayet Hz. İsaya gönderilen İncilden bahseder. Kuranda beyan edilen “zuhurul-evvelin”, yani “eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüştler veya Brahmanların bazı kitaplarına (kesin olmasa bile) işaret eder denilebilir.</p>
<p>Eski İran mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, desatir ve zend-avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir No. 14 de, İslam dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin ((asm.) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu: “İranlıların ahlak seviyesi düştüğünde, Arabistanda bir nur doğacaktır. Takipçileri onun tahtını, dinini ve her şeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kabeye işaret ediyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. hâlk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri, İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İranın pek çok akıllı adamı, onun takipçilerine katılacaktır.”</p>
<p>Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıldığı gibi, asırlar sonra doğacak İslam güneşi ve onun yüce peygamberi, son derece net bir şekilde tarif edilmiştir. Ve bu peygamberin ( a.s.m), “ziyadesiyle övülmüş”, “Ahmet” ve “alemlere rahmet” unvanlarıyla, putları kaldıracak birinin olduğu yazılıdır.</p>
<p>Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13 ün 129. Bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan zattan, “herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, rahmeten-lil-alemin (alemlere rahmet olan) şeklindedir.</p>
<p>Hind mukaddes metinlerindeki işaretler:<br />
Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (asm.) şöyle bahsedilmektedir: “Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (yabancı dil konuşan veya yabancı bir ülkenin mensubu) olan ruhi bir terbiyeci gelecek ve ismi Muhammed olacaktır. Onun gelişinden sonra raja, pencap ve ganj nehirlerinde yıkanır&#8230; Ona der ey sen! Beşeriyetin iftiharı, arap ülkesinin sakini, şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın.” (Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Kuran-ı Kerim Tefsiri)</p>
<p>Yukarıdaki ifadede Efendimizin (asm.) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “beşeriyetin iftiharı” kelimeleri ise, peygamberimizin (fahr-i âlem) şeklindeki ismiyle aynı manadadır.</p>
<p>Buda (gautama buddha) kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “matteya”, sanskritçede “maitreya”, burmacada ise “armidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Budanın çok önceden vermiş olduğu bu haberde geçen isimlerin manası da, ”rahmet” demektir. Bilindiği gibi peygamberimiz için, Kurandaki 21. Surenin 107. Ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır.</p>
<p>Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer: “Buda şöyle dedi. Ben dünyaya gelen ilk buda (yol gösterici) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir&#8230; Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: o, maitreya (rahmet) olarak bilinecek.”</p>
<p>Pali ve sanskrit yazılı metinlerinde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “yüce aydınlatıcı” sonuncusu ise “inayetli” manasına gelir ki, bunlardan her ikisi de peygamberimizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edilecek olursa, başka kutsi metinlerde geçen efendimizin has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, maha ve metta kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir.</p>
<p>Araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme Hüseyin-i Cisriye aittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve anne ile babası ehl-i beytten olan bu Suriyeli alim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizle (s.a.v.) Alakalı 114 işaret çıkartmış ve bunları Türkçeye de çevrilen Risale-i Hamidiyyesinde neşretmiştir.</p>
<p>Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevratta bile, peygamberimize (asm.) ait şu işaretler vardır: “O, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.” (İşaya xxı, 7)</p>
<p>Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa dır (a.s.). Çünkü İsa peygamber, Kudüse bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, peygamber efendimize (s.a.v.) İşaret edildiği açıktır. Efendimiz Medineye girişte devesinin üstündeydi.</p>
<p>Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde faraklit veya paraklit (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.</p>
<p>Hazreti Şuaybın suhufunda, efendimizin ismi müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed” dir. Tevrat ta geçen münhemenna isminin karşılığı da, yine Muhammeddir. (bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, efendimizin (s.a.v.) İsmi, Tevratta çoklukla “ahyed”, İncilde ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir.</p>
<p>Konumuzu, bir hadis-i şerifle noktalıyoruz. “Benim ismim Kuranda Muhammed, İncilde Ahmet, Tevratta ise Ahyeddir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/eski-kitaplarda-peygamberimizhzmuhammed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Şemail-i Şerifi</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-semail-i-serifi-2.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-semail-i-serifi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:27:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[dolunay]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[esmer]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[mert]]></category>
		<category><![CDATA[meydan]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nurlu]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Tecelli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ GÜZELLİKLERİ
Peygamber Efendimizin Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah&#8217;ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimizle aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah&#8217;ın Resulünü birçok yönüyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ GÜZELLİKLERİ</strong><br />
Peygamber Efendimizin Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah&#8217;ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimizle aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah&#8217;ın Resulünü birçok yönüyle tanıtmışlardır. Bazı sahabeler onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:</p>
<p><strong>PEYGAMBER EFENDİMİZİN DIŞ GÖRÜNÜMÜ VE GÜZELLİĞİ</strong><br />
Sahabeleri Peygamberimiz (sav)&#8217;in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:<br />
&#8220;Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı&#8230; Burnu gayet güzel idi&#8230; Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı&#8230; Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi&#8230; İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi&#8230;&#8221;66</p>
<p><strong>Enes b. Malik (ra) anlatıyor:</strong><br />
&#8220;Resulullah Efendimizin boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. Teni de ne duru beyaz, ne de koyu esmerdi. Saçları ise ne düz, ne de kıvırcık idi. Kırk yaşına geldiğinde, Allah Teala O&#8217;nu peygamber olarak gönderdi. Peygamber olduktan sonra, Mekke&#8217;de 10 sene, Medine&#8217;de de 10 yıl kaldı ve 60 yaşlarında vefat etti. Bu fani hayata veda ettiklerinde, saçında ve sakalında 20 tel ak saç yoktu.&#8221;67<br />
&#8220;Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler.&#8221;68</p>
<p>Hz. Ali (ra)&#8217;nin, Peygamber Efendimizin beden ve ahlak güzelliğini, davranış mükemmelliğini,<br />
insanların ona duyduğu sevgi ve hürmeti anlattığı hilye-i şerif.<br />
Peygamber Efendimiz orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı.&#8221;69</p>
<p><strong>Bera b. Azib (ra) anlatıyor:</strong><br />
&#8220;… Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim. Omuzlarını döğen saçları vardı. İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu.&#8221;70<br />
Hz. Ali&#8217;nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor:<br />
&#8220;Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimizi anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi:<br />
&#8220;Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O&#8217;nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O&#8217;nu herşeyden çok severlerdi. O&#8217;nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O&#8217;nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah&#8217;ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O&#8217;nun üzerine olsun.&#8221;71</p>
<p><strong>Hz. Hasan (ra) naklediyor:</strong><br />
&#8220;Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimizin rengi, ezher&#8217;ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı.<br />
Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti&#8230;&#8221;72</p>
<p><strong>Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:</strong><br />
&#8220;Hazreti Peygamber, gümüşten yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı idi.&#8221;73<br />
&#8220;Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi.&#8221;74<br />
&#8220;Allah Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü… Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi… Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı… Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı… Omuzları genişti… Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha yumuşaktı.&#8221;75<br />
Peygamber Efendimizin hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimizi tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)&#8217;i anlatılanlardan tanıyan kocasına, onu şöyle tarif etmiştir:<br />
&#8220;Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi.&#8221;76<br />
Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi. Peygamberimizin Şemaili<br />
Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa Peygamber Efendimizin anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, &#8220;Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye&#8221; başlığı altında gerçekleşmiştir:<br />
&#8220;… Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mubarek cildi ise ipekten yumuşak idi.<br />
Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi.<br />
Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi,<br />
O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve, nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi. Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak, büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi…<br />
Alem-i bekaya (geride kalanların dünyasını) rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmaya başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz var idi.<br />
Havassı (duyular) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes&#8217;ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl&#8217;a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi.<br />
Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.<br />
Sahi (cömert, eliaçık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi. Ahd ü va&#8217;dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi.<br />
Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi).&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/peygamber-efendimizin-semail-i-serifi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kabe&#8217;nin Yeniden Yapılışı ve Peygamberimizin Hakemliği</title>
		<link>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/kabenin-yeniden-yapilisi-ve-peygamberimizin-hakemligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/kabenin-yeniden-yapilisi-ve-peygamberimizin-hakemligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:25:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammed (S.A.V.)]]></category>
		<category><![CDATA[beni]]></category>
		<category><![CDATA[bile]]></category>
		<category><![CDATA[bilen]]></category>
		<category><![CDATA[ebu]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[gerek]]></category>
		<category><![CDATA[hakem]]></category>
		<category><![CDATA[harem]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbenin]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[tam bu]]></category>
		<category><![CDATA[veya]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=185</guid>
		<description><![CDATA[Bir Kadın, Kabe Hareminde buhurdanlıkta Öd ağacı yaktığı sırada , buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kâbenin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamı ile yanmış, bu yüzden duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu. Zaman, zaman sahilden gelen sel baskınları ilede Kâbenin tabanı ve duvarları da iyice yıkılacak duruma gelmişti.
Bunun icin,Kureysliler Kabenin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerinede,tavan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Kadın, Kabe Hareminde buhurdanlıkta Öd ağacı yaktığı sırada , buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kâbenin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamı ile yanmış, bu yüzden duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu. Zaman, zaman sahilden gelen sel baskınları ilede Kâbenin tabanı ve duvarları da iyice yıkılacak duruma gelmişti.<br />
Bunun icin,Kureysliler Kabenin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerinede,tavan çatmak istiyorlar,fakat, yıkmağa kalkarlarsa azaba ugrayabileceklerinden korkuyorlar,aralarinda meşvere ediyorlardı.<br />
Am bu sırada Rum tüccarlarından birisine Ait olan inşaat malzemesi yüklü bir gemi Cüdde sahillerinde parcalandi,bunu fırsat bilen Kureyşliler aralarında yardımlaşarak bu batan gemiden Kabe inşaası için gerekli malzemeleri almış oldular.Ve Kâbenin inşaatına başladılar.<br />
Hacerül Esved taşı yerine konulacağı zaman kabileler ,birbirleriyle anlaşamadılar. Hatta işi okadar ilerlettiler ki aralarında kavga yapmaya çok az bir zaman kaldı. Kureyşiler, Bu iş üzerinde, dört veya beş gece durdular. Sonra Kureyşin yaşlılarından Ebu Ümeyye b. Mugire bir teklifte bulundu;<br />
Teklifine göre ,mescidin kapısından giren ilk kişi bu taşı koymak için hakem olacaktı. Bütün kavmin uluları bu teklifi kabul ettiler.<br />
Tam bu sırada peygamberimiz içeri girdi, bütün kureyşliler el çırparak El-Emin`in hakemligine razıyız dediler.<br />
Peygamberimiz de hakemlik yaparken bütün kabilelerden birer kişi alarak Hacerul Esved-i bir beze koydurdu,ve onu konulacak yere getirttikten sonra besmele çekerek kendi elleriyle Hacerul-Esvedi yerine koymuş oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/hz-muhammed-mustafa/kabenin-yeniden-yapilisi-ve-peygamberimizin-hakemligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmur / Nurullah Genç ilahi sözleri</title>
		<link>http://www.edep.org/ilahi-sozleri/yagmur-nurullah-genc-ilahi-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/ilahi-sozleri/yagmur-nurullah-genc-ilahi-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:18:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlahiler]]></category>
		<category><![CDATA[arzular]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[cihan]]></category>
		<category><![CDATA[derman]]></category>
		<category><![CDATA[devran]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[ferman]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hakim]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[kainat]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[melekler]]></category>
		<category><![CDATA[nazar]]></category>
		<category><![CDATA[pazartesi]]></category>
		<category><![CDATA[sema]]></category>
		<category><![CDATA[siyah]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=169</guid>
		<description><![CDATA[Vareden&#8217;in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vareden&#8217;in adıyla insanlığa inen Nur<br />
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından<br />
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur<br />
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından<br />
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat<br />
En müstesna doğuşa hamiledir kainat</p>
<p>Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım<br />
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları<br />
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım</p>
<p>Hasretin alev alev içime bir an düştü<br />
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü<br />
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde<br />
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü</p>
<p>İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi&#8217;nin<br />
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla<br />
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin<br />
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla<br />
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak<br />
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak</p>
<p>Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım<br />
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı<br />
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim</p>
<p>Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü<br />
Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü<br />
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe<br />
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü</p>
<p>Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden<br />
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına<br />
Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden<br />
Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina<br />
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin<br />
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin</p>
<p>Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım<br />
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide<br />
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim</p>
<p>Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü<br />
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü<br />
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin<br />
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü</p>
<p>Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan<br />
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar<br />
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan<br />
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar<br />
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri<br />
Paramparça, ateşler sahinin hayalleri</p>
<p>Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım<br />
O mücella çehreni izleseydim ebedi<br />
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım</p>
<p>Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü<br />
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü<br />
Katil sinekler deldi hicabın perdesini<br />
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü<br />
Dolaşan ben olsaydım Save&#8217;nin damarında<br />
Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin<br />
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında<br />
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin<br />
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü<br />
On asırlık ocağın savururdum külünü</p>
<p>Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım<br />
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak<br />
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım</p>
<p>Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü<br />
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü<br />
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara<br />
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü</p>
<p>Badiye yaylasında koklasaydım izini<br />
Kefenimi biçseydi Ebva&#8217;da esen rüzgar<br />
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini<br />
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar<br />
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya<br />
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya</p>
<p>Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım<br />
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu<br />
Bahira&#8217;dan süzülen bir yaş da ben olsaydım</p>
<p>Haritanın en beyaz noktasına kan düştü<br />
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü<br />
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi<br />
Hakların temeline sanki bir volkan düştü</p>
<p>Firakınla kavrulur çölde kum taneleri<br />
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir<br />
Erdemin, bereketin doldurur haneleri<br />
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir<br />
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların<br />
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların</p>
<p>Devlerin esrarını aynalara sorsaydım<br />
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler<br />
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım</p>
<p>Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü<br />
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü<br />
Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer<br />
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü</p>
<p>Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini<br />
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir<br />
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini<br />
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir<br />
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından<br />
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından</p>
<p>Madeni arzuların ardında seyre daldım<br />
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini<br />
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim</p>
<p>Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü<br />
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü<br />
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali<br />
Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü</p>
<p>Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır<br />
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur<br />
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır<br />
Sesini duymayanlar girdabında boğulur<br />
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin<br />
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin</p>
<p>Saatlerin ardında hep kendimi aradim<br />
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım<br />
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım</p>
<p>Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü<br />
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü<br />
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül<br />
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü</p>
<p>Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde<br />
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay<br />
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde<br />
Sümeyra&#8217;yı arıyor her damlada bir saray<br />
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin<br />
Mekanın fırçasında solmayan resim senin</p>
<p>Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım<br />
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme<br />
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım</p>
<p>Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü<br />
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü<br />
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan<br />
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü</p>
<p>Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın<br />
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler<br />
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın<br />
Nazarın ok misali karanlıkları deler<br />
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin<br />
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin</p>
<p>Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım<br />
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar<br />
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım</p>
<p>Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü<br />
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü<br />
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün<br />
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü</p>
<p>Nefsinle yeniden çizilecek desenler<br />
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek<br />
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler<br />
Anneler çocuklara hep seni içirecek<br />
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin<br />
Sana mü&#8217;mindir sema; sana muhtaçtır zemin</p>
<p>Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım<br />
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın<br />
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım</p>
<p>Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü<br />
Zedelendi sağduyu; körleşen iz&#8217;an düştü<br />
Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın<br />
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü</p>
<p>Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım<br />
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım<br />
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım<br />
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım<br />
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım<br />
Bahira&#8217;dan süzülen bir yaş da ben olsaydım<br />
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım<br />
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım<br />
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım<br />
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım<br />
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım<br />
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım<br />
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın<br />
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/ilahi-sozleri/yagmur-nurullah-genc-ilahi-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selam Sana Ya Muhammed Mustafa ilahi sözleri</title>
		<link>http://www.edep.org/ilahi-sozleri/selam-sana-ya-muhammed-mustafa-ilahi-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/ilahi-sozleri/selam-sana-ya-muhammed-mustafa-ilahi-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2008 17:07:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlahiler]]></category>
		<category><![CDATA[abidin]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[hanif]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[hasan hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[kenan]]></category>
		<category><![CDATA[mert]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[reyhan]]></category>
		<category><![CDATA[sefa]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[Gelişini haber verdi Nebîler,
Son dönemde gelir Ahmed dediler,
Melekler yoluna güller serdiler,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Nûr-ı çeşmin gönüllerde zevk sefa.
İsrafil ninniler söyledi cana,
Çocuklukta özlem duydun babana,
Anam babam feda olsunlar sana,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Ruhu nakşın gönüllere pür şifa.
Gençliğinde cesur, mert bir civandın,
Doğruluğa ta yürekten inandın,
Muhammedü’l-emin unvanı aldın,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Cemâlin benzerdi hüsn-ü Yusuf’a.
Ceddin İbrahim’in Hanif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gelişini haber verdi Nebîler,<br />
Son dönemde gelir Ahmed dediler,<br />
Melekler yoluna güller serdiler,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Nûr-ı çeşmin gönüllerde zevk sefa.</p>
<p>İsrafil ninniler söyledi cana,<br />
Çocuklukta özlem duydun babana,<br />
Anam babam feda olsunlar sana,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Ruhu nakşın gönüllere pür şifa.</p>
<p>Gençliğinde cesur, mert bir civandın,<br />
Doğruluğa ta yürekten inandın,<br />
Muhammedü’l-emin unvanı aldın,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Cemâlin benzerdi hüsn-ü Yusuf’a.</p>
<p>Ceddin İbrahim’in Hanif dininde,<br />
Bazen tüccar oldun Kenan ilinde,<br />
Yalan yanlış yoktu senin dilinde,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Meleklerde olmaz sendeki vefa.</p>
<p>Mirâcına şahit oldu âlemler,<br />
Sevenler müjdeli haberi bekler,<br />
Firâkından yandı bütün felekler,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Gelmek istiyorum senin tarafa.</p>
<p>Ağzında dualar, gözlerin yaşlı,<br />
Çocukla çocuktun, yaşlıyla yaşlı,<br />
Oldukça vakurdun, hep ağır başlı,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Şöhretin yazıldı nurlu Mushaf’a.</p>
<p>Konuşurken sesin gayet sakindi,<br />
Bakışın kararlı, gözler emindi,<br />
Firdevs dedikleri Cennet tenindi,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Allah remzeyledi mim-i hurûfa.</p>
<p>Tenin gül kokardı, nefesin reyhan,<br />
Dünyada sultandın, ukbada sultan,<br />
Seni görmek ister bu fakir her an<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Şefâatin göster koyma A’râfa.</p>
<p>Ahlâkın Kuran’dı âdabın Furkân,<br />
Ashâbın ışıktı, Ehl-i beyt nurdan,<br />
Resul ayrılamaz çâr-ı yarından,<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Ehl-i Beyte canlar feda bin defa!</p>
<p>Şah Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin,<br />
Sevdam Zeynep ile Zeynel Abidin,<br />
Sensin kıblem, sensin Kevser, sensin din!<br />
Selam sana ya Muhammed Mustafa,<br />
Her zerrene Halit feda bin defa.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/ilahi-sozleri/selam-sana-ya-muhammed-mustafa-ilahi-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

