<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edep.ORG &#187; allah</title>
	<atom:link href="http://www.edep.org/etiket/allah/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edep.org</link>
	<description>edep ya hu!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Allahü Ehad Ver-resulü Ahmed</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/allahu-ehad-ver-resulu-ahmed.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/allahu-ehad-ver-resulu-ahmed.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:54:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[Aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Anas]]></category>
		<category><![CDATA[gerek]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[nazar]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=349</guid>
		<description><![CDATA[Allahü ehad ver-resulü Ahmed
İbrahim Havvas hazretleri anlatır:
Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıktım. Maksadım Kâbe-i şerif tarafına gitmek olduğu halde istemeyerek ters yöne gidiyordum. Allahü teâlânın iradesi beni batı tarafına çekiyordu. En sonunda İstanbul’a gitmeye karar verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm. Kapı önünde bir kısım insanlar bir araya toplanmışlardı. Yaklaştım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allahü ehad ver-resulü Ahmed<br />
İbrahim Havvas hazretleri anlatır:<br />
Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıktım. Maksadım Kâbe-i şerif tarafına gitmek olduğu halde istemeyerek ters yöne gidiyordum. Allahü teâlânın iradesi beni batı tarafına çekiyordu. En sonunda İstanbul’a gitmeye karar verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm. Kapı önünde bir kısım insanlar bir araya toplanmışlardı. Yaklaştım ve (Niçin toplandınız?) diye sordum. (Rum Kayseri’nin kızı delirdi. Çare bulmak için doktorları toplandı) dediler.<br />
Bunda bir hikmet olsa gerektir dedim ve içeri girdim. Orada Kayser’in kızını parlak ay<br />
gibi gördüm. Bana bakıp dedi ki:<br />
- Hoş geldin ey İbrahim Havvas!<br />
- Beni nereden tanıyorsunuz?<br />
- Canımı Cânâna teslim etmek istedim ve Hak teâlâdan sevdiği bir kulunu yanımda bulundurmasını niyaz ettim. Rüyamda buyuruldu ki: “Yarın İbrahim Havvas sana gelecek!”<br />
- Hastalığınız nedir?<br />
- Bir gece dışarı çıkıp ibret nazarıyla gökyüzüne baktım. Kendimden geçtim. “Allahü ehad ver-resulü Ahmed” kelimesi dilime manası kalbime geldi. Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu sebepten hâlime delilik alameti bana da deli dediler. [Bu sözlerin manası “Allah birdir ve Peygamberi Ahmed (yani Muhammed aleyhisselam)‘dır].<br />
- Bizim diyara gelmek ister misin?<br />
- Sizin diyarda ne var?<br />
- Mekke Medine ve Beytül-mukaddes (Mescid-i Aksa) oradadır.<br />
- Sağ tarafına bak!<br />
Baktım bir düzlükte Mekke Medine ve Beytül-mukaddes karşımda duruyor gördüm. Az sonra dedi ki:<br />
- Vakit yaklaştı. İstek ve arzu haddi aştı.<br />
Kelime-i şehadet getirip ruhunu teslim etti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/allahu-ehad-ver-resulu-ahmed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ashabi Bedir&#8217;in Fazileti</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/ashabi-bedirin-fazileti.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/ashabi-bedirin-fazileti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[bab]]></category>
		<category><![CDATA[dul]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[etli]]></category>
		<category><![CDATA[halis]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[melekler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[yavrum]]></category>
		<category><![CDATA[zira]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[1- Bedir Savaşı&#8217;na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.
2- Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur&#8217;ân&#8217;da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.
3- Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran Evliyâullah&#8217;dan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.
4- Birçok hastalığa tutulan kimsenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1- Bedir Savaşı&#8217;na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.</p>
<p>2- Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur&#8217;ân&#8217;da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.</p>
<p>3- Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran Evliyâullah&#8217;dan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.</p>
<p>4- Birçok hastalığa tutulan kimsenin Bedir ehlinin mübarek ismini zikr ederek bu vesile ile şifa taleb edip lütfü ilâhiye mazhar olarak hastalık*larından kurtuldukları rivayet edilmektedir.</p>
<p>5- Ehli irfan bir zat: &#8220;Hasta bir kimsenin başı*na elimi koyup halis bir niyyetle Bedir ashabının adını okuduğumda mutlak şifa hâsıl olmuştur. Hatta hastanın eceli dahi gelmişse en azından rahatsızlığı hafiflemiştir.&#8221; demektedir.</p>
<p>6- Bazıları da: &#8220;Duadan önce Bedir ashabının isimlerinin okunmasının duânin sür&#8217;atle kabulüne vesile olduğunu&#8221; söylemişlerdir.</p>
<p>Cafer b. Abdullah şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Babam bana Peygamber (S.A.V.)&#8217;in bütün ashabını sevmemi vasiyet eder ve şunu ilave ederdi.</p>
<p>&#8220;Ey canım yavrum Bedir ashabının adı zikr edilince duâ kabul olunur bu mübarek isimleri zikreden kulu ilâhi rahmet; bereket gufran ve rızâ-ı İlâhî kuşatır. Bu isimleri okuyarak hacetde bulunanın dileği mutlaka yerine getirilir&#8230;&#8221;</p>
<p>7- &#8220;Ehli Bedrin üzerinde bulundurmak oku*mak hıfzetmek düşman üzerine nusret düşman*ların şerrinden vikayet ve yangın ve hırsız ve boğul*maktan sıyânet ve veba ve tâûn ve cünûn ve emrazı sâireden himayet ve zevali fark ve husûlu gına ve vefâi duyûn ve güfrânü zünûb ve keşfi kürûb ve ten*viri kulûb velhâsıl cemîi matâlibi dünyeviyyeye ve mekâsıdı uhreviyyeye vusul ve celbi menfaii âlakiyye ve enfüsiyye ve ins ve cinnin mazarat-larını def etmek ve merâtibi dünyeviyyeye nail olmak için iksiri mücerreb olduğuna Meşihât-ı İslâmiyye tarafından mücahidini Islamiyyeye hediye olunmuştur.&#8221;</p>
<p>Şu kadar var ki: Bu mübarek isimlerin okunuşu sırasında herbirinin adı söylenince Radıyallahü anh (Allah ondan razı olsun) demek lazımdır. Şüphe yok ki Peygamberimizin adı söylenince Sallallahü Aleyhi ve Sellem denecektir. Zira bu edebe riayet etmek maksadın daha kısa zamanda elde edilmesinde vesiledir.</p>
<p>Cenab-ı Hakk (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/ashabi-bedirin-fazileti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört Halîfenin Birbirinden Yükseklikleri</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:51:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[halîfe]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Sonra]]></category>
		<category><![CDATA[tuba]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=343</guid>
		<description><![CDATA[Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri
Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri hilâfetleri sırası iledir. Çünki doğru yolda olan âlimlerin hepsi diyor ki (Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sonra insanların en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleridir. Ondan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” hazretleridir).
Efdâl olmak ya’nî üstünlük bu fakîre göre(İmam-ı Rabbani hazretleri) fazîleti meziyyeti iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce îmâna gelmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri</p>
<p>Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri hilâfetleri sırası iledir. Çünki doğru yolda olan âlimlerin hepsi diyor ki (Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sonra insanların en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleridir. Ondan sonra Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” hazretleridir).</p>
<p>Efdâl olmak ya’nî üstünlük bu fakîre göre(İmam-ı Rabbani hazretleri) fazîleti meziyyeti iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce îmâna gelmek din için herkesden çok mal vermek ve cânını tehlükelere atmakdır. Ya’nî dinde sonra gelenlere üstâd olmakdır. Sonra gelenler herşeyi öncekilerden öğrenir. Bu üç şartın hepsi Sıddîk “radıyallahü anh” hazretlerinde toplanmışdır.</p>
<p>Herkesden önce îmâna gelmiş malını ve cânını din için fedâ etmişdir. Bu ni’met bu ümmetde ondan başkasına nasîb olmamışdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtına yakın buyurdu ki (Bana malını cânını Ebû Bekr kadar çok fedâ eden başkası yokdur. Eğer dost edinseydim elbette Ebû Bekri dost edinirdim).</p>
<p>Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki (Allahü teâlâ beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebû Bekr inandı. Bana malı ile cânı ile yardım etdi. Onu hiç incitmeyin ve Ona hurmet ve ta’zîm edin!).</p>
<p>Bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: (Benden sonra Peygamber gelmiyecekdir. Eğer gelseydi elbette Ömer Peygamber olurdu). Emîr [Alî] “radıyallahü anh” buyurdu ki (Ebû Bekr ile Ömerden her biri bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan iftirâcıdır. İftirâ edenler dövüldüğü gibi onu döverim). (Mektubat-ı Rabbani 3. Cild 17. mektub)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/dort-halifenin-birbirinden-yukseklikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resûlullahın fedâisi: EBÛ TALHÂ</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:49:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[teâlân]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm Güneşi Mekke&#8217;de parlarken Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı&#8230;<br />
Medîne&#8217;nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde eğlence ve içki toplantıları vardı.Zenginliği sâyesinde bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu&#8230;Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi<br />
Puta tapmaktaydı..Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu.<br />
Fakat osadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.Evlenme teklifinde bulundu.Ümmü Süleym adlı bu hanımın kocası yeni ölmüştü.Şu cevabı verdi:<br />
- Yetîm oğlum büyüyünceye kadar evlenmeyi düşünmüyorum.<br />
Ümmü Süleym fakir olduğu halde küçük oğlunu üvey baba eline<br />
bırakmak istemiyordu.Ebû Talhâ çâresiz bekliyecekti!..Evlenmem mümkün değil.. Epeyce zaman sonra bizzat kendisi gitti.Nezâketle evlenme teklifini tekrarladı:<br />
- Oğlun artık büyüdü Ey Ümmü Süleym!..Kararını vermelisin dedi.<br />
O&#8217;nun niyetinin iyi olduğunu anlıyan zeki kadınbaşka bir şeyden<br />
endişeliydi. Açık açık söylemeyi uygun buldu:<br />
- Yâ Ebû Talhâ! Ne yazık ki seninle evlenmem mümkün değil.<br />
Neccar Oğulları Kabîlesinin bu en yiğit en zengin ve en yakışıklı<br />
delikanlısı; hayretle sordu:<br />
- Niçin?<br />
- Çünkü sen müşriksin. Putlara tapıyorsun. Ebû Talhâ&#8217;nın hayreti arttı:<br />
- Putlarımız sana bir zarar mı verdiler? Diye sordu.<br />
Ümmü Süleym gâyet sâkin:<br />
- Onlar kimseye; ne zarar verebilir ne de fayda!..dedi ve devam etti:<br />
- Çünkü sen de biliyorsun ki; tahta putlarınızıaşağı mahalledeki<br />
marangoz köleleriniz yapmaktadır! Taş ve toprak putllarınızı da yukarı<br />
mahalledeki köleleriniz yaparlar.Ebû Talhâ gözlerini açmış evlenmek istediği kadını dinliyordu. O sözlerini şöyle tamamladı:<br />
- Taptığınız putları ateşe atsan yanar! Kayaya çarpsan dağılır toz<br />
olurlar! Senin gibi asîl bir efendinin işe yaramaz oyuncaklara<br />
secde etmesi yakışır mı? Biraz düşüneyim&#8230; Zekî Medîneli ne diyeceğini şaşırdı sâdece sordu:<br />
- Peki sen nelere inanıyorsun? Nasıl düşünüyorsun? Kadın cevap verdi:<br />
- Seni beni yeri göğü yaratan ve yaşatan ve öldüren Allah; birdir<br />
ve büyüktür. Muhammed aleyhisselâm O&#8217;nun kulu ve elçisidir.İşte benim inandığım budur.Zengin delikanlının aklı karıştı:<br />
- Biraz düşünmek istiyorum! diyebildi.Tek başına kaldığı zaman gerçekten uzun uzun düşündü. Sonra tekrar Ümmü Süleym&#8217;in yanına vardı. &#8211; Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh. diyerek Kelime-i Şahâdet getirdi.Müslümanlık şerefine erişti.<br />
Ebû Talhâ kelime-i şehâdet getirip Müslüman olunca O mü&#8217;mine hanım da:<br />
- Ey Ebû Talhâ! Şimdi seninle hiçbir karşılık istemeden; evlenmeyi kabul ediyorum dedi.Ümmü Süleym hakikaten sevinçliydi. Çünkü bir insanıhem de kocası olacak bir insanı; sapık fikirlerden kurtarmıştı.Ancak Müslüman olduktan sonra Ebû Talhâ hazretleri o iyi kalbli hanımla evlenebildi. Böylece dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmuş oldu.Bu sıralarda sevgili Peygamberimiz Allahın emriyle;Medîne&#8217;ye hicretettiler. Bu şerefe eren Medîne halkı gerekli herşeyi; Muhacîrlere göç edenlere te&#8217;mîn ediyordu.<br />
Lütfen kabul buyurun Hz. Ebû Talhâ ve muhterem hanımı daPeygamber<br />
Efendimizin huzurlarına vardılar.<br />
- Yâ Resûlallah. Biz de size şu küçük oğlumuzu armağan ediyoruz.<br />
Lûtfen kabul ve duâ buyurunuz. İnşâallah size hizmette kusur etmezdediler. Bu küçük oğlu Enes idi.Efendimizin memnun oldukları gözerinden anlaşılıyordu. Küçük Enes&#8217;ikendi terbiyelerine aldılar. Bir sâyede Ebû Talhâ&#8217;nın üvey oğlu büyük bir şerefe nâil oldu.<br />
Cenâb-ı Hak bir müddet sonra onlara yeni bir oğul verdi. Yeni bebek<br />
evlerine sevinç getirmişti. Çünkü artık Sevgili Peygamberimiz de sık sık<br />
onlara uğruyorlardı. Hatır soruyor cemâ&#8217;atle namaz kıldırıyorlardı.Ne yazık ki çocukcağız bir gün hastalandı.Az sonra da vefat etti. O sırada Hz. Ebû Talhâ evde yoktu. Ümmü Süleym evlâdını yıkadı kefenledi. Üstüne temiz bir bez örttü. Ev halkına:<br />
- Babası geldiği zaman siz bir şey söylemeyin diye tenbih etti.<br />
Akşamleyin Ebû Talhâ eve döndü. Her zamanki gibi yanında arkadaşları<br />
bulunuyordu. Selâm verdi ve sordu:<br />
- Oğlum nasıl? Hanımı:<br />
- O şimdi daha sâkin ve daha huzurlu bir hâlde bulunuyor dedi. Sonra<br />
efendisine ve misafirlere hazırladığı yemekleri ikrâm etti.Hayırdır inşâallah Hepsi âfiyetle yediler içtiler. Hiçbir şeyden haberleri olmadı.<br />
Misâfirler geç vakit gittiler. Ancak o zaman hanımı konuştu: &#8211; Ey Ebû Talhâ! Aşağı hurmalıktaki komşularımız emânet birşey almışlar.<br />
Bir müddet faydalanmışlar. Fakat sahibiemâneti geri isteyince itiraz<br />
etmişler.<br />
- Ne demişler?<br />
- Daha zamanı gelmedi! Ne çabuk istiyorsun gibi şeyler!<br />
- İnsafsızlık etmişler doğrusu!<br />
- Evet öyle. İnşâallah biz etmeyiz.<br />
- Hayırdır inşâallah! Birşey mi oldu?<br />
- Evet&#8230;<br />
- Ne oldu?<br />
- Cenâb-ı Hak da bizdeki emânetini geri istedi deyince kocası hemen anladı.<br />
- Oğlumuz öldü mü yoksa diye sordu:<br />
- Allah sana ömürler versin&#8230;<br />
Ebû Talhâ ilk oğlunun ölüm haberine rağmen sarsıldı.Fakat her şeye rağmen:<br />
- İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn &#8220;Biz hepimizAllahın kullarıyız ve<br />
ancak O&#8217;na dönücüleriz&#8230;&#8221; mânâsına gelen âyet-i kerîmeyi okudu.Hakkın emrine râzı olup sabretti&#8230;O günlerde Müslümanlar maddî sıkıntı<br />
çekiyorlardı.Hazret-i Ebû Talhâ hanımına:<br />
- Ey Ümmü Süleym! Evde yiyecek var mıdırdiye sordu. Hanımı da:<br />
- Evet. Ne yapacaksın dedi.<br />
- Resûlullah efendimizin mübârek seslerindezaîflik ve açlık hissediyorum. Gönderebilir miyiz? Hz. Ümmü Süleym derhal birkaç arpa ekmeğini beze<br />
sardı. Oğlu Hz.Enes&#8217;in koltuğuna verip yolladı.Evet yâ Resûlallah<br />
Sevgili Peygamberimiz Mescîddearkadaşlarıyla idiler. Ekmeklerle Hz.<br />
Enes&#8217;i görünce:- Seni Ebû Talhâ mı yolladı.<br />
- Evet efendimiz&#8230;<br />
- Koltuğunda ekmek mi var?<br />
- Evet yâ Resûlallah.<br />
Bunun üzerine sevgili Peygamberimizarkadaşlarına:<br />
Kalkın! Ebû Talhâ&#8217;nın evine gidiyoruz buyurdular.Bunu işiten Hz. Enes önlerinden koşturdu.Doğru eve gelip babasına meseleyi bildirdi. O da:<br />
- Yâ Ümme Süleym!.. Peygamber efendimiz bütün cemâatlarıyla birlikte<br />
yemeğe teşrîf ediyorlarmış. Şimdi ne yapacağız! Evdeki yemek hepsine<br />
yetecek mi diye telâşlandı.Hanımı gâyet sâkin:<br />
- Allahü teâlâ ve Peygamberi daha iyi bilirler. Sen telâşlanma cevabını<br />
verdi.Gerçekten o gün iki cihân sultânı ve bütün arkadaşları Ebû Talhâ hazretlerinin evinde doydular. Bu olay şüphesiz Hz.Resûlullahın mu&#8217;cizesi ve ev sahiplerinin tevekkülü sâyesinde gerçekleşti.Günler sür&#8217;atle geçip gidiyordu.<br />
Harp ve sulh anlarında Hz. Ebû Talhâ sevgili Peygamberimizden hiç ayrılmadı. En ufak işâretlerini bile yerine getirmek için canla-başla<br />
çabalıyordu.Başta büyük Bedir gâzâsı olmak üzere bütün savaşlarda herşeyini; Allahü teâlâ ve Resûlü uğruna fedâ etti. Bilhassa Huneyn gâzâsında hârikaydı.Yüz kişiden hayırlıdır O gün Peygamber efendimiz buyurdular ki:<br />
- Kim bir düşmanı öldürürse; düşmanın üzerinde nesi varsa O gâzîye âit olacaktır. Ganîmete dâhil edilmiyecektir.O savaşta Hz. Ebû Talhâ tek başına yirmiden fazla müşrik öldürdü. Üzerlerinde bulunan bütün eşyâları topladı. İçlerinden bir kılıç bile almadan hepsini Peygamber efendimizin<br />
önlerine bıraktı.O&#8217;nun tek isteği sâdece Allahü teâlânın ve Resûlullahın rızâları idi.Sevgili Peygamberimiz:<br />
- Asker içinde Ebû Talh&#8217;nın sesi 100 kişiden hayırlıdır<br />
buyurmuşlardır.Sevgili Peygamberimizin vefâtlarından sonraMedîne&#8217;de duramadı. Şam taraflarına gitti. Ancak Hz. Ömer&#8217;in son zamanlarında baba ocağına döndü.70 yaşlarında Hakkın rahmetine. Sevdiklerine kavuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/resulullahin-fedaisi-ebu-talha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUS’AB BİN UMEYR Hakkında 2 Soru ve Cevap</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/mus%e2%80%99ab-bin-umeyr-hakkinda-2-soru-ve-cevap.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/mus%e2%80%99ab-bin-umeyr-hakkinda-2-soru-ve-cevap.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:48:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[eda]]></category>
		<category><![CDATA[hamza abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[harem]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[pervane]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[Soru: Mus’ab bin Umeyr’i Mus’ab bin Umeyr yapan özellikler nelerdir?
Cevap: Mus’ab b. Umeyr Ashab-ı kiramın en büyüğü değildi. Ancak hayat-ı seniyyeleri itibariyle en büyük sahabilere denk bir misyon eda ettiğinde de şüphe yok. Bu konuda öncelikle bir kere daha şu tesbiti hatırlamada yarar var: Allah belirli dönemler itibariyle İslâm’a öyle insanlar lütfetmiştir ki bunların çoğunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Soru: Mus’ab bin Umeyr’i Mus’ab bin Umeyr yapan özellikler nelerdir?</p>
<p>Cevap: Mus’ab b. Umeyr Ashab-ı kiramın en büyüğü değildi. Ancak hayat-ı seniyyeleri itibariyle en büyük sahabilere denk bir misyon eda ettiğinde de şüphe yok. Bu konuda öncelikle bir kere daha şu tesbiti hatırlamada yarar var: Allah belirli dönemler itibariyle İslâm’a öyle insanlar lütfetmiştir ki bunların çoğunun eşi-menendi yoktur. Eğer onlar bugün veya bir başka dönemde yaşasaydılar eda ettikleri misyonları aynı enginlikle eda edemezlerdi. İşte Mus’ab b. Umeyr bu ölçü içinde tarihî misyonu olan Hz. Hamza Hz. Abdullah b. Cahş.. gibilerinden hiç de geri olmayan çok büyük bir sahabiydi..</p>
<p>Evet o Hz. Hamza Abdullah b. Cahş gibi sahabilerin yanında abideleşen kahramanlık misali olan insan-üstü insanlardandı. Sadece onlar mı? Elbette hayır. O kıyamete kadar arkasından gelecek olan dava erlerinin abideleşeceği temelleri de belirlemiş ve bu yönüyle de duygu düşünce ve sinelerimizde sonsuzluğa ermiş babayiğitlerdendir. Onun için böylelerini değerlendirirken onların tarihî misyonlarını hiç ama hiç unutmamak lazım.</p>
<p>Mus’ab b. Umeyr gözlerinin içine günah girmemiş cahiliyye çarpıklıklarını tanımamış birisidir. Yani haramın Mekke sokaklarında ve Harem’in etrafında matafın içinde kol gezdiği bir dönemde bile o hiç harama bulaşmadan İnsanlığın İftihar Tablosu’nun “cazibe-i kudsiyesi”ne kapılmış ve bir pervane gibi o ateşin etrafında dönmeye başlamıştı. Bununla beraber onu bekleyen birçok meşakkat sıkıntı ızdırap ve çile vardı. Evet o bir taraftan Mekke’nin en çileli sıkıntılı dönemlerini yaşarken öte taraftan annesinin tehditlerine hiç mi hiç kulak asmıyor ve hep Hz. Muhammed (sav)&#8217;e yakınlığını korumaya çalışıyordu. İşte bu yakınlık onu “ahlâk-ı âliye” ile ahlâklanmaya yükseltti ve zirve insan yaptı. Zira Allah Rasûlü (sav) onu her şey olabilecek bir balmumu seviyesinde iken ele almış kendi kalıbına koyarak istediği gibi şekillendirmişti.</p>
<p>Mus’ab b. Umeyr “medenîlere galebe ikna iledir..” düsturunu kullanarak Kur’ân’ın elmas düsturunu anlatma işinin tam eriydi. Evet güç dengesinin olmadığı dolayısıyla teknik ve stratejinin önem arz ettiği bir yerde tebliğ ve irşad işini tam anlamıyla yerine getirebilecek bir er. Tabir caizse o âdetâ bu işe göre programlanmıştı. Birdenbire tansiyonu yükselen hissiyatına mağlup düşen bağırıp-çağırmaya başlayan iş sarpa sarınca “ben artık yokum..” diyerek çekip giden asabî bir tip değildi. Tam aksine yüzüne tükürük atıldığı yerde bile tavrını değiştirmeden en öfkeli insanların tansiyonlarını aşağı çekmesini bilen sağlam iradeli biriydi. Yani tam bir denge düşünce ve irade insanıydı.</p>
<p>Bir dönemde Mekke’de ailesinin güzide bir çocuğu olarak depdebe içinde yaşama imkânına rağmen o bunların hepsini bir çırpıda terk etmiş ve Nebiler Serveri’nin çileli yolunu hem de iradî olarak seçmişti. Demek ki onun en önemli vasfı böyle bir iradeye sahip oluşuydu. Ağzına içki koymayan kadınlara karşı zaaf göstermeyen annesinin tüm menfî tavırlarına rağmen onu kırmadan rencide etmeden idare etmesini bilen ve hep Allah Rasûlü (sav) ile münasebetini kavi sıcak ve canlı tutan biri. Görüldüğü gibi bunların hepsi irade isteyen davranışlar olmasına karşılık o bunları başarmıştı. İşte Kâinatın Fahri (sav) insanlara yükleyeceği misyonları itibariyle çok iyi seçme ve değerlendirmesi yönüyle -ki Allah Rasûlü’nün bu özelliği bize “Muhammedün Rasûlullah” dedirtir- tebliğ ve irşad vazifesiyle başkasını değil onu seçip Medine’ye göndermişti. Hz. Ebu Bekir’e Hz. Ömer’e Hz. Ali’ye rağmen Mus’ab b. Umeyr.. ve o Medine’de hiç mi hiç panik yaşamadan sergilediği ciddi tavırla gönüllere itminan salmış Useyd b. Hudayr Sa’d b. Muaz Sa’d b. Ubade gibi devâsa kametlerin İslâm’la şereflenmelerine vesile olmuştu.</p>
<p>Evet o eşyanın perde arkasına gözlerini açmış ölümü gülerek karşılamaya hazır tam bir dava eriydi. Zaten hayatını da hep bu çizgide sürdürdü bu çizgide noktaladı. O Uhud’da şehid olunca bedenini örtecek kefen bulunamamıştı.. bulunamamıştı da avret mahalli üzerindeki peştemalle örtülmüş sair yerlerine “ızhır otu” kapatılarak gömülmüştü.</p>
<p>İşte bu ruh haleti içinde yaşayan Mus’ab b. Umeyr Allah Rasûlü’nun önünde savaşırken bir kolu koparılınca öbür kolunu o da budanınca hiç diriğ etmeden kinle nefretle kalkan kılıçlara boynunu uzatmıştı. Görüldüğü gibi o hep irade yörüngeli meşiet-i İlahiyyeye râm olan bir hayat yaşamıştı. “Allah bana bu iradeyi verdiyse ben de hayatım boyunca onun kavgasını vermeliyim” şuuru içinde dolu dolu yaşanan bir hayat.</p>
<p>Hâsılı; Mus’ab çetin olma zor olma ve aşılamayan tepe mânâsına gelen ismiyle önüne çıkan her engeli Allah’ın inayetiyle aşmış ve rahmet-i Rahman’a kavuşmuş çoklarının her zaman hayâl hanesini dolduran şehadet ile hayatını noktalamıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/mus%e2%80%99ab-bin-umeyr-hakkinda-2-soru-ve-cevap.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zülkarneyn</title>
		<link>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 15:46:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[malik]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[veli]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[ZÜLKARNEYN
Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçer. Allah ondan övgü ile bahsetmiştir. Peygamber mi yoksa veli mi olduğu ihtilâf konusu olmuştur.
Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü sahip ve malik demektir. Karn ise boynuz perçem tepe zaman güneş anlamlarına gelir. Karneyn karn&#8217;ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ZÜLKARNEYN</p>
<p>Adı Kur&#8217;ân&#8217;da geçer. Allah ondan övgü ile bahsetmiştir. Peygamber mi yoksa veli mi olduğu ihtilâf konusu olmuştur.</p>
<p>Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü sahip ve malik demektir. Karn ise boynuz perçem tepe zaman güneş anlamlarına gelir. Karneyn karn&#8217;ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde tercüme edilir (el-Firuzabadî el-Kamusu&#8217;l-Muhît Kahire 1332 IV 257 vd).</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in kim oluğu ve neden kendisine bu lakabın takıldığı konusu eskiden beri tartışmalı bir husus olarak devam etmiştir. Kendisine Zülkarneyn denilmesi alimler tarafından başının iki yanında iki boynuza benzer çıkıntıların bulunması dünyanın şark ve garbını dolaşması başının iki yanının bakırdan olması örülmüş iki deste saçı olması Allah&#8217;ın kendisine nur ve zulmeti musahhar kılması (emrine vermesi) yürürken nurun önünden zulmetin ise arkasından gelmesi şecaatı dolayısıyle bu lakabı almış bulunması rüyasında gökyüzüne çıktığını ve güneşin iki tarafına asıldığını görmesi anlamlarında yorumlanmıştır.</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in kim olduğu hususu da çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bilindiği gibi Zülkarneyn kelimesi onun esas adı değil lakabıdır. Onun esas adı hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Birçok kişi onun Büyük İskender (M.Ö 356-323) olduğunu iddia etmiştir. Fakat Kur&#8217;ân&#8217;da söz konusu olan Zülkarneyn ile Büyük İskender&#8217;in vasıfları birbirini tutmamaktadır. Zülkarneyn Allah&#8217;a inanan dürüst bir hayat süren ve peygamber olduğu bile ileri sürülen bir kişidir. Büyük İskender ise tek tanrı inancından uzak girdiği şehirleri yerle bir edecek kadar zalimve barbar bir insandı.</p>
<p>Bilhassa son devrin alimlerinin ekseriyeti ise Zülkarneyn&#8217;in İran kralı Kisra (Hüsrev) olduğunu kabul etmişlerdir. M.Ö altıncı asırda imparatorluk kuran Kisra&#8217;nın vasıflan Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen Zülkarneyn&#8217;in vasıflarına daha uygun düşmektedir. Nitekim Araplar Kisra&#8217;ya Nûşirevan-ı Âdil demektedirler. Yine de Zülkarneyn&#8217;in gerçek adını Allah bilir. Onun peygamber olup olmadığını ihtilaflıdır. (er-Razî Mefâtihu&#8217;l-Gayb Mısır 1937 XXI163 vd.; İbn Kuteybe el-Maarif Beyrut 1970 25).</p>
<p>Zülkarneyn&#8217;in adı Kur&#8217;ân&#8217;da üç âyette geçmektedir:</p>
<p>&#8220;(Ey Muhammed) sana Zülkar neyn&#8217;den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım. Biz yer yüzünde onun için sağlam bir mekan ve orada istediği gibi hareket edeceği yönetim hürriyeti hazırladık ve kendisine (muhtaç olduğu) her şeyden bir sebep verdik (ulaşmak istediği herşeye ulaşmanın yolunu aracını verdik). O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu. Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir kavim buldu. Dedik ki: Ey Zülkarneyn (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın). Dedi: Kim haksızlık ederse ona azap edeceğiz) sonra o Rabb&#8217;ine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir. Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükâfat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz (kolay işler yapmasını emrederiz zor işlere koşmayız onu). Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki onlara güneşin önünden (korunacak) bir siper yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice (hükümranlık) bilgisi (tecrübesi ve vasıtası) bulunduğu biz biliyorduk. Sonra yine bir yol tuttu. Nihâyet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu. Dediler ki: Ey Zülkarneyn Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki: Rabb&#8217;imin beni içinde bulundurduğu (mal ve mülk sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. (Zülkarneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurup dağlarla) aynı seviyeye getirince üfleyin dedi. Nihâyet o demir kütlelerini bir ateş haline koyduğu zaman; getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim dedi. Artık (Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc) onu ne aşabildiler ne de delebildiler. (Zülkarneyn) dedi: Bu Rabb&#8217;imden (kullarına) bir rahmettir. Rabb&#8217;imin va&#8217;di ge(lip Ye&#8217;cuc ve Me&#8217;cuc&#8217;un çıkması yahut kıyametin kopması gerek)diği zaman onu yerle bir eder. Şüphesiz Rabb&#8217;imin va&#8217;di gerçektir&#8221; (el-Kehf 18/83-98).</p>
<p>Bazı alimlerin rivayetine göre Yahudilerden birkaç kişi Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e gelerek Zülkarneyn&#8217;in kim olduğunu sormuşlar. Bunun üzerine bu âyetler nazil olmuştur (en-Nisâburî Esbâbu&#8217;n-Nuzûl Mısır 1968 75).</p>
<p>Diğer bir rivayette ise Mekkeliler kitap ehli olan Yahudilere adam gönderip Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;i çetin bir sınavdan geçirmek için birkaç soru hazırlayıp göndermelerini istemişlerdi. Onlarda şu üç şeyden sormalarını tavsiye etmişler: Ruh Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn Bunun üzerine ilgili âyetler inmiştir (et-Taberî Camiu&#8217;l-Beyân Mısır 1373 XVI 7).</p>
<p>Yukarıda meâli sunulan âyetlere göre Zülkarneyn&#8217;in bazı özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür. Zülkarneyn üstün yeteneklere geniş kudret ve imkanlara sahipti. Bilgili kültürlü dünya coğrafyasının önemli bir kısmını bilen ve ilâhî yardıma mazhar olan bir kişiydi. Zalimlere hadlerini bildiren onları cezalandıran ahiret gününe kesin bir şekilde imân eden ona göre hareket eden ve iyi ahlaklı dindar toplumları himâye eden bir zattı.</p>
<p>Zülkarneyn Hakk&#8217;a karşı teslimiyet gösterir her şeyi ilâhî emrin istikâmetine çevirmeye çalışırdı.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;ye göre Zülkarneyn ne bir nebi ne dg bir kraldı. Fakat Allah&#8217;ın salih bir kulu idi. Allah onu sevmiş ve o da Allah&#8217;ı sevmişti (İbn İshâk Kitabu&#8217;l-Mübtedâ ve&#8217;l-Meb&#8217;as ve&#8217;l-Meğazî thk. Muhammed Hamidullah Mağrib 1976 185).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/dini-bilgiler/zulkarneyn.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. ÜZEYR (a.s) Hayatı ve Kişiliği</title>
		<link>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html</link>
		<comments>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 05:56:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[amil]]></category>
		<category><![CDATA[Anas]]></category>
		<category><![CDATA[arais]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[asa]]></category>
		<category><![CDATA[bakara]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[diller]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[haktan]]></category>
		<category><![CDATA[harun]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hud]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kamil]]></category>
		<category><![CDATA[kara]]></category>
		<category><![CDATA[kitab]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[meryem]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed ali]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[raf]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edep.org/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[Hz. ÜZEYR (a.s)
İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de geçmektedir. Fakat İslâm&#8217;a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.
Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise Üzeyr kelimesi Arapça değil İbranicedir (el-Ukberî İmlau ma menne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. ÜZEYR (a.s)</p>
<p>İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de geçmektedir. Fakat İslâm&#8217;a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.</p>
<p>Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise Üzeyr kelimesi Arapça değil İbranicedir (el-Ukberî İmlau ma menne bihi&#8217;r Rahman Mısır 1961 II 7).</p>
<p>İbranice&#8217;de Üzeyr kelimesinin karşılığı &#8220;Azra&#8221;dır. Tevrat&#8217;ın bu dildeki nüshasında böyle geçmektedir (Biblio Hobraica nşr. Rud. Kittel Stuttgart1952; Esra VII1; Nehemio VIII13).</p>
<p>Üzeyr (a.s) Harun Peygamber&#8217;in neslinden gelmektedir (es-Sa&#8217;lebî el-Arais Mısır 1951 344).</p>
<p>Üzeyr (a.s)&#8217;ın adı Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de bir yerde geçmektedir: &#8220;Yahudiler. &#8216;Üzeyr Allah&#8217;ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah&#8217;ın oğludur&#8217; dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) önceden inkâr etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah&#8217;tan ayrı rehber edindiler Meryem oğlu Mesîh&#8217;i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah&#8217;a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir&#8221; (et-Tevbe 9/30 31).</p>
<p>Burada söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn Abbas&#8217;ın rivâyetidir. Buna göre Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan Tevrat&#8217;ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah&#8217;a çok ibâdet etti; O&#8217;na yalvarıp yakardı. Allah&#8217;tan inen bir nur onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat&#8217;ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat&#8217;ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat&#8217;ın içinde bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)&#8217;ın öğrettiğinin aslına uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)&#8217;ı çok sevdiler. Fakat bu hususta aşırı gittiler. &#8220;O olsa olsa Allah&#8217;ın oğludur&#8221; dediler (İbn Cerir et-Taberî Camiu&#8217;l-Beyân Mısır1951 X111). Bu âyetler onların bu hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da İsâ (a.s) Allah&#8217;ın oğludur diye söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl olduğu anlatılmış ve Yüce Allah&#8217;ın onların bu iddialarından münezzeh olduğu ifâde edilmiştir (el-Beydâvî Envaru&#8217;t-Tenzîl ve Esraru&#8217;t Te&#8217;vîl Mısır 1955 I 196).</p>
<p>Yahudilerin bu hususta aşırı gitmeleri Kur&#8217;an&#8217;ın başka yerlerinde de tenkid edilmiştir. &#8220;Vay haline o kimselerin ki Kitabı elleriyle yazıp az bir paraya satmak için &#8220;Bu Allah&#8217;ın katındandır. &#8221; derler. Ellerinin yazarlığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!&#8221; (el-Bakara 2/79) mealindeki âyette Yahudiler kasdedilmektedir. Onların Tevrat&#8217;ı tahrif ettikleri ondan sonra kendileri tarafından yazılan bir kitabı Allah&#8217;ın kitabı diye tanıtmaları söz konusudur. Onlar bu şekilde kitab yazmışlar Allah&#8217;ın kelâmı olarak ileri sürmüşler ve bununla menfaat ile nüfûz sağlamaya çalışmışlardır. Bu âyette onların bu yaptıkları tenkid edilmektedir (Muhammed Ali es-Sâbûnî Safvetu&#8217;t-Tefâsir İstanbul 1987 I 71 vd).</p>
<p>Aşağıdaki âyette de Yahudilerin bu durumu tenkid edilmiştir:</p>
<p>&#8220;Onlardan bir grup okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde &#8220;Bu Allah katındandır. &#8221; derler. Onlar bile bile Allah&#8217;a iftira ediyorlar&#8221; (Âlu İmran 3/78).</p>
<p>İbn Abbas (r.a)&#8217;dan nakledildiğine göre bu ayette de Yahudiler kasdedilmektedir. Buna göre onlar Allah&#8217;ın kelâmını kaybetmişler. Kendi uydurduklarını Allah&#8217;ın kelamı olarak tanıtmaya çalışmışlar. Onların bu yaptıkları yalan ve uydurmadır (ez-Zemahşerî el-Keşşâf Kahire1977 I 182 vd.).</p>
<p>Üzeyr (a.s) ile ilgili bulunduğu söylenen diğer bir ayet de şöyledir;</p>
<p>&#8220;Yahut görmedin mi o kimseyi ki evlerinin çatıları duvarları üzerine çökmüş (yıkık dökük olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı. &#8220;Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!&#8221; dedi. Hemen Allah onu öldürdü yüz sene sonra tekrar diriltti. &#8220;Ne kadar kaldın burada?&#8221; dedi. &#8220;Bir gün yahut bir kaç saat&#8221; dedi. Allah ona: &#8220;Bilakis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir âyet (ibret işâreti) kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak onları nasıl birbiri üstüne koyuyor sonra ona nasıl et giydiriyoruz. &#8221; dedi. Durum kendisince anlaşılınca &#8220;Şüphesiz Allah&#8217;ın her şeye kadir olduğunu bilmeliyim&#8221; dedi (el-Bakara 2/259).</p>
<p>Bu ayette söz konusu olan zatın kim olduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır. Fakat alimlerin ekseriyetine göre bu zat Üzeyr (a.s)&#8217;dır (el-Beydâvî Envaru&#8217;t-Tenzîl I 57).</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.s) Üzeyr (a.s)&#8217;ın peygamber olup olmadığı hususunda şöyle buyurmuştur: &#8220;Bilmiyorum Üzeyr peygamber midir değil midir?&#8221; (Ali Nasıf et-Tâc III 302). Bundan dolayı İslâm inancında Üzeyr (a.s)&#8217;ın peygamberliği ihtilaflı kabul edilmiştir.</p>
<p>Peygamber olsun veya olmasın Üzeyr (a.s) Allah&#8217;a tam manasıyla inanmış kamil imân sahibi olan bir zattı. Hayatı boyunca Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için şerden kaçmış hayra koşmuştur. Çevresindeki insanları da bu şekilde inanmaya ve Allah&#8217;ın emir ile yasaklarına riâyet etmeye davet etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edep.org/peygamberler/hz-uzeyr-as-hayati-ve-kisiligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
