MUS’AB BİN UMEYR Hakkında 2 Soru ve Cevap
Soru: Mus’ab bin Umeyr’i Mus’ab bin Umeyr yapan özellikler nelerdir?
Cevap: Mus’ab b. Umeyr Ashab-ı kiramın en büyüğü değildi. Ancak hayat-ı seniyyeleri itibariyle en büyük sahabilere denk bir misyon eda ettiğinde de şüphe yok. Bu konuda öncelikle bir kere daha şu tesbiti hatırlamada yarar var: Allah belirli dönemler itibariyle İslâm’a öyle insanlar lütfetmiştir ki bunların çoğunun eşi-menendi yoktur. Eğer onlar bugün veya bir başka dönemde yaşasaydılar eda ettikleri misyonları aynı enginlikle eda edemezlerdi. İşte Mus’ab b. Umeyr bu ölçü içinde tarihî misyonu olan Hz. Hamza Hz. Abdullah b. Cahş.. gibilerinden hiç de geri olmayan çok büyük bir sahabiydi..
Evet o Hz. Hamza Abdullah b. Cahş gibi sahabilerin yanında abideleşen kahramanlık misali olan insan-üstü insanlardandı. Sadece onlar mı? Elbette hayır. O kıyamete kadar arkasından gelecek olan dava erlerinin abideleşeceği temelleri de belirlemiş ve bu yönüyle de duygu düşünce ve sinelerimizde sonsuzluğa ermiş babayiğitlerdendir. Onun için böylelerini değerlendirirken onların tarihî misyonlarını hiç ama hiç unutmamak lazım.
Mus’ab b. Umeyr gözlerinin içine günah girmemiş cahiliyye çarpıklıklarını tanımamış birisidir. Yani haramın Mekke sokaklarında ve Harem’in etrafında matafın içinde kol gezdiği bir dönemde bile o hiç harama bulaşmadan İnsanlığın İftihar Tablosu’nun “cazibe-i kudsiyesi”ne kapılmış ve bir pervane gibi o ateşin etrafında dönmeye başlamıştı. Bununla beraber onu bekleyen birçok meşakkat sıkıntı ızdırap ve çile vardı. Evet o bir taraftan Mekke’nin en çileli sıkıntılı dönemlerini yaşarken öte taraftan annesinin tehditlerine hiç mi hiç kulak asmıyor ve hep Hz. Muhammed (sav)’e yakınlığını korumaya çalışıyordu. İşte bu yakınlık onu “ahlâk-ı âliye” ile ahlâklanmaya yükseltti ve zirve insan yaptı. Zira Allah Rasûlü (sav) onu her şey olabilecek bir balmumu seviyesinde iken ele almış kendi kalıbına koyarak istediği gibi şekillendirmişti.
Mus’ab b. Umeyr “medenîlere galebe ikna iledir..” düsturunu kullanarak Kur’ân’ın elmas düsturunu anlatma işinin tam eriydi. Evet güç dengesinin olmadığı dolayısıyla teknik ve stratejinin önem arz ettiği bir yerde tebliğ ve irşad işini tam anlamıyla yerine getirebilecek bir er. Tabir caizse o âdetâ bu işe göre programlanmıştı. Birdenbire tansiyonu yükselen hissiyatına mağlup düşen bağırıp-çağırmaya başlayan iş sarpa sarınca “ben artık yokum..” diyerek çekip giden asabî bir tip değildi. Tam aksine yüzüne tükürük atıldığı yerde bile tavrını değiştirmeden en öfkeli insanların tansiyonlarını aşağı çekmesini bilen sağlam iradeli biriydi. Yani tam bir denge düşünce ve irade insanıydı.
Bir dönemde Mekke’de ailesinin güzide bir çocuğu olarak depdebe içinde yaşama imkânına rağmen o bunların hepsini bir çırpıda terk etmiş ve Nebiler Serveri’nin çileli yolunu hem de iradî olarak seçmişti. Demek ki onun en önemli vasfı böyle bir iradeye sahip oluşuydu. Ağzına içki koymayan kadınlara karşı zaaf göstermeyen annesinin tüm menfî tavırlarına rağmen onu kırmadan rencide etmeden idare etmesini bilen ve hep Allah Rasûlü (sav) ile münasebetini kavi sıcak ve canlı tutan biri. Görüldüğü gibi bunların hepsi irade isteyen davranışlar olmasına karşılık o bunları başarmıştı. İşte Kâinatın Fahri (sav) insanlara yükleyeceği misyonları itibariyle çok iyi seçme ve değerlendirmesi yönüyle -ki Allah Rasûlü’nün bu özelliği bize “Muhammedün Rasûlullah” dedirtir- tebliğ ve irşad vazifesiyle başkasını değil onu seçip Medine’ye göndermişti. Hz. Ebu Bekir’e Hz. Ömer’e Hz. Ali’ye rağmen Mus’ab b. Umeyr.. ve o Medine’de hiç mi hiç panik yaşamadan sergilediği ciddi tavırla gönüllere itminan salmış Useyd b. Hudayr Sa’d b. Muaz Sa’d b. Ubade gibi devâsa kametlerin İslâm’la şereflenmelerine vesile olmuştu.
Evet o eşyanın perde arkasına gözlerini açmış ölümü gülerek karşılamaya hazır tam bir dava eriydi. Zaten hayatını da hep bu çizgide sürdürdü bu çizgide noktaladı. O Uhud’da şehid olunca bedenini örtecek kefen bulunamamıştı.. bulunamamıştı da avret mahalli üzerindeki peştemalle örtülmüş sair yerlerine “ızhır otu” kapatılarak gömülmüştü.
İşte bu ruh haleti içinde yaşayan Mus’ab b. Umeyr Allah Rasûlü’nun önünde savaşırken bir kolu koparılınca öbür kolunu o da budanınca hiç diriğ etmeden kinle nefretle kalkan kılıçlara boynunu uzatmıştı. Görüldüğü gibi o hep irade yörüngeli meşiet-i İlahiyyeye râm olan bir hayat yaşamıştı. “Allah bana bu iradeyi verdiyse ben de hayatım boyunca onun kavgasını vermeliyim” şuuru içinde dolu dolu yaşanan bir hayat.
Hâsılı; Mus’ab çetin olma zor olma ve aşılamayan tepe mânâsına gelen ismiyle önüne çıkan her engeli Allah’ın inayetiyle aşmış ve rahmet-i Rahman’a kavuşmuş çoklarının her zaman hayâl hanesini dolduran şehadet ile hayatını noktalamıştı.