<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; cemaat</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/cemaat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz. DAVUD (a.s.) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 08:59:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[davud]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kerim]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[yahuda]]></category>
		<category><![CDATA[yakub]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=307</guid>
		<description><![CDATA[Hz. DAVUD (a.s.)
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de adı geçen İsrailoğulları peygamberlerinden biri.
Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)&#8217;nın sekizinci oğludur.
İnsanoğlu yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına da peygamberler gönderilmiştir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmişlerdir.
Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra yine İsrailoğulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa&#8217;nın Allah&#8217;tan getirdiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. DAVUD (a.s.)</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de adı geçen İsrailoğulları peygamberlerinden biri.</p>
<p>Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)&#8217;nın sekizinci oğludur.</p>
<p>İnsanoğlu yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına da peygamberler gönderilmiştir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmişlerdir.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra yine İsrailoğulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa&#8217;nın Allah&#8217;tan getirdiği akîdeyi terk etmeye başladılar. Cenâb-ı Allah onların üzerlerine başka bir kabîleyi musallat etti.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra İsrailoğullarının idaresi Yuşa&#8217;ya kaldı. İsrailoğullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi. Bu ülke Hz. Yakub&#8217;un yaşadığı Ken&#8217;an bölgesi olup İsrailoğulları için mukaddes ülke sayılır.</p>
<p>İsrailoğulları Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler. İsrailoğulları Amâlika ile yaptıkları bir savaştan mağlup çıktılar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler. Yüce Rabbimiz onların bu durumunu şöylece anlatmaktadır: &#8220;İsrailoğullarından bir cemaat Musa&#8217;dan sonra peygamberlerine: &#8220;Bize bir hükümdar gönder ki Allah yolunda savaşalım&#8221; dediler. Peygamber. &#8220;Size muharebe farz olunursa korkarım ki savaşmazsınız&#8221; dedi. Onlar: &#8220;-Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık&#8221; dediler. Onlara farz kılındığında birazı müstesna olmak üzere savaştan yüz çevirdiler. &#8221; (el-Bakara 2/246)</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara: Allah Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediğinde onlar: O bize nasıl hükümdar olur? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. Onun malı da çok değildir. dediler. Peygamber. &#8220;Allah onu sizin üzerinize namaz kıldı. Ona ilimde ve cisimde fazlalık (üstünlük) verdi. Allah mülkü dilediğine verir. &#8221; (el-Bakara 2/247).</p>
<p>İsrailoğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu sandığa &#8220;Tâbût&#8221;* adı verilmektedir. Amâlikalılarla yapılan savaş sonucunda bu sandık Câlût (Golyat)&#8217;ın eline geçmişti. İsrailoğulları bunun acısını duyuyorlar fakat Tâlût&#8217;un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri kalmıyorlardı.</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara şöyle dedi: Onun hükümdarlığına alamet; size içinde Rabbiniz tarafından sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirası bulunan Tâbût&#8217;u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eğer siz iman edenlerdenseniz bunda sizin için ibret ve mûcize vardır. &#8221; (el-Bakara 2/248). Tâbût&#8217;un İsrailoğullarının eline geçmesi onları yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût İsrailoğullarına öğütte bulundu. Onlara şöylece seslendi: &#8220;Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden değildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir&#8221; dedi. Onların pek azı müstesna diğerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karşı duracak takat bizde yoktur dediler. Allah&#8217;a kavuşacaklarını bilenler. Nice az bir topluluk vardır ki Allah&#8217;ın izni ile daha çok olana galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. &#8216; dediler. &#8221; (el-Bakara 2/249)</p>
<p>Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt&#8217;un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle şöyle dua etti: &#8220;Ya Râb üzerinize sabır ve sebat ihsan eyle ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et. &#8221; (el-Bakara 2/250)</p>
<p>Tâlût&#8217;un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.) Hz. Yakub&#8217;un neslinden idi. İsrailoğullarından olan Dâvûd daha küçük yaşta bir delikanlı iken hak davanın amansız düşmanı zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût&#8217;u sapan taşıyla öldürmüştü. Bu olayda Allah&#8217;a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir.</p>
<p>Câlût zalim zengin ve korkunç bir hükümdardı. Onun açıkça belli olan büyük üstünlüğü vardı. Fakat Allahu Teâlâ o zaman işlerin yalnız zahiriyle meydana gelmeyip gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermek istedi. İşlerin hakikatini sadece O bilir. Her şeyin ölçüsü yalnız O&#8217;nun elindedir. Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf zayıf görünenin de Allah&#8217;ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü Allahu Teâlâ&#8217;ya aittir. İnsanlar ise vazifelerini yerine getirmek Allah&#8217;u Teâlâ&#8217; ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah&#8217;ın istediği şeyler istediği şekilde olur. İnsanlara kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf çok zayıf olduklarını Allah onların ölmesini istediği zaman küçücük delikanlıların bile mağlup edebileceğini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü daha genç bir bir delikanlı iken Hz. Dâvûd&#8217;un eline verdi. Burada Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;nın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de vardı. Allah Tâlût&#8217;dan sonra mülkü Hz. Dâvûd&#8217;un almasını ve onun yerine oğlu Süleyman (a.s.)&#8217;ı varis kılmayı istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;ın gücü Câlût&#8217;u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu.</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ın izniyle onları hemen hezimete uğrattılar. Dâvûd da Câlût&#8217;u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti.&#8221; (el-Bakara 2/251).</p>
<p>Câlût&#8217;un öldürülmesiyle Amâlikalılar bozguna uğradılar darmadağın oldular. Bu olaydan sonra halk Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;a daha çok sevgi ve saygı göstermeye başladı.</p>
<p>Tâlût&#8217;un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim hem peygamberlik verildi; &#8220;&#8230;Dâvûd&#8217;a dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.&#8221; &#8220;Ona sizi savaşın Şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki?&#8221; (el-Enbiya 21/78 80)</p>
<p>&#8220;Andolsun Dâvûd&#8217;a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar onunla beraber tesbih edin ve ey kuşlar (siz de). Ve ona demiri yumuşattık.&#8221; &#8220;Geniş zırhlar yap dokumasını ölçülü yap ve (hepiniz) iyi işler yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı görmekteyim. diye vahyettik.&#8221; (Sebe 34/10-11). Hz. Dâvûd (a.s.) hakkında Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;den gelen rivâyetler; Dâvûd&#8217;un çok güzel bir sesi olduğunu kendisine verilen Zebur&#8217;u okumaya başlayınca dağların ve kuşların onu dinlemek üzere etrafında toplandıklarını bildirmektedir. Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitap şer&#8217;î hükümleri taşımadığı için Hz. Dâvûd Hz. Musa&#8217;nın şerîatı ile hükmetmiştir.</p>
<p>Yahudi kaynaklarında Hz. Dâvûd&#8217;un Mizmar denen bir musiki âleti çaldığı kayıtlıdır. Kur&#8217;ân&#8217;da da: &#8220;(Her taraftan) gelen kuşlar da ona icabet ederler hepsi onun nağmesine katılırlardı &#8221; &#8220;Onun mülkünü kuvvetlendirmiştik. Kendisine hikmet ve açık konuşma güzel konuşma vermiştik. &#8221; (Sad 38/19-20) buyuran Allah aynı sûrenin 21. âyetinde Hz. Dâvûd (a.s.) zamanında olan bir hâdiseyi de Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;e şöyle haber vermiştir: &#8220;Dâvûd&#8217;un yanına gelmişlerdi de onlardan korkmuştu. Korkma dediler Biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet. Zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür. &#8221; (Sad 38/22)</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da anlatıldığına göre bunlar iki kardeştiler. Birisinin doksandokuz koyunu ötekinin bir tek koyunu vardı. Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardeşinin tek koyununu ister aralarında tartışma çıkar. Tek koyunu olanı bu tartışmayı kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;a müracaat ederler. O davacı olanlardan birini dinler ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;nın kendisini imtihanı sanır. Ancak bu yaptığı hareket sebebiyle Allah&#8217;dan mağfiret dileyip secdeye kapanır tövbe eder. Allah onu affettiğini bildirir ve ona şu vahyi indirir: &#8220;Ey Dâvud biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan saptırır. Allah&#8217;ın yolundan sapanlara Allah&#8217;ın hesap gününü unuttuklarından dolayı çetin bir azap vardır. &#8221; (Sad 38/26)</p>
<p>İsrailoğulları Hz. Dâvûd zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardır. Dâvûd (a.s.) Kudüs&#8217;ü fethetmiş kendisine başkent yapmıştı.</p>
<p>Hz. Dâvûd hem hükümdar hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmişti. O İsrailoğullarını kırk yıl yönetti ve Rabbine kavuştu. Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;ın yerine oğlu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd bir gün oruç tutar bir gün yerdi.</p>
<p>Abdullah b. Amr&#8217;dan rivâyetle Abdullah her gün gündüzleri oruç tutar geceleri de (nâfile) namaz kılardı. Onun bu durumu Rasûlullah&#8217;a bildirildiğinde Hz. Peygamber onu çağırdı ve şöyle buyurdu: &#8220;Bir gün oruç tut bir gün iftar et. İşte bu Dâvûd (a.s.)&#8217;ın orucudur.&#8221;</p>
<p>Bir başka rivayette ise Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah&#8217;u Teâlâ ya en sevimli oruç Dâvûd (a.s.)&#8217;ın orucudur. O bir gün oruç tutar bir gün iftar ederdi. Allah&#8217;a en sevimli namaz da Dâvûd namazı idi. O her gecenin yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılardı. Altıda birinde de yine uyurdu.&#8221; (Müslim Siyam 183; Nesâî Siyam 69).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İBRÂHİM (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ibrahim-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ibrahim-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:06:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[allahu]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[halil]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=277</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Allahu Teâlâ&#8217;nın &#8220;Halil&#8221; dost diye nitelediği ulu&#8217;l-azm mertebesinde olan peygamber.
Nuh (a.s)&#8217;un çocukları ve torunları önce Irak&#8217;a yerleşmiş ve Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı. Daha sonra burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini inşâ etmişlerdi. Babil&#8217;deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi Süryânî dilini konuşmakta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Allahu Teâlâ&#8217;nın &#8220;Halil&#8221; dost diye nitelediği ulu&#8217;l-azm mertebesinde olan peygamber.</p>
<p>Nuh (a.s)&#8217;un çocukları ve torunları önce Irak&#8217;a yerleşmiş ve Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı. Daha sonra burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini inşâ etmişlerdi. Babil&#8217;deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi Süryânî dilini konuşmakta olup Babil şehrini de başkent yapmışlardı. Ninova&#8217;da ortaya çıkan Asur devletinde ise başkent Ninova olup Babil&#8217;i hâkimiyetleri altına almıştı. Bir süre sonra Babil&#8217;de Keldânîler Asurluların hâkimiyetleri altında bulunan Nabt&#8217;ların ilim ve kültürüne sahip çıkmıştı.</p>
<p>Babilliler tek Allah&#8217;a inanmayıp putlara ve yıldızlara taparlardı. Putları ve yıldızları ruhların sembolü olarak kabul ederlerdi. Onların bu inancına &#8220;Sâbiîlik&#8221; denir. Sâbiîlik; ruhlara ve meleklere ibadet esasından başlar ve giderek yıldızlara aya güneşe ve sonunda bunlar adına yapılmış putlara tapmağa varırdı. Babil&#8217;de putların hem yapılıp hem de tapıldığı puthaneler vardı. Bundan dolayı devlet yönetiminde bir puthane bakanı bile bulunurdu. İşte Allah böyle inançtan yoksun ve medeniyetten uzak bir toplum olan Babil halkına İbrahim (a.s)&#8217;ı göndermişti. &#8220;İbrahim&#8221; kelimesinin manası &#8220;cemaat babası&#8221; demektir. Nitekim kendisinden sonra gelen peygamberle babası Hz. İbrahim&#8217;dir.</p>
<p>Cemaatının &#8220;Allah&#8217;ın dostu&#8221; anlamına gelen &#8220;Halîlullah&#8221; ünvanına sahip İbrahim (a.s) &#8220;Ulü&#8217;l-azm&#8221; denilen büyük peygamberlerden biridir. &#8220;Ulü&#8217;l-azm&#8221; gayesine erişen diğer peygamberler ise Nuh (a.s) Musa (a.s) İsa (a.s) ve Muhammed (a.s)&#8217;dir. Hz. İbrahim&#8217;in &#8220;halilullah&#8221; lakabını alması Allah&#8217;a olan sevgi ve bağlılığındandır. Bir rivayete göre Hz. İbrahim insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir şey istemediği için &#8220;halilullah&#8221; diye nitelendirilmiştir.</p>
<p>İbrahim (a.s)&#8217;ın nesebi hakkındaki rivâyetler muhteliftir. Ancak rivayetlerin hepsi Sâm b. Nûh&#8217;a vardığında ittifak etmiştir. Babasının ismi Tarih lakabı Âzerî&#8217;dir.</p>
<p>Hz. İbrahim&#8217;in ismi Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de yirmi beş sûrede altmış dokuz defa geçmiştir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Hz. İbrahim değişik isim ve sıfatlarla anılmış ve kendisinden övgüyle bahsedilmiştir. Kur&#8217;an&#8217;da da geçen sıfatlarının bazıları: Evvâh (çok ah eden) Halim Munib (Allah&#8217;a sığınan) Hanîf Kânit (Allah&#8217;a kulluk eden) Şâkir.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;de Hz. İbrahim (a.s)&#8217;ın faziletini anlatırken şöyle der: &#8220;Kıyâmet günü ilk elbise giydirilen kişi İbrahim&#8217;dir.&#8221; (Buhâr; Enbiyâ 8). &#8220;bir gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril ile Mikâil) geldi. Bunlarla beraber gittik nihayet uzun boylu birinin yanına vardık (Semaya doğru yücelen) boyunun uzunluğundan başını neredeyse göremeyecektim. O İbrahim (a.s) idi (Buhârî Enbiyâ 8).</p>
<p>İbrahim (a.s) Babil halkına uzun süre hak dini dünyayı âhireti hayatı ölümü ve yeniden dirilişi anlatmış en yakını olan babasına ise bu meseleyi inceden inceye izah etmişti. Ancak başta babası Âzer olmak üzere halk İbrahim (a.s)&#8217;a inanmayıp inkâr etmişti. İbrahim (a.s) babasının bu hareketine kızmamış ona darılmamıştı. Hatta onun için Allah&#8217;tan rahmet dileyerek babasına karşı şöyle dedi: &#8220;Sana selâm olsun! Senin için rabbımdan mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı lütufkârdır&#8221; (Meryem 19/47). Bundan sonra İbrahim (a.s) baba ocağını terkederek oradan ayrıldı.</p>
<p>Milletine putların hiçbir fayda sağlayamayacağını pek çok kere söyleyen ve ancak Yüce Allah&#8217;ı üstün niteliklere sahip olduğunu bildiren İbrahim (a.s) milletinin kendisine inanmadığını görünce hemen Nemrud&#8217;a gitti. Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de ismi geçmeyen ve o sıralar milletinin başında bulunan Nemrud sahip olduğu servet ve saltanatıyla kendini ilâh sanmaktaydı.</p>
<p>İbrahim (a.s) Nemrud&#8217;a Allah inancından bahsetti. Fakat o reddetti ve İbrahim (a.s) ile Rabbi hakkında münakaşaya girişti. İbrahim (a.s) Allah Teâlâ&#8217;nın hem dirilttiğini hem de öldürdüğünü söyleyince Nemrud kendisinin de bunu yapmağa gücü yettiğini ifade eder. Nemrud bunu ispat için iki adamı getirtmiş birini öldürmüş diğerini bırakmış; böylece öldürmeğe ve diriltmeğe kâdir olduğunu göstermişti. Bu defa İbrahim (a.s.): &#8220;Allah güneşi doğudan getiriyor sen de batıdan getirsene&#8221; (el-Bakara 2/258) deyince Nemrud şaşırıp kalmıştı.</p>
<p>Bir ara Allah inancını kabule yanaşmayan halk bir bayram günü âdetleri üzere puthaneye yemek getirmiş putlarının önüne koymuş daha sonra da eğlenme yerlerine gitmişti. İbrahim (a.s)&#8217;ı de götürmek istemişler ancak o rahatsız olduğu gerekçesiyle gitmemişti. Onlar eğlence yerlerine gidince puthaneye girip putların hepsini paramparça etmiş içlerinden sadece en büyüğünü ona baş vursunlar diye sağlam bırakmıştı.</p>
<p>Bayram eğlenceleri biten halk yine âdetleri üzere yemeklerini almak için puthaneye gelmiş ancak puthaneyi harabeye dönmüş bir durumda görünce putları bu hale getirenin İbrahim (a.s.) olabileceğini düşünmüşler İbrahim (a.s)&#8217;i çağırıp şu şekilde sorguya çekmişlerdir: &#8220;Ey İbrahim! Tanrılarımıza bu hareketi sen mi yaptın?&#8221; Hz. İbrahim bu soruya &#8220;Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa onlara sorun!&#8221; şeklinde cevap verdi (el-Enbiyâ 21/62-63). Halk putların cansız ve konuşamaz olduklarını itiraf edince İbrahim (a.s) tevhid inancını haykırırcasına şöyle dedi: &#8220;O halde Allah&#8217;ı bırakıp da size hiç bir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de Allah&#8217;ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?&#8221; (el-Enbiyâ 21/66-67).</p>
<p>İbrahim (a.s)&#8217;ın bu savunması sapıklar tarafından onun suçlu duruma düşmesine yetmişti. Sapıkların lideri Nemrud İbrahim (a.s)&#8217;ın öldürülerek veya yakılarak cezalandırılmasını teklif etmiş ve nihayet ateşte yakılmasına karar verilmişti. Hazırlanan ateşin alevi en şiddetli ve hararetli duruma geldiğinde İbrahim (a.s)&#8217;ı mancınıkla fırlatıp ateşe attılar. Ancak ateşin ve her şeyin sahibi olan Allah ateşe şöyle emir verdi: &#8220;Ey ateş! İbrahim&#8217;e karşı serin ve zararsız ol!&#8221; (el-Enbiyâ 21/69). Böylece İbrahim (a.s) ateşten kurtulmuş oldu. O sırada İbrahim (a.s)&#8217;a inanan tek bir kişi vardı; o da Lut (a.s) idi.</p>
<p>Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;İbrahim aleyhi&#8217;s-salâtü ve&#8217;s Selâm yalnız üç defa (te&#8217;vil ile başka bir manaya çevirerek) yalan söylemiştir. Bunların ikisi Aziz ve Celil olan Allah&#8217;ın zâtı ve rızası için: Birisi (putperestlere) &#8220;ben hastayım&#8221; demesi öbürüsü de &#8220;Belki putların şu büyüğü bu işi işlemiştir&#8221; demesi. Resulullah üçüncüsü için de şöyle demiştir: &#8220;İbrahim günün birinde zevcesi Sâre ile birlikte azılı bir zalime uğramıştı&#8221; (Buhârî Enbiya 8).</p>
<p>Hadisenin devamı şöyle anlatılmıştır. Hz. İbrahim amcasının kızı olan hanımı Hz. Sâre ile birlikte Mısır tarafına seyahat ederken &#8220;Erdün&#8221; kasabasına gelmişler; şehrin kralı ile aralarında ilginç bir hadise geçmiştir. Ebu Hureyre Peygamber (s.a.s)&#8217;den rivayet etmiştir. Hz. Peygamber şöyle anlatmıştır: &#8220;İbrahim (a.s) hanımı Sâre ile birlikte bir şehre gelmişlerdi. O şehirde bir kral veya zâlim bir idareci vardı. Bu zâlime &#8220;İbrahim yanında çok güzel bir kadınla şehre girdi&#8221; diye haber gönderdiler. Kral &#8220;ey İbrahim! yanındaki kadın neyin kimindir?&#8221; diye sordurdu. İbrahim (a.s) (din) kardeşimdir&#8221; dedi. Sonra Sâre&#8217;ye gelip &#8220;sakın beni yalancı çıkarma ben bunlara seni kız kardeşimdir dedim. Allah&#8217;a yemin ederim ki yeryüzünde benden senden başka iman eden hiç kimse yoktur&#8221; buyurdu. Sâre kralın yanına gelince kral (ona kötülük yapmaya) teşebbüs etti. Hz. Sâre kalktı abdest aldı namaza durdu. Sonra şöyle dua etti: &#8220;Yâ Rab! Ben sana ve senin peygamberine iman ettimse ben kadınlığımı zevcimden başkasına karşı koruduysam (ki şu ana kadar böyleydim) benim üzerime şu kâfiri musallat etme&#8221;. Kralın nefesi boğuldu; ayağıyla yere vurarak çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre &#8220;Allahım şayet bu adam ölürse bunu bu kadın öldürdü denilir&#8221; diye dua etti. Bunun üzerine adam rahatladı&#8221;. Bu hadise üç defa tekrarlandı. &#8220;Bunun üzerine melik etrafındakilere&#8221; siz bana şeytan göndermişsiniz Bu kadını İbrahim (a.s)&#8217;e gönderiniz. Hâcer&#8217;i de Sâre&#8217;ye veriniz&#8221; dedi. Bunun üzerine Sâre Hz. İbrahim&#8217;in yanına gelerek ona (olayı anlattı) ve &#8220;Anladın mı! Allah kâfiri zelil etti; bana bir cariyeyi de hizmetçi verdi&#8221; dedi (Buhârî Buyû 100; Hibe 36).</p>
<p>İbrahim (a.s) o ülkeden ayrıldıktan sonra pek çok yer gezdi. Sonunda Şam&#8217;da karar kıldı. Orada kendisine inananlar günden güne arttı. İbrahim (a.s)&#8217;e inanların oluşturduğu kitleye &#8220;İbrahim milleti&#8221; adı verildi.</p>
<p>İbrahim (a.s) Babil&#8217;den ayrılacağı zaman babası için Allahu Teâlâ&#8217;dan bağışlanma dileyeceğini hatırlamış ve babasının affı için Allah&#8217;a şöyle yalvarmıştı: &#8220;Babamı da bağışla! Çünkü o sapıklardandır&#8221; (eş-Şuârâ 26/86). Babası da olsa kâfirler için dua edilmeyeceğini bilen İbrahim (a.s) bunu memleketinden ayrılırken verdiği sözden dolayı yapmıştı. İbrahim (a.s)&#8217;ın duası kabul edilmedi ve ayeti kerimede bu durum şöyle ortaya kondu: &#8220;Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba bile olsalar puta tapanlar için mağfiret dilemek peygamberlere ve mü&#8217;minlere yaraşmaz&#8221; (et-Tevbe 9/113).</p>
<p>İbrahim (a.s)&#8217;in bundan sonraki yaşantısı Lut (a.s) İsmail (a.s) ve İshak (a.s) ile birlikte geçti. Bunlar hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyurur: &#8220;Onları buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara iyi işler yapmayı namaz kılmayı zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdi&#8221; (el-Enbiyâ 21/73).</p>
<p>Allah Teâla İbrahim (a.s)&#8217;a on sayfalık bir kitap da vermiştir. Uzunca bir süre yaşadıktan sonra ömrünün sonlarına doğru Mısır&#8217;a gitti. İbrahim (a.s) vefat ettiğinde -kuvvetli rivayetlere göre- Kudüs yakınlarında Halilü&#8217;r-rahman denilen yerde defnedildi.</p>
<p>Hanîflik: İbrahim (a.s)&#8217;in dinin temeli tevhide (Allah&#8217;ın birliğine) dayanıyordu. Ancak zamanla bu inanç unutulmuş ve putperestlik Araplar arasında tamamen yayılmıştı. Buna rağmen birkaç kişide tevhit akîdesinin izleri görülüyordu. Bunlara &#8220;Hanif&#8221; denirdi.</p>
<p>Hanîf batıldan uzak Hakk&#8217;a yönelen ve tevhit inancı üzere bir Allah&#8217;ı tasdik eden kişi demektir. Kur&#8217;an-ı Kerim de &#8220;hanîf&#8221; kelimesi birkaç yerde geçer. &#8220;Hanif&#8221; kelimesi daha çok Hz. İbrahim için Allah&#8217;a saf ve temiz bir şekilde ibadet eden bir kul anlamında kullanılmıştır.</p>
<p>Haniflikle ilgili ayetlerde şu ifadeler bulunur: &#8220;Ve hanif olarak yüzünü dine doğrult ve sakın Allah&#8217;a ortak koşanlardan olma!&#8221; (Yunus 10/105) &#8220;Sonra da biz Hanîf olan müşriklerden olmayan İbrahim&#8217;in dinine uy diye sana vahyettik&#8221; (en-Nahl 16/123).</p>
<p>İslâm&#8217;dan önce Arap toplumunda; Varaka b. Nevfel Abdullah b. Cahş Osman b. Hüveyris Zeyd b. Amr Kuss b. Sâide gibi kişiler hanifler arasında bulunuyordu. Bunlar; cansız dilsiz hiçbir şeye güçleri yetmeyen putların önünde eğilmeyi onlara yalvarmayı çirkin sayan kişilerdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ibrahim-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

