<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; beyrut</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/beyrut/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Zülkarneyn</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:46:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[malik]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[veli]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[ZÜLKARNEYN
Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçer. Allah ondan övgü ile bahsetmiştir. Peygamber mi yoksa veli mi olduğu ihtilâf konusu olmuştur.
Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü sahip ve malik demektir. Karn ise boynuz perçem tepe zaman güneş anlamlarına gelir. Karneyn karn&#8217;ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ZÜLKARNEYN</p>
<p>Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçer. Allah ondan övgü ile bahsetmiştir. Peygamber mi yoksa veli mi olduğu ihtilâf konusu olmuştur.</p>
<p>Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü sahip ve malik demektir. Karn ise boynuz perçem tepe zaman güneş anlamlarına gelir. Karneyn karn&#8217;ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde tercüme edilir (el-Firuzabadî el-Kamusu&#8217;l-Muhît Kahire 1332 IV 257 vd).</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in kim oluğu ve neden kendisine bu lakabın takıldığı konusu eskiden beri tartışmalı bir husus olarak devam etmiştir. Kendisine Zülkarneyn denilmesi alimler tarafından başının iki yanında iki boynuza benzer çıkıntıların bulunması dünyanın şark ve garbını dolaşması başının iki yanının bakırdan olması örülmüş iki deste saçı olması Allah&#8217;ın kendisine nur ve zulmeti musahhar kılması (emrine vermesi) yürürken nurun önünden zulmetin ise arkasından gelmesi şecaatı dolayısıyle bu lakabı almış bulunması rüyasında gökyüzüne çıktığını ve güneşin iki tarafına asıldığını görmesi anlamlarında yorumlanmıştır.</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in kim olduğu hususu da çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bilindiği gibi Zülkarneyn kelimesi onun esas adı değil lakabıdır. Onun esas adı hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Birçok kişi onun Büyük İskender (M.Ö 356-323) olduğunu iddia etmiştir. Fakat Kur&#8217;ân&#8217;da söz konusu olan Zülkarneyn ile Büyük İskender&#8217;in vasıfları birbirini tutmamaktadır. Zülkarneyn Allah&#8217;a inanan dürüst bir hayat süren ve peygamber olduğu bile ileri sürülen bir kişidir. Büyük İskender ise tek tanrı inancından uzak girdiği şehirleri yerle bir edecek kadar zalimve barbar bir insandı.</p>
<p>Bilhassa son devrin alimlerinin ekseriyeti ise Zülkarneyn&#8217;in İran kralı Kisra (Hüsrev) olduğunu kabul etmişlerdir. M.Ö altıncı asırda imparatorluk kuran Kisra&#8217;nın vasıflan Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen Zülkarneyn&#8217;in vasıflarına daha uygun düşmektedir. Nitekim Araplar Kisra&#8217;ya Nûşirevan-ı Âdil demektedirler. Yine de Zülkarneyn&#8217;in gerçek adını Allah bilir. Onun peygamber olup olmadığını ihtilaflıdır. (er-Razî Mefâtihu&#8217;l-Gayb Mısır 1937 XXI163 vd.; İbn Kuteybe el-Maarif Beyrut 1970 25).</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in adı Kur&#8217;ân&#8217;da üç âyette geçmektedir:</p>
<p>&#8220;(Ey Muhammed) sana Zülkar neyn&#8217;den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım. Biz yer yüzünde onun için sağlam bir mekan ve orada istediği gibi hareket edeceği yönetim hürriyeti hazırladık ve kendisine (muhtaç olduğu) her şeyden bir sebep verdik (ulaşmak istediği herşeye ulaşmanın yolunu aracını verdik). O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu. Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir kavim buldu. Dedik ki: Ey Zülkarneyn (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın). Dedi: Kim haksızlık ederse ona azap edeceğiz) sonra o Rabb&#8217;ine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir. Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükâfat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz (kolay işler yapmasını emrederiz zor işlere koşmayız onu). Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki onlara güneşin önünden (korunacak) bir siper yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice (hükümranlık) bilgisi (tecrübesi ve vasıtası) bulunduğu biz biliyorduk. Sonra yine bir yol tuttu. Nihâyet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu. Dediler ki: Ey Zülkarneyn Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki: Rabb&#8217;imin beni içinde bulundurduğu (mal ve mülk sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. (Zülkarneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurup dağlarla) aynı seviyeye getirince üfleyin dedi. Nihâyet o demir kütlelerini bir ateş haline koyduğu zaman; getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim dedi. Artık (Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc) onu ne aşabildiler ne de delebildiler. (Zülkarneyn) dedi: Bu Rabb&#8217;imden (kullarına) bir rahmettir. Rabb&#8217;imin va&#8217;di ge(lip Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc&#8217;un çıkması yahut kıyametin kopması gerek)diği zaman onu yerle bir eder. Şüphesiz Rabb&#8217;imin va&#8217;di gerçektir&#8221; (el-Kehf 18/83-98).</p>
<p>Bazı alimlerin rivayetine göre Yahudilerden birkaç kişi Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e gelerek Zülkarneyn&#8217;in kim olduğunu sormuşlar. Bunun üzerine bu âyetler nazil olmuştur (en-Nisâburî Esbâbu&#8217;n-Nuzûl Mısır 1968 75).</p>
<p>Diğer bir rivayette ise Mekkeliler kitap ehli olan Yahudilere adam gönderip Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;i çetin bir sınavdan geçirmek için birkaç soru hazırlayıp göndermelerini istemişlerdi. Onlarda şu üç şeyden sormalarını tavsiye etmişler: Ruh Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn Bunun üzerine ilgili âyetler inmiştir (et-Taberî Camiu&#8217;l-Beyân Mısır 1373 XVI 7).</p>
<p>Yukarıda meâli sunulan âyetlere göre Zülkarneyn&#8217;in bazı özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür. Zülkarneyn üstün yeteneklere geniş kudret ve imkanlara sahipti. Bilgili kültürlü dünya coğrafyasının önemli bir kısmını bilen ve ilâhî yardıma mazhar olan bir kişiydi. Zalimlere hadlerini bildiren onları cezalandıran ahiret gününe kesin bir şekilde imân eden ona göre hareket eden ve iyi ahlaklı dindar toplumları himâye eden bir zattı.</p>
<p>Zülkarneyn Hakk&#8217;a karşı teslimiyet gösterir her şeyi ilâhî emrin istikâmetine çevirmeye çalışırdı.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;ye göre Zülkarneyn ne bir nebi ne dg bir kraldı. Fakat Allah&#8217;ın salih bir kulu idi. Allah onu sevmiş ve o da Allah&#8217;ı sevmişti (İbn İshâk Kitabu&#8217;l-Mübtedâ ve&#8217;l-Meb&#8217;as ve&#8217;l-Meğazî thk. Muhammed Hamidullah Mağrib 1976 185).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. YÛNUS (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yunus-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yunus-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:53:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[alem]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[davud]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[harun]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[meryem]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[nimet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rabbi]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbin]]></category>
		<category><![CDATA[salih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Hz. YÛNUS (a.s)
Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçen peygamberlerden biri.
Soyu Bünyamin vasıtasıyla Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a.s)&#8217;a dayanmaktadır. Bazı alimlerin naklettiğine göre İsa (a.s) annesinin adıyla İsa b. Meryem diye anıldığı gibi Yûnus (a.s) da annesinin adıyla Yûnus b. Matta diye anılmaktadır. (İbn Sa&#8217;d Tabakatü&#8217;l-Kübra Beyrut 1957 I 55). Buhârî&#8217;nin verdiği bilgiye göre ise bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. YÛNUS (a.s)</p>
<p>Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçen peygamberlerden biri.</p>
<p>Soyu Bünyamin vasıtasıyla Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a.s)&#8217;a dayanmaktadır. Bazı alimlerin naklettiğine göre İsa (a.s) annesinin adıyla İsa b. Meryem diye anıldığı gibi Yûnus (a.s) da annesinin adıyla Yûnus b. Matta diye anılmaktadır. (İbn Sa&#8217;d Tabakatü&#8217;l-Kübra Beyrut 1957 I 55). Buhârî&#8217;nin verdiği bilgiye göre ise bu görüş yanlıştır. Aslında Matta Yûnus (a.s)&#8217;ın annesinin değil babasının adıdır. Yani Yûnus (a.s) Yûnûs b. Matta diye anılınca babasının adıyla anılmış olur (ez-Zebîdî Sahihi Buhârî Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhî trc: Kamil Miras Ankara 1971 IX 152).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın Ya&#8217;kub (a.s)&#8217;ın torunlarından olduğu Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber veriliştir:</p>
<p>&#8220;Nûh&#8217;a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim&#8217;e İsmail&#8217;e İshâk&#8217;a Yakub&#8217;a torunlarına İsa&#8217;ya Eyyûb&#8217;a Yûnus&#8217;a Harûn&#8217;a Süleyman&#8217;a da vahyetmiş ve Davud&#8217;a da Zebûr&#8217;u vermiştik&#8221; (en-Nisâ 4/163).</p>
<p>Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ (a.s) Eyyûb (a.s) Harun (a.s) ve Süleyman (a.s)&#8217;da Yunus (a.s) ile aynı soydan Yakub (a.s)&#8217;ın torunlarındandırlar.</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın nüfusu yüz bini aşkın bir şehrin halkına uyarıcı ve tevhide çağrıcı bir peygamber olarak gönderildiği Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle geçmektedir:</p>
<p>&#8220;Ve onu yüz bin insana ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik&#8221; (es-Saffat 37/147).</p>
<p>O&#8217;nun peygamber olarak gönderildiği bu yerin Ninova şehri olduğu nakledilmiştir. Ninova şehri Dicle nehrinin kıyısında şimdiki Musul&#8217;un yerinde bulunmaktaydı. Bu beldenin insanları küfrün içinde bulunuyorlardı ve putlara tapmakta idiler. Yûnus (a.s) onları küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara küfürlerinden dolayı tevbe etmelerini Yüce Allah&#8217;ın varlığına ve birbirine inanmalarını emretmek üzere gönderilmişti (ez-Zemahşerî el-Keşşâf Kahire t.y. V 126; et-Taberî Tarih Mısır 1326 II 42).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;ân&#8217;ın çeşitli yerlerinde geçmekle berâber Kur&#8217;ân&#8217;daki sûrelerden birine isim olarak verilmiştir. Kur&#8217;an&#8217;ın onuncu sûresinin adı Yûnus sûresidir.</p>
<p>Yûnus (a.s) milletini otuz üç yıl Allah&#8217;a imân etmeye küfürden kurtulmaya davet etti tebliğde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kişi ona imân etti (İbn Esir el-Kâmil Beyrut 1965 I 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi IX 152).</p>
<p>Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi Yûnus (a.s)&#8217;ın zoruna gitti. Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle haber vermiştir:</p>
<p>&#8220;Zünnûn (Yûnus)&#8217;a gelince o öf keli bir halde geçip gitmişti. Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihâyet karanlıklar içinde; &#8220;Senden başka hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!&#8221; diye niyaz etti.&#8221; (el-Enbiyâ 21/87).</p>
<p>Bu âyette Yûnus (a.s)&#8217;dan Zünnûn diye bahsedilmiştir. Zünnûn balık sahibi demektir. Kur&#8217;ân&#8217;ın başka bir yerinde de Yûnus (a.s) bu lakabla anılmıştır:</p>
<p>&#8220;Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti&#8221; (el-Kalem 68/48).</p>
<p>Hem bu âyette hem de yukarıdaki âyette Yûnus (a.s)&#8217;ın sabretmemesine Allah&#8217;ın emri olmadan milletini terketmeye kalkışmasına işâret edilmiştir. Onun bu hali üzerine Yüce Allah şöyle buyurmuştu:</p>
<p>&#8220;O halde peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret&#8221; (el-Ahkâf 46/35).</p>
<p>Allah&#8217;ın müsaadesi olmadan Yûnus (a.s)&#8217;ın ayrılmaya kalkışması iyi netice vermemişti. Ninova&#8217;dan ayrılmak için bir gemiye binmişti. Geminin batmaya yüz tutması üzerine hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti. Kimin suya atılacağını tesbit için kur&#8217;a çekildi ve kur&#8217;a Yûnus (a.s)&#8217;a isâbet etti. Bu durum kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;Gemide onlarla karşılıklı Kur&#8217;a çektiler de yenilenlerden oldu&#8221; (es-Saffat 37/141).</p>
<p>İşin daha acısı Yûnus (a.s) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu. Yüce Allah Kur&#8217;ân&#8217;da onun bu durumunu şöyle haber vermiştir:</p>
<p>&#8220;Yûnus (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) kendisi kötülüklerken onu bir balık yuttu&#8221; (es-Saffat 37/142).</p>
<p>Burada Yûnus (a.s) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı. Balığın karnındaki karanlıklarda:</p>
<p>&#8220;Senden başka ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksın yücesin. Ben zalimlerden oldum!&#8221; (el-Enbiyâ 21/87) diye dua etmeye ve Allah&#8217;a yalvarmaya başladı. Bu şekilde imân ve inançla Allah&#8217;a sığınması neticesinde Yüce Allah onu affetmişti (el-Maverdî en-Nuketu ve&#8217;l-Uyûnu Beyrut 1992 III 465 vd). Yûnus (a.s)&#8217;ın duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandığı Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilmiştir:</p>
<p>&#8220;Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz insanları böyle kurtarırız&#8221; (el-Enbiyâ 21/88).</p>
<p>&#8220;Eğer tesbih edenlerden olmasaydı (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı&#8221; (es-Saffat 37/143 144).</p>
<p>Gücü her şeye yeten Yüce Allah balığın karnındaki Yûnus (a.s)&#8217;ı öldürmedi. Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı. Onun kurtuluş ve daha sonraki hafi Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;(Ama balığın karnında bizi andı tesbih etti) biz de onu hasta bir halde ağaçsız boş bir yere attık ve üzerine (gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik&#8221; (es-Saffat 37/145 146).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın Allah tarafından affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarılması Kur&#8217;ân&#8217;ın başka bir yerinde dile getirilmiştir:</p>
<p>&#8220;Sen Rabb&#8217;inin hükmüne sabret balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o sıkıntıdan yutkunarak (Allah&#8217;a) seslenmişti. Eğer Rabb&#8217;inden ona bir nimet yetişmeseydi yerilerek çıplak bir yere atılırdı. Fakat (böyle olmadı) Rabb&#8217;i onun duasını kabul etti de onu salihlerden kıldı&#8221; (el-Kalem 68/8 49 50).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ı bu sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti. Onlar da sonunda Allah&#8217;a imân edip tevhid&#8217;e sarıldılar. Onların tevbe edip hakka dönüşlerini ifâde eden âyetin meâli şöyledir:</p>
<p>&#8220;İnandılar biz de onları bir süreye kadar geçindirdik&#8221; (es-Saffat 37/148).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın milletinin bu şekilde tevbe etmeleri küfürden dönüp Allah&#8217;a inanmaları Allah tarafından övülmüş methedilmiştir:</p>
<p>&#8220;Keşke (azabı gördükten sonra) inanıp da inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı! (Azabı gördükten sonra inanmak hiç bir memlekete yarar sağlamamıştır). Yalnız Yûnus&#8217;un kavmi (azab henüz inmeden önce) inanınca dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık&#8221; (Yûnus 10/98).</p>
<p>Yûnus (a.s)&#8217;ın faziletli bir insan olduğu Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;İsmâil el-Yesa&#8217; Yunus ve Lut&#8217;a da (yol gösterdik). Hepsi iyilerden idiler&#8221; (el-En&#8217;âm 6/86).</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.v) de onu şöyle övmüştür:</p>
<p>&#8220;Her kim ben Yûnus b. Mattâ&#8217;dan hayırlıyım derse yalan söylemiştir&#8221; (Buhârî Tefsiru süre 6 4).</p>
<p>Yûnus (a.s) da diğer peygamberler gibi insanları küfrün şerrinden nehyetmiş ve Allah&#8217;a imân etmeye davet etmiştir. İnanan insanlar için onun hayatından alınacak çeşitli ibretler vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yunus-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. ZÜLKİFL (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-zulkifl-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-zulkifl-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:51:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[habur]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[halis]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[kul]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[salih]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[siret]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=317</guid>
		<description><![CDATA[Hz. ZÜLKİFL (a.s)
Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri.
Kur&#8217;ân&#8217;da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: &#8220;İsmâil İdris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandı&#8221; (el-Enbiyâ 21/85 86).
Âyette geçen &#8220;Zülkifl&#8221; adı değil lakabıdır ve &#8220;nasib ve kısmet sahibi&#8221; anlamına gelir. Fakat burada dünyevî zenginliği değil onun üstün kişiliğini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanılmıştır. Onun gerçek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. ZÜLKİFL (a.s)</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: &#8220;İsmâil İdris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandı&#8221; (el-Enbiyâ 21/85 86).</p>
<p>Âyette geçen &#8220;Zülkifl&#8221; adı değil lakabıdır ve &#8220;nasib ve kısmet sahibi&#8221; anlamına gelir. Fakat burada dünyevî zenginliği değil onun üstün kişiliğini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanılmıştır. Onun gerçek adı hakkında çok farklı rivayetler vardır. Yahudiler O&#8217;nun İsrailoğullarının esâreti sırasında peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur ırmağı yakınlarında bir bölgede yapan Hereksel olduğunu iddia etmişlerdir. Âlimlerin bir kısmı da onun Eyyub (a.s)&#8217;ın kendisinden sonra peygamber olan Bişr adındaki oğlu olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu görüşlerin hiç biri kesinlik derecesine sahip değildir.</p>
<p>Zülkifl (a.s)&#8217;ın peygamber olmadığı söyleyenler olmuşsa da âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüş de budur (el-Kurtubî el-Cami&#8217;li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân Kahire 1967 XI 327 vd.; el-Alusî Ruhu&#8217;l-Meânî Beyrut t.y. XVII 82; el-Mevdudî Tefhimu&#8217;l-Kur&#8217;ân İstanbul 1991 III 327).</p>
<p>Yüce Allah Eyyûb (a.s)&#8217;in kıssasını arzettikten sonra peygamberlerinden bazılarını anmış ve onları övmüştür. İnsanları tevhide çağıran Allah&#8217;ın sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de Zülkifl (a.s)&#8217;dir. Bu konudaki âyetlerin meâli şöyledir:</p>
<p>&#8220;Kuvvetli ve basiretli kullarınız İbrahim&#8217;i İshâk&#8217;ı ve Yâkub&#8217;u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden hayırlılardandır. İsmâil&#8217;i Elyesâ&#8217;ı Zülkifl&#8217;i de an. Hepsi de iyilerdendir&#8221; (Sad 38/45 46 47 48).</p>
<p>Taberî&#8217;de yer alan bir rivayete göre Zülkifl (a.s) Şam&#8217;da otururdu. Oradaki halkı Allah&#8217;a inanmaya O&#8217;na ibadet etmeye ve dürüst bir şekilde yaşamaya çağırdı ve orada vefât etti (et-Taberî Tarih Mısır 1326 I 167).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-zulkifl-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. ŞUAYB (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-suayb-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-suayb-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ismail]]></category>
		<category><![CDATA[kitab]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey]]></category>
		<category><![CDATA[nuh]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[taber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an&#8217;da adı geçen peygamberlerden. Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayrı ayrı mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptığı mücadelesi çeşitli ayetlerde geçmektedir.
Medyen ve Eyke dağlık ve ormanlık olan iki ülke idi. Medyen toprakları Hicaz&#8217;ın kuzey batısında oradan Kızıldeniz&#8217;in doğu sahiline güney Filistin&#8217;e Akabe Körfezi&#8217;ne ve Sina Yarımadası&#8217;nın bir bölümüne kadar uzanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;an&#8217;da adı geçen peygamberlerden. Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayrı ayrı mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptığı mücadelesi çeşitli ayetlerde geçmektedir.</p>
<p>Medyen ve Eyke dağlık ve ormanlık olan iki ülke idi. Medyen toprakları Hicaz&#8217;ın kuzey batısında oradan Kızıldeniz&#8217;in doğu sahiline güney Filistin&#8217;e Akabe Körfezi&#8217;ne ve Sina Yarımadası&#8217;nın bir bölümüne kadar uzanan bölgelerde yer alır.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın Medyen halkı hakkında anlattıklarının önemini kavramak için bu insanların Hz. İbrahim&#8217;in üçüncü hanımı Katurah&#8217;tan olma oğlu Midyan&#8217;ın soyundan geldikleri iddialarına dikkat edilmelidir. Doğrudan doğruya onun neslinden gelmemiş oldukları halde tümü onun soyundan olduklarını iddia etmişlerdir. Çünkü eski bir geleneğe göre büyük bir zata bağlı olan herkes daha sonra yavaş yavaş onun torunları arasında sayılmaya başlanırdı. Nitekim Hz. İsmail&#8217;in (a.s) soyundan gelmemesine rağmen bütün Araplara &#8220;İsmailoğulları&#8221; denmiştir. Hz. Yakub (a.s)&#8217;ın soyu (İsrailoğulları) için de durum aynıdır. Aynı şekilde Hz. İbrahim (a.s)&#8217;ın çocuklarından biri olan Midyan&#8217;ın etkisi altına giren tüm bölge halkına Bena Medyen (Medyenoğulları) ve onların oturduğu yerlere de Medyen bölgesi dendi (ez-Zirikl Kâmûsû&#8217;l-A&#8217;Iâm VI 4244; Yakut el-Hamev Mu&#8217;cemü&#8217;l-Büldan Beyrut 1956 V 77).</p>
<p>Şuayb (a.s) Hz. İbrahim&#8217;in torunlarından Mikâil&#8217;in oğludur. Annesi ise Hz. Lut&#8217;un kızıdır (et-Taber Tarih Mısır 1326I 167; es-Sa&#8217;leb el-Arâis Mısır 1951 s. 164; M. Asım Köksal Peygamberler Tarihi Ankara 1990 I 327).</p>
<p>Yüce Allah&#8217;tan Şuayb (a.s)&#8217;a kitab veya sahife gönderilmedi. O Âdem Şit İdris Nuh ve İbrahim&#8217;e indirilen sahifeleri okudu ve onlarla tebliğde bulundu (İbn Asakir Tarih Beyrut 1979 VI 322).</p>
<p>Şuayb (a.s) büyük bir hatipti. İnsanları güzel söz ve nasihatlarla aydınlatmaya çalıştı. Dolayısıyla ona peygamberler hatibi denilmiştir (ez-Zemahserî el-Kesşâf Kahire 1977 II 118).</p>
<p>Şuayb (a.s) aynı zamanda Musa (a.s)&#8217;ın kayınpederi idi. Kızı Safura&#8217;yı Musa (a.s) ile evlendirmişti (İbnü&#8217;lEsir el-Kâmil Beyrut 1965 177).</p>
<p>Şuayb (a.s)&#8217;ın Peygamber olarak Medyen&#8217;e gönderilmesi ve Medyenlilerle mücadelesi Kur&#8217;an&#8217;da şöyle bildirilir:</p>
<p>&#8220;Medyen&#8217;e de kardeşleri Şuayb&#8217;ı (gönderdik). Dedi ki: &#8220;Ey kavmim Allah&#8217;a kulluk edin sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın insanların eşyalarını eksik vermeyin düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan (insan)lar iseniz böylesi sizin için daha iyidir!&#8230; Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek insanları Allah yolundan çevirmeğe ve O (Allah yolu)nu eğriltmeye çalışmayın. Düşünün siz az idiniz O sizi çoğalttı ve bakın bozguncuların sonu nasıl oldu!&#8230; Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış bir kısmı da inanmamış ise Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O hükmedenlerin en iyisidir&#8221; (el-A&#8217;raf 7/858687).</p>
<p>Görülüyor ki Şuayb (a.s) onları Allah&#8217;a kulluk etmeye insan haklarına saygılı olmaya her türlü bozgunculuktan uzak durmaya ve bu yolda sabırla hareket etmeye davet ediyordu. Fakat Medyen halkı Şuayb (a.s)&#8217;in nasihatlarını dinlemediler ve kötü hareketlerinde daha ileri gittiler. Onların bu isyan ve sapkınlıkları Kur&#8217;an&#8217;da şöyle haber verilir.</p>
<p>&#8220;Dediler ki: Ey Şuayb senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı seni mutlaka taşlarla(öldürür)dük! Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün yoktur!” (Hd 11/91).</p>
<p>Şuayb (a.s) onların bu taşkınlıklarına karşı nasihat ediyor ve onları büyük bir azap ile kokutuyordu:</p>
<p>(Şuayb onlara de ki): Ey kavmim size göre kabilem Allah&#8217;tan daha mı üstün ki O&#8217;nu arkanıza atıp unuttunuz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı kuşatıcıdır. (Ondan bir şey gizli kalmaz.)</p>
<p>Ey kavmim olduğunuz yerde (yaptığınızı) yapın ben de yapıyorum. Yakında kime azabın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözetin ben de sizinle beraber gözetmekteyim.”(Hd 11/92-93)</p>
<p>Her türlü mücadelede tebliğ ve nasihate rağmen Allah&#8217;ın emirlerini dinlemeyen zulüm taşkınlık ve kötülükte ısrar eden Medyen halkı azabı hak etmişti: Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. Şuayb&#8217;ı yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb&#8217;ı yalanlayanlar&#8230; İşte ziyana uğrayanlar onlar oldular” (el-A&#8217;raf 7/91-92).</p>
<p>Medyen halkı kfirlerin kaçınılmaz sonu olan azaba maruz kaldıktan sonra Şuayb (a.s) onlara acımıştı. Bu durum Ku&#8217;an&#8217;da şöyle bildirilir:</p>
<p>(Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!..” (el-A&#8217;raf 7/93)</p>
<p>Buna göre Allah&#8217;ın emirlerini dinlememede ısrar eden ve bunun neticesinde Allah&#8217;ın azabı ile cezalandırılanlara acımamak gerekir. Çünkü bu cezayı hak etmiş oluyorlar.</p>
<p>Şuayb (a.s) Medyenlilerle beraber Eyke halkına da peygamber olarak gönderilmişti. Onlarla da önemli mücadelelerde bulundu. Onlarla olan mücadelesi ve onların isyankârlığı Kur&#8217;an&#8217;da şöyle özetlenmektedir.</p>
<p>Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi” (el-Haşr 15/78).</p>
<p>Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Şuayb onlara demişti ki: (Allah&#8217;ın azabından) korunmaz mısınız? Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim. Artık Allah&#8217;tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın Sizi ve önceki nesilleri yaratan(Allah)tan korkun” (eş-Şuar 26/17617717817918018118218 3184).</p>
<p>Eykeliler Şuayb (a.s)&#8217;ın telkinlerine karşı ters hareket ettiler. Söz dinlemeyip isyanda bulundular. Hatta Şuayb(a.s)&#8217;a hakaret ettiler. Onların bu isyanı Kur&#8217;an&#8217;da şöyle dile getirilir:</p>
<p>&#8220;Dediler: Sen iyice büyülenmişlerdensin. Sen de bizim gibi bir insansın biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz&#8221; (eş-Şuarâ 26/185 186) .</p>
<p>Eykeliler bununla bile yetinmediler. Azab isteyecek kadar ileri gittiler: &#8220;Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür&#8221; (eş-Şuarâ 26/187) diyerek Şuayb (a.s)&#8217;a meydan okudular. Şuayb (a.s) onlara şöyle cevap verdi: &#8220;Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir” (eş-Şuara 26/188). Yüce Allah da onlara verilen azabı şöyle haber veriyor: &#8220;O&#8217;nu yalanladılar. Nihâyet o gölge gününün azabı kendilerini yakaladı. Gerçekten o büyük bir günün azabı idi. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır. Ama yine çokları inanmazlar&#8221; (eş-Şuarâ 26/189 190).</p>
<p>Ayette söz konusu olan &#8220;gölge gününün azabı&#8221; hakkında müfessirler şöyle bir açıklamada bulunuyorlar: Eykeliler azab isteyince güneş yedi gün müthiş bir sıcaklığı yaydı. O sırada gökyüzünde bir bulut belirdi ve serin bir rüzgar esti. Eyke&#8217;liler bulutun gölgesinde toplandılar. Birden o buluttan bir ateş indi ve Eyke halkı yeryüzünden silindi (el-Beydav Envaru&#8217;t-Tenzl Mısır 1955 II 84).</p>
<p>Medyen ve Eyke halkı Hz. Şuayb&#8217;ı dinlemediler ve bunun neticesinde yukarıda sunulan âyetlerde ifâde edildiği gibi helâk oldular. Allah&#8217;ı dinlememenin peygambere uymamanın ve yanlış yollara sapmanın cezasını buldular. Şuayb (a.s) kendisine uyanlarla birlikte Mekke&#8217;ye gidip yerleşti.</p>
<p>Orta boylu buğday benizli biri olan Şuayb (a.s) hayatının sonuna doğru gözlerini kaybetmişti amâ olarak yaşıyordu. Mekke&#8217;de vefât etti. Türbesinin Kâbe&#8217;nin batısında Darünnedve ile Benu Semh kapısının arasında olduğu rivâyet edilir (et-Taberî Tarih Mısır 1326 I 167; İbn Kuteybe Kitabü&#8217;l-Maârif Beyrut 1970 s. 19: İbn Asakir Tarih Beyrut 1979 VI 322).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-suayb-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. YA&#8217;KUB (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yakub-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yakub-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:12:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[haldun]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ishak]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[soyu]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri.
Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;ın soyu İshâk (a.s) vasıtasiyle İbrahim (a.s)&#8217;a dayanmaktadır. O İshak (a.s)&#8217;ın ve İshak (a.s) da İbrahim (a.s)&#8217;ın oğludur. Annesinin adı Refaka&#8217;dır. Kardeşi Ays ile beraber ikiz olarak doğmuştur. Kardeşinin ardından doğduğu için ona Ya&#8217;kûb denmiştir.
Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;ın diğer bir adı da İsrail&#8217;dir. Kardeşi Ays&#8217;tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen peygamberlerden biri.</p>
<p>Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;ın soyu İshâk (a.s) vasıtasiyle İbrahim (a.s)&#8217;a dayanmaktadır. O İshak (a.s)&#8217;ın ve İshak (a.s) da İbrahim (a.s)&#8217;ın oğludur. Annesinin adı Refaka&#8217;dır. Kardeşi Ays ile beraber ikiz olarak doğmuştur. Kardeşinin ardından doğduğu için ona Ya&#8217;kûb denmiştir.</p>
<p>Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;ın diğer bir adı da İsrail&#8217;dir. Kardeşi Ays&#8217;tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve geceleri yürümüştür. Bundan dolayı kendisine İsrâil denmiştir. Kelime olarak İsrâil geceleyin (Allah&#8217;a) yürüyen demektir (et-Taberî Tarih Mısır 1326 I162 vd.).</p>
<p>Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;ın doğumu ve peygamberliği daha önceden müjdelenmişti. Onun bu durumu Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>Biz ona (İbrahim (a.s)&#8217;ın hanımına) İshâk&#8217;ı müjdeledik. İshâk&#8217;ın ardından da (torunu) Yaküb&#8217;u&#8221;(Hûd 11/71).</p>
<p>Bu âyette aynı zamanda Yakûb (a.s)&#8217;ın yukarıda sunulan soyu da dile getirilmiştir.</p>
<p>Ya&#8217;kûb (a.s) önce dayısı Lebân&#8217;ın büyük kızı Leyya ile ve ondan sonra ad küçük kızı Râhil ile evlenmiştir. Leyya&#8217;dan Rabil Yehuza Şem&#8217;ûn ve Lavi adındaki oğulları doğmuştur. Râhil&#8217;den de Yûsuf ve Bünyamin dünyaya gelmiştir. Ya&#8217;kflb (a.s)&#8217;ın diğer iki hanımından altı oğlu daha vardı. Toplam on iki erkek evlada sahipti (İbn Kuteybe Kilabu&#8217;l-Meârif Beyrut 197019; İbn Haldun Tarih Beyrut 1971 I 39).</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;ın birçok yerinde Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;ın peygamberliğinden ve çeşitli faziletlerinden bahsedilmektedir. Onun peygamberliğini dile getiren bazı âyetlerin meâli şöyledir:</p>
<p>Nihayet (İbrahim) onlardan ve Allah&#8217;ın dışında taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshâk&#8217;ı ve Ya&#8217;kub&#8217;u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir şan şöhret nasip ettik&#8221; (Meryem 19/49 50).</p>
<p>&#8220;Nûh&#8217;a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sona da vahyettik. Nitekim İbrahim&#8217;e İsmail&#8217;e İshak&#8217;a Yakub&#8217;a torunlarına İsâ&#8217;ya Eyyüb&#8217;e Yûnus&#8217;a Harun&#8217;a Süleyman&#8217;a da vahyetmiş ve Davud&#8217;a da Zebur&#8217;u vermiştik&#8221; (en-Nisâ 4/163).</p>
<p>Ya&#8217;kub (a.s)&#8217;ın kuvvetli basiretli ve halis (samimi) bir kişiliğe sahip olduğunu anlatan bazı âyetlerin meâli de şöyledir:</p>
<p>Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim&#8217;i İshâk&#8217;ı ve Ya&#8217;kûb&#8217;u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özeliğiyle temizleyip kendimize hâlis kul yaptık&#8221; (Sâd 38/45 46).</p>
<p>O diğer peygamberler gibi Allah&#8217;ın hidâyetine erdirilen ve güzel davranan yüce bir kişi idi. Kur&#8217;ân&#8217;da bu hususta şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p>&#8220;Biz ona (İbrahîm&#8217;e) İshâk&#8217;ı ve İshâk&#8217;ın oğlu Ya&#8217;kûb&#8217;u da hediye ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh&#8217;a ve onun soyundan Dâvud&#8217;a Süleyman&#8217;a Eyyûb&#8217;e Yûsuf â Musa&#8217;ya ve Harûnâda yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz&#8221; (el-En&#8217;âm 6/84)</p>
<p>Bir de Ya&#8217;kub (a.s) rüya tabir etmeyi de bilirdi. Yüce Allah Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de bu hususu şöyle haber vermiştir:</p>
<p>&#8220;Hani bir zaman Yûsuf babasına: Babacığım ben (rüy&#8217;a) on bir yıldız güneşi ve ayı gördüm. Bunları hepsinin bana secde ettiklerini gördüm demişti. (Babası Ya&#8217;kub ona şöyle demşti): Yavrum rü&#8217;yanı kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır! Böylece Rabb&#8217;in seni seçecek ve sana rü&#8217;yada görülen olayların yorumunu (veya Allah&#8217;ın kitabının ve peygamberlerin sünnetlerinin inceliklerini) öğretecek. Sana ve Ya&#8217;kûb soyuna nimetini tamlayacaktır. Nasıl ki ataların İbrahim&#8217;e ve İshâk&#8217;a da nimetini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabb&#8217;in bilendir hikmet sahibidir&#8221; (Yûsuf 12/4 5 6).</p>
<p>Ya&#8217;kûb (a.s) bitmeyen tükenmeyen güzel bir sabra sahipti. O sabrıyla ve ümidiyle örnek bir peygamberdi. Kendisi evlad acısı ve evlad ihanetiyle imtihan edildi. Kur&#8217;ân&#8217;da onun hayatı Yûsuf (a.s)&#8217;ın hayatı ile iç içe anlatılmıştır. Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;ın gözlerinin kaybolmasına saçlarının ağarmasına ve belinin bükülmesine sebep olan bu evlad imtihanı ve onun örnek sabrı Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p>&#8220;(Ya&#8217;kûb kendisine hıyanet eden çocuklarına şöyle dedi): Herhalde nefisleriniz size bu işi süsleyerek sizi ona sürükledi. Artık bana güzelce sabretmek kalıyor. Belki de Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O bilendir herşeyi hikmetle (yerli yerince) yapandır. Ve yüzünü onlardan çevirdi de: &#8220;Ey Yûsuf üzerindeki tasam (gel gel tam senin gelme zamanındır)! &#8221; dedi ve tasadan gözlerine ak düştü. (Acısını) yutkunuyor (açığa vurmamaya çalışıyordu). Dediler ki: &#8220;Vallahi sen Yûsuf&#8217;u ana ana hasta olacaksın yahut öleceksin!&#8221; (Ya&#8217;kûb aleyhisselâm onlara): &#8220;Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah&#8217;a şikayet ederim ve Allah tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim&#8221; dedi. (Ondan sonra şöyle devam etti): &#8220;Ey oğullarım gidin Yûsuf&#8217;u ve kardeşini araştırın. Allah&#8217;ın rahmetinden ümit kesmeyin. Zira kafir kavimden başkası Allah&#8217;ın rahmetinden ümit kesmez!&#8221; (Ya&#8217;kûb&#8217;un oğulları tekrar Mısır&#8217;a Yûsuf&#8217;un yanına döndüklerinde dediler ki: &#8220;Ey vezir bize ve çocuklarımıza darlık dokundu değersiz bir bir sermaye ile geldik. Ama sen bizim için tam ölçü ver bize tasadduk eyle. Çünkü Allah tasadduk edenleri mükafatlandırır.&#8221; (Yûsuf) dedi: &#8220;Sizler cahil iken Yûsuf&#8217;a ve kardeşine yaptığınız(ın kötülüğünü) bildiniz mi (bundan tevbe ettiniz mi)?&#8221; &#8220;A yoksa sen sen Yûsuf&#8217; musun?&#8221; dediler. &#8220;Ben Yusuf&#8217;um bu da kardeşindir&#8221; dedi (ve şöyle devam etti): &#8220;Allah bize lütfetti. (Bizi korudu yüceltti). Kim (Allah&#8217;tan) korkar ve sabrederse Şüphesiz Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez&#8221; &#8220;Vallahi Allah seni bizden üstün kıldı. Doğrusu biz suç işlemiştik! dediler (Yûsuf onlara): &#8220;Bu gün sizi kınama yok. Allah sizi bağışlar. O merhametlilerin merhametlisidir. Şimdi şu gömleğimi götürün babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin&#8221; dedi. Kervan (Mısır&#8217;dan) ayrılıp yola koyulunca babaları (yanında bulunanlara): &#8220;Eğer bana bunak demezseniz (inanın ki) ben Yûsuf&#8217;un kokusunu duyuyorum&#8221;dedi. &#8220;Vallahi sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin&#8221; dediler. Müjdeci gelip de (Yûsuf&#8217;un gömleğini) (Ya&#8217;kûb)&#8217;un yüzüne koyunca derhal (gözü açıldı) görür oldu. &#8220;Size demedim mi ben Allah&#8217;tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?&#8221; dedi. (Oğulları): &#8220;Ey babamız bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz günah işledik&#8221;dediler. (Ya&#8217;kub onlara): &#8220;Sizin için Rabb&#8217;ime istiğfar edeceğim. Şüphesiz O bağışlayan esirgeyendir&#8221;dedi. (Hep beraber Mısır&#8217;a hareket ettiler.) Nihâyet Yûsuf&#8217;un yanına vardıklarında (Yûsuf) ana-babasını kendisine çekip kucakladı ve: Âllah&#8217;ın dileğiyle güven içinde Mısır&#8217;a girin!&#8221;dedi. Anasını babasını tahtı üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (ona kavuştukları için Allah â şükür secdesi yaptılar veya onun önünde saygı ile eğildiler. Yûsuf: &#8220;Babacığım işte bu önceden (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabb&#8217;im onu gerçek yaptı. Bana iyilik etti. Zîra şeytan benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra O beni zindandan çıkardı. Sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabb&#8217;im dilediği şeyi çok ince düzenler. O (her tedbiri) bilen her şeyi yerli yerince yapandır&#8221; dedi. &#8220;(Yûsuf 12/83-100).</p>
<p>Bu âyetlerde de ifade edildiği gibi Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;in çocukları neticede yaptıklarına pişman oldular. Babalarından ve kardeşleri Yûsuf (a.s)&#8217;dan özür dilediler. Babaları Ya&#8217;kûb (a.s) ve kardeşleri Yusuf (a.s) onları bağışladılar ve onlar için Allah&#8217;a yalvarıp dua ettiler. Cebrâil (a.s) Ya&#8217;kûb (a.s)&#8217;a gelerek çocukları için yaptığı duasının kabul edildiğini ve çocuklarının Allah tarafından bağışlandıklarını müjdeledi (es-Salebî el-Arais Mısır 1951140 vd.).</p>
<p>Yak&#8217;ub (a.s) da diğer peygamberler gibi insanları Allah&#8217;a inanmaya ve O&#8217;na ibadet etmeye çağırdı. Kendisi bu yolda fevkalade örnek bir hayat yaşadı.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de bildirildiği gibi Yakub (a.s) İbrâhim (a.s)&#8217;ın yaptığı gibi ruhunu teslim etmeden önce çocuklarına vasiyette bulundu: &#8220;O zaman (Yâ&#8217;kûb) oğullarına; &#8220;Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?&#8221; demişti. (Onlar da): &#8220;Senin Rabb&#8217;in ve ataların İbrâhim İsmâil ve İshâk&#8217;ın Rabb&#8217;i olan tek Allah&#8217;a kulluk edeceğiz. Biz O&#8217;na teslim olanlarız&#8221; dediler&#8221; (el-Bakara 2/133).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-yakub-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. HÛD (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:03:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[bekir]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[esmer]]></category>
		<category><![CDATA[hurma]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de kıssası geçen peygamberlerden biri. Âd kavmine gelen Allah&#8217;ın rasûlü A&#8217;raf Hûd Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir.
Ad kavmine gönderilmiştir ki Kur&#8217;ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut ty. s. 49). Âd kavmi Hz. Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut 1982 I 149)
Hud (a.s) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de kıssası geçen peygamberlerden biri. Âd kavmine gelen Allah&#8217;ın rasûlü A&#8217;raf Hûd Şuarâ ve Ahkâf sûrelerinde kendisinden bahsedilmektedir.</p>
<p>Ad kavmine gönderilmiştir ki Kur&#8217;ân dışında diğer mukaddes kitaplarda bu kavimden sözedilmemektedir (Abdulvahhab en-Neccâr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut ty. s. 49). Âd kavmi Hz. Nûh tûfanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir (İbn Kesîr Kasasu&#8217;l-Enbiyâ Beyrut 1982 I 149)</p>
<p>Hud (a.s) Âd kavmi içinde soyu sopu şerefli bir kişiydi. Peygamberlikten önce ticaretle uğraşırdı. Hûd (a.s) orta boylu esmer tenli gür saçlı güzel yüzlü idi. Ãdem (a.s)&#8217;a benzerdi. Zâhid muttakî ve ibâdete düşkün idi. Cömert ve şefkatli idi; yoksullara bol bol sadaka verirdi (Hâkim el-Müstedrek I 563).</p>
<p>Ad kavmi Arabu&#8217;l-âribe denilen Arabistan yarımadasına ilk yerleşen kavimlerdendir. Hadramevt&#8217;e ve Yemen&#8217;e kadar uzanan yurtlarda oturan bu kavmin yurtları otu suyu ve çeşitli nimetleri bol olan bir yerdi. Yerin üzerinden akan ırmakları bağları bahçeleri sürü sürü davarları (eş-Şuara 26/133 134) yer altında da su depoları ve köşkleri vardı (eş-Şuarâ 26/129). Başkalarına nazaran onlara boy pos güç ve kuvvet verilmişti.</p>
<p>Allahu Teâla Ãd kavmine Peygamber olarak Hûd (a.s)&#8217;ı gönderdi. O da kavmini bir ve tek olan Allah&#8217;a iman ve ibâdete insanlara zulmetmekten vazgeçmeğe dâvet etti ise de red ve tekzib ile karşılandı. Bunun üzerine Allahu Teâla onlardan üç yıl yağmuru kesti. Onlar yağmur için Mekke&#8217;ye bir heyet gönderdiler. Allah yağmur bekledikleri halde bir kasırga ile onları helâk etti.</p>
<p>Hz. Peygamberimiz (s.a.s) vedâ haccında Usfan vadisine vardığı zaman Hz. Ebû Bekr&#8217;e: &#8220;Ey Eba Bekr! Bu hangi vâdidir&#8221; diye sormuş. Hz. Ebû Bekir &#8220;Usfan vâdisidir&#8221; diye cevaplayınca: Hz. Peygamber (s.a.s) Hûd (a.s)&#8217;un beline aba tutunmuş belinden yukarısını alacalı bir kumaş ile bürümüş genç ve kızıl yuları hurma liflerinden örülmüş dişi bir deve üzerinde hac için buradan telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir (Ahmed b. Hanbel I 232).</p>
<p>Ad kavmi helâk olunca Hz. Hûd kendisine inananlar ile beraber Mekke&#8217;ye gelmiş ve vefat edinceye kadar orada kalmıştır.</p>
<p>Âd kavminin Hz. Hûd&#8217;a karşı çıkarken ileri sürdükleri itirazlar diğer Peygamberlere karşı muarızlarının ileri sürdükleri itirazların aynıdır. Hatta günümüz münkirlerinin de itirazları aynı türdendir. Ona itirazda baş çekenler de diğer peygamberlere itiraz gibi kavmin ileri gelenleridir. İtirazın temelinde ise dönmekte olan çıkar çarklarının devam etmesi vardır. Hz. Hûd&#8217;a yaptıkları itirazlarını şu maddelerde özetlemek mümkündür:</p>
<p>a- Hz. Hûd&#8217;u beyinsizlik ve sapıklıkla itham etmek:</p>
<p>&#8220;Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz&#8221; (el-A&#8217;raf 7/60).</p>
<p>&#8220;Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki; biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz&#8221; (el-A&#8217;râf 7/66).</p>
<p>b- Atalar dinine bağlılık:</p>
<p>&#8220;Dediler ki: demek sen tek Allah&#8217;a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin&#8221; (el-A&#8217;râf 7/70). &#8220;Dediler: sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin?&#8221; (el-Ahkâf 46/22).</p>
<p>c- Kendilerinin güçlü kuvvetli olduklarını söyleyip Hz. Hûd tarafından gelebilecek bir zararın olamıyacağını ileri sürmeleri:</p>
<p>&#8220;Ad kavmi yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve; bizden daha kuvvetli kim var? dediler&#8221; (el-Fussilet 41/15).</p>
<p>d- Âhireti inkâr etmeleri ve hayatın sadece dünya hayatından ibaret olduğunu ileri sürmeleri:</p>
<p>&#8220;Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız (bir kısmımız ölürken bir kısmımız doğar). Biz öldükten sonra diriltecek değiliz&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/37).</p>
<p>e- Hz. Hûd&#8217;u küçümsemeleri:</p>
<p>&#8221;Kavminden kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz o inkâr eden ve âhiret hayatına kavuşmayı yalanlayan eşraf takımı dedi ki; bu da sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizin yediğinizden yiyor sizin içtiğinizden içiyor. Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz o takdîrde siz mutlaka ziyana uğrayanlardan olursunuz&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/33-34).</p>
<p>Onların bu itiraz ve tavırlarına karşı Hz. Hûd&#8217;un takındığı tavır şöyle idi:</p>
<p>&#8221;Ey kavmim. Allah&#8217;a kulluk edin sizin O&#8217;ndan başka ilahınız yoktur. (O&#8217;na karşı gelmekten) sakınmaz mısın?&#8221; &#8221;Ey kavmim bende bir sapıklık yok; ben âlemlerin Rabbı tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum size öğüt veriyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum&#8221; (el-A&#8217;râf 7/65 67 71 72). &#8220;Ey kavmim Allah&#8217;a kulluk edin O&#8217;ndan başka ilahınız yoktur. Siz (putları Allah&#8217;a ortak koşmakla sadece iftira ediyorsunuz. Ey kavmim ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratana aittir. Aklınızı kullanmıyor musunuz? Ey kavmim Rabbinizden mağfiret dileyin sonra O&#8217;na tevbe edin (O&#8217;na yönelin)ki gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin kuvvetinize kuvvet katsın Suç işleyerek (Allah&#8217;tan) yüz çevirmeyin&#8221;(Hûd ll/50-52). Geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin kıssalarını Kur&#8217;ân&#8217;da zikredilmesi inananların ibret almaları içindir. Geçmiş peygamberlerin her tavrı müslümanlar için de takip edilecek bir yoldur. Meseleye bu yönden baktığımızda Hz. Hûd kıssasından alınacak İbretleri de şu şekilde özetlememiz mümkündür:</p>
<p>Hz. Hûd Allah yoluna samimiyetle sarılmış vakûr bir kişidir. Söyleyeceğini ölçüp tarttıktan sonra söylemektedir. Kötülüğe kötülükle karşı koymadığı gibi yumuşak davranmaktadır. Kavmi kendisini beyinsizlikle itham ederken kendisinin beyinsiz olmadığını onları uyarmak üzere Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söylemekle yetinmektedir. Allah&#8217;ın üzerlerindeki nimetlerini kendilerine hatırlatmakta ve bu nimetlere şükretmiş olmaları için Allah&#8217;ın emirlerine riayet etmeleri gerektiğini anlatmaktadır bundan dolayı onlardan bir ücret istemediğini özellikle belirtmektedir .</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-hud-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. NÛH (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-nuh-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-nuh-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[adem]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ibn abbas]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[kerim]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ&#8217;ya ibadeti terkedip tapınmak için kendilerine putlar edinen ve böylece yeryüzünde ilk defa fesada uğrayan bir kavmi tevhid akidesine döndürmek için gönderilen peygamber. &#8220;Ulul-Azm&#8221; peygamberlerin ilki olan Nûh (a.s)&#8217;ın kavmini tevhide döndürmek için verdiği mücadele Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de uzunca zikredilmektedir. Adı kırk üç ayrı yerde zikredilen Nûh (a.s)&#8217;ın kıssası şu surelerde mufassal olarak ele alınmıştır: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ&#8217;ya ibadeti terkedip tapınmak için kendilerine putlar edinen ve böylece yeryüzünde ilk defa fesada uğrayan bir kavmi tevhid akidesine döndürmek için gönderilen peygamber. &#8220;Ulul-Azm&#8221; peygamberlerin ilki olan Nûh (a.s)&#8217;ın kavmini tevhide döndürmek için verdiği mücadele Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de uzunca zikredilmektedir. Adı kırk üç ayrı yerde zikredilen Nûh (a.s)&#8217;ın kıssası şu surelerde mufassal olarak ele alınmıştır: el-A&#8217;raf Hûd el-Müminûn eş-Şuârâ el-Kamer ve kendi adıyla adlandırılmış olan Nûh suresi.</p>
<p>Nûh (a.s) Adem (a.s)&#8217;dan yaklaşık olarak bin sene sonra gönderilmiştir. Bu zaman zarfında insanlar tevhid üzere olup Allah Teâlâ&#8217;ya şirk koşmaktan kaçınırlardı. İbn Abbas (r.a)&#8217;dan şöyle rivayet edilmektedir:</p>
<p>&#8220;Adem ile Nûh arasında on asır vardır. Bu zaman zarfında insanların hepsi İslam üzere idiler&#8221; (İbn Sa&#8217;d et-Tabakâtû&#8217;l-Kübrâ Beyrut t.y. I 42).</p>
<p>İbn Abbas (r.a)&#8217;ın hadisinde İslâm üzere on asırdan bahsedilmektedir. Bu on asırdan sonra Nûh (a.s) gönderilinceye kadar insanların sapıklık üzere bulundukları daha başka asırların da olması muhtemeldir.</p>
<p>Ayrıca İbn Abbas (r.a)&#8217;ın bu hadisi tarihçilerin ve Ehl-i kitab&#8217;ın zannettikleri gibi Kabil ve oğullarının ateşe tapan bir topluluk olarak varlığının sözkonusu olmadığını da ortaya koymaktadır. Yani tevhidden ilk sapma Adem (a.s)&#8217;den en az bin sene sonra olmuştur.</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;ya şirk koşan bu putperest topluluk aniden ortaya çıkmadı. İdris (a.s)&#8217;dan sonra insanlar onun şeriatına uyarak ibadet ediyor ve salih alimlerin çizgisinden yürümeye özen gösteriyorlardı. Bir zaman sonra insanların sevip uydukları bu salih kimseler ölüp gittiklerinde kavimleri onları kaybetmekten dolayı büyük üzüntüye kapıldılar. Şeytan onların bu hassasiyetlerinden istifade ederek sevdikleri bu salih kişileri hatırlamak ve böylece onların nasihatlarını zihinlerinde canlı tutmak için onlara bu kişilerin her zaman bulundukları yerlere onların birer heykelini anıtını dikmeyi telkin etti. İlk defa put diken bu nesil onları kesinlikle tapınmak için dikmemiş ve onlara ibadet edip şirk koşanlardan olmamışlardı. Ancak bunların peşinden gelen nesiller zamanla bu heykellerin birer ilâh olduğuna inanmaya hayır ve şerrin sahibi olduklarını vehmetmeye başlamışlardı. Böylece yeryüzünde ilk defa tevhid akidesinden sapılmış ve insanlar Allah&#8217;tan başka ilâhlar edinerek O&#8217;na şirk koşmaya başlamışlardı. Putları diken bu ilk neslin vebali oldukça büyüktür. Zira onlar bu putları dikmekle bir sonraki neslin putperest olmasına sebep olan ve Allah&#8217;a şirk koşmayı ilk icad edenlerdir. Ayrıca onlar canlı suretler yapmakla da Allah Teâlâ&#8217;nın azabına müstahak olmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s) canlı bir şeye benzer bir sûret yapan kimse için şöyle buyurmaktadır: &#8220;Her kim bir sûret yaparsa Allah Teâlâ ona kıyamet günü yaptığı sûrete ruh verinceye kadar azap edecektir. O kimse ise asla bunu başaramayacaktır&#8221; Kıyamet günü en şiddetli azap suret yapanlara olacaktır. Onlara; &#8220;yarattıklarınızı diriltin bakalım&#8221; denilecektir&#8221; (Buhârî Libâs 89 97).</p>
<p>Nûh kavminin tapındığı putların her birinin Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zikredildiğine göre bir adı vardı: &#8220;&#8230;&#8221;Ved Suva&#8217; Yağûs Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin&#8221; dediler&#8221; (Nûh 71/23).</p>
<p>Allah Teâlâ ilâhi rahmeti gereği doğru yolu bulup hidayete erebilmeleri için sapıtan bütün topluluklara peygamberlerini göndermiş böylece onlara şirk ve isyan bataklığından kurtulmanın yollarını göstermiştir.</p>
<p>Peygamber Allah Teâlâ&#8217;nın kullarına rahmetinin en açık bir delilidir. Allah Teâlâ elîm Cehennem azabından sakındırmaları için peygamberlerini göndermiş; bunlardan inkârcıların isyan ve işkencelerine karşı sabrederek tebliğlerine devam etmelerini istemiştir. Nuh (a.s) da kavmine gönderildiği zaman büyüklenmelerine vurdumduymazlıklarına ve bütün aşırılıklarına rağmen onlara şefkatle yaklaşarak kendilerini gelecek can yakıcı azaba karşı korumak istemiştir. Allah Teâlâ Nûh (a.s)&#8217;ın kavmine gönderilişi hakkında şöyle buyurmaktadır: &#8220;Milletine can yakıcı bir azap gelmeden önce onları uyar&#8221; diye Nuh&#8217;u milletine gönderdik&#8221; (Nûh 71/1).</p>
<p>İyice azıtmış ve korkunç bir helâkle cezalandırılmayı haketmiş bir topluluk olan Nûh kavmine bu helâkten kurtulmak için rahmanî bir el uzatılmıştı. Allah&#8217;ın elçisi Nûh (a.s) şirki bırakıp tevhid akidesine dönüşü tebliğle görevlendirildiğinde onlara yaptığı ilk tebliğ Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şöyle zikredilmektedir: &#8220;&#8230;Ey kavmim! Allah&#8217;a kulluk edin. O&#8217;ndan başka ilâhınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum&#8221; dedi. (el-A&#8217;raf 7/59); &#8220;Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyin! Doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum&#8221; dedi. (Hûd 11/25 26); &#8220;Ey kavmim! Allah&#8217;a kulluk edin. Sizin için O&#8217;ndan başka ilâh yoktur. Sakınmaz mısınız&#8221;dedi. (el-Mü&#8217;minûn 23/23); &#8220;Ey Milletim! Şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. Allah&#8217;a kulluk edin O&#8217;ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Doğrusu Allah&#8217;ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz. Keşke bilseniz!&#8221; (Nûh 71/2-4).</p>
<p>Nûh (a.s)&#8217;ın bu tebliği karşısında onlar büyüklenerek ve şımararak Nûh (a.s)&#8217;a türlü şekillerde saldırılarda bulunmuşlar ve çeşitli kötülüklerle itham etmişlerdir. Her zaman hakkın karşısında durup toplumlarını peygamberlere uymaktan alıkoyan mele&#8217; * (ileri gelenler) Nûh (a.s)&#8217;ın da karşısına çıkmış Kureyşin ileri gelenlerinin Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e yaptıklarını andıran bir tarzda onu sapıklıkla ve sefihlikle itham etmişlerdi. Nûh (a.s) onları Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmemeye çağırdığında; &#8220;Kavminin ileri gelenleri: &#8220;Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz&#8221; dediler&#8221;.</p>
<p>Nûh (a.s) merhametle onlara; &#8220;Ey kavmim! Bende bir sapıklık yoktur; ancak ben âlemlerin Rabbinin peyşgamberiyim Rabbimin sözlerini size bildiriyor öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak için aranızdan bir vasıtayla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?&#8221; dedi&#8221; (el-A&#8217;raf 7/61-63).</p>
<p>Şirkin ve küfrün pisliğiyle bulanmış akıllar tarihin her döneminde Allah Teâlâ&#8217;nın bir elçi gönderdiği zaman onu hangi topluma gönderiliyorsa o toplum içerisinden çıkarmasına şaşmışlar bundaki açık gerçekleri görmemişlerdir. Nûh kavmi de ona itiraz ederken Allah Teâlâ&#8217;nın elçisinin bir insan değil ancak bir melek olabileceğini ileri sürmüştü: Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz&#8221; (Hûd 11/27); &#8220;Bu sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle bir şey işitmedik&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/24). Mustaz&#8217;af insanlardan bir topluluğun etrafında toplanıp onu tasdik etmeye başlaması sebebiyle tebliğini tesirsiz bırakmak için çareler arayan Mele&#8217; bu gelişme üzerine daha da sertleşerek onu yalancılık ve delilikle itham etmeye başlamışlardı. Onun için şöyle deniliyordu: Daha başlangıçta sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz de yoktur. Biz sizin bir yalancı olduğunuz kanaatindeyiz&#8221; (Hûd 11/27); Bu adamda nedense biraz delilik var. Bir süreye kadar onu gözetleyin&#8221; (el-Müminûn 23/25); &#8220;Bu putperestlerden önce Nûh milleti de yalanlayarak; delidir&#8221; demişlerdi yolu kesilmişti&#8221; (el-Kamer 54/9).</p>
<p>Zenginlik ve riyaset sahibi bu insanlar üstünlüğün malda ve topluma hâkim bir konumda olmakta olduğunu zannettikleri için gerçekte kendileriyle kıyas kabul etmez derecede bir üstünlüğe sahip olan Nûh (a.s)&#8217;a inanan mustaz&#8217;afları küçümsüyor ve onlarla bir arada aynı seviyede bulunmayı nefislerine bir türlü kabul ettiremiyorlardı. Bunun için Nûh (a.s)&#8217;a müracaat etmişler ve bu insanları yanından uzaklaştırırsa o zaman belki kendisini dinleyebileceklerini bildirmişlerdi. Ancak Nûh (a.s) onlara kesin bir uslûpla cevap vererek gerçek anlamda üstünlüğün inananlarda olduğunu şu ifade ile ortaya koymuştur: &#8220;Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça bir uyarıcıyım &#8221; (eş-Şuara 26/ 14-15).</p>
<p>Nûh (a.s) bıkmadan her türlü eziyetlerine sabrederek onları her yerde İslâm&#8217;a çağırıyor Cehennem azabından kurtulmalarının yollarını belletmeye çalışıyordu. Ancak kavmi onu her defasında alaya alıyor. Söylediklerini aralarında eğlence konusu yapıyorlardı: &#8220;Kavminin ileri gelenleri (Mele) yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyorlardı. Nuh ise onlara şöyle diyordu: Bizimle alay edin bakalım. Biz de bizimle alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz&#8221; (Hûd 11 /38).</p>
<p>Nûh (a.s) kavmini şirkten dönmeye davet ederken onlara tesir edebilecek her yolu deniyordu. Onlara Allah&#8217;a ibadet etmeyi ve bir peygamber olarak kendisine tabi olmayı telkin ederken buna karşılık kendilerinden hiç bir maddî menfaat istemediğini ve beklemediğini; amacının yalnızca onları Allah Teâlâ tarafından gelecek olan büyük cezalardan korumak olduğunu bildiriyordu: Kardeşleri Nûh onlara Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah&#8217;tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir&#8221;. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum&#8221; (eş-Şuara 26/106-110 135).</p>
<p>Kavmi inadında direnmiş ve kesin kararını vermişti. Ona; &#8220;İster öğüt ver ister öğüt verenlerden olma bizce birdir&#8221; dediler&#8221; (eş-Şuara 26/136). Buna rağmen O çağrısında ısrar edince müşrikler tamamen sertleşmiş ve onu tehdit ederek artık bu söylediklerini tekrarlamayı terketmezse kendisini taşlayacaklarını bildirmişlerdi: &#8220;Ey Nûh! Eğer bu işe son vermezsen şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın&#8221; dediler&#8221; (eş-Şuara 26/116).</p>
<p>Nûh (a.s) davetini tekrarladıkça onların inadı artıyor ona ve inananlara eziyetlerini daha da şiddetlendiriyorlardı. Nûh (a.s) onların bütün bu tahammül edilmez eziyet ve işkencelerine katlanıyor ve onları kurtarmak için bir an olsun boş durmuyordu. Asırlar süren bu yorucu tebliğ faaliyeti kavminden çok az bir topluluk dışında kimsenin iman etmesini sağlayamamıştı: &#8220;Pek az kimse onunla beraber inanmıştı&#8221; (Hud 11/40).</p>
<p>Azgınlaşan kavmi Allah Teâlâ&#8217;ya meydan okurcasına Nûh (a.s)&#8217;a şöyle çıkışıyordu: Ey Nûh! &#8220;Bizimle cidden tartıştın; hem de çok tartıştın. Doğru sözlülerden isen tehdit ettiğin azabı başımıza getir&#8221; dediler&#8221; (Hûd 11 /32).</p>
<p>Onlar Nûh (a.s)&#8217;ın tebliğine kulaklarını tıkadıkları için onun ne söylediğini bir türlü idrak edemiyorlardı. Nûh (a.s) belki düşünürler diye azabın sahibinin kim olduğunu ve onun kudretinin sınırsızlığını bir kez daha onlara tebliğ ediyordu: Ancak Allah dilerse onu başınıza getirir siz O&#8217;nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O sizin Rabbinizdir. O&#8217;na döndürüleceksiniz&#8221; (Hud 11/33-34).</p>
<p>Nûh (a.s) bu zalim topluluğun iman etmeyeceğini anlamıştı. Kavmi için hiç bir kurtuluş yolu kalmamıştı. Onlar zulümlerini artırdıkça artırdılar. Bunun üzerine Nûh (a.s) dokuz asırdan fazla bir müddet tahammül ettiği zorluklar karşısında hiç kimseye tesir edemediğini ve edemeyeceğini anlayınca kavminin durumunu Allah Teâlâ&#8217;ya havale etmekten başka çare bulamadı.</p>
<p>Allah Teâlâ onun bu durumunu Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şöyle dile getirmektedir: Nûh; Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar&#8221; dedi&#8221; (eş-Şuara 26/117-118); Nûh; &#8220;Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et&#8221; dedi&#8221; (el-Mü&#8217;minûn 23/26); &#8220;Oda; &#8220;Ben yenildim bana yardım et&#8221; diye Rabbine yalvarmıştı&#8221; (el-Kamer 54/10).</p>
<p>Allah Teâlâ da ona kavmini sularla helâk edeceğini bunun için bir gemi yapmasını bildirdi. Ayrıca bundan dolayı kavmine acıyıp da onlar için bağışlama dilememesi gerektiğini de bildirdi: Nûh&#8217;a; &#8220;Senin milletinden inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır. Onların yapageldiklerine üzülme. Nezaretimiz altında sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Haksızlık yapanlar için Bana başvurma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır&#8221; diye Allah tarafından vahyolundu&#8221; (Hûd 11 /36-37).</p>
<p>Nûh (a.s) Cebrail (a.s)&#8217;ın gözetimi altında gemiyi yapmaya başladı. Müşrikler yanına geldikleri her defasında onunla alay ediyorlardı: &#8220;Gemiyi yaparken kavminin inkârcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. O da; Bizimle alay ediyorsunuz ama alay ettiğiniz gibi bizde sizinle alay edeceğiz. Rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz&#8221; dedi&#8221; (Hûd 11/36-39).</p>
<p>Taberî Nûh (a.s)&#8217;ın kavmini İslâm&#8217;a davet edişi gemiyi yapmaya başlaması ve kavminin onunla alay edişi hakkında Âişe (r.anh)&#8217;dan rivayetle Resulullah (s.a.s)&#8217;ın şöyle söylediğini nakletmektedir: &#8220;Nûh kavminin arasında dokuz yüz elli sene kalmıştı. Bu zaman zarfında onları hakka davet etti. Son zamanlarına doğru bir ağaç dikti. Ağaç her taraftan çok büyüdü. Sonra onu kesip gemi yapmaya başladı. Onun yanından geçerlerken ona ne yaptığını soruyorlar ve onunla dalga geçerek Şöyle diyorlardı: &#8220;Onu yap; karada gemi yapıyorsun; bakalım nasıl yüzdüreceksin?&#8221; Nûh (a.s) da onlara; &#8220;yakında bileceksiniz&#8221;diyordu” (Taberî Tarihul-Rasul vel-Mulûk Beyrut 1967 I 180). Ve yine ona; &#8220;Nebiliği bırakıp Marangozluğa mı başladın&#8221; diyerek eğleniyorlardı (a.g.e. I 183).</p>
<p>Nûh (a.s)&#8217;ın yaptığı geminin şekli ve büyüklüğü hakkında İbn Abbas (r.a)&#8217;dan şöyle bir rivâyet nakledilmektedir: &#8220;Geminin uzunluğu Nûh&#8217;un babasının dedesinin (yani İdris (a.s)) zıra&#8217;ıyla üç yüz zıra&#8217;; eni elli zıra&#8217;; yüksekliği otuz zıra&#8217;; su seviyesinden yukarısı ise altı zıra&#8217; idi. Katlara ayrılmış olan geminin üç kapısı bulunmaktaydı. Bu kapılar üst üste açılmıştı (Taberî a.g.e. I 182).</p>
<p>Nûh (a.s) gemiyi inşa ederken tahtaları birbirine mıhlar kullanarak çakmıştı: &#8220;Onu tahtadan yapılmış mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik&#8221; (el-Kamer 54/13).</p>
<p>Nûh (a.s) bu esnada artık tamamen yüz çevirdiği kavminin durumunu Allah Teâlâ&#8217;ya arzediyor ve onları bütün imkânlarını kullanarak şirkten nasıl vaz geçirmeye çalıştığını anlatarak buna karşı kavminin takındığı tutumu O&#8217;na şikayet edip yeryüzünde onlardan kimseyi bırakmamasını istiyordu.</p>
<p>Nûh (a.s)&#8217;ın adını taşıyan ve onun kıssasının anlatıldığı sûrede bu durum şöyle anlatılır: &#8220;Nûh dedi ki: &#8220;Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz çağırdım. Fakat benim çağırmam sadece benden uzaklıklarını artırdı. Doğrusu hen senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda parmaklarını kulaklarına tıkadılar elbiselerine büründüler direndiler büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra doğrusu ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara açıktan açığa gizliden gizliye de söyledim. Dedim ki: &#8220;Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O çok bağışlayandır. &#8220;Nûh &#8220;Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı çocuğu Kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular. Birbirinden büyük hilelere başvurdular&#8221; dedi. İnsanlara; &#8220;sakın tanrılarınızı bırakmayın; Ved Suva&#8217; Yağûs Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin&#8221; dediler. Böylece bir çoğunu saptırdılar. Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır. Nuh dedi ki; &#8220;Rabbim! Yeryüzünde hiç bir inkarcı bırakma. Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve çok inkârcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler&#8221; (Nûh 71/5-11 21-24 26-27).</p>
<p>Allah Teâlâ bu kavme helâkı umumi kıldığı gibi Nûh (a.s) da bunun umumî olmasını istemişti. Çünkü asırlar süren daveti neticesinde anlamıştı ki; bunlardan kalan nesil yine onlar gibi inkarcılar olacaktı. İbn İshak şöyle demektedir: &#8220;Bir sonraki asır geldiğinde o nesil bir öncekinden daha berbat oluyordu. Sonra gelen nesiller; &#8220;Bu adam babalarımızla dedelerimizle birlikte yaşamıştı ve onun hiç bir sözünü kabul etmemişlerdi. Bu deliden başka biri değildir&#8221; diyorlardı&#8221; (Taberî a.g.e. I 182).</p>
<p>Yeryüzünde ilk defa fesad çıkararak zâlimlerden olan bir toplumu cezalandırmak için Allah Teâlâ&#8217;nın takdir etmiş olduğu vakit yaklaşmakta idi. Allah Teâlâ Nûh (a.s)&#8217;a Tufanın gelişini haber veren alâmet olarak tandır (tennûr)&#8217;dan suların kaynamasını göstermişti.</p>
<p>Tandırdan su kaynamaya başlayınca Allah Teâlâ ona her cins canlıdan birer çifti ve kendisine inananları gemiye bindirmesini vahyetti: Emrimiz gelip tandırdan sular kaynamağa başlayınca; her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmemiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir&#8221; dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı&#8221; (Hûd 11 /40).</p>
<p>Onunla beraber olanların sayısı hakkında yedi kişi ile seksen kişi arasında değişen rivayetler vardır (Taberî a.g.e. I 187-189).</p>
<p>Nûh (a.s) ile ailesinden Ham Sam Yâfes adlarındaki üç oğlu da gemiye binmişti. Ancak dördüncü oğlu Kenan (Yam) ona iman etmediği için gemiye binmemişti. Sular her yeri kaplamaya ve gemi yüzmeye başlayınca Nûh (a.s) oğluna; &#8220;Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel; kâfirlerle birlik olma&#8221; diye seslendi. Oğlu; &#8220;Dağa sığınırım beni sudan kurtarır&#8221; deyince Nûh; &#8220;Bugün Allah&#8217;ın buyruğundan O&#8217;nun acıdıkları dışında kurtularak yoktur&#8221; dedi. Aralarına dalga girdi. Oğlu da boğulanlara karıştı&#8221; (Hûd 11/42-43).</p>
<p>Nûh (a.s) muhtemelen oğlunun küfredenlerden olduğunu bilmediği için Allah Teâlâ&#8217;ya; &#8220;Rabbim! oğlum benim ailemdendi. Doğrusu senin va&#8217;din haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin&#8221; diye seslenerek oğlunun başına gelenlerin hikmetini öğrenmek istemişti. Allah Teâlâ bir peygamber dahi olsa kan bağının hiçbir şey ifade etmediğini insanların birbirinden olmalarının yegane ölçüsünün akide olduğunu; &#8220;Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü o çok kötü bir iş işlemiştir. Öyleyse bilmediğin şeyi benden isteme&#8221; ayetiyle Nûh (a.s)&#8217;a bildirerek ortaya koymuştur. .</p>
<p>Tufan yeryüzünde gemidekilerin dışında hiç kimsenin sağ kalmasının mümkün olmadığı bir şekilde bütün dünyayı sular altında bırakmıştı. Gök kapılarını açarak sularını boşaltmış; Yer her tarafından sular fışkırtmaya başlamıştı: &#8220;Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. Her iki su takdir edilen bir ölçüye göre birleşti&#8221; (el-Kamer 54/11-12).</p>
<p>Allah&#8217;a isyanda direten ve O&#8217;nun elçisine olmadık eziyetleri reva gören ve asırlar boyu gidişatında hiçbir değişiklik yapmayan zâlim bir topluluk sonraki nesillere inkârcı zalimlerin sonunun ne olduğunu anlamaları için bu şekilde tufan ile helak edilmişti.</p>
<p>Allah Teâlâ inkârcı zalimler helâk olduktan sonra Tufanı sona erdirmiş ve inananların bulunduğu gemiyi selametle Cûdi dağı üzerine durdurtmuştu; &#8220;Yere; &#8220;Suyunu çek!&#8221;göğe; &#8220;Ey gök sen de tut!&#8221; denildi. Su çekildi iş de bitti. Gemi Cûdiye oturdu. &#8220;Haksızlık yapan millet Allah&#8217;ın rahmetinden uzak olsun&#8221; denildi&#8221; (Hûd 11 /44).</p>
<p>Taberî&#8217;nin Resulullah (s.a.s)&#8217;e dayandırılan bir rivayetine göre Tufan altı ay sürmüştür. Recebin ilk günlerinde başlayan Tufan Muharremin onuncu gününde son bulmuş ve gemi Cûdi dağının üzerine oturmuştu. Nûh (a.s) şükür için herkese oruç tutmasını emretmişti (Taberî a.g.e. I190). Bu gün Aşûre günü olarak o zamandan günümüze dek hatırasını sürdürmüştür (bk. Âşûre mad.).</p>
<p>Gemi su üzerinde kaldığı altı ay boyunca dünyanın her tarafını dolaşmıştı. Allah Teâlâ Tufan esnasında Âdem (a.s) tarafından inşa edilen Mekke&#8217;deki Beytullah&#8217;ı yeryüzünden kaldırmıştı (Taberî a.g.e. I 185).</p>
<p>İnkar edip yeryüzünde fesad çıkaran topluluk yok edilip sular çekildikten sonra Allah Teâlâ peygamberine artık emniyet içerisinde gemiden inebileceğini bildirmişti: &#8220;Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in&#8221; (Hûd 11/48).</p>
<p>Nûh (a.s) gemiden indikten sonra Semânîn diye isimlendirilen bir yerleşim yeri inşa etmişti. Bu yer ve Cûdî dağı; Ceziretu İbn Ömer (Cizre)&#8217;in yakınında bulunmaktadır (a.g.e. 189).</p>
<p>Diğer bir rivayete göre de Nûh (a.s) gemide yüz elli gün kalmış Allah Teâlâ gemiyi Mekkeye yöneltmiş; gemi kırk gün Beytullah etrafında dönmüş ve sonra da Cûdi&#8217;ye yönelterek orada durdurmuştu (M.Ali Sabûni en-Nübüvve vel-Enbiya Dımaşk 1985 154). Geminin kalıntıları muhtemelen bu dağın üzerinde hâlâ bulunuyor olmalıdır. Allah Teâlâ Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de insanlara ibret olsun diye onu bulunduğu yerde bıraktığını zikretmektedir: &#8220;And olsun ki Biz o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur&#8221; (el-Kamer 54/ 15).</p>
<p>Nûh (a.s) ile birlikte Tufandan kurtulanlardan Nûh (a.s) ve oğulları dışında kalanlar yok olup gitmişler ve sonraki nesiller Sam Ham ve Yafes&#8217;ten türemişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: &#8220;Ancak onun soyunu sürekli kıldık” (es-Saffât 37/77). Resulullah (s.a.s) bu ayeti okuduğu zaman sürekli kılınanlardan kastın Ham Sam ve Yafes olduğunu söylemiştir (Taberî a.g.e. I 192).</p>
<p>Tarihçiler; Sam&#8217;ı Arapların ve Fars&#8217;ların atası; Ham&#8217;ı Zenciler ve Habeşlilerin atası ve Yafes&#8217;i de Türkler uzak doğu milletleri Berberîler Çinliler ve Mâverâünnehir kavimlerinin atası olarak kabul etmektedirler (İbnul-Esîr el-Kâmü fi&#8217;t-Tarih Beyrut 1979 I 78).</p>
<p>Nûh (a.s)&#8217;ın tufana kadar dokuz yüz elli beş yıl yaşadığı kesindir: &#8220;Şüphesiz ki biz Nuhu kavmine Peygamber olarak gönderdik. Aralarında elli yıl hariç bin yıl kaldı&#8221; (el-Ankebut 29/14). Ancak Tufandan sonra ne kadar yaşadığı hakkında bir bilgi yoktur. İbn Abbas (r.a)&#8217;ın görüşüne göre Nûh (a.s) bin yedi yüz seksen sene yaşamıştır ve öldüğünde de Mescid-i Haram&#8217;a yakın bir yere defnedilmiştir (Sabûnî a.g.e. 154).</p>
<p>Nûh (a.s) Ulûl-Azm peygamberlerin ilkidir. Allah Teâlâ onu &#8220;çok şükreden kul (abden şekûra)&#8221; olarak isimlendirmiş ve kıyamete kadar gelen nesiller anıp selam getirsinler diye onun ismini herkesçe bilinir kılmıştır: &#8220;Sonra gelenler içinde &#8220;Alemlerde Nûh&#8217;a selam olsun diye ona iyi bir ün bıraktık. Doğrusu o bizim inanmış kullarımızdandı&#8221; (es-Sâffât 37/81-82).</p>
<p>Ve o sonraki peygamberler için takip edilmesi gereken bir önder kılınmıştır: &#8220;İbrahim de şüphesiz onun yolunda olanlardandı&#8221; (es-Sâffât 37/83).</p>
<p>Allah Teâlâ Peygamberimize kendisine yapılan itiraz ve işkencelere karşı Nûh (a.s) ve onun yolunda olan diğer ulul-azm peygamberler gibi sabretmesini emretmektedir. Yani o Resulullah (s.a.s)&#8217;e bir örnek olarak gösterilmektedir: &#8220;Resullerden azim ve sebat sahibi (ulul-emr) olanların sabrettiği gibi sen de sabret&#8221; (el-Ahkaf 46/35).</p>
<p>Nûh (a.s) Peygamber (s.a.s)&#8217;e ve inanan tebliğcilere bir numune olarak gösterildiği gibi; onun inkârcı kavminin helakı da müslümanlara zulmetmeyi gelenek haline getiren sapık topluluklara bir örnek olarak sunulmuştadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-nuh-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

