<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; bakara</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/bakara/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz. ÜZEYR (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:56:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[amil]]></category>
		<category><![CDATA[Anas]]></category>
		<category><![CDATA[arais]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[asa]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[diller]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[haktan]]></category>
		<category><![CDATA[harun]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hud]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kamil]]></category>
		<category><![CDATA[kara]]></category>
		<category><![CDATA[kitab]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[meryem]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed ali]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[raf]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[Hz. ÜZEYR (a.s)
İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de geçmektedir. Fakat İslâm&#8217;a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.
Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise Üzeyr kelimesi Arapça değil İbranicedir (el-Ukberî İmlau ma menne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. ÜZEYR (a.s)</p>
<p>İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de geçmektedir. Fakat İslâm&#8217;a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.</p>
<p>Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise Üzeyr kelimesi Arapça değil İbranicedir (el-Ukberî İmlau ma menne bihi&#8217;r Rahman Mısır 1961 II 7).</p>
<p>İbranice&#8217;de Üzeyr kelimesinin karşılığı &#8220;Azra&#8221;dır. Tevrat&#8217;ın bu dildeki nüshasında böyle geçmektedir (Biblio Hobraica nşr. Rud. Kittel Stuttgart1952; Esra VII1; Nehemio VIII13).</p>
<p>Üzeyr (a.s) Harun Peygamber&#8217;in neslinden gelmektedir (es-Sa&#8217;lebî el-Arais Mısır 1951 344).</p>
<p>Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de bir yerde geçmektedir: &#8220;Yahudiler. &#8216;Üzeyr Allah&#8217;ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah&#8217;ın oğludur&#8217; dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) önceden inkâr etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah&#8217;tan ayrı rehber edindiler Meryem oğlu Mesîh&#8217;i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah&#8217;a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir&#8221; (et-Tevbe 9/30 31).</p>
<p>Burada söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn Abbas&#8217;ın rivâyetidir. Buna göre Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan Tevrat&#8217;ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah&#8217;a çok ibâdet etti; O&#8217;na yalvarıp yakardı. Allah&#8217;tan inen bir nur onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat&#8217;ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat&#8217;ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat&#8217;ın içinde bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)&#8217;ın öğrettiğinin aslına uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)&#8217;ı çok sevdiler. Fakat bu hususta aşırı gittiler. &#8220;O olsa olsa Allah&#8217;ın oğludur&#8221; dediler (İbn Cerir et-Taberî Camiu&#8217;l-Beyân Mısır1951 X111). Bu âyetler onların bu hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da İsâ (a.s) Allah&#8217;ın oğludur diye söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl olduğu anlatılmış ve Yüce Allah&#8217;ın onların bu iddialarından münezzeh olduğu ifâde edilmiştir (el-Beydâvî Envaru&#8217;t-Tenzîl ve Esraru&#8217;t Te&#8217;vîl Mısır 1955 I 196).</p>
<p>Yahudilerin bu hususta aşırı gitmeleri Kur&#8217;an&#8217;ın başka yerlerinde de tenkid edilmiştir. &#8220;Vay haline o kimselerin ki Kitabı elleriyle yazıp az bir paraya satmak için &#8220;Bu Allah&#8217;ın katındandır. &#8221; derler. Ellerinin yazarlığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!&#8221; (el-Bakara 2/79) mealindeki âyette Yahudiler kasdedilmektedir. Onların Tevrat&#8217;ı tahrif ettikleri ondan sonra kendileri tarafından yazılan bir kitabı Allah&#8217;ın kitabı diye tanıtmaları söz konusudur. Onlar bu şekilde kitab yazmışlar Allah&#8217;ın kelâmı olarak ileri sürmüşler ve bununla menfaat ile nüfûz sağlamaya çalışmışlardır. Bu âyette onların bu yaptıkları tenkid edilmektedir (Muhammed Ali es-Sâbûnî Safvetu&#8217;t-Tefâsir İstanbul 1987 I 71 vd).</p>
<p>Aşağıdaki âyette de Yahudilerin bu durumu tenkid edilmiştir:</p>
<p>&#8220;Onlardan bir grup okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde &#8220;Bu Allah katındandır. &#8221; derler. Onlar bile bile Allah&#8217;a iftira ediyorlar&#8221; (Âlu İmran 3/78).</p>
<p>İbn Abbas (r.a)&#8217;dan nakledildiğine göre bu ayette de Yahudiler kasdedilmektedir. Buna göre onlar Allah&#8217;ın kelâmını kaybetmişler. Kendi uydurduklarını Allah&#8217;ın kelamı olarak tanıtmaya çalışmışlar. Onların bu yaptıkları yalan ve uydurmadır (ez-Zemahşerî el-Keşşâf Kahire1977 I 182 vd.).</p>
<p>Üzeyr (a.s) ile ilgili bulunduğu söylenen diğer bir ayet de şöyledir;</p>
<p>&#8220;Yahut görmedin mi o kimseyi ki evlerinin çatıları duvarları üzerine çökmüş (yıkık dökük olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı. &#8220;Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!&#8221; dedi. Hemen Allah onu öldürdü yüz sene sonra tekrar diriltti. &#8220;Ne kadar kaldın burada?&#8221; dedi. &#8220;Bir gün yahut bir kaç saat&#8221; dedi. Allah ona: &#8220;Bilakis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir âyet (ibret işâreti) kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak onları nasıl birbiri üstüne koyuyor sonra ona nasıl et giydiriyoruz. &#8221; dedi. Durum kendisince anlaşılınca &#8220;Şüphesiz Allah&#8217;ın her şeye kadir olduğunu bilmeliyim&#8221; dedi (el-Bakara 2/259).</p>
<p>Bu ayette söz konusu olan zatın kim olduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır. Fakat alimlerin ekseriyetine göre bu zat Üzeyr (a.s)&#8217;dır (el-Beydâvî Envaru&#8217;t-Tenzîl I 57).</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.s) Üzeyr (a.s)&#8217;ın peygamber olup olmadığı hususunda şöyle buyurmuştur: &#8220;Bilmiyorum Üzeyr peygamber midir değil midir?&#8221; (Ali Nasıf et-Tâc III 302). Bundan dolayı İslâm inancında Üzeyr (a.s)&#8217;ın peygamberliği ihtilaflı kabul edilmiştir.</p>
<p>Peygamber olsun veya olmasın Üzeyr (a.s) Allah&#8217;a tam manasıyla inanmış kamil imân sahibi olan bir zattı. Hayatı boyunca Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için şerden kaçmış hayra koşmuştur. Çevresindeki insanları da bu şekilde inanmaya ve Allah&#8217;ın emir ile yasaklarına riâyet etmeye davet etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. DAVUD (a.s.) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 08:59:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[davud]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kerim]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>
		<category><![CDATA[yahuda]]></category>
		<category><![CDATA[yakub]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=307</guid>
		<description><![CDATA[Hz. DAVUD (a.s.)
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de adı geçen İsrailoğulları peygamberlerinden biri.
Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)&#8217;nın sekizinci oğludur.
İnsanoğlu yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına da peygamberler gönderilmiştir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmişlerdir.
Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra yine İsrailoğulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa&#8217;nın Allah&#8217;tan getirdiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. DAVUD (a.s.)</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de adı geçen İsrailoğulları peygamberlerinden biri.</p>
<p>Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)&#8217;nın sekizinci oğludur.</p>
<p>İnsanoğlu yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına da peygamberler gönderilmiştir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmişlerdir.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra yine İsrailoğulları isyanın karanlığına daldılar. Azgınlık yaparak Hz. Musa&#8217;nın Allah&#8217;tan getirdiği akîdeyi terk etmeye başladılar. Cenâb-ı Allah onların üzerlerine başka bir kabîleyi musallat etti.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra İsrailoğullarının idaresi Yuşa&#8217;ya kaldı. İsrailoğullarını çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi. Bu ülke Hz. Yakub&#8217;un yaşadığı Ken&#8217;an bölgesi olup İsrailoğulları için mukaddes ülke sayılır.</p>
<p>İsrailoğulları Hz. Musa&#8217;nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler. İsrailoğulları Amâlika ile yaptıkları bir savaştan mağlup çıktılar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler. Yüce Rabbimiz onların bu durumunu şöylece anlatmaktadır: &#8220;İsrailoğullarından bir cemaat Musa&#8217;dan sonra peygamberlerine: &#8220;Bize bir hükümdar gönder ki Allah yolunda savaşalım&#8221; dediler. Peygamber. &#8220;Size muharebe farz olunursa korkarım ki savaşmazsınız&#8221; dedi. Onlar: &#8220;-Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve evlatlarımızın yanından çıkarıldık&#8221; dediler. Onlara farz kılındığında birazı müstesna olmak üzere savaştan yüz çevirdiler. &#8221; (el-Bakara 2/246)</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara: Allah Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediğinde onlar: O bize nasıl hükümdar olur? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. Onun malı da çok değildir. dediler. Peygamber. &#8220;Allah onu sizin üzerinize namaz kıldı. Ona ilimde ve cisimde fazlalık (üstünlük) verdi. Allah mülkü dilediğine verir. &#8221; (el-Bakara 2/247).</p>
<p>İsrailoğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu sandığa &#8220;Tâbût&#8221;* adı verilmektedir. Amâlikalılarla yapılan savaş sonucunda bu sandık Câlût (Golyat)&#8217;ın eline geçmişti. İsrailoğulları bunun acısını duyuyorlar fakat Tâlût&#8217;un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri kalmıyorlardı.</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara şöyle dedi: Onun hükümdarlığına alamet; size içinde Rabbiniz tarafından sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirası bulunan Tâbût&#8217;u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eğer siz iman edenlerdenseniz bunda sizin için ibret ve mûcize vardır. &#8221; (el-Bakara 2/248). Tâbût&#8217;un İsrailoğullarının eline geçmesi onları yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût İsrailoğullarına öğütte bulundu. Onlara şöylece seslendi: &#8220;Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden değildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir&#8221; dedi. Onların pek azı müstesna diğerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karşı duracak takat bizde yoktur dediler. Allah&#8217;a kavuşacaklarını bilenler. Nice az bir topluluk vardır ki Allah&#8217;ın izni ile daha çok olana galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. &#8216; dediler. &#8221; (el-Bakara 2/249)</p>
<p>Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt&#8217;un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle şöyle dua etti: &#8220;Ya Râb üzerinize sabır ve sebat ihsan eyle ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et. &#8221; (el-Bakara 2/250)</p>
<p>Tâlût&#8217;un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.) Hz. Yakub&#8217;un neslinden idi. İsrailoğullarından olan Dâvûd daha küçük yaşta bir delikanlı iken hak davanın amansız düşmanı zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût&#8217;u sapan taşıyla öldürmüştü. Bu olayda Allah&#8217;a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir.</p>
<p>Câlût zalim zengin ve korkunç bir hükümdardı. Onun açıkça belli olan büyük üstünlüğü vardı. Fakat Allahu Teâlâ o zaman işlerin yalnız zahiriyle meydana gelmeyip gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermek istedi. İşlerin hakikatini sadece O bilir. Her şeyin ölçüsü yalnız O&#8217;nun elindedir. Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf zayıf görünenin de Allah&#8217;ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü Allahu Teâlâ&#8217;ya aittir. İnsanlar ise vazifelerini yerine getirmek Allah&#8217;u Teâlâ&#8217; ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah&#8217;ın istediği şeyler istediği şekilde olur. İnsanlara kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf çok zayıf olduklarını Allah onların ölmesini istediği zaman küçücük delikanlıların bile mağlup edebileceğini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü daha genç bir bir delikanlı iken Hz. Dâvûd&#8217;un eline verdi. Burada Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;nın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de vardı. Allah Tâlût&#8217;dan sonra mülkü Hz. Dâvûd&#8217;un almasını ve onun yerine oğlu Süleyman (a.s.)&#8217;ı varis kılmayı istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;ın gücü Câlût&#8217;u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu.</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ın izniyle onları hemen hezimete uğrattılar. Dâvûd da Câlût&#8217;u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti.&#8221; (el-Bakara 2/251).</p>
<p>Câlût&#8217;un öldürülmesiyle Amâlikalılar bozguna uğradılar darmadağın oldular. Bu olaydan sonra halk Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;a daha çok sevgi ve saygı göstermeye başladı.</p>
<p>Tâlût&#8217;un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim hem peygamberlik verildi; &#8220;&#8230;Dâvûd&#8217;a dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.&#8221; &#8220;Ona sizi savaşın Şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki?&#8221; (el-Enbiya 21/78 80)</p>
<p>&#8220;Andolsun Dâvûd&#8217;a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar onunla beraber tesbih edin ve ey kuşlar (siz de). Ve ona demiri yumuşattık.&#8221; &#8220;Geniş zırhlar yap dokumasını ölçülü yap ve (hepiniz) iyi işler yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı görmekteyim. diye vahyettik.&#8221; (Sebe 34/10-11). Hz. Dâvûd (a.s.) hakkında Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;den gelen rivâyetler; Dâvûd&#8217;un çok güzel bir sesi olduğunu kendisine verilen Zebur&#8217;u okumaya başlayınca dağların ve kuşların onu dinlemek üzere etrafında toplandıklarını bildirmektedir. Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitap şer&#8217;î hükümleri taşımadığı için Hz. Dâvûd Hz. Musa&#8217;nın şerîatı ile hükmetmiştir.</p>
<p>Yahudi kaynaklarında Hz. Dâvûd&#8217;un Mizmar denen bir musiki âleti çaldığı kayıtlıdır. Kur&#8217;ân&#8217;da da: &#8220;(Her taraftan) gelen kuşlar da ona icabet ederler hepsi onun nağmesine katılırlardı &#8221; &#8220;Onun mülkünü kuvvetlendirmiştik. Kendisine hikmet ve açık konuşma güzel konuşma vermiştik. &#8221; (Sad 38/19-20) buyuran Allah aynı sûrenin 21. âyetinde Hz. Dâvûd (a.s.) zamanında olan bir hâdiseyi de Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;e şöyle haber vermiştir: &#8220;Dâvûd&#8217;un yanına gelmişlerdi de onlardan korkmuştu. Korkma dediler Biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet. Zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür. &#8221; (Sad 38/22)</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da anlatıldığına göre bunlar iki kardeştiler. Birisinin doksandokuz koyunu ötekinin bir tek koyunu vardı. Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardeşinin tek koyununu ister aralarında tartışma çıkar. Tek koyunu olanı bu tartışmayı kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)&#8217;a müracaat ederler. O davacı olanlardan birini dinler ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;nın kendisini imtihanı sanır. Ancak bu yaptığı hareket sebebiyle Allah&#8217;dan mağfiret dileyip secdeye kapanır tövbe eder. Allah onu affettiğini bildirir ve ona şu vahyi indirir: &#8220;Ey Dâvud biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan saptırır. Allah&#8217;ın yolundan sapanlara Allah&#8217;ın hesap gününü unuttuklarından dolayı çetin bir azap vardır. &#8221; (Sad 38/26)</p>
<p>İsrailoğulları Hz. Dâvûd zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardır. Dâvûd (a.s.) Kudüs&#8217;ü fethetmiş kendisine başkent yapmıştı.</p>
<p>Hz. Dâvûd hem hükümdar hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmişti. O İsrailoğullarını kırk yıl yönetti ve Rabbine kavuştu. Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;ın yerine oğlu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd bir gün oruç tutar bir gün yerdi.</p>
<p>Abdullah b. Amr&#8217;dan rivâyetle Abdullah her gün gündüzleri oruç tutar geceleri de (nâfile) namaz kılardı. Onun bu durumu Rasûlullah&#8217;a bildirildiğinde Hz. Peygamber onu çağırdı ve şöyle buyurdu: &#8220;Bir gün oruç tut bir gün iftar et. İşte bu Dâvûd (a.s.)&#8217;ın orucudur.&#8221;</p>
<p>Bir başka rivayette ise Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah&#8217;u Teâlâ ya en sevimli oruç Dâvûd (a.s.)&#8217;ın orucudur. O bir gün oruç tutar bir gün iftar ederdi. Allah&#8217;a en sevimli namaz da Dâvûd namazı idi. O her gecenin yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılardı. Altıda birinde de yine uyurdu.&#8221; (Müslim Siyam 183; Nesâî Siyam 69).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-davud-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliğinin Bildirilmesi</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-musa-as-ya-peygamberliginin-bildirilmesi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-musa-as-ya-peygamberliginin-bildirilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:18:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Habe]]></category>
		<category><![CDATA[hamile]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kenan]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[musa]]></category>
		<category><![CDATA[muvaffak]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbin]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[susuz]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yunus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=303</guid>
		<description><![CDATA[Musa (a.s) Medyen&#8217;de on sene kalıp mehrini tamamladıktan sonra Mısır&#8217;a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Çakmak taşıyla bir şeyler tutuşturmaya çalıştı başaramadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Kansı da hamileydi ve doğum zamanı da yaklaşmıştı. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardıma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Musa (a.s) Medyen&#8217;de on sene kalıp mehrini tamamladıktan sonra Mısır&#8217;a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Çakmak taşıyla bir şeyler tutuşturmaya çalıştı başaramadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Kansı da hamileydi ve doğum zamanı da yaklaşmıştı. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardıma ihtiyacı vardı. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bu olay şöyle anlatılıyor: &#8220;Musa süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. Tür tarafından bir ateş gördü. Ailesine: &#8220;Durunuz ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber veya tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz&#8221; dedi. Oraya gelince kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: &#8220;Ey Musa! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;ım &#8221; diye seslenildi. &#8220;Değneğini at!.&#8221; Musa değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. &#8220;Ey Musa! Dön gel. Korkma. Şüphesiz güvende olanlardansın&#8221; denildi. &#8220;Elini koynuna koy lekesiz bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânına karşı Rabbinin iki delîlidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir&#8221; denildi. Musa: &#8220;Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun&#8217;un dili benimkinden daha düzgündür. Onu beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder çünkü beni yalanlamalarından korkarım&#8221; dedi Allah: &#8220;Seni kardeşinle destekleyeceğiz ikinize bir kudret vereceğiz ki onlar size el uzatamayacaklardır. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir&#8221; dedi&#8221; (el-Kasas 28/29-35).</p>
<p>Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasında geçen konuşma daha ayrıntılı bir şekilde verilir. Şu ayetler Allah Teâlâ&#8217;nın Musa (a.s)&#8217;yı rasul olarak görevlendirdiği zamanın anlaşılmasında yardımcı oluyor: &#8220;Ben seni seçtim artık vahyolunanı dinle. Şüphesiz ben Allah&#8217;ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et Beni anmak için namaz kıl!&#8221; (Tâhâ 20/13-14).</p>
<p>Ve daha sonra Allah Teâlâ Musa (a.s)&#8217;ya şöyle buyuruyor: &#8220;Firavun&#8217;a gidin; doğrusu o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin belki öğüt dinler veya korkar&#8221; (Tâhâ 20/43-44).</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın Musa (a.s)&#8217;ya bunu emretmesinden sonra Musa (a.s) ile Firavun arasında amansız bir mücadele de başlamış oluyordu. Hak ile bâtıl&#8217;ın amansız savaşı. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras bıraktıkları tevhid mücadelesi&#8230;</p>
<p>Hz. Musa (a.s) Allah Teâlâ&#8217;nın bu emriyle Firavun&#8217;a gitti. Onu güzellikle Allah&#8217;a iman etmeye davet etti: &#8220;Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah&#8217;a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim İsrailoğulları&#8217;nı benimle beraber salıver&#8221; (el-A&#8217;raf 7/104-105).</p>
<p>&#8220;Firavun: &#8220;Musa! Rabbiniz kimdir?&#8221; dedi. Musa: &#8220;Rabbimiz her şeye ayrı bir özellik veren sonra doğru yola eriştirendir&#8221; dedi&#8221; (Tâhâ 20/49-50).</p>
<p>Firavun bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)&#8217;yı zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)&#8217;da Firavun&#8217;a belki iman eder diyerek ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasını yere attı kocaman bir yılan oldu. Elini koynuna sokup çıkardı gözleri kamaştıran bir güneş parçası oluverdi. Musa (a.s)&#8217;nın gösterdiği bu mucizeler karşısında Firavun gerçekten korkmuştu. Bunun üzerine o da sihirbazlarını toplayıp Musa&#8217;yı mağlup etmeyi kararlaştırdı. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazları çağırttı ve onlardan Musa (a.s)&#8217;nın yaptıklarından daha büyük bir sihir yapmalarını istedi. Onlarda hazırlandılar ve bir gün kararlaştırdılar. O gün gelince de halkın gözleri önünde Musa (a.s) ile yarışmaya başladılar.</p>
<p>&#8220;Sihirbazlar: &#8220;Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım&#8221; dediler. Musa: &#8220;Siz koyun&#8221;dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler büyük bir sihir yaptılar. Biz de Musa&#8217;ya: &#8220;Asanı koyuver&#8221; dedik o da koyuverdi. Hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı. Hak tahakkuk etti. Onların yaptıkları boşa gitti. İşte orada yenildiler küçük düştüler. Sihirbazlar secdeye kapanıp: &#8220;Âlemlerin Rabbine Musa ve Harun&#8217;un Rabbine inandık&#8221; dediler&#8221; (el-A&#8217;râf 7/115-122).</p>
<p>Sihirbazların iman etmeleri Firavun&#8217;u çok kızdırdı. Onları öldürmekle tehdit etti. İşte küfür acizliğini bu olayla bir kere daha ortaya koymuş oldu.</p>
<p>Gelişen bu olaylar Firavun&#8217;u yola getireceği yerde onu daha çok azdırdı. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldırmadıkça rahata kavuşamayacağına inanıp bu arzusunu yerine getirmeye çalıştı. Musa (a.s) Firavun ve kavmini imana çağırmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe Allah Teâlâ onun kavmine tufan çekirge haşarat kurbağa kan gibi çeşitli azablar gönderdi. Ancak bunların hiç biri Firavun ve kavmini yola getirmedi.</p>
<p>Firavun küfür ve inadında ısrar ve Musa (a.s)&#8217;nın davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ Musa (a.s)&#8217;ya İsrailoğullarını bir gece Mısır&#8217;dan çıkarıp Filistin diyarına götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi şehirden çıkıp Süveyş halici boyunca Kızıldeniz&#8217;e yöneldiler. Firavun şehirde İsrailoğullarından hiç bir iz göremeyince kaçtıklarını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek peşlerine düştü. Firavun ordusunun çok kalabalık olduğu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra İsrailoğullarına yetişti. İsrailoğullarının önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarında kocaman bir ordu vardı. İsrailoğulları &#8220;Yakalandık yâ Musa&#8221; diye yakınmaya başladılar. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de olay şöyle anlatılıyor: &#8220;Musa: &#8220;Hayır Rabbim benimle beraberdir bana elbette yol gösterecektir&#8221;dedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: &#8220;Değneğinle denize vur&#8221; diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı her parçası yüce bir dağ gibiydi. İşte oraya geridekileri de yaklaştırdık. Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık&#8221; (eş-Şuara 26/62-65).</p>
<p>&#8220;Firavun ordusuyla onları takib etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış!&#8221; (Tâhâ 20/78).</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Allah Teâlâ bir zâlimin kâfirin sonunu böyle anlatıyor; ve bir kavmi nasıl kurtardığını da. İşte Hak Bâtıl&#8217;ın tepesine böyle inip onu ortadan kaldırabiliyor.</p>
<p>Firavun ordusu bir tek kişi kalmamacasına yok oldu. Firavun ise ölümün geldiğini anlayınca iman ettiğini açıkladı: &#8220;Firavun boğulacağı anda: &#8220;İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım artık ben de ona teslim olanlardanım&#8221; dedi. Ona: &#8220;Şimdi mi (inandın)? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin&#8221;dendi&#8221; (Yunus 10/90 91).</p>
<p>Bu olaydan sonra Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)&#8217;ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis&#8217;e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayıp şiddetli bir susuzluğa kapıldılar. Gelip Musa (a.s.)&#8217;a sitem ve şikayette bulundular. Allah Musa (a.s)&#8217;a âsâsını taşa vurmasını emretti. Vurunca taşın oniki yerinden su fışkırdı. Her Yahudi kabilesine bir göze düşüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler susuzluklarını giderdiler. Allah Teâlâ İsrailoğullarına gökten kudret helvası ve bıldırcın eti de gönderdi. Fakat İsrailoğullarının o ikiyüzlülükleri bütün bu nimetlere rağmen kendini burada da ortaya çıkardı. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: &#8220;Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Bizim için Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiği sebze kabak sarmısak mercimek ve soğan yetiştirsin&#8221; demiştiniz de &#8220;hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin orada şüphesiz istediğiniz vardır&#8221; demişti&#8221; (el-Bakara 2/61).</p>
<p>Sonra Allah Teâlâ Hz. Musa&#8217;ya Filistin&#8217;e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalıntıları ve Kenanlılardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karşılaştılar. Musa (a.s) kavmine buraya girip bu zalimlerle savaşmalarını ve onları bu mukaddes beldeden çıkarmalarını emretti. Fakat İsrailoğulları buna cesaret edemedi: &#8220;Ey Musa! &#8220;Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın doğrusu biz burada oturacağız&#8221; demişlerdi&#8221; (el-Maide 5/24).</p>
<p>Çünkü İsrailoğulları Firavun ülkesinde zillet ve adiliğe aşağılanmaya alışmışlardı. Onlar için bazı değerleri ele geçirmek için savaşmak bir manâ taşımıyordu. Allah&#8217;da onları Tih çölüne attı ve yollarını şaşırttı. Kavmine söz geçiremediğinden yakınan Musa&#8217;ya Allah Teâlâ: &#8220;Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen yoldan çıkmış bir millet için tasalanma&#8221; dedi&#8221; (el-Maide 5/26).</p>
<p>Zamanla bu zillet içinde yaşayan nesil yerini hürriyetle yetişen ve izzetle yaşayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-ı Mukaddes&#8217;e girmeye muvaffak oldular.</p>
<p>İsrailoğulları bu kırk yıl içinde çok çeşitli sapıklıklarda bulundular. Hz. Musa&#8217;nın Tur dağında kırk gün geçirdiği bir zamanda Sâmirî isimli bir şahsın imal ettiği ve &#8220;işte sizin de Musa&#8217;nın da tanrısı&#8221; dediği altından bir buzağıya tapmaya başladılar. Musa (a.s) döndüğünde onları buzağıya tapınır görünce çok üzüldü. Harun (a.s)&#8217;a çıkıştı. İsrailoğulları&#8217;nı buzağıya tapınmaktan vazgeçirmeye çalıştı. İsrailoğulları ise her fırsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayı bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s) hayatı boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu uğurda pek çok eziyetle karşılaştı. Yurdundan çıkarıldı ölümle tehdit edildi ve etrafında kendisiyle beraber inanan pek az insan bulabildi.</p>
<p>Musa (a.s) Tih çölünde Harun (a.s)&#8217;dan sonra öldü. İsrailoğullarını Arz-ı Mukaddes&#8217;e sokamadı. Öldüğünde yüz yirmi yaşında idi. Buhârî onun ölümü ile ilgili olarak şunları rivayet ediyor: &#8220;Ölüm meleği geldiğinde Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle baktı. Canını almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardı. Sonra: &#8220;Yarabbi beni bir kuluna gönderdin ki ölmek istemiyor&#8221; diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ o hali üzerinden kaldırarak tekrar Musa&#8217;ya gönderdi: &#8220;Söyle sayılı olmak şartıyla istediği kadar yaşasın&#8221;. Hz. Musa: &#8220;Yarabbi sonra ne olacak?&#8221; dedi. &#8220;Öleceksin&#8221; buyuruldu. &#8220;Öyle ise ölüm şimdi gelsin&#8221; niyazında bulundu. Sonra Allah Teâlâ&#8217;dan kendisini bir taş atımı Beyti Makdis&#8217;e yaklaştırmasını orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) şöyle diyor: &#8220;Rasulullah (s.a.s): &#8220;Eğer ben sizinle beraber orada bulunsaydım onun yol kenarında ve kızıl bir kum tepesinin yanında bulunan kabrini size gösterirdim&#8221; buyurdu&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-musa-as-ya-peygamberliginin-bildirilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ. İSMAİL (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ismail-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ismail-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 14:08:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[harem]]></category>
		<category><![CDATA[hurma]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ismail]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[nisa]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=281</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de adı zikredilen peygamberlerden. Kendisine &#8220;Allah&#8217;ın kurbanı&#8221; anlamına &#8220;Zebihatullah&#8221; da denir. Hz. İbrahim&#8217;in Hacer&#8217;den olan büyük oğludur. Kur&#8217;an&#8217;da on iki yerde ismi zikredilmekte ve aynı zamanda kendisine vahiy indiği bildirilmektedir (el-Bakara 2/136; Âlu İmran 3/84; en-Nisa 4/163). Hz. İsmail (a.s)&#8217;ın bir Resul ve Nebi olduğu ümmetine Allah&#8217;ın emirlerinden olan namaz zekât gibi emirleri bildirdiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de adı zikredilen peygamberlerden. Kendisine &#8220;Allah&#8217;ın kurbanı&#8221; anlamına &#8220;Zebihatullah&#8221; da denir. Hz. İbrahim&#8217;in Hacer&#8217;den olan büyük oğludur. Kur&#8217;an&#8217;da on iki yerde ismi zikredilmekte ve aynı zamanda kendisine vahiy indiği bildirilmektedir (el-Bakara 2/136; Âlu İmran 3/84; en-Nisa 4/163). Hz. İsmail (a.s)&#8217;ın bir Resul ve Nebi olduğu ümmetine Allah&#8217;ın emirlerinden olan namaz zekât gibi emirleri bildirdiği anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. İbrahim ve Hz. İshak ile birlikte Hz. Ya&#8217;kub (a.s)&#8217;ın ecdadından birisi olduğu (el-Bakara 2/133) ve İsmail (a.s)&#8217;ın babası İbrahim (a.s) ile birlikte Kâbe&#8217;nin temelini yükselten ve O&#8217;nun temizliğinden sorumlu kimseler olarak anlatıldığı görülmektedir (el-Bakara 2/125 ve 127).</p>
<p>Hz. İsmail Mekke&#8217;ye yerleşen Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş ve onlardan ok atıcılığını öğrenmiştir. Eslem kâbilesinden bir grup yarış için ok atışırken Hz. Peygamber (s.a.s) onlara şöyle demiştir: &#8220;Ey İsmail oğulları! Ok atınız sizin atanız da mahir bir ok atıcı idi&#8221; (Buhâri Enbiyâ 12). Hz. İsmail iyi bir atıcı ve avcıydı. Mekke&#8217;nin harem bölgesinin dışına çıkarak avlanır ve avlanmayı ata binmeyi yabani atları ehlileştirip binmeyi çok severdi. Peygamber (s.a.s) &#8220;At edininiz! Onu miras olarak alın ve miras olarak bırakınız! Çünkü bu size babanız İsmail&#8217;in mirasıdır&#8221; (Ebu&#8217;l-Fidâ el-Bidâye ve&#8217;n-Nihâye I 192) buyurmuştur. Hz. İsmail Arap dilini çok güzel konuşan fasih bir insandı.</p>
<p>Hz. İbrahim Allah Teâlâ&#8217;nın emriyle hanımı Hâcer ve oğlu İsmail&#8217;i Filistin&#8217;den alıp Hicaz&#8217;a götürdü. Hz. İsmail henüz sütte idi. Kâbe&#8217;nin daha sonra inşa edildiği yere yakın bir yerde büyük bir ağacın yanına bıraktı. Yanlarına bir dağarcık hurma ve biraz su koydu. O zamanlar henüz Mekke şehri kurulmamıştı her taraf ıssızdı. Hatta su da yoktu.</p>
<p>Hz. İbrahim dönüp giderken Hacer &#8220;Ey İbrahim bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye gidiyorsun?&#8221; dedi. Hacer tekrar &#8220;Ey İbrahim! Bizi burada bırakmanı sana Allah mı emretti?&#8221; diye seslendi. Hz. İbrahim &#8220;Evet Allah emretti&#8221; deyince Hacer &#8220;Öyleyse Allah bize yeter bizi o korur&#8221; diyerek Allah&#8217;a tevekkül etti. İbrahim Seniye mevkiine gelince Kâbe&#8217;nin bulunduğu tarafa yönelerek şöyle dua etmiştir: &#8220;Ey Rabbimiz ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes olan evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Şunun için ki Rabbimiz (orada) namaz (ların)&#8217;ı dosdoğru kılsınlar. Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve kendilerini bazı meyvelerle rızıklandır ki (verdiğin nimete) şükretsinler&#8221; (İbrahim 14/37).</p>
<p>Aradan günler geçti. Yanlarındaki su ve hurma bitti. Etrafta kimseler yoktu çocuk susuzluktan ağlıyordu.</p>
<p>Hacer su aramaya başladı. Safa tepesine çıktı etrafa baktı kimseyi göremedi. İndi; koşarak Merve&#8217;ye geldi; etrafına bakındı kimseyi görmedi. Bir yudum su bulmak için Safa ile Merve arasındaki bu gidiş gelişi yedi defa tekrar etti. Yedinci defa Merve&#8217;ye çıktığında şimdiki Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir melek gördü. Ayağının ökçesiyle yeri eşiyordu. Oradan su çıkmıştı. Diğer bir rivayete göre çocuk ayağı ile (veya eli ile) kumları eşelemeye başlamış ve oradan bir su çıkmıştır. Hacer gelip kana kana içti çocuğuna da içirdi.</p>
<p>Hz. Hacer su boşa akmasın diye gölet yapıp suyu muhafaza etmeye çalışıyor bir yandan da avuçlarıyla kırbasını dolduruyordu. Hz. Peygamber (s.a.s) bunu şöyle anlatmıştır: &#8220;Allah İsmail&#8217;in annesi Hacer&#8217;e rahmet eylesin! Eğer o Zemzem&#8217;i kendi haline bıraksaydı da soyu avuçlamasaydı muhakkak ki Zemzem akar bir kaynak olurdu&#8221; (Buhârî Enbiyâ 9).</p>
<p>Hz. Hacer&#8217;in suyu bulmasından sonra Mekke vadisinden geçen Cürhümîlerden bir grup vadinin üstünde bir kuş gördüler. Bu kuşun su olan yerde uçtuğunu bilen Cürhümîler daha önce bu vadide bir su kaynağı yoktu. Acaba yeni bir su kaynağı mı bulundu diye içlerinden birisini kontrol için gönderdiler. Suyu haber alınca gelip su başına yerleşmek için Hz. Hacer&#8217;den izin istediler. Suda bir hak iddia etmemek şartıyla Hz. Hacer onlara izin verdi. Hz. İsmail fasih arapçayı bunlardan öğrendi gençlik yaşına gelince Cürhümîler içlerinden bir kızla Hz. İsmail&#8217;i evlendirdiler. Bu evlilikten sonra Hz. Hacer vefat etti.</p>
<p>Hz. İbrahim oğlunun durumunu kontrol için Mekke&#8217;ye geldi. Hz. İsmail&#8217;in evine geldiğinde onu evde bulamadı. Hz. İsmail&#8217;in hanımı ile aralarında şu konuşma geçti:</p>
<p>&#8220;İsmail nerede?&#8221; diye sordu. Hz. İsmail&#8217;in hanımı;</p>
<p>&#8220;Rızık temin etmek için ava gitti&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Geçiminiz nasıl?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Darlık içindeyiz durumumuz kötü&#8221; diye cevapladı.</p>
<p>Hz. İbrahim; &#8220;Kocan geldiğinde selâm söyle kapısının eşiğini değiştirsin&#8221; dedi ve gitti.</p>
<p>smail avdan dönünce hanımıyla aralarında şu konuşma geçti. İsmail (a.s):</p>
<p>&#8220;Evimize gelen oldu mu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet yaslı bir adam geldi seni sordu cevap verdim. Geçimimizi sordu &#8220;darlık içindeyiz&#8221; dedim&#8221;.</p>
<p>Hz. İsmail &#8220;sana bir şey tenbih etti mi?&#8221; dedi. Kadın &#8220;Sana selâm söylememi istedi ve &#8220;kapının eşiğini değiştirsin&#8221; diye tenbih etti&#8221; dedi. İsmail (a.s) durumu anladı ve:</p>
<p>&#8220;O gelen ihtiyar babamdı. Senden ayrılmamı istiyor artık evine dön dedi.&#8221;</p>
<p>Böylece İsmail ilk eşinden boşandı. Bir müddet sonra Cürhümîlerden başka bir kızla evlendi.</p>
<p>İbrahim (a.s) Mekke&#8217;ye geldi. Yine İsmail (a.s) ava gitmişti. Hanımıyla aralarında yukarıdakine benzer şekilde bir konuşma geçti. Ancak kadın geçimlerinin ve kocasının iyi olduğunu söyledi. Daha sonra İbrahim: &#8220;Kocan geldiğinde ona selâm söyle kapısının eşiğini güzel tutsun&#8221; dedi.</p>
<p>İsmail avdan gelince hanımı olanları anlattı. İsmail: &#8220;O babamdı. Sen de evimin eşiğisin. Seni hoş tutmamı emrediyor&#8221; (Buhârî Enbiyâ 9) dedi.</p>
<p>Hz. İbrahim zaman zaman Şam&#8217;dan gelip oğlunu ve hanımı Hacer&#8217;i ziyaret ederdi. Bir defa rüyasında oğlu İsmail&#8217;i kurban ettiğini görmüştü. Rüya üç gece aynen tekerrür edince Hz. İbrahim durumunu oğluna açıp:</p>
<p>&#8220;Ey oğulcuğum rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm buna ne dersin? dedi. Hz. İsmail; &#8220;Babacığım emrolunduğun şeyi yap inşallah beni sabredenlerden bulacaksın diye cevap verdi&#8221; (es-Saffat 37/102).</p>
<p>Hz. İbrahim ve İsmail&#8217;in bu teslimiyetini Allah mükafatlandırdı. İsmail&#8217;in yerine büyük bir kurbanlık verdi (es-Saffat 37/107).</p>
<p>Ancak Yahudiler Hz. İbrahim (a.s)&#8217;ın kurban ettiği oğlunun Hz. İsmail değil Hz. İshak olduğunu iddia ederler (bk. Ali el-Muttekî el-Hindî Kenzu&#8217;l Ummâl XI 490).</p>
<p>Bu konuda bazı zayıf rivayetler varsa da Yahudilerin bu iddialarının asıl sebebi kıskançlıklarıdır. Halife Hz. Ömer b. Abdülaziz müslüman olan bir Yahudi alimine &#8220;Hz. İbrahim&#8217;in hangi oğlunu kurban etmesi emrolundu?&#8221; diye sormuştu. Bu zat şöyle dedi: &#8220;Vallahi Allah İsmail&#8217;in kesilmesini emretmişti. Bunu Yahudiler de bilirler. Ancak Yahudiler Arapları kıskanırlar. Babanız İsmail&#8217;in kurban edilmesi hakkındaki ilahi emre boyun eğişi ve sabrının Allah tarafından övülmesini çekemezler de bu fazileti kendi ataları olan İshak (a.s)&#8217;a vermek isterler&#8221; (Taberî Tarih I 138139).</p>
<p>Hz. İbrahim&#8217;in Mekke&#8217;ye yaptığı bir sefer sırasında Allah tarafından Kâbe&#8217;yi yapması emredilmişti. Oğlu İsmail ile birlikte Kâbe&#8217;yi yaptılar (el-Bakara 2/127; el-Hacc 22/26-27). İs mail (a.s) tas getiriyor İbrahim (a.s) duvar örüyordu.</p>
<p>Babasının vefatından sonra Hz. İsmail Hicaz halkına peygamber oldu. Bu husus Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de: &#8220;Kitap (Kur&#8217;an) da İsmail (a.s)&#8217;ı de an ki 0 va&#8217;dinde sadık rasûl ve nebî idi. O ehli (kavmi)ne namaz ve zekatla emrederdi ve O Rabbi Teâlâ&#8217;nın yanında (söz ve hareketleriyle) makbul idi&#8221; (Meryem 19/55-56) buyurulur.</p>
<p>Nakledildiğine göre Hz. İsmail babasının vefatından kırk yıl sonra 137 yaşında vefat etmiş ve Hacer&#8217;in Hicr&#8217;deki kabrinin yanına defnedilmiştir. Arapların el-Musta&#8217;rebe grubu Hz. İsmail (a.s)&#8217;in oğullarından çoğalmış olup bunların kökü Adnan&#8217;a dayanır.</p>
<p>Hz. İsmail&#8217;in kabri Harem&#8217;deki Hicr denilen yerdedir (Ali el-Muttekî el-Hindi Kenzu&#8217;l-Ummâl XI 490).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-ismail-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Âdem&#8217;in Cennet&#8217;e Yerleştirilmesi</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-ademin-cennete-yerlestirilmesi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-ademin-cennete-yerlestirilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 13:59:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[Cenâb]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[hamdi]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[iblis]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[RESULULLAH]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=261</guid>
		<description><![CDATA[Yüce Allah Âdem ve eşine şöyle diyerek Cennet&#8217;e yerleştirdi: &#8220;Ve demiştik ki: &#8220;Ey Âdem sen ve eşin Cennet&#8217;te yerleş otur. Ondan (Cennet&#8217;in yiyeceklerinden) istediğiniz yerden ikiniz de bol bol yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de kendinize zulmedenlerden olursunuz. &#8221; (el-Bakara 2/35; eL-A&#8217;râf 7/19) &#8220;Muhakkak bu (İblis) sana ve zevcene düşmandır. Sakın sizi Cennet&#8217;ten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Allah Âdem ve eşine şöyle diyerek Cennet&#8217;e yerleştirdi: &#8220;Ve demiştik ki: &#8220;Ey Âdem sen ve eşin Cennet&#8217;te yerleş otur. Ondan (Cennet&#8217;in yiyeceklerinden) istediğiniz yerden ikiniz de bol bol yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de kendinize zulmedenlerden olursunuz. &#8221; (el-Bakara 2/35; eL-A&#8217;râf 7/19) &#8220;Muhakkak bu (İblis) sana ve zevcene düşmandır. Sakın sizi Cennet&#8217;ten çıkarmasın; sonra zahmet çekersin. Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ancak burada mümkündür ve sen burada susamazsın ve güneşte yanmazsın. &#8221; (Tâha 20/1 17-1 19)</p>
<p>Hz. Âdem ve eşine yasaklanan bu ağacın ne olduğu kesin olarak bilinmiyor. Bu ağacın buğday veya üzüm veyahut da incir olduğu hakkında rivayetler vardır. Biz bu ağacın ne olduğunu bilemeyiz. Çünkü yüce Allah bu ağacın ismini bize bildirmemiştir. Cenâb-ı Hakk Cennet&#8217;te Âdem&#8217;e büyük bir hürriyet vermekle beraber yine de buna bir sınır koymuştur. Bu sınırı aştıkları takdirde kendilerine zulüm edeceklerdir. Cennet&#8217;e bu yasak ağaç yenilmek için değil insanın hayatını disipline etmek ve bir sınırlama ve kulluk için konulmuştur. Bununla beraber biz &#8220;Dünyayı sevmek her bir günahın başıdır&#8221; hadîsinde bu yasak ağacı tayin eden bir dalâlet buluyoruz. Demek Hz. Âdem o zaman dünya sınırlarına yaklaşmamak emri almış ve bundan bir müddet fıtratının gereği olarak yememiştir. (Elmalılı Hamdi Yazır a.g.e. I 323-324).</p>
<p>Daha önce İblis* Hz. Âdem&#8217;in üstünlüğünü çekemeyerek Allah&#8217;ın emrine karşı gelmiş Âdem&#8217;e secde etmeyip saygı göstermemiş ve Cennet&#8217;ten kovulmuştu. O zaman şeytan&#8217;ın Hz. Âdem ve evlâtlarına musallat olup azdırma imkânı kaldırılmamıştı. Hatta İblis&#8217;e onları günah işlemeye teşvik etme gücü verilmişti. (Bk. el-A&#8217;râf 7/12-18; el-Hicr 15/32-42) Çünkü Âdem&#8217;in şeref ve üstünlüğü nefsine ve şeytana uymamakla gerçekleşecekti. Kendilerine verilen akıl ve irade sebebiyle Âdem ve soyu imtihandan geçecekler sınanmaları için de peygamberler gönderilecekti.</p>
<p>Vesvese vererek insanları azdırma kabiliyetine sahip olan şeytan ne yaptıysa yaptı bir yolunu bularak Cennet&#8217;e girebildi. &#8220;Derken şeytan onlardan gizli bırakılmış o çirkin yerlerini (avret mahallerini) kendilerine açıklayıp göstermek için ikisine de vesvese* verdi ve &#8216;Rabbiniz size bu ağacı başka bir şey için değil ancak iki melek olacağınız yahut ölümden kurtulup ebedi olarak kalıcılardan bulunacağınız için yasak etti&#8217; dedi. Bir de onlara &#8216;Ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim&#8217; diye yemin etti. İşte bu şekilde ikisini de aldatarak o ağaçtan yemeye tevessül ettirdi. Ağacın meyvesini tattıkları anda ise o çirkin yerleri kendilerine açılıverdi ve üzerlerine Cennet yaprağından üst üste yamayıp örtmeye başladılar. Rableri de &#8220;Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi? diye nida etti.&#8221; (el-A&#8217;râf 7/20-22) &#8220;Bundan sonra Âdem Rabbinden (vahiy yoluyla) kelimeler belleyip aldı ve şöyle diyerek Allah&#8217;a yalvardılar: Ey Rabbimiz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bizi esirgemezsen herhalde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız dediler.&#8221; (el-A&#8217;râf 7/23) &#8220;Sonra Rabbi onu seçti (peygamber yaptı) da tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi. Allah şöyle dedi: &#8216;Dünyada birbirinize düşman olmak üzere her ikiniz de oradan (Cennet&#8217;ten) ininiz. Artık benden size bir hidayet (kitap) geldiği zaman kim benim hidayetime uyarsa işte o sapıklığa düşmez ve bedbaht olmaz (ahirette zahmet çekmez). &#8221; (Tâha 20/122-123) Böylece Hz. Âdem ve Havva ve nesillerinin yeryüzünde yerleşip kalmaları ve burada üreyip geçinmeleri imtihan edilmeleri takdir edildi ve gerçekleştirildi. (el-Bakara 2/3638; el-A&#8217;raf 7/24)</p>
<p>Buhârî Müslim Ebu Dâvûd Neseî ve Tirmizî&#8217;nin rivayet ettikleri bir hadîsinde Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: &#8220;Âdem (a.s.) ile Musa (a.s.)&#8217;ın ruhları Rableri nezdinde münakaşa ettiler ve Âdem (a.s.) Musa (a.s.)&#8217;ı delil getirerek mağlûp etti. Musa (a.s.) dedi ki: &#8220;Sen Allah&#8217;ın eliyle (kudretiyle) yarattığı ve ruhundan üflediği ve melekleri senin için secde ettirdiği ve Cennet&#8217;ine yerleştirdiği Âdem&#8217;sin. Sonra da sen işlediğin suç sebebiyle insanları yeryüzüne indirdin. &#8216;dedi. Bunun üzerine Âdem (a.s.) &#8216;Sen Allah&#8217;ın peygamberliğine ve konuşmasına seçtiği ve içinde her şeyin açıklaması bulunan (Tevrat) levhalarını verdiği ve münacât edici olarak kendisine yaklaştırdığı Musa&#8217;sın. Benim yaratılmamdan kaç sene önce Tevrat&#8217;ı yazdığını gördün?&#8217; dedi Musa (a.s.) &#8216;Kırk sene önce&#8217; diye cevap verdi. Âdem &#8216;şu halde içinde &#8216;ve Âdem Rabbi&#8217;ne isyan etti de&#8230;&#8217; meâlindeki ayeti gördün mü?&#8217; dedi. Musa (a.s.) &#8216;Evet gördüm&#8217; dedi. Âdem (a.s.) &#8216;Allah&#8217;ın beni yaratmasından kırk sene önce işleyeceğimi yazdığı işi işlemem üzerine beni nasıl azarlarsın&#8217; dedi. Resulullah (s.a.s.) neticede &#8220;Âdem hüccet* ile Musa&#8217;yı mağlûp etti&#8221; buyurdu. (et-Tâc I Hadis no: 40) Bundan sonra gelecek hidayet rehberlerine (peygamberlere) iman ederek uyup bağlanacaklar için korkup üzülecekleri bir şeyin olmadığı ve bunların Cennet&#8217;e girecekleri bildirildi. İnkâr edip kötülük yapanların Cehennem&#8217;e girecekleri anlatıldı. (el-Bakara 2/38-39 82)</p>
<p>Âlimler Hz. Âdem ve eşinin iskân edildiği (yerleştirildiği) Cennet hakkında görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir. Cennet lügat açısından bağ bahçe bahçelik ve bağlık yer manasına gelir. Acaba Hz. Âdem&#8217;in iskân edildiği bu Cennet yeryüzünün bağlılık bahçelik ve ağaçlık köşelerinden bir köşe midir? Yoksa dünyadan ayrı ahirette müminlere va&#8217;d edilen Cennet midir? Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de buna dair açık ve kesin bir bilgi verilmemiştir. İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre Hz. Âdem&#8217;in eşiyle yerleştirildiği ve içinde yasak ağacın bulunduğu Cennet ahirette müminlere ve iyilik yapanlara va&#8217;d edilen darü&#8217;s-sevab (mükâfat yurdu) olan Cennet&#8217;tir. Çünkü:</p>
<p>a) &#8220;Cenâb-ı Allah dedi ki: Kiminiz kiminize (nesilleriniz birbirlerine yahut müminlerle şeytan birbirlerine) düşman olarak inin. Arz&#8217;da sizin için bir zamana kadar yerleşip kalmak ve geçinmek vardır. Orada (yeryüzünde) yaşayacaksınız orada öleceksiniz yine oradan diriltilip çıkarılacaksınız.&#8221; (el-A&#8217;râf 7/24-25; Ayrıca bk. el-Bakara 2/36) Bu ayetlerde Hubût (inmek) tabiri ve inilecek yer de arz (yeryüzü) olarak zikredilmiştir. İlk yerleşme noktası yeryüzü dışında bir yer olmalıdır ki buradan yeryüzüne iniş söz konusu edilebilsin. Eğer Hz. Âdem ve Havva&#8217;nın yerleştikleri yer arzdaki bir bahçe olsaydı &#8220;hubût&#8221;tan inişten söz etmek mümkün olmazdı.</p>
<p>b) Tâhâ suresi 118-119&#8242;uncu âyetlerde Hz. Âdem&#8217;in yerleştiği Cennet&#8217;in anlatılan vasıfları yani acıkmamak susamamak çıplak kalmamak güneşte yanmamak sevap ve mükâfat yurdu olarak mü&#8217;minlere va&#8217;d edilen cennet&#8217;e aid niteliklerdir. Bu vasıfta olan bir cennet (bahçe) dünyada yoktur. Öyle ise Hz. Âdem&#8217;in iskân edildiği Cennet ahirette müminlere va&#8217;dedilen Cennet&#8217;tir.</p>
<p>c) Bu &#8220;Cennet&#8221; lâfzının başındaki elif lâm (lâm-ı ta&#8217;rîf) umûm (istiğrak) için değil ahid içindir. Bu elif lâm umûm ifâde ederse Cennetlerin hepsi manasına gelir. Hâlbuki Hz. Âdem&#8217;in bütün Cennetlere (bahçelere) yerleşmesi imkânsızdır. Öyle ise bu Cennet&#8217;in manasını müslümanlar arasında bilinen ve dârü&#8217;s-sevâb (mükâfat yurdu) olan Cennet&#8217;e hamletmek gereklidir. (Âlûsî Rûhu&#8217;l-Meânî I 233; Razı Mefâtîhu&#8217;l-Gayb I 455; Talat Koçyiğit İsmail Cerrahoğlu Kur&#8217;an-ı Kerim Meâl ve Tefsiri s. 95 vd.)</p>
<p>d) Yine bazı haberlere göre: Allah meleklerinden birisine dünyanın her yerinden topraklar getirterek Hz. Âdem&#8217;i Cennet&#8217;te yaratmıştır. (İbn Kesîr Tefsirü&#8217;l-Kur&#8217;an&#8217;i'l-Azîm I 132.) Hz. Âdem ile Hz. Musa&#8217;nın ruhlarının çekiştiğini bildiren hadîs (bunun meâlini yukarıda verdik) de bu Cennet&#8217;in sevab yurdu olan Cennet olduğunu açıklar.</p>
<p>Ebu&#8217;l-Kasım el-Belhî ve Ebû Müslim el-İsfahânî de &#8220;Hz. Âdem&#8217;in yerleştiği Cennet bahçe manasına olup bu dünyadadır&#8221; derler. Bu zatlar ayette geçen &#8220;ihbitû&#8221; kelimesine de &#8220;giriniz gidiniz konunuz&#8221; gibi manalar veriyorlar. &#8221; İhbitû mısran = Bir şehre ininiz yerleşiniz (el-Bakara 2/61) gibi. Bu zatlar Hz. Âdem&#8217;in yerleştiği Cennet&#8217;in bu dünyada olduğuna dair şu şekilde delil getiriyorlar:</p>
<p>1) Eğer Hz. Âdem&#8217;in yerleştiği bu Cennet sevap ve mükâfat yurdu olan Cennet olsaydı elbette ebedî kalınacak Cennet olurdu. Hz. Âdem de ebedî kalınacak Cennet&#8217;te olduğunu bilir ve şeytan da onu &#8220;Rabbiniz size bu ağacı melek olmanız için yahud ölümden kurtularak ebedî kalıcılardan olacağınız için yasak etti.&#8221; (el-A&#8217;râf 7/20) diyerek aldatamazdı.</p>
<p>2) Yüce Allah&#8217;ın &#8220;Onlar (Cennet&#8217;te olanlar) oradan çıkarılacaklar da değildir.&#8221; (el-Hicr 15/48) sözünün dalâletiyle Cennet&#8217;e giren bir daha oradan çıkmaz.</p>
<p>3) İblis Hz. Âdem için secde etmekten kaçınarak kibirlendiğinden Allah&#8217;ın gazâb ve lânetine uğramış ve kâfir olmuştur. Böyle olan bir kimse Cennet&#8217;e giremez.</p>
<p>4) Ahirette müminlere va&#8217;d edilen Cennet teklif ve imtihan yeri olmayıp müminlerin içinde serbestçe dolaşacakları ve bütün nimetlerinden diledikleri gibi faydalanacakları bir yerdir. Halbuki burada eşiyle beraber Hz. Âdem&#8217;e bir ağacın meyvesi yasaklanmıştır.</p>
<p>5) Allahü Teâlâ &#8220;Yeryüzünde bir halife yaratacağım&#8230;&#8221; (el-Bakara 2/30) diye belirttiği için Hz. Âdem&#8217;i Arz&#8217;da yarattı. Kur&#8217;an&#8217;da onu göğe (Cennet&#8217;e) naklettiğini zikretmedi. Onu dünyadan semaya nakletmesi nimetlerin en büyüğünden olduğu için zikredilmeye daha layık olurdu. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de böyle önemli bir olayı doğrulayacak kesin ve açık bir ifade yoktur. Öyle ise Hz. Âdem ve eşinin iskân edildiği bu Cennet içinde ebedi kalınacak Cennet&#8217;ten başka bir Cennet&#8217;tir. (Râzî Mefâtîhu&#8217;lGayb I 454)</p>
<p>Hz. Âdem&#8217;in oturduğu Cennet&#8217;in mükâfat yurdu olan Cennet olması veya bundan başkası olması mümkündür. Çünkü bu konudaki nakli deliller zayıf ve Kur&#8217;an&#8217;da buna dair kesin bir delil yoktur. Bunu Allah&#8217;tan başka kimse bilemediğine göre şu Cennet&#8217;tir veya bu Cennet&#8217;tir diye kestirip atmamak veya bu konuda tevakkuf etmek lâzımdır. Nitekim selefi salihîn ve bunlara tâbi olan birçok müfessirler böyle yapmışlardır. (Râzî Mefâtîhu&#8217;l-Gayb 1 s. 455)</p>
<p>Fakat biz burada hemen şunu kaydedelim: Hz. Âdem ve eşinin iskân edildiği Cennet&#8217;in mükâfat yurdu olan Cennet olduğuna dair deliller daha kuvvetlidir. Ayrıca Cennet&#8217;e girince çıkılamayacağı meselesi duruma göre değişir. Misafir olarak girmekle mûkîm olarak girmek aynı değildir. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s.) mi&#8217;rac gecesi Cennet&#8217;e girmiş ve çıkmıştır. Hz. Âdem&#8217;in Cennet&#8217;ten yeryüzüne inişinin mahiyeti bizce meçhuldür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-ademin-cennete-yerlestirilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Âdem&#8217;e isimlerin Öğretilmesi</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-ademe-isimlerin-ogretilmesi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-ademe-isimlerin-ogretilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2008 13:58:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[halîfe]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbin]]></category>
		<category><![CDATA[vakit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[Allah Hz. Âdem&#8217;i yarattıktan sonra dünyaya yerleşip kendilerinden faydalanabilmeleri için ona eşyanın isimlerini ve özelliklerini öğretti. İsimlerin dalâlet ettiği varlıkları anlama kabiliyeti verdi. &#8220;Hani Rabbin bir vakit meleklere: &#8216;Muhakkak ben yeryüzünde (emirlerimi tebliğ etmeye ve uygulamaya koyacak) bir halife (bir insan) yaratacağım&#8217; demişti. (Melekler de): &#8216;Biz seni hamdinle tesbih ve seni ayıplardan sana ortak koşmaktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Hz. Âdem&#8217;i yarattıktan sonra dünyaya yerleşip kendilerinden faydalanabilmeleri için ona eşyanın isimlerini ve özelliklerini öğretti. İsimlerin dalâlet ettiği varlıkları anlama kabiliyeti verdi. &#8220;Hani Rabbin bir vakit meleklere: &#8216;Muhakkak ben yeryüzünde (emirlerimi tebliğ etmeye ve uygulamaya koyacak) bir halife (bir insan) yaratacağım&#8217; demişti. (Melekler de): &#8216;Biz seni hamdinle tesbih ve seni ayıplardan sana ortak koşmaktan ve eksikliklerden tenzih edip dururken orada (yerde) bozgunculuk edecek kanlar dökecek kimse(ler) mi yaratacaksın?&#8217; demişlerdi. Allah: &#8216;Sizin bilmeyeceğinizi her halde ben bilirim.&#8217; demişti. Allah Âdem&#8217;e bütün isimleri öğretmişti. Sonra onları (onların dalâlet ettikleri âlemleri ve eşyayı) meleklere gösterip &#8216;doğrucular iseniz (her şeyin içyüzünü biliyorsanız) bunları isimleriyle beraber bana haber verin&#8217; demişti. (Melekler) de: &#8220;Seni tenzih ederiz senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Çünkü her şeyi hakkıyla bilen hüküm ve hikmet sahibi olan şüphesiz ki sensin sen demişlerdi.&#8221; (el-Bakara 2/30-32)</p>
<p>Bu ayetlerde geçen &#8220;halife&#8221; vekâlet gibi asaletin karşıtı olarak başkasına vekillik etmek yani az veya çok aslın yerini tutarak onu temsil etmek demek olan hilâfet * masdarından türemiş bir sıfattır. İsim olarak kullanılır. Aslı &#8220;halif&#8221;tir. Sonundaki &#8220;tâ&#8221; harfi mübalâğa içindir. Birinin arkasından makamına ve yerine vekâlet eden demektir. Bu niyâbet (vekâlet) ya aslın geçici olarak makamından ayrılması dolayısıyla verilir veya aslın acizliğinden dolayı yardım etmesi için verilir. Yahut bunların hiçbiri olmadığı halde asıl vekiline sırf bir şeref bahşederek onu yüceltmek için vekâlet verir. İşte Cenâb-ı Allah&#8217;ın arzda evliyasını istihlâfı bu kâbildendir. (Râgıb el-İsfahânî el-Müfredât fi Garibi&#8217;l-Kur&#8217;an İstanbul 1986 s. 223; Hamdi Yazır a.g.e. I 300)</p>
<p>Cenâb-ı Allah: &#8220;Yeryüzünde bir halife yaratacağım ve tayin edeceğim.&#8221; demişti ki; kendi irade ve kudret sıfatımdan ona bazı salâhiyetler vereceğim o bana izâfeten bana niyâbeten yarattıklarım üzerinde birtakım tasarruflara sahip olacak benim namıma ahkâmımı yeryüzünde yürürlüğe koyup uygulayacaktır. O bu hususta asil olmayacak kendi zatı ve şahsı namına asıl olarak hükümleri icra edemeyecek ancak benim bir nâibim kalfam olacak iradesiyle benim iradelerimi emirlerimi kanunlarımı tatbike memur bulunacak sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak aynı vazifeyi icra edecek olanlar bulunacaktır. &#8220;Verdikleriyle sizi denemek için yeryüzünün halifeleri kılan ve kiminki kiminizden derecelerle üstün yapan odur&#8230;&#8221; (el-En&#8217;âm 165) ayetinin sırrı zâhir olacaktır. Bu mana Ashâb-ı Kirâm ve Tâbiîn&#8217;den uzun uzadıya nakledilegelen tefsirlerin özetidir. (Elmalılı a.g.e. I 300)</p>
<p>Allahü Teâlâ Âdem&#8217;i yeryüzünde halifesi yapacağını meleklerine istişâre eder gibi tebliğ etmiş Âdem&#8217;i yarattıktan sonra ona eşyanın isimlerini öğretmiş eşyanın bilgisini edinme ve beyan etme kabiliyetini vermiştir. Meleklerin devamlı olarak tesbih ve takdis vazifesiyle meşgul olmaları ve nefislerinin olmaması sebebiyle yeryüzünde halifelik ve imtihan keyfiyetlerine Âdem ve evlâdlarının lâyık olacaklarını Âdem ile meleklerini bir imtihandan geçirerek göstermiştir.</p>
<p>Yüce Allah Âdem&#8217;i yarattıktan sonra zevcesi Havva*&#8217;yı onun eğe veya başka bir görüşe göre kaburga kemiğinden yarattı. (Kitabü Mecmuatün mine&#8217;t-Tefâsir içinde Hâzin II 3) İbn Mes&#8217;ûd ve İbn Abbâs &#8220;Allah Havva&#8217;yı Âdem&#8217;i Cennet&#8217;e yerleştirdikten sonra yaratmıştır.&#8221; demişlerdir. (en-Nisâ 4/1; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi XI 304)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/hz-ademe-isimlerin-ogretilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

